Category Archives: NAMAZ

Namaz Müslûmana Şereftir !

Standard

Namaz Müslûmana Şereftir !

 Esselâtû Hayrûn Minén Nevm

“Resulü Ekrem”, Bilâl sabah namazı okurken uyanmamış Bilal kapıyı şiddetle vurarak, hiddetle

‘Esselâtû hâyrûn minen nevm Ya Resûlallah”

diye iki defa bağırmış Resulü Ekrem hemen uyanmış ve hücresinden kapıya çıkarak bu çok güzel
Ya Bilâl daima söyle demiştir.

Siz Neyi Bekliyorsunuz?

Standard

namaaz

Bekleyenler var…

Amansız hastalığın pençesinde kıvranırken, hasta yatağında hayata tutunmak için bir umut bekleyenler, bir ses bekleyenler var…

Gizli gizli Rabbine yakarıp, dualarının bu seste yankı bulmasını isteyenler…

Bir yolcuyu bekleyenler vardır bazen, yada yola çıkmak için bekleyenler…
Kabirde kıyameti bekleyenler var; ya cennet bahçesinde, ya da cehennem çukurunda…
Bu ikincisinden Allah’a sığınırız.

Kabre girmek için sıra bekleyenler…
acele etmeyin nasıl olsa sıra size de gelecek, kime gelmemiş ki! Ölümü kendine yakıştıramazken insanoğlu, nasılda ansızın yakalanıveriyor hiç de beklemediği bir anda…

Şu hayata dair beklentileri olanlar, farklı beklentiler içine girenler…
Hayatın akışı içerisinde, beklentilerinin hangi doğrultuda olduğunu iyi idrak etme temennisinde olmalılar. O’nun, yani Yüce Yaratıcının rızasının hangi işlerde ve zamanlarda olduğunun bilinci içerisinde bir lütf-u ilahi olan şu mübarek “namaz” ve bu müstesna buluşmanın “vaktini” beklerken, bu mübarek anların bizlere kazandıracağı manevi boyutunu, bir arınma vesilesi yapanlara aşk olsun!

Abdullah b. Ömer (ra) anlatıyor:

“Rasûlullah (sav) ile beraber akşam namazını kıldık. Cemaatin bir kısmı gittiler, bir kısmı da ibadete devam ettiler. Bir ara Rasûlullah (sav) nefes nefese, eteklerini sıvamış, koşarak geldi ve şöyle buyurdu:

“Müjdeler olsun size! Rabbiniz göğün bir kapısını açtı. Kullarıma bakın! Bir farz namazı kıldıktan sonra diğerine hazır bekliyorlar” buyurarak, sizinle meleklere övünüyor.” (İbn Mace)

İşte bu bekleyiş, bu kutlu zaman dilimi, hayatın gülistana döndüğü demlerdir. Rengarenk çiçeklerin, dağılıp savrulan yapraklarını bir araya topladığı anlar, çorak toprakların suyu beklediği gibi… sonra, yağmurun bardaktan boşanırcasına bir bahar akşamında toprağa yansıması gibi… “ey bana Yüceler Yücesi Rabbimden lütfedilen muhteşem namaz seni bekliyorum” demeyi ne çok isterdim. Bu özlemimizi her iki namaz vakti arasına sığdırmayı bahşetsin bize Yaratan.

Namaz, Müminin hakiki hürriyete kanatlanışını ifade eder. Her türlü maddi kayıtlardan ve prangalardan kurtuluşunu, maddi sınırların ötesinde manevi âlemlere seyrini gerçekleştirir. Mümin, bir ‘Hayy’, ‘Lâyemut’ (ölmez) ve Samed olan Allah’ın huzuruna yükselirken, Namaz’la hakiki hürriyetin hazzını yaşar…

Ya ezanlar… Şu mübarek ezanlar da birer hürriyet çağrısı değil midir? Kollarını semaya uzatmış muhteşem mabetlerden yankılanan, günde beş vakit “Allah-u Ekber!” nîdasının ardından, vaktin geldiğinin ve bu kutlu davete icabet etmenin heyecanını yaşarken…

Her “hayyaale’l felâh” çağrısının özünde, “dünya zindanından, günah bataklarından kurtuluşa geliniz!” davetini duyarız an be an. Her namaz vaktinde yeni bir şevk ve neşve ile Hakka boyun eğmenin onurunu yaşar Müslümanlar…

İnsani ve ahlaki duyguların ön plana çıktığı bir mağfiret, bir bağışlanma vesilesi ve kulluk gibi muhteşem bir payenin tezahürü bu bekleyişler…

Günde beş vakit Yaratıcı ile muhatap anı, insana varlık idrakini tattıran, hayatın ötesine pencereler açabilmemizi sağlayan ve gafletten uyanmaya sevkeden bu müstesna kutlu dakikaları,

Her dem iştiyakla bekleyenlerden oluruz inşaAllah.

Aminnn

Namazın İlkleri…

Standard

 

Efendimiz farz namazın elli vakitten daha aza indirilmesini istediken sonra ,
Allah c.c Efendimiz(s.a.v)e ;


“Ey Muhammed ! bu namazlar her gün ve her gecede 5 keredir.Her namaz için on hasene vardır.O halde bu beş vakit elli vakit sevabıdır”


ilk farz namazlar bu ümmete elli vakitti , sonra hafiflik olsun diye beşe indirildi ancak sevabı aynı kaldı.diğer bir hikmeti ise namaz diğer ümmetlerde dağınık idi.

 

Bazısında sabah bazısında öğle bazısında akşam namazı vardı. Allah(c.c.) bunların hepsini efendimiz ve ümmeti için toplamıştır.

 

Zira efendimiz (s.a.v) dünya ve ahiretteki bütün faziletlerin toplandığı mecmai (toplandığı zat)tır.

-Sabah namazını ilk kılan Adem (a.s) dır.
-öğle namazını ilk kılan ibrahim (a.s)dır
-ikindi namazını ilk kılan yunus (a.s) dır
-akşam namazını ilk kılan İsa (a.s) dır
-yatsı namazını ilk kılanda Musa (a.s) dır.

Şöylede denilmiştir.ilk beş vakiti kılan Adem (a.s) dır.Ondan sonra namazlar peygamberler arasında dağılmıştır.

-vitirnamazını ilk kılan ise miraç gecesi Efendimiz (s.a.v) olmuştur.

-SECDEYE İLK KOŞAN CEBRAİL (a.s) OLMUŞTUR.bundan dolayı peygamberlerin Refiki (arkadaşı) ve sefiri (mevla ile aralarında elçi) olmuştur.

ilk SUBHANALLAH diyen yine CEBRAİL (a.s) dır.
ilk
ELHAMDÜLİLLAH diyen ADEM (a.s)
ilk LAİLAHEİLLALLAH diyen NUH (a.s)
ilk ALLAHUEKBER diyen İBRAHİM (a.s)
ilk LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİM diyen MUHAMMED MUSTAFA (sallallahu aleyhi ve sellem ) olmuştur.

Sonra bu bütün ibadetleri RABBÜL ALEMİN azze ve celle Efendimiz(s.a.v)de toplanmıştır.


kaynak- RUHU’L BEYAN :1/36

Seccadem…Şiir Dinle

Standard

SECCADEM mp3 Dinle

 

Nefsimden huzur-u İlahi’ye kaçış yerimdir. Eğilmez kibirimi rükûda büktüğüm, kırılmaz gururumu secdede sürttüğüm yerin adıdır. Rızk istediğim, ilim talep ettiğim, af dilediğim, yalandan, haramdan, görünmez kazadan ve belâdan, iftiradan, cehennemin narından, kabir azabından O’na sığındığım yerdir.

Zalimden, zulümden, cehaletten, ihanetten kaçarken çalacağım kapının eşiği, beni benden kurtaracak tek Kurtarıcı’nın merhamet makamına iltica dilekçemin kabul yeridir o.

İçi başka, dışı başkalardan, dili başka, kalbi başkalardan, aklıyla gönlü arasında köprü kuramayanlardan, hem kendini hem de başkalarını kandıranlardan, zararla oturup zararla kalktıkları halde kârlı olduklarını zannedenlerin zannından O’na sığındığım yerdir; seccade!..

“Var” ;da imtihanımın şımarıklığından, “yok”ta imtihanımın tıkanıklığından, zaafiyetimden, zavallılığımdan, el açıp boyun büktüğüm, diz vurup alın sürdüğüm, Miraç’a “start!” yeridir; seccadem!

Nemrut’tan Hz. İbrahim’e, Firavun’dan Hz. Musa’ya, İsrailoğulları’nda n Hz. İsa’ya, Ebu Cehil’lerden Habibullah’a dönüş yeri, küfürden imana geçiş yeri, karanlıktan ziyaya varış yeri, putlardan Allah’a tapış yeridir, seccadem!

Şükür yeri, , zikir yeri, fikir-tefekkür yeri, madde ile mânâyı, dünya ile ahireti ayarlama yeri, insan-ı kâmil olma yeridir.

Ruhumun, bedenimin huzur bulduğu, Yaradan’ıma sevgimin, muhabbetimin, bağlılığımın, ibadetimin; kulluğumun ifadesidir, seccadem!

Necaset dolu dünyamda seccade kadar pak bir mekânım, ahirete; seccade kadar, seccade gibi, götürebileceğim bir “ahiret sermayem” olsun inşAllah..

Hürmet Tâzim Eylemi(Rükû)

Standard

 

“ Ey İman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbiniz’e ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.”
Rükû ; İnsanın elleri dizlerine değecek, başı, beli ve arkası düz olacak şekilde eğilmesidir. Namazda rükû yapmak farzdır.

 

Sırf Allah için olan bir teslimiyet, bir boyun eğiştir.

Neden Rükûdan Secdeye inmeyiz de tekrar Kıyâm’a avdet edip (doğrulup) Kıyâm demek olan Kavme’yi yaptıktan sonra Secdeye ineriz? Bütün bunlar anlamsız-hikmetsiz olabilir mi?

 

 İbadetlerin en büyük özelliği ve hikmeti; Birer İlâhi emir ve Mucize olmaları, çok şiddetli ve yoğunluklu cazibe kaynağı olmalarıdır.

Rükû ve Secde sırf ibadet olup, âdet dışı kalmaktadır. İnsanın ayakta durması (Kıyam’ı) ve oturması (Kâdesi) normal davranışlarındandır. Kıyâm’ı ibadet yapan şey; İçinde okuduğumuz Kur’an dır. Yani kıyamda kıraat Farzdır. Kâde de de Teşehhüd Vaciptir. Ama Rükû ve Secde insanın normal davranışı değil, İbadet maksadı ile yaptığı şeylerdir. Bir kaynağımız bunu şöyle vermektedir:

Namazdaki Kıyâm ve Kâde’ye nisbetle Rükû ve Secde, birer ibadet olmakta daha kuvvetlidir. Bunun içindir ki Rükû ve Secdenin zikirleri Farz değil, Sünnet olmuştur. Yani Kıyâm ve Kuûd halleri, insanların çokça yaptıkları ve âdetleri olan hallerdendir. İşte bunları âdet olmaktan çıkartıp İbâdet haline getirmek üzere Kıyâm’da Kırâet Farz olmuş, Kâde de de Teşehhüd Vacip olmuştur.
Rükû ve Secde halleri ise, âdette olmayıp ancak İbâdet olarak emredildikleri için kendilerinde yapılacak olan zikirlerle ayrıca fazladan takviyeye muhtaç olmamışlar ve bu yüzden bunların zikirleri Farz kılınmayıp Sünnet olmuş, Sünnet seviyesinde tutulmuştur.

Rükû ve Secde çok kuvvetli bir saygı, hürmet tâzim eylemidir.

 

Rükû’a nisbetle Secde daha kuvvetli bir eylemdir.

 

 Bunu anlamak için insanların rasgele duruş ve hareketlerine daha dikkatli bakmak gerekir. Bakıldığında görülür ki insanlar, normal olarak: ya oturmakta, ya ayakta, yada yürür vaziyettedirler. Yani ibadet maksadı dışında insanların Rükû ve Secde haline geçtikleri pek görülmez. Zaten Allah’ın dışında, hiçbir faninin önünde insan eğilmemesi gerekir. Daima başını dik tutmasını bilmeli, Rükû ve Secde haline gelmemelidir.

Rükû, yalnızca Allah’ın huzurunda eğilmek demektir. Rükû tam bir boyun eğiştir. Çok büyük bir saygı eylemidir. Bunun için çok özel bir ibadettir.

Rükû, Namazın Sidre-i Müntehâsı olan Secdeye doğru giden yolda, yolu yarılamaktır.
Rükû, Hakk’ın yakınlığına erme yolunda büyük bir aşamadır, bir perdeyi daha aralamaktır.
Rükû, Kıyâmla Secdenin birbirinden fark ve temyizidir. Bu fark ve temyiz iyice anlaşılsın diye araya bir de Kavme meşru kılınmıştır. Tâ ki namazın ruhu, sırrı ve Sidre-i Müntehâsı olan Secde bütün güzellikleri ve özellikleri ile ortaya çıksın diye Rükûdan sonra hemen Secdeye gitmeye izin verilmemiştir. Ayrıca Rükûda Kur’an okumaya da izin verilmemiştir. Hz.Peygamber (SAV) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“ Haberiniz olsun ki ben, Rükû ve Secde’deyken Kur’an okumaktan men edildim! Siz Rükû’dayken – Sübhâne Rabbiye’l Azîm – diyerek Rabbinizi tesbih ediniz! Secde de ise –ayrıca çok istekli bir şekilde – dua ediniz! Secde duânızın kabulüne en lâyık makamdır!”.

Rükû farzdır, Rükûda en az bir defa Tesbih edecek kadar durmak Vâcip, üç defa tesbihte bulunmak ta Sünnettir. Rükû’un tesbihi – Sübhâne Rabbiye’l Azîm – dir. Anlamı; “ Ben ulu ve Yüce Rabbimi her nevi kusur ve ayıplardan tesbîh, tenzîh ve tekrîm ederim.” demektir.


Namaz kılan Rükû veya Secde de: “ Sübhânekellâhümme Rabbenâ ve bihâmdik Allahümmeğfirlî” zikrini yapabileceği gibi, dünya ve âhiret için istediği dua ve niyâzda bulunabilir.

Rükûda bunlarla meşgul olan Mü’min Kavmeye giderken (Rükûdan doğrulurken)

 

Tekbir almaz da: – Semiallâhü limen hamideh – der. Ardından – Rabbenâ lekel hamd – diyerek Rabbine hamdini ve teşekkürünü arz eder.

Yani bu şu demektir: Ey kul sen Rükûda Rabbini tesbih ediyor, dualar yapıyorsun. Rabbin senin yaptıklarını işitir, kaldır başını, sen de ona teşekkür et.

alıntı.

Secde et ve yaklaş!

Standard

 

“Gördün mü, namaz kılarken bir kulu men edeni? Söyle bana! Ya o (namaz kılan kul) doğru yol üzerinde ise! Yahut takvayı emrediyorsa!”

Takva. Takvayı kısaca Allah’ın emirlerine uygun yaşamak diye özetlesek, çok kısa mı olur?

Sureye devam edelim:

“Söyle bana! Ya o (diğeri de) hakkı yalan sayıyor ve (îmandan) yüz çeviriyorsa? Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu? Sakınsın o. Yok eğer vazgeçmezse, andolsun ki, onu Perçem(in)den, o yalancı, günahkar perçemden yakalayıp (cehenneme) sürükleriz.”

Kim ki kendi kavm-u kabilesine, ahbabına güvenirse boşunadır: “Artık o (kendisine yardım edecek) grubunu çağırsın. Biz de zebanîleri çağıracağız.”

Kur’an’daki muhteşem secde ayetlerinden biriyle sure son bulur:

“Sakın, (seni ibadet ve taattan men edene korkup) boyun eğme; (Allah’a) secde et ve (böylece O’na) yaklaş.”

İnsana iki emir: Secde et ve yaklaş!
İnsana iki lütuf: Secde et ve yaklaş!

İnsanın kavuşabileceği en büyük iki pâye… Secde an’ı.

Ne güzel değil mi?…

Canınız mı sıkkın? İçinizden birilerine boşalmak geliyor ama kimsenin sizi anlamayacağını düşünüyorsunuz. Her şey üst üste geliyor, sanıyorsunuz ki sonu gelmeyecek. Oysa büyütülecek bir şeyde yok ortada. İşte bu, ruhunuzun daraldığı andır. Ruh ibadetle doyar, beden gibi gıdalarla değil. Beden acıktı mı sos veriyor ve yiyor içiyoruz. Ya ruhun gıdası? Ruhumuz aç bizim dostlar hem de ölesiye aç.

Böylesi anlarda, güzelce bir abdest aldıktan sonra secdeye kapanıp içinizden geldiğince Allaha dökseniz! Secdede Allah’ı daha çok düşünürüm ben. Evet, her an her daim beni görüyor ama o an yani secde anı bir başka. Sanki aramızda bir iletişim bağı kurulmuş. Ben konuşuyorum O beni dinliyor. Kabul olur mu olmaz mı derdinde değilim dualarımın. İçimi öyle bir zevk kaplıyor ki, secde etmeme müsaade eden kim? Bu lütfu veren kim?

Bugün tartışmaları bir kenara bırakıp secde anının lezzetlerini elimdne geldiğince sunmaya gayret ettim. Tabi ki içimizde bizden üstün derecelerde secde hallerinde olanlar muhakkak vardır. Onlarında o keyifli ve yüksek hallerini dinlemek isteriz. İyilikler paylaşıldıkça tadı bollaşır.

Selam ve dua ile