Monthly Archives: Ekim 2012

Borç…

Standard

Unutma; her insan dünyaya borçlu olarak gelir.
Hayatı boyunca da onları ödeye ödeye yaşar.İnsan doğduğu andan itibaren, onu karnında taşıyan
ve dünyaya getiren, büyümesine yardımcı olan “annelik” borcuyla başlar hayata…

Vesile olan ve rızkını temin için çırpınan insan için,
“babalık” borcu…

Evlendiğinde, yuvasına “sadakat” borcu..

Çoluk çocuğa karıştığında “sorumluluk” borcu..Ve dahası “vatan” borcu..Gözlerini hayata yumduğu andan itibaren, yeni borçlar çıkacaktır önüne;
Kulluk  Borcu

 A. Günbay YILDIZ

Çok Bedel Ödedik…

Standard

Çok bedel ödedik, dedi biri.
Oysa baktım, yaptığımız hatalar karşılığında, ne gözlerimiz kör olmuş, ne kulaklarımız sağır.
Ne Allah nimetini eksiltip huzûrundan kovmuş, ne evimiz ocağımız dağılmış.
Susuz da kalmamışız, uykusuz da. Hem hâlâ tam her uzvumuz da.

Ne olmuş?
Ne ödeme yapmışız?
Hiç!

Sadece eşsiz bir şefkat ve merhametle affedilmiş, benzersiz bir hayâ perdesi ile setredilmişiz.
O zaman bırakalım da bedel ödedik zannedip rahatlamayı, kendisine karşı suçlu olduğumuz kardeşlerimize, cân-u gönülden, kavlen ve fiilen, hakkını helâl et, diyelim.
Yüce Allah’ın affını, böylelikle dileyelim…

Alissa ve Jerome

Standard

Dar Kapı’da iki sevgili vardı Alissa ve Jerome aynı yolun yolcusu olmaya kararlı idiler. Ama Alissa sonradan Jerome’u sevmesinin Allah’ı sevmesine mani olacağını düşünecekti. Birbirlerinin bir diğerine O’na giden yolda tuzak olacağı kanaatindeydi .

Alissa Jerome, Alissa’ya takılıp , Allah’ı unutabilir veya Alissa , Jerome’yi geçemeyip Mevla’dan olabilirdi.Her birisi yekdiğerine Leyla olabilir, onun kalbindeki sevgi’ye gölge düşürebilirdi Yani , mahlukatta takılıp Halık’a yüz çevirmek korkusu.

Bence Alissa hem haklıydı, hem haksızdı Haklıydı , çünkü ‘’bir kalbe iki sevgi aynı anda sığmaz’’ diye düşünüyordu Yani ya mahlukat sevilirdi, ya Allah Ya Leyla , ya Mevla diyordu haliyle Peki , hem mahlukat, hem Halık sevilemez miydi ? Doğrusu , mahlukata kendi adına bakılırsa, cevap hayırdı.

Ama mahlukata bir de Halık adına bakmak var değil mi? Tercihlerimiz Ya Leyla, ya Mevla keskinliğinde değil çok şükür Leyla’yı Mevla adına sevmek diye bir kapı daha var. Çünkü, Mevla bize kendini Leylalarla tanıttırıyor,bizi onlarla sevindiriyor, kendini Leyla ile sevdiriyor İşte sevgili.Alissa’nın haksızlığı da bu kapıyı çalmamasıyla başlıyor O’na giderken mahlukatı terk etmek yerine , mahlukatı o’na yol etmek de vardı oysa.

Dediğin gibi, dostum, her şey, nihayet gelip’harfte’ düğümleniyor. Alissa’ya bu harfi öğretselerdi, herhalde ona kırk yıl köle olurdu Harfi hem okumalı , hem okumamalı Harfi hem görmeli hem görmemeli insan Okumalı çünkü onsuz kelime tam olmuyor Okumamalı , çünkü kelime ondan ibaret değil

Harfi görmeli çünkü isme giden yol onun üzerinden geçiyor Görmemeli , çünkü ona bakıp kalan isme geçemez Netice , harfe işaret ettiğ isim adına bakılmalı.Mahlukata Halık’a işaret eden deliller olarak bakmalı Leyla’yı Mevla’nın sevgisinin elçisi olarak görmeli.

Elçiyi padişah yerine koymamalı,doğru Ama elindeki mektubu da okumadan etmemeli Çünkü mektup Padişahındır
‘’ Ey kendisinden başkasını sevmeme razı olmayan Rabbim,’’diyordu çaresiz Alissa ,

Her şeyimi elimden aldığın gibi kalbimide al’’

Ne kadar haklı değil mi? Ayine-i Samed olan kalbinin başka mahbublara peşkeş edilmeyeceğini kavramış, masum bir insanın duası bu

‘’İşte kalbimi taşıyamıyorum , onu benden al’’ der gibiydi

Onun adına olmayan sevgiler , kalbi kanatıyordu.Yalnızlıklara , Firkatlere savuruyordu Çünkü , husülü anında zevali başlar her şeyin Her vuslat gerçekte bir firkat habercisidir Kemal zevalle ikiz kardeştir Her sevda bir veda Kalbi olan hangi insan dayanır buna Alissa, ne kalpsiz yaşamaya razı, nede kalbini öldürmeye O fetret insanıydı ve kalbiyle ölmek istiyordu:

‘’ Senden başka bir şey görmeyeceğim bir yereal beni, Rabbim!’’ Zihnim bu günlerde bu saf , duru sevecen cennet tarifiyle meşgul o böylece ölümü istedi Ve Rabbi ona ölümü verdi Bense ,bir Kur’an talebesi olarak , yaşamayı istiyorum’’ Ölüm dediğin nedir ki Rabbim; Senin için yaşamayı bile göze aldım ‘’ diyerek senden başka bir şey göstermeyen bir yerde yaşat beni, Rabbim!’’ diye dua ederek
Alissa’nın hatası muhtaciyet halini aşmaya çalışmasıydı Jerome’u sevmeye muhtaçtı Allah’ı sevmeye de muhtaçtı çare bu ihtiyaçlardan birini inkar etmek değil , ikisini de görüp , ihtiyacı verene iltica etmekti Jerome’a muhtaç olan Jerome’u Jerome’dan değil , Jerome’un Sahibinden istemeli

İnsan sevmeyi de ister , sevilmeyi de Sevmeye de muhtacız , sevilme yede O halde , bu ihtiyacımızı görüp bize niye verildiğini düşünmeli, bizi nereye götüreceğini fark etmeliyiz Sevdiklerimiz var , Doğru Sevenlerimiz var, doğru O halde , yola buradan yürümeye başlamalı İşte can dost , kalbimizi keşfettik O bize kalbimizi verdi Kalbimizi öldürmek yerine , kalbimizi O’na yol eyleyelim diye Kalbimizi adımlayan bir yolcu olmalıyız, dost Ve kalbimiz önde , mahlukat boyu yürümeli yürümeliyiz Her birinin alnına bir Leyla sevgisi kondurabilmeli, ve o Leyla’yı Mevla’nın elçisi , kapıcısı, tablacısı eylemeli Güle aşık olmalı ,ta ki gülü onun ismini harfi eyleyelim.

Hasılı, Allah’ı sevmemiz mahlukatsız olmamalı, mahlukatı sevmemiz Allah’sız olmamalı Elçi Padişah değildir Ama Padişah’tan haber getirir …

İbretlik Bir Hadise…

Standard

Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak. Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır.Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..
Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar.. Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.
Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan.. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile.. İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar…
İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:
“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”
Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar “Âdetiniz böyle değil mi?” “Ne âdeti?!” der Hoca..
Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..
Der ki meczub bu kez:
“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun?
Kızacaksan herkese kız, tek bana değil! Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der.. “Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”..
Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,bıyık altından gülüşmeler başlamıştır..
Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:
“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı.. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..” Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca; “ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar. O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar! Aynen doğrudur dedikleri çünkü;
Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği.. Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.
“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle
Hoca.. O da der ki: “Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı! Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda… “
Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.” Bildirince bildiren, yüreği olan görü elbet..