Monthly Archives: Mayıs 2010

Susmak Güzeldir

Standard

 

Usulca sokulur derviş, gülün dibine… Susmak güzeldir.

Uzanır yalnız elleri pınara… Susmak güzeldir.

Dokunur bakışları sıdk ile -ezelî- bakışlarına… Susmak güzeldir.

Kirpiklerinde süzülür gün ışığı rengârenk… Susmak güzeldir.

Gözyaşı yükselir, pırıl pırıl aydınlanır gözleri acının… Susmak güzeldir.

Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir bûse kondurur rüzgâr… Susmak güzeldir.

Kervânlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür sevgiliyi; elleri asil, başı dimdik, ama yürek alev alev, bir kibrit çöpü gibi kıvrılır… Susmak güzeldir.

Nurlar iner her bereketli toprağa… Vahiy nasıl sularsa gönlü, ilhamlar öylece yeşertir insanın bilge yanını. Artık az önceki, bir önceki insan değildir, ama idrak edemez bunu… “Mal bulmuş mağribi…” Anlaşılmamak bir şeydir yine de; yanlış anlaşılmak ise iyi bir cezâdır emâneti heder edene… Susmak güzeldir.

Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen nesîm-i seher, bâd-ı sabâ… Rüyalara girer altın taçlı sultanlar. Bazen kapı açılır, Hızır girer içeri… Her aşk paylaşılmak için sabırsızlanır. Paylaşılınca tükenir bereketi… Ucub ve kibir, riyâ ve varlık hissi sızar pencerelerden… Susmak güzeldir.

Alıntı

Damla

Standard

Buluttan bir damlacık indi denize. Enginliği görünce utandı.

Kendi kendine, “denizin karşısında ben de kimim ki…

Onun varlığına göre ben yok sayılırım” dedi. Kendisini küçük gördüğü için sedef gönlünü açtı ona, bağrına bastı ve korudu. Kader onu o denli yüceltti. Naz ile besledi damlacığı sedef ki, sultanların tacına…

kondurdu sonra inci olarak…

Damla kendisini alçak gördüğünden yüceldi, yokluk kapısına kapılandığı için var oldu.

Şeyh Sadi-i Sirazi

Hasretinle Yandı Gönlüm

Standard

Yan!”diyorum içime!sadece sen yan! Ve “Dayan!” diyorum gönlüme!..

Herkes mutlu olsun!sen dayan!..

“AşK” dedigin ya Allah’tan gelmeli…

ya Allah için olmalı…

Ya da Allah’a ulaştırmalı;yoksa yerle bir olmalı…..

Yangın yerine bak! Ateşten, külden, kordan ne var elinde! Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!

Can’ı teslime hazır değilsen “ben Aşkım” deme kimseye. Aşk gelmesin seninle dile. İncinmesin ne gül ne de diken seninle!

Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle. Talipsen kara bahta, kör talihe,

Dinle!Ve semaya dursun yürekler aşkın önünde…..

Hz.Mevlana

Size inandım…

Standard

 

“Aynı suda ikinci kez yıkanmak imkânsız değil, boğulmakmış!”

Yalanlarınızın eline bakarken gözlerim, dürüstlüğünüzü bana gösterdiniz. Size inandım. Size hep, inanırdım! Dürüsttünüz. Ve acımasız! Öldürmeyi canıma ödül sayıp, beni kendi hatalarımla vurdunuz. Serseriliğimi, sessizliğinize dinleyici yaptınız. Sustunuz! Günlerce… Konuşmadınız! Aylarca…

Daha yanacak yanımın kalmadığını anladığınız da, çıkıp geldiniz. İçimin içine… Asıl yerinize, asilce oturdunuz. Gitmeleri silmiştiniz. Size inandım. Size, hep inanırdım! “Aynı suda ikinci kez yıkanmak imkânsız değil, boğulmakmış!” Gördüğüm yüzünüze, suların durgunluğunda bakmışım meğer. İlk gel-git’te gideceğinizi bildiğim halde. Kandım gelmenize.

Kopardığım ilk fırtınada gittiniz, gelen dalganın gitmesini beklemeden gittiniz! Her şeyinizi alıp da gittiniz. Hiç gelmemiş gibi, gittiniz! “Bilmediniz” Şüpheleriniz, beynimi kemirirken ‘senaryo yazıyorsun’ dediniz. Şüpheleriniz, içimi çürütürken ‘zaman’ dediniz. Şüpheleriniz, artık belimi bükerken, yüzüme kapılar çarptınız! Beni, kendi gözümden düşürdünüz. Acı çekiyordum. Ne acı ki, acı çektiğimi canınızı yaktığımda anladınız.

Ve daha acı ki, sizin canınız yanınca, benim canım daha çok yandı! Ben kelime kelime kim’lere ulaşırken, ‘neden’ yoktu Lügatinizde. Sormadınız! Nasıl’ın açıklaması, gereksiz bir tartışmanın açılışıydı sizin için. Çelişkisiz karakterinizle, içinizin rahatladığı son’a vardık. Sonuç: Dudaklarınız arasından çıkan sonsuz suskunluk…

“Şimdi” Bu hiddet benim! Kimse sahiplenmesin! Bütün suçlar ‘yine’ benim!

Kimse, nezaketini araya verip, suçtan pay çıkarmasın kendine! Nesnelerinizin, kelimelerinizin, zamanınızın, sevginizin ziyanlığına yanmayın! Hasarı tespit edin yeter! Bedelini, fazlasına canımı ekleyip ödeyeceğim! Sıyrılıp çekilirken aranızdan, ‘üstüm kalsın’ diyebileceğim!

Meğer siz, nasıl da yetermişsiniz size! Bilemedim…

Sağ olun, sizi sevmeme izin verdiğiniz için ve beni sevdiğiniz için…

Üstüm kalsın!

KAHRAMAN TAZEOĞLU

Lütfen Üzülme…

Standard

Kaybolup gitmiş yusuf,Ken’an iline geri gelir,üzülme!

Bu hüzünler evi,gün olur yine gül bahçesine döner,üzülme…

Ey gamlar çeken gönül dertlenme,hâlin düzene girer;

Bu perişan baş,yine bir hâle yola girer ,üzülme

Hele iki gün muradımızca dönmediyse,

…Devran hep bir türlü dönmezse,üzülme…

Hele sağlık olsun,ömrünün baharı gitmezse,

Ecel gelmezse ,ey güzel nağmeli bülbül

Yine çemen tahtında gül şemsiyesini başında tutarsın,üzülme!

Gönül;yokluk seli,varlık kapısını kökünden yıkıp götürse bile,

Madem ki kaptanın NUH tur,üzülme!

Kendine gel,gayb sırlarını bilmezsin sen!

Ümidini kesme,elemlenme,perde ardında gizli oyunlar var,üzülme!

Kâbeye varmak iştiyakıyla yürürken çölde,ayağına dikenler batarsa üzülme

Konak pek korkulu,maksat da pek uzak ama Hiçbir yol yoktur ki ;sonu olmasın,üzülme…

İnsanı hâlden hâle sokan ALLAH ,sevgilinin ayrılığındaki halimizi de bilir..

Rakibin verdiği zahmetleri de ,üzülme!

Hafız;yokluk bucağında,karanlık gecelerde Virdin;

Dua ve Kur’an oldukça gam yeme…”

Hâfız Divanı