Monthly Archives: Mart 2010

Helal Lokmanın Duası

Standard

Bir haber bekleyenler,
Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın! [Abese, 24]

Âdemoğlu, midesinden/karnından daha şerli/fena bir kap doldurmamıştır. [Tirmizî, Zühd: 47]

Ey gönül! Sen, çeşit çeşit, renk renk olan perdelerden çık, sıyrıl, aklını başına al da; perdeler seni gerçek dosttan ayırmasın. Gözüne perde kesilen lokmadan çok yeme, yoksa, gidecek yere gidemezsin, evini kaybedersin. Yaşamanı o lokmaya bağlı sanırsın, ama aslında çok yediğin lokma, can gözüne kıl, baş gözüne perde kesilir. Şu dünya çayırlığında pek fazla bayılıp gezme! “Neden gezmeyecekmişim?” de deme! Bu fazla dolaşmalar da can gözüne perdedir. [Hz. Pir Mevlana]

İçimizdeki tükenmek nedir bilmeyen istekler bizi kendine köle ettiğinden beri, belimiz günah yüküyle iki kat oldu. Senin aşkın varken gönlümüze dünya sevgisi doldu. Bizim bu sahte efendilerimiz gözümüze ve gönlümüze sahip oldukları için önümüzü, sonumuzu göremez olduk. Bu halimiz nereye varacak? Bu çıkmazdan bizi kim kurtaracak?

Hat ve musiki ile yakinen ilgilenmiş II. Mahmud’un kerimesi, Osmanlı hanedanında Divan tertip etmiş yegane hanım şair olan Adile Sultan’ın asırları aşıp gelen mübarek sesi, yüreğimize su serpiyor:

Merhaba ey Fahr-i Âlem merhaba
Merhaba ve ey Şah-ı Âzam merhaba
Zâtı pâkin eylemiş Rabbü’l Ulâ
Bâis-i icâd-ı eşya mutlaka
Es-selat u vesselam ey mahrem-i zât-ı Hüda
Es-selat u vesselam ey ehl-i beyt-i mücteba
[235. Mestmp3]
[ NEV-NİYÂZ ve DEDESİ ]

Sorarlarsa niçin mestsin; Muhammed’in (sav) aşkındandır..
Erken başlamışsın demlenmeye?
Şu evliya nutk-u şerifleri yok mu, bizi bizden aldı…
Canım erenler yolu…

Hakikatten bir can verip ta haşre dek bâki bin can bulmuşlar.
Öyle hem mest olup can vermişler, insana canını vermesi, can bildikleri(ana-baba,..) feda etmesinden daha kolay iken o güzelim sahabeler “Anam babam sana feda olsun” diye sevmişler değil mi?

O erler ki Uhud günü “–Anam-babam Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah! Başını kaldırma! Belki müşrik oklarından biri isâbet eder. Benim göğsüm Sen’in göğsüne siper olsun. Sana dokunacak olan, bana dokunsun!” makamındaydılar [Buhârî, Meğâzî, 18]

Bir de Habibi Kibriya Efendimiz’in “Anam babam feda olsun” diye sevdiği vardır?
Bak ondan haberimiz yok tu? Hem öylesi olur mu ki?

Hz. Sa’d bin Ebî Vakkas, Cennetle müjdelenen on Sahabîden biridir. Allah Resûlü zamanında bütün gazâlara katıldı. Uhud Harbinde Fahr-i Kâinata vücudunu siper etti ve müşriklere öylesine ok attı ki, Allah Resûlünün, hiçbir fâniye nasib olmayan şu hitabına mazhar oldu:
“Anam babam, sana fedâ olsun yâ Sa’d, durma at!” [Müslim, Fezâilü’s-Sahabe, 5]

Bu büyük iltifâta şâhid olan Hazret-i Ali (kv) gıpta içinde şöyle demiştir: “Ben, Peygamber Efendimiz’in Sa’d hâricinde hiç kimseye; «Babam ve anam sana fedâ olsun!» dediğini işitmedim.” [Tirmizî, Edeb 61]

Hz. Sa’d uzunca bir ömür yaşamış hatta ahrete son geçen muhacirlerden olduğu rivayet edilir. Kufe valiliği de yapan Hazretin bir de isteği olmuş Habibi Kibriya hazretlerinden:

– Yâ Resûlallah, duâ buyur da, Allahü teâlâ, benim her duâmı kabûl etsin.
– Duânızın kabûl olması için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri harâmdır. Sonra ellerini kaldırıp duâ ederler.

Böyle duâ nasıl kabûl olunur? [Müslim, Zekat 64]
Yediğimiz içtiğimiz şeyler aynen tohum gibidir. Düşüncelerimiz de ondan meydana gelir. Ağzımıza aldığımız helâl lokmadan Allah’a hizmet ve öteki âleme gitme arzusu doğar. Haram lokmadan ise kin, hased, gaflet, bilgisizlik, hile ve cahillik doğar.[Hz. Pir Mevlana]

Ahir ömründe ömrünün iki gözü görmez olmuş. Kime dua ederse, duası tutuyormuş. Hastalar geldiği zaman, okuduğu zaman hasta iyi oluyor. Birisi dua istediği zaman, dua ediyor, istediği oluyor. Tanınmış, mübarek insan.

Duası müstecâb, makbul, ne dua etse oluyor. Mücerreb, tecrübe edilmiş yâni, bu böyle.Birisi demiş ki:

“-Yâ kendine dua etsene!.. Allah gözünün görme kabiliyetini aldı, görüyordun, görmez oldun. Dua edip de, gözünün açılmasını, görmesini Allah’tan istesene…”
Demiş ki mübarek:

“-Ben Allah’ın takdirini, gözümün nurundan daha çok severim!”

Allah-u ekber!.. Söze bak: “Ben Cenâb-ı Hakk’ın takdirini, gözümün nurundan daha fazla severim!” demiş, “O öyle takdir eylemiş.”

Şu dünya gurbetinde, yuvasından ayrı düşmüş garip kuşlardan farkımız yok. Kendine giden yolu bulmamızı isteyerek bizi bu çölün ortasına bırakan sahibimizle irtibatımızı sağlayan tek iletişim vasıtası dualarımızdır. Böyle iken duası hiç reddedilmeyen Hazretin buyurduğu kelama bak:
“Ben Allah’ın takdirini gözümün nurundan daha çok severim”

İlahi bizlere de bu güzel sahabinin gönül ikliminden hisseler ikram eyle de bizleri senin takdir ve hükmüne razı olanlardan eyle! Senin belalarına sabretme gücü ver. Senin nimetlerine şükretmek nasib eyle! Senden, nimetlerinin tamamını, vereceğin afiyetin devamını ve senin aşkında sebatımızı isteriz.Amin.

Alıntı

SEN DOĞRU OL,KEM BELASINI BULUR

Standard

Dervişin biri eski İstanbul sokaklarında :
‘-Sen doğru ol kem belasını bulur.Sen doğru ol kem belasını bulur.’Diye diye dolaşıyormuş.Padişahın biri tebdil-i kıyafet çarşıda gezerken dervişin sözlerini duymuş,ilgisini çekmiş ve dervişe :

-Hergün sarayıma gel seninle muhabbet ederiz ‘demiş.
Dervişimiz ertesi gün ……

Sarayın kapısına gitmiş padişahın karşısına çıkarılmış sohbet muhabbet zaman geçmiş saraydan ayrılırken padişah dervişin cebine bir altın konulmasını emretmiş.
Sarayın dışında dervişimizi takip eden sahte derviş kılıklı biri yanına yanaşmış ,

-Ya arkadaş ,Padişah seni neden saraya davet etti ?Derdi neymiş?’falan filan bir yığın sorgu suale tutmuş.Her gün bir altın aldığını da öğrenince.’Onun yaptığı işi ben de yaparım’ diye düşünmüş.Sormuş,

-Ya kardeş, hergün ben de seninle gelsem rahatsız olmazsın değil mi?’ demiş belki Padişah bana da bir altın verir çoluk çocuğum nasiplenir.’

İyi dervişimiz:

-Padişahım kabul ederse neden olmasın sende gelirsin tabii ‘demiş.
Gel zaman git zaman padişah her muhabbet sonrası bir ona bir öbürüne birer altın verdirir olmuuuş.
Sahte derviş bir sabah gerçek dervişimizi çorba içmeye davet etmiş.Garsona da gizlice arkadaşının çorbasına bol sarmısak koymasını tembihlemiş.Gerçek dervişin

-Padişah’ımla muhabbet ederken kötü kokarım ‘sözlerine sözüm ona çare de üretmiş

-ağzına mendil tutarsın kardeşim ‘demiş.O gün aynen böyle olmuş bizim derviş ağzını mendille örterek padişahla söyleşisini sürdürmüş.Bu arada sahte derviş fırsat bulduğunda Padişahın kulağına eğilip,

– efendim arkadaşım ağzını mendille neden kapatıyordu biliyormusunuz ,ağzınız kokuyormuş o kokuyu duymamak için’ demiş.
Padişah çok sinirlenmiş çağırın o dervişi demiş. gerçek dervişimize sarayın fırıncısına verilmek üzere bir pusula vermiş ve ,

-Al bunu fırıncıya götür’ demiş.okuma yazması yok tabii tam kapıdan çıkıp fırıncıya gidecekken sahte derviş :

-İstersen ver o pusulayı ben götüreyim fırıncıya , belki Padişah ekmek lütfetmiştir çocuklara götürürüm senin ekmeğe ihtiyacın mı olur?’ demiş.

Onunda okuması yok,pusula böylece sahte dervişin elinden fırıncıya ulaşmış.fırıncı kağıtta yazılan ‘bunu sana getireni kızgın fırına at’ emrini hemen yerine getirip sahte dervişi küt ,alev alev yanan kızgın fırına yollamış.Ertesi gün gerçek derviş yine saraya gelmiş.Padişah şaşırmış:

– Hayrola sen dün fırıncıya gitmedinmi ?’diye sormuş..Derviş de olanları birbir anlatmış.Padişah dervişin kulağına eğilmiş:

-SEN DOĞRU OL ,KEM BELASINI BULUR ‘demiş.
…..

GÜNAHLARA KEFARETTİR GÖNÜLDEKİ KEDER
NİYETLER HALİS OLUNCA AMELLER OLMAZ HEDER
BİRAZ DAHA SABREYLE NELER GÖRECEKSİN NELER
MEVLAM İHMAL DEĞİL İMTİHAN EDER

Alıntı

Yasla Başını Allah’ın Sesine

Standard

TARİHTEN BİR kesit. Yer: Mekke Zaman: 500 ler…

Yaralı bir insanlık.
Yaralayan da kendisi, yaralanan da!

Ka’be’nin arka sokaklarda genelevlerde babaların faiz borçlarına karşı ellerinden alınarak çalıştırılan kızlar-kadınlar…
Kız çocuklarını daha baştan gömmek zorunda kalarak bu korkunç acıdan uzaklaşmaya çalışan insanlar…

Köleler…Ezilenler…Alınıp satılan Kadınlar…
Onursuzluk, ve Rant kapısı Kureyş!
Güçlülerin haklı ve hakim olduğu bir zamandı!
Kendi içindeki sorunlarla hesaplaşacak bir algı vardır,Mekke’de.

Ve bir gün bir mağaranın bağrında bu algıya seslenir  ve der ki:

“İqra, bismi Rabbikellezi halaq-Halaq’al insane min alaq-İkra ve rabbuke’l ekrem”
Yaratan Rabbinin adıyla Oku-O insanı alaq’dan/sevgi-ilgi-alakâ’dan yarattı
Oku, senin rabbin Kerem’dir!

SEN-İ u BEN-İ= oluşturan/olgunlaştıran Rabb: Kerem!

İnsan Rabb Paralelliği!
Rabb’in kendisinden ilk olarak Kerem oluşundan söz açmasının nedeni:
İnsanın Bencil-Hırslı-Biriktirip Yığan-Sınıflara Ayıran hastalıklı yanına bir ŞİFA göndermesidir!

Rabb Kerem: ise O’na inananların pratiği de Cömertlik-Dağıtmak-Paylaşmak olmalı
Rabbin Kerem olması insanda bir ALGI’nın oluşması içindir. Bu Algı bir İman halini almalı.Pratiği de bu İmanın sonucu olacaktır.

İnsan nereden bozulduysa Allah düzeltmeye oradan başlar
İnsan nerede kaybettiyse Allah oradan bulmaya çağırır
İnsan nerede tökezlediyse Allah oradan kalkıp doğrulmaya çağırır insanı

Öyleyse Oku Yaratan Rabbinin adıyla

O seni sevgi-ilgi-alakâdan yarattı

İnsan: Sevgi-İlgi-Alakâdan yaratıldı ise; Sevmeyen-ilgilenmeyen-alaka kurmayan=İNSAN değildir!

Sevgi-İlgi-Alakâ = Çeker
Sevgisizlik-ilgisizlik- alakâsızlık = İter

Kimler evine döner = Evini sevenler
Kimler evini terk eder = Evini sevmeyenler

Yaratılış: Sevgi-İlgi- Alakâ ise
Ölüm : Sevgisizlik-İlgisizlik-Alakâsızlıktır!

Besmele: Başlamaktır-Başlangıçtır
Bağışlayan ve Koruyan Allah’ın adı ile…

İnsanı yaratmaya: Sevgi-İlgi-Alakâ’dan başlayan
O’nun bağışlamasına korumasına sığınarak başlayan İnsan

Allah İle İnsan arasındaki yarat(ıl)ış ortaklığının anahtar kelimeleri:

Sevgi

…İlgi

……Alakâ

………Korumak

…………Bağışlamak!

O halde O halde

Kendinizi Sevin = Eşinizi Sevin
Kendinizle İlgilenin = Eşinizle ilgilenin
Kendinizle alakâ kurun = Eşinizle alakâ kurun
Kendinizi Bağışlayın-koruyun = Eşinizi bağışlayın ve koruyun

(Kişisel bunalımları-depresyonLARI- (Evliliğin yıkılmasını önler)

O halde acılı Mekke ortamına geri dönelim

Sevgisizliğin-alakasızlığın-köleliğin-öldürmenin-faizin-katliamların-Çöl’ün ortasında

Bir yetimin kalbinden Allah’ın insanlığa seslenişi: Bir annenin evladına seslenişi gibidir!

Ah Muhammed!
Kırdılar mı sizi?
Kiminizi köleleştirip-kiminizi sattılar mı?
Korktunuz mu?
Güvenmeyi mi kaybettiniz?
Kirlendiniz mi?
Pislendiniz mi?
Canınız mı yandı?
Kan mı sıçradı üzerinize?
Yalanlar mı sıçradı?
Putlar mı sıçradı?

O halde İnsanlık tarihinin önüne çıkıp Yaratılışı yeniden hatırlatalım mı seninle?
Oku!
Yaratan Rabbinin adıyla!
O seni İlgiden-Alakâ’dan yarattı
Senin Rabbin çok cömerttir
Kalemi kullanmayı öğretti
Ve bilmediğini….

Acılarını al!

Yasla başını Allah’ın sesine!
Kıs sesini!
Dinle: Seninle konuşan Rahman ve Rahim olan Allah’tır!
Senin de aradığın şeyler bunlar mağaralarda!
Haydi Sarıl Allah’a

Secde Et ve Yaklaşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş( 1/19)

Düşmedikçe Kalkamazsın

Standard

Tevbe edebileceğin günahların varsa, ne mutlu sana! Kendisinden dönebileceğin, vazgeçebileceğin, yaptığına pişman olacağın günahların…

ama senin günahların… sana mahsus günahların… yapamayacağını zannettiklerin ama yaptıkların…

Tevbe etmek demek, ayağa kalkmak demek;

her düşüşünde yeniden ayağa kalkmak…

Düşüşlerin yolda oluşunun alameti…

düşe kalka yürüyüşünün… insan oluşunun… Düşmekten korkmamalısın o halde.

Korkacaksan ayağa kalkamamaktan kork! Düşersen, ayağa kalkmaktan kaçınma! Düş, ama her defasından ayağa kalk!

Günahların da senin, tevbelerin de. Düşüşlerinle kemale ereceksin, ve günahlarından dönüşlerinle..

Noksanlarınla, eksiklerinle, yetersizliklerinle alemin kemaline katkıda bulunacaksın. Noksan olmayaydın alem noksan olurdu; senden, senin eksiklerinden, noksanlarından, yetersizliklerinden mahrum kalırdı. Düşmedikçe kalkamazdın.

Günah işlemedikçe tevbe edemezsin. Sözün özü bağışlamadıkça, bağışlanamazsın..

 Dücane Cündioğlu

Mübarek ola SULTANLIĞIN…

Standard

Hep can bilip, tüm vakitlerini sarfettiklerin, ömrünü yoluna adadıkların, başüstüne koyup, üstüne titrediklerin, bir bir terkettiler seni işte..

Gördün mü bak, insanları memnun etmek ne kadar zor..

Ne yapsan beğendiremezsin, ne söylesen dudak büker, eleştirilirsin, illa bir kusur bulurlar..

Uğraşsan tüm gücünle, kendini y…eyip bitirsen, kendi öz rahatından tavizler versen..Hatalarına bile göz yumsan, aldırmasan..Hep affetsen hoşgörüyle..Yine de boşuna! Asla memnun edemezsin..

Tüm varlığınla ölesiye yoruluyor ama ücretini alamıyorsun hep, değil mi?

Ama O, öyle mi ya?

Kim mi?

O işte..

Hani pek o kadar önemsemediğin..

Emrine “evet” ama “nasıl olsa olur” diyerek, itaat ederken hiç özenmediğin O..

Hani O, sen yürüyerek gitsen, sana koşarak gelenin..

Adını yürekten bir ansan, bin dünya bedel cennetler bağışlayanın..

Kötülüğe niyet edip, yapmayınca bile seni Onurlandıranın..

Ücretlerini, hem peşin hem de kat kat Ödeyenin..

O işte O..

Sana en Yakının..

Farketmesen de, hep kucağında uyuduğun..

En kritik anlarında, düşecekken seni Tutanın..

Daim yüreklere nazar eden, kapısı hiç kapanmayanın..

Seni hep iştiyakla Bekleyenin..

Hiç ama hiç Darılmayanın..

O işte, Rabbin..

Sana hep Dost hep YÂR olanın, hep YÂR Kalanın..

O zaman neden kendini paralıyorsun ki boşuna?

Kıymet bilmeyene kölelik edeceğine, gel O Aziz’e bende ol! Ki Aziz olasın..

Ol ki, dünya dolu belalardan kurtula, SULTAN olasın..

Ve bil ki;

O’nu memnun ettiğinde, yarattığı herşeyi musahhar edecek sana..

Memnun olduğunu, memnun edecek..

Sevdiğini, dünyaya sevdirecek..

İşte bu sırrı anladınsa ÖLdün demek,

Yani OLdun demek..

Mubarek ola SULTANLIĞIN.