Monthly Archives: Ağustos 2010

Ne Zaman Anarsam Seni

Standard

Reklamlar

Sübhane Rabbiye’l-Azîm

Standard

 

Her şey, ama her şey, canlı-cansız, büyük-küçük her şey sana eğiliyor. Hürmetle eğiliyor, yerlere kapanıyor.

Nereye baksam, hangi tarafa yönelsem böyle; bütün varlıklar senin hükmüne boyun eğmiş, rükû ediyor.

Adeta her şey dile gelmiş haykırıyor: “Gel sen de bize katıl! Eğil, senin ve bütün varlıkların sahibine! Yoktan v…ar edene eğil. Eğil ki, O senin başını eğdirmesin, seni kimseye zelil etmesin…”

Ne muhteşem bir nizam kurmuşsun Rabbim! Her zerreye damganı vurmuşsun. Görmek isteyenlere görünen, duymak isteyenlere haykıran damgalar ve işaretler… Görmek istemeyenlere silinen, duymak istemeyenlere dilsiz kesilen izler…

Ey Sevgili! En Sevgili! Ey Rabbim! Ufkumu aç göreyim, gönlümü aç anlayayım, perdeleri kaldır, duyayım, mevcudatın söylediğini, varlıkların hallerini. Çünkü onları şekillendiren sensin; onları söyleten de sen!..

Denizlerden yükselttiğin bulutları seyrettim. Heybetle doğrulan bir pehlivan gibi göğe yükseliyorlar. Yükseldikçe gürleşiyor, gürleştikçe sıra dağları andırıyorlar. Göklerde özgürce dolaşacaklarını sandım. Ama hayır! Anladım, yolları çizilmişti. Mağrur başlarını itaatle eğdiler, her biri yollarında yürüdüler.

İşte senin azametin karşısında damla damla yere kapanıyorlar. Sonra bir araya gelip, derelere, ırmaklara dönüşüyorlar. Aşkınla divane bir meczub gibi başlarını taşlara vura vura çırpınıyorlar. Tekrar bulut olup yükselmek için, tekrar senin huzurunda eğilmek için…

Ve o damlalar: Ölü topraklara can oluyorlar, can katıyorlar. O canla dirilen her şey delidolu bir delikanlı gibi gelişip serpiliyor. Sonra… sonra olgunlaşıyor, başlarını büküyorlar.

İşte ekinler, başaklar, ağaçlar, dağlar, taşlar…. Her şey seni biliyor, yüce huzurunda boyun eğiyor.

İşte yıldızlar, gezegenler… Hepsi senin nuruna pervane. Dönüyor, dönüyor, itaatle sana rukû ediyor, seni tesbih ediyorlar.

Kim demiş sadece insanoğlu rükû eder, baş eğer diye! İşte zerreler, kürreler, insanlar, melekler, dağlar, taşlar… Bütün varlıklar rukû ediyor. Bir an durmaksızın rükû ediyor, senin yüceliğin karşısında eğiliyor.

Ey Sevgili! En Sevgili! Ey Rabbim! Bütün kainat senin huzurunda eğilirken, bu ahenge benim de bilerek, isteyerek katılmamı istedin.

“Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin ve rukû edenlerle birlikte siz de rukû edin!” (Bakara, 43) buyurdun.

“Ey iman edenler! Rukû edin, secdeye kapanın. Rabbinize ibadet edin. Hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (Hacc, 77) dedin.

Buyruğun başım üstüne Rabbim…

İşitiyor, itaat ediyor, huzurunda eğiliyorum Rabbim!

Beni başkalarına eğdirme!

Sana rukû etmenin hazzını bana tattır!

Rukû edenlerle birlikte, huzuruna rukû ederek girmemi nasip eyle!

Sübhane Rabbiye’l-Azîm

Sübhane Rabbiye’l-Azîm

 

İmam-ı Rabbi hazretlerinin duası

Standard

Allahü teâlâ hepimizi lafdan kurtarıp, iş yapmak nasib buyursun. İnsanların en iyisi ve hepsinin Peygamberinin hatırı için, amelsiz ilimden, işe yaramayan bilgilerden korusun!

Allahü teâlâ kalbinize selamet versin! Göğsünüzü genişletsin! Nefsinizi temizlesin!
Allahü teâlâ hepimizi Muhammed aleyhisselamın nurlu caddesinde bulundursun!.

Allahü teâlâ, hepimizi taassubdan, yani başkasını çekememekten ve doğru yoldan ayrılmaktan korusun ve insanların en üstünü o temiz Peygamberi hürmetine pişman olacak, üzülecek şeyleri yapmaktan kurtarsın!

Allahü teâlâ, bizleri Muhammed aleyhisselama tam uymakla şereflendirsin ve Muhammed aleyhisselamın sünnetlerinin süsü ile zinetlendirsin! Zahirimizi ve batınımızı [dışımızı, içimizi] sünnet-i seniyye uymakla zinetlendirsin! Onun hürmetine, hepimizi yanılmaktan, şaşırmaktan korusun!

Allahü teâlâ, her zaman kendi ile beraber bulundursun! Bir an bile, başkası ile bırakmasın! Kendinden başka şeylerden yüz çevirip, kendisine dönmek nasib eylesin!

Allahü teâlâ, size selamet versin! Her kusurdan, sıkıntıdan korusun!

Allahü teâlâ, Peygamberlerin en üstünü hürmeti için, din düşmanlarına karşı olan mücadelenizde yardımcınız olsun!
Allahü teâlâ, sizi, bilinen nimetlere ve bilinmeyen seadetlere kavuştursun! Bilinen nimetler, zahirin yani bedenin, dinin emirlerini yapmakla süslenmesidir. Görünmeyen, manevi seadet de, batının yani kalbin ve ruhun, Allahü teâlâdan başka şeylere bağlanmaktan kurtulmasıdır.

Hak teâlâ, hepimize İslamiyet yolunda yürümek ihsan eylesin. Kendisine esir eylesin!
Allahü teâlâ, kendini aramak arzusunu arttırsın. Ona kavuşmağa mani olan şeylerden sakınmak nasib eylesin!
Allahü teâlâ, sevgili Peygamberi hürmetine, kendinden başkalarına köle olmaktan kurtarsın! Bütün varlığımızla kendisine bağlanmamızı nasib eylesin!

Allahü teâlâ, Muhammed “aleyhisselam” hürmetine, ecrinizi çok, derecenizi yüksek, göğsünüzü geniş ve işlerinizi kolay eylesin!

Allahü teâlâ, zahirimizi ve batınımızı, Onun yolunda bulundursun ve duamıza amin diyenleri af eylesin!

Amin.

Gönder yâ Rabbî!

Standard

“Kul ‘Yâ Rabbî, Yâ Rabbî’ dediği vakit, Allahü Teâlâ ‘Kulum, ne istiyorsun? İste, (dilediğin) verilecektir’ buyurmaktadır.”1

Bütün mahlûkat bekliyor…
Rabbinin rahmet hazinesinden ta’yîn ve takdir ettiği rızkı beklemeyen var mıdır?
Kimi ağzını açmış, annesinin getireceği bir lokma “kay”a razı; kiminin elleri açılmış, “Hayy”dır fîzârı…

Gönder yâ Rabbî!
Mikroptan gergedana, papatyadan çınar ağacına kadar bütün canlılar Rezzâk’ından bekler rızkını.
Amelesi ağası, gedası paşası rızka muhtâç; makam mevki kâr etmez.
Yağmuru rahmet eden, arzda rızkı halk eden işitmez mi duâyı?
Tarlayı ekmeli çiftçi, işinde işlemeli işçi; usta dövmeli demiri, analar yoğurmalı hamuru…
Hâl, kâl’e omuz vermeli, duâ ederken.
Ağaçlar, semâya uzatmış kollar gibi dallarını, bekliyor.
Toprak tohuma, tohum hubûb’a hâmile, bekliyor.

Gönder yâ Rabbî!
Her duâya cevap veren Allah’ım! Muhtâca matlûbunu ver.
Demirciler tak tak eder, takırdar; damda leylek lâk lâk eder, lâkırdar. Umarlar hâlleriyle, isterler dilleriyle.
Gönder yâ Rabbî!
Yer altında solucan, yer üstünde halecân; kimi gider, kimi gelir, koşuşur.
Deryadaki, Dünyadaki bütün canlıların rızkını ihsan eden Allah’ım! Ne kadar cömertsin, ne çok merhamet sahibisin!
Kudretinin dairesini akıl alır gibi değil!
Sabah giden, akşam dönen bunca insan, bunca hayvan yuvasına çeker durur; karınca misâli, karınca kararınca…
Kımıldayan dudaklar, ister Senden daima; dinsizi hâlle, dinlisi kâlle.
Mutî’ kullarına ikrâm, asî kullarına ihsân eden Sensin!
Çalınacak kapı Sensin! Bilse de, bilmese de mahlûk…

Gönder yâ Rabbî!
Sen vermezsen ne hâl olur bunca can?
Büyüklüğün şânındandır “aman”a eman.
Dünyada sultan, orada hüsrân etme elaman!
Kerem-kârsın, meded-kârsın; yâ Hannan, yâ Mennan.
Sen, Rabbi’l-Âleminsin.
Hışırdayan yapraklar, çatlak kara topraklar; inekler, sinekler, böcekler; gülümseyen taç yapraklı çiçekler kendilerine mahsûs dilleriyle, dilerler rahmetini.

“Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız. O halde benden rızık isteyin ki, sizi doyurayım”2 buyuruyorsun.

Ne gelirse Sendendir, cümle kusur bizdendir.
Âkıbet hayr olacaksa, gönder yâ Rabbî!..

Dipnotlar:
1- Bursalı, E. G. D., 26 (et-Terğib ve’t-Terhib,2: 488).
2- Câmiü’s-Sağîr, 3: 1273.

ALİ RIZA AYDIN

Gitmeyi Öğrendim Ben..Sonra Dayanamayıp Dönmeyi…

Standard

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da “lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle, nede aklımla severim.
Olur ya…
Kalp durur…
Akıl unutur…
Ben dostlarımı, ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

MEVLANA