Monthly Archives: Şubat 2011

Öyleyse Yetimi Sakın Ezme

Standard

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere…iyi davranın.” (Nisa-36)

Sıcak bir aile yuvasına ve şefkatle bakan bir çift göze hasret nice kimseler vardır. Bunlardan biri de yetimlerdir.Yetimler toplumlara

Allah’ın birer emanetidir.

İslam dini yetimlerin korunup gözetilmesini emreder. Onları sevmek, haklarını korumak, güler yüz ve tatlı dil ile ilgi göstermek dinimizin emridir. Yetimlerin tahsil ve terbiyeleriyle uğraşmak, topluma kazandırmak hepimizin görevidir.

Kur’an-ı Kerim yetimlerin himaye edilmesi, haklarının korunması ve terbiye edilmesi konusunda çok hassasiyet gösterir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de kendisine ibadet edilmesini emrettikten sonra, yardım edilmesi ve iyi davranılması gerekenleri sıralarken ana-baba ve akrabadan sonra yetimleri zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:

  “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere iyi davranın.” (Nisa-36)

 Yetimler asla incitilmemeli, mağdur edilmemeli ve azarlanmamalıdırlar. Yetim malına çok dikkat edilmeli, mallarına ve haklarına kesinlikle el uzatılmamalıdır.  

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de:

“Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” (Nisa-10)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) de fertleri ve milletleri mahveden yedi günahtan birinin “yetim malı yemek” olduğunu haber vermektedir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) de bir yetimdi. Kur’anı Kerim de Peygamberimiz’e hitaben: “O, seni yetim bulup barındırmadı mı?” (Duha-6) buyrulmakta ve “Öyleyse yetimi sakın ezme” (Duha-9) diye emredilmektedir.

Peygamber Efendimiz yetim kalmanın ne olduğunu çok iyi biliyordu. O yetimleri çok sever, onlara kol kanat gererdi. Ayrıca sahabeye de yetimlere iyi davranılmasını ve haklarının korunmasını emrederdi. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisi şerifinde:

“Kim bir yetimin başını Allah rızası için okşarsa, elinin değdiği her kıl için kendisine sevap verilir” diye buyurmuştur. bir başka hadisinde de: “Yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimseyle ben cennette işte böyle (iki parmağıyla göstererek) yan yanayız” buyurmuştur.

Yetimleri itip kakmak, onları hor görmek cahiliye adetlerindendir. Bizler kanımızdan kan-canımızdan can olan çocuklarımızı nasıl seviyor ve okşuyorsak, nasıl öpüyor ve kokluyorsak, nasıl bakıyor ve koruyorsak yetimlere de aynı his ve duygularla davranmalıyız.

Zira Müslümanlar olarak biliyoruz ki:

“Kim bir hayat kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış olur.” (Maide-32)

Selam ve dua ile… 

Aşktır…

Standard

Aşktır, cezbe-i sübhân-ı vedûd
Aşktır, gevher-i deryâ-yı vücûd
Aşktır, cevher-i iksîr-i kemâl
Aşktır, lem’a-i hurşid-i cemâl
Aşktır, şûle-i bezm-i âlem
Aşk ile geldi vücûda adem
Aşktır, silsile-i cenbân-ı hüdâ
Aşka dilbeste olur şah-ü gedâ
Aşk ile dinle ataî’nin sözünü
bildirir âdeme kendi özünü..

Allah’ın insanlara verdiği en büyük cezbe aşktır.
Aşk, varlık deryasının cevheridir.
Aşk, güzellik, güneşinin parıltısı, kemal iksirinin cevheridir.
Aşk Allah’ın yaratıcılık gücü, zincirinin bir halkası ve insanın var oluş sebebidir.
padişah da dilenci de aşktan kurtulamaz ve onun esiri olur.
ataî’nin sözünü aşkla dinle. insana insan olduğunu, kendi özünü öğreten yine aşktır.

 ataî

“Mismillah!”

Standard

Zeynep’le annesi, o içinde her şey olan kitabı, yani Kur’ân’ı okumaya başladılar. Önce annesinin ağzından bir fısıltı duyar gibi oldu Zeynep. “Efendim?” dedi. Kendisine bir şey söylendiğini sanmıştı. “Besmele çektim.” dedi annesi.

“Bismillahirrahmanirrahim.”

Zeynep şimdi daha iyi duymuştu. “Dedem beni kucağına alırken de aynı şeyi söylemişti.” dedi. Annesi gülümsedi. “Çünkü her işin başı ‘Bismillah’tır. Her işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim’ deriz. Kur’ân okumaya başlarken de, yemek yapmaya başlarken de…”

Zeynepcik sormadan edemedi:

 “Neden bismillah diyoruz ki? Sebebini tam anlayamadım.”

Annesi gözlerinin içine baktı Zeynep’in. Bu bakış çok hoşuna giderdi. Annesinin gözlerinin içinde kendisini görebiliyordu. Annesi anlatmaya başladı.

“Hani, hatırlar mısın, bir masalda, ‘Açıl susam açıl!’ deyince açılan bir kapı vardı. Kapı bu sözü söylemeden açılmıyordu.” Zeynep başını salladı. Annesinin gözlerinin içindeki Zeynep de salladı başını. “Biz bu söze ‘parola’ diyoruz. Dün seyrettiğimiz filmde de vardı, hatırlasana. Kapıya bir yabancı gelirse, parolayı soruyorlardı. Bilemezse içeri almıyorlardı. Parolayı bilmeyen dışarda kalıyor, yabancı ve düşman sayılıyor. Ama parolayı söyleyince, herkes dost olduğunu anlıyor ve sana öyle davranıyor.”

Zeynep bütün bunların “Bismillahirrahmanirrahim”le ilgisini merak ediyordu. Gözlerini annesinin gözlerinden ayırmadan öylece durdu. Dudakları aralanmıştı meraktan.

“Bismillah da onun gibi bir parola işte!” dedi annesi.

“Bir işi yapmaya başlayınca, varlıklar âleminin kapısını aralarsın. Onların seni tanımasını, sana destek olmasını umarsın. O zaman bir işe başlar başlamaz, kendini tanıtman gerek. Onları ve seni yaratan Allah adına burada olduğunu söylemelisin.

İşte ‘Bismillah’ diyerek, Allah’ın adıyla iş yaptığını hatırlatırsın, O’nun kulu olduğunu hatırlarsın, O’nun izniyle hareket ettiğini söylemiş olursun. Yani, bu âlemin parolasını fısıldamış olursun. Eğer parolayı söylemezsen, yabancı ve düşman sanılırsın. Bir bahçeye izinsiz girmek gibi bir şey bu! O zaman sana kapılar açılmaz, işlerin kolaylaşmaz. Parolayı söylersen kapılar açılır, yabancılık çekmezsin, hiçbir şey de sana yabancı ve düşmanmış gibi gözükmez.

“İşte biz de ‘Bismillah’ diyerek başlıyoruz okumaya; tâ ki Rabbimizin söyledikleri bize açılsın ve ne sorumuz varsa cevaplansın.”

Zeynep, “Şimdi ‘Bismillah’ deyince Kur’ân’ın kapağı kendiliğinden mi açılacak?” diye sordu. Annesi bu masumca soruya tebessümle karşılık verdi. Biraz gülüştüler. “Aslında, evet!” dedi annesi.

“Biz Allah adına açacağız Kur’ân’ı ve o da bize sırlarını açacak, sorularımızı cevaplayacak.”

“Hadi var mısın?” dedi annesi. Elinden tuttu Zeynep’in. Kur’ân’ın ilk kapağını Zeynep’in minik elleri kaldırdı.

Ama önce parolayı söyledi:

“Mismillah!”

Senai Demirci