Monthly Archives: Ekim 2011

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla.

Standard

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla.

1. Allah’ım, günahlarım beni dilsiz etti.İsyanlarımın çokluğu beni mahcup etti. Şiddetli gaflet sesimi kıstı. Rahmet kapını çalıyor ve efendim dayanağım olan Şeyh Abdül Kadir Geylâni nin Sence makbül ve kapıcın yanında tanınan sesiyle, mağfiret kapında durarak şöyle sesleniyorum:

2. Ey rahmeti her şeyi kaplayan! Ey herşeyin iç yüzü ve hükümranlığı elinde olan!

3. Ey kendisine hiçbir şey zarar vermeyen, kendisine hiç bir şey fayda sağlamayan, Kendisini hiç bir şey mağlup edemeyen, Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, Kendisinden hiçbir şey ağır gelmeyen, hiçbir şeyden yardım beklemeyen, hiçbir şey Kendisini başka bir şeyle meşgul olmasından alıkoymayan, hiçbir şey kendisine benzemeyen, hiçbir şey kendisini âciz bırakamayan Allah’ım!

4. Benim her şeyimi bağışla. Öyle ki beni hesaba çekeceğin hiçbir şey kalmasın.

5. Ey her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında olan! Ey hiçbir şey yokken var olan! Ey her şeyden sonra da varlığı devam eden! Ey her şeyin üstünde varlığı zâhir olan! Ey her şeyden başka ve Bâtın olan! Ey her şeyi emri altında bulunduran Allah’ım!

6. Benim bütün günahlarımı bağışla, şüphesiz Senin her şeye gücün yeter.

7. Ey herşeyi bilen, herşeyi kuşatan, herşeyi gören, her şeye şahit olan, herşeyi gözetip kontrol eden, her şeye lütufta bulunan, her şeyden haberdar olan Allah’ım!

8. Bütün günah ve hatalarımı bağışla! Öyle ki, beni hesaba çekeceğin hiçbir şey kalmasın. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.

9. Allah’ım senden ayrı yaşamaktan ve bayağı arzularımdan, Senin celâlinin izzetine, izzetinin celâline, saltanatının kudretine, kudretinin saltanatına sığınırım.

10. Ey dergâhına sığınanları koruyan Allah’ım. Beni şeytani arzulardan koru, beşeri kirlerden temizle, Peygamberin olan Hz. Muhammed’in (a.s.m ) candan sevgisini nâsip ederek, gaflet pasından cehâletten gelen evhamlardan uzaklaştır. Öyle ki benlik ve enaniyet tamamen yok olup her şeyim Allah için, Allah adına, Allah yolunda ve Allah tarafından olsun. Böylece Allah’ın nîmeti sayesinde ihsan deryâsına dalsın, Allah’ın kılınçlarıyla yardıma mahzar olsun, Allah’ın inayetiyle memnun olsun, Allah’tan alıkoyan her şeyden Allah’ın himayesiyle korunmuş olsun!

11. Ey nûrların nûru! Ey sırları bilen! Ey gece ve gündüzü döndüren. Ey herşeyi elinde bulunduran Melik! Ey izzet sahibi Aziz! Ey düşmanlarına galip gelen Kahhâr! Ey sonsuz merhamet sahibi! Ey sonsuz şefkat sahibi! Ey günahları affeden! Gaybleri çok iyi bilen! Ey kalb ve gözleri halden hâle çeviren! Ey kusurları örten! Ey günahları bağışlayan! Günahlarımı bağışla! Çareleri daralan, yüzüne karşı kapılar kapanan, Hak ehlinin yolunda yürümesi güçleşen, ömür günleri tükendiği halde nefsi gaflet, günah faydasız amel sahalarında başıboş yaşamaya devam eden kuluna merhamet et! Ey dua edildiğinde cevap veren ve ey hesabı çabuk gören! Ey keremi bol ve kullarına bağışı çok olan! Hastalığı artan, şifası güçleşen, çaresiz kalan, musibeti fazlalaşan ve senden başka sığınak ve ümidi olmayan kuluna merhamet et!

12. Allah’ım Kederimi, üzüntümü ve şikâyetimi sadece Sana arz ediyorum! Allah’ım Tek delilim, muhtaç oluşum; hazırlığım elimin boş olması ve çaremin tükenmişliğidir. Allah’ım! Senin cömertlik deryalarından bir damla, benim bütün ihtiyaçlarımı karşılar. Senin af dalgalarından bir zerre bana yeter. Ey yaratıklarına karşı çok şevkatli olan Vedûd! Ey yaratıkları tarafından çok sevilen Vedûd! Ey mahlukatı yoktan yaratan ve onları öldükten sonra yeniden dirilten! Ey dilediğini yapan!

13. Arşının rükünlerini dolduran Zatının nuru hürmetine, bütün yaratıklarına galip geldiğin kudretin ve herşeyi kuşatan rahmetin hakkı için istiyorum. Senden başka ilâh yok, ey kullarının imdadına koşan Allah’ım bize imdât et! Ömrüm boyunca işlediğim bütün günahlarımı ve dilimin sürçmelerini bağışla. Bunu rahmetinle yap, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Duamızı kabül eyle! Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

(Cevşenül Kebir’den alıntıdır. Bediüzzaman Said Nursi Hz’nin ettiği bir duadır. )

AMİN.AMİN.AMİN.

Kelime-i Tevhid

Standard

“Nasıl ki dil ile “ateş” demek dili yakmıyor, “su” demek harareti gidermiyor, “ekmek” demek karnı doyurmuyor, “kılıç” demek vücudu kesmiyorsa; aynı şekilde, sadece dille kelime-i tevhidi söylemek de kişiyi kötülüklerden (ALLAH’ın rızası dahilinde olmayan hallerden) alıkoymaz.

Söz kabuk, mâna özdür.

Söz sedef ise, mâna incidir.

Öz olmayınca kabuğu neylersin.

İncisi olmayan sedef neye yarar.

Kelime-i tevhidin sözcükleri ve mânası, beden ile ruh gibidir. Ruhsuz beden bir işe yaramadığı gibi, kelime-i tevhid de mâna olmaksızın hiçbir fayda sağlamaz.“

( Gazâlî)

Kalbin,kalbe secdesi

Standard

Bir hakikat talibi irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde rüyasında “kalbini secde ederken” görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden kalkmasını beklemiş beklemiş beklemiş. Fakat kalbi bir türlü secdeden kalkmak bilmemiş. Ne yapacağını şaşırmış kan ter içerisinde rüyasından uyanıvermiş. Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği güvendiği zat varsa huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar.

Derken içlerinden biri “Filan şehirde bir zat var onun yanına git belki o sana yardımcı olur” diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş:

 — “Efendim!” demiş “Kalp secde eder mi?”

Şeyh efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş:

— “Elbette eder; hem de ebediyete kadar!”

Bu cevap üzerine Şeyh efendinin düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış. Eylemek için önce istemek gerekir; eyleyebilmek için önce istemelisiniz. İstediğinizi eyleyebilmek için istemek yetmez; eyleyebilecek güce de sahip olmalısınız..

 İrade ve kudret bir fiilin olmazsa olmaz koşulu. Bunda kuşku yok! İsteğiniz ve gücünüz yoksa eyleyemezsiniz çünkü. İstek gücü güç ise eylemi meydana getirir.

‘İbadet’ de —tıpkı ‘âdet’ gibi— bir nevi tekrardır.

Bu iki tekrarlama işlemini birbirinden nasıl ayıracağız? Sözgelimi sürekli yemeklerden önce “el yıkamak” ile namazlardan önce “abdest almak” arasındaki ayrımı mümkün kılan ölçüt nedir?

Eskiler ‘ibadet’ ile ‘âdet’i birbirinden ayırmak için zorunlu bir şartın varlığına işaret etmişler: ‘niyet’. Yani eyleme bir şuurun bir bilincin eşlik etmesi. İbadet’i âdet’ten ayıran işte bu yönüdür; bilinçli yapılıyorsa eyleme bir bilinç eşlik ediyorsa ancak tekrarlanan o eylem ‘ibadet’ vasfını kazanır. Niyete hareket hareket değildir; meyldir sadece temayüldür. Hareketin anlamı hareketin kendisinde değil harekete geçiren sebepte yani amaçtadır. Amacını bilmediğiniz bir harekete anlam veremezsiniz. Bir eyleme anlam verebiliyorsak bu o eylemin amacını yani eylem sahibinin niyetini kestirebiliyor oluşumuzdandır. Kestiremeseydik anlam da veremezdik.

Bâyezid-i Bistamî “Yıllarca durmadan usanmadan insanları Allah’a davet ettim” demiş; “nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim hepsi beni geçmiş!” Kalbin secdesi “âzaların secdesi” gibi değildir. İnsanın âzaları yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider?

Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün bir daha kalkmaz kalkmayı istemez beceremez de zaten.

Ey talib asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir. Sen bak bakalım kalbin hiç secde ediyor mu? “Nedir secde?” diye soruyorsun. Bir kere daha söyleyeyim:

Secde hiç olmaktır hiçleşmektir. Hiçleşmek ise aslâ bir daha kalkamayacağın bir biçimde yüz sürmektir toprağa! Sen bu secdenin izini alınlarda değil kalplerde ara! Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan hiç tereddüt etme yüz süreceğin toprağı bulmuşsun demektir.

O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin!