Monthly Archives: Şubat 2010

Kalp Kapıları

Standard

19. yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi anlatan tablosu Londra Kraliyet Akademisi’nde sergileniyordu.

Hunt’ın “Evrenin Işığı” adını verdiği bu tabloda gece elinde bir fenerle bahçede duran filozof görünüşlü bir adam vardı.

 
Adam, öteki eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşçasına duruyordu. Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt’a döndü “Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım” dedi.” “Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı?
 
Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da…”

Hunt gülümsedi. “Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki…”dedi ve tablosunun anlamını açıkladı.

 
 “Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışında kola gereksinim yoktur…”

O kapı size içerden açılmamışsa giremezsiniz… ” *

Cennette Buluşalım

Standard

Bir seher vaktinde indim bağlara
Öter şeyda bülbül gül yarelenir
Bakmaz mısın şu sinemde dağlara
Derdim söylesem gül yarelenir

Boş geçirmeyelim gel bu çağları
Dolaşalım sahraları çölleri
Bir gün gazel döker ömrüm bağları
Eser sam yelleri dal yarelenir

Daimi’yem yanar aşkın çırağı
Dostun muhabbeti cennet otağı
Ancak şu dünyada derdim ortağı
Sazım figan eder tel yarelenir

Aşık Daimi

İhanet ve İbadet

Standard

İnsanlar, kısacık bir süre mutluluk gibi görünen gafletin faturasını, iki dünyada da çok ağır öderler.

Bu dünyada, pişmanlığın karabasan gibi üstlerine çöküşü ile ruhun bunalması sonucu, kalplerine çöreklenen iç sıkıntısını, günahın ağırlığının omuzlarına olanca gücüyle yüklenişini hissederler. Oysa ilk zamanlarda nefislerine hoş gelen ilişki, bir süre sonra monotonlaşmaya başlar, daha sonra da bıkkınlık haline gelir. Hele, terazinin iki kefesi birbirini dengeleyemiyorsa…

Günahtan uzak duramayan, ibadetlerinden uzak kalır. Ara sıra ibadete yönelirse de, ondan gereken zevk ve mutluluğu alamadığı için tekrar bırakır. Allah’ın huzuruna hakkıyla çıkamaz. Ezilir büzülür, o huzura kendini layık göremez. Çünkü günahla ibadet bir yerde duramaz. Hakkıyla ibadet edebilmek için tövbe gerekir. Ancak tövbe ettiğinde, tüm hücrelerine kadar huzur, mutluluk ve temizlik duygusu yayılır. İşte o zaman namaz, namaz; oruç, oruç; zikir tam anlamıyla zikir olur. Aptes de arınmayı hissedebilmek içindir, temizlenmek için değil… Öyle olsaydı, teyemmüm olmazdı.

Dünya hayatında haram ağır basınca, beden ikiye bölünür. Ruh ikiye bölünür. Nereye intibak edeceğini şaşırır insan. İkili oynamaktan yorulur, sonunda bir tarafa resti çekiverir. Çocuk, eş, dost, akraba, çevre… Genelde eş tercih edilir, diğeri gider. Aile kutsaldır, vefa ve acıma duygusu vardır.

Kaç yola sapılır, hayat yolunda! Kaç çıkmaz sokağa girilip dönülür! Yol aranır, yoldan habersiz. Yol ararken yol biter, ölüm gafletteyken geliverir.

Kul, kula vesile… Bilen bilmeyene iletecek yasakları, yaşamın karanlık tarafının zararlarını aktaracak.

Yanlış yapmamak da marifet değil.

Marifet; bile bile yanlışta kalmamak, ısrarcı olmamak, kurtulabilmek ve arınabilmek…

Can’da Canan Olmak

Standard

Çok şey istiyoruz, oysaki istediğimiz tek’bir’ şeydi…

O’na doğru yürürken siyah dünya, beyaz vuslat, yeşil örtülü iman, maviye bürünen umman, ummanda zerredir canlar…

Soğuk morg, gri ölüm, aslına dönen toprak dam, tenin tasviri mezar taşları ve ölü sessizlik.

Musa (a.s.) asasıyla yardığı denizde susuzum…

Leyla’sına âşık kays’ çöldeki Mecnun’um, Züleyha’nın gözüne siyah sürme, kuyulardan zindan edilen Yûsuf’um, Nuh tufanında zelzele, balık karnında vuslata gebe yunus’um, Eyüp’üm şükür kıldı Yâkûp’um sabırla niyaza durdu ki; şimdi benden, tenden arınan ”biz” bir’canız…

Can’da canan olmak can’da can bulmak gönül işidir. Âriflerin dergâhına birgün düşerse yolun, sabır der bükülür boyun. Ey yâr duy can sesimi, durduğun kapıyı engel bilme o kapıda durmayı bil ser düşür kapıya vurmayı bil, gönül nar-ı ateşte yansın, yanan gönülde ihlâsla teslimiyetin artsın.

Rabıta ehline beklemek ne ki, bu kapıda yol olurum… Bu kapıda kul olurum. Hakk’ aşığı Hakk’ der yürür. Rabbani duyguyu tatmak İrem bağından geçip Kevser çeşmesinden kana kana içip, içinde yanan ilahi aşk’a bir nebze derman bulmak huzuru ilahide baki sessizliğe ram olmak…

”Geçti kervan kaldık yaya, ah kör olası koca dünya, sana da bana da kalmaz bu rüya…

Geçti kervan kaldık yaya, bir ömür sürdük sefa, ara ara tattığımız cefa, dosttan bulduk dosttan vefa…”

Takıldık rüzgârın seyrine, yağmur olup sağanak sağanak düş/tük toprağa ruhu tenden ayır/ıp yeniden hayat bul/mak ve yeniden aşk’a ram ol/mak. Ezelden ebede giden kervan, kervanda yer bul/up bekaya yol al/mak ve geride kal(m)an sağlar siz/in/dir…

Ahmet Faruk GÜVENÇ

Yanmışın halinden ne bilsin ham…

Standard

Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!

Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir.

Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.

Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair;
“Yanmışın halinden ne bilsin ham/
Sükut gerektir bize gayrı vesselam…

Unutulmuş Etiketimiz; DOĞRULUK

Standard

“Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?” (Saff: 2)

Kullarına ihsanda kerim, hesabı çok çetin olan ve ahirette doğrulara layık oldukları mükâfatı fazlasıyla ihsan eden Allah Azimuş-şan’a sonsuz hamdler; Doğruluk, güven ve sadakatın sembolü; kâinatın efendisi Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e, Onun pâk ehl-i beytine, seçkin sahabelerine ve bütün sadık dostlarına salât ve selam olsun.

Günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları ve aslında insanlara karşı Müslüman şahsiyeti belirlemede etiket konumunda olan en önemli vasıf, doğruluktur. Doğruluk; Allah(cc)’a ve Resulullah(s.a.v)’a karşı sadakatimizin ölçüsü olduğu gibi çevremizdeki insanlara karşı vereceğimiz güven, emniyet ve sadakatın da en önemli ölçüsüdür. Bu kapsamda her Müslümanın vicdan muhasebesine girip, kendini kontrol etmesi ve şu soruları kendisine sorması yararlı olacaktır…

Konuşmalarımda ne kadar doğruyum? Sözlerimle yaptıklarım birbirine uyuyor mu? Verdiğim sözleri yerine getiriyor muyum? Dürüstlüğümle ve doğruluğum ile komşularıma güven verebiliyor muyum? Doğruluk; çevreme karşı beni tanıtan bir etiketim olmuş mu?

İslam’ın özüne uygun dosdoğru yolda sağa sola kaymadan, istikametimi bozmadan yürüyebiliyor muyum?

Evet, bu soruları kendimize sorup, doğruluktan ne kadar pay sahibi olduğumuzu ölçmenin zamanı gelmiştir. Gelin hep beraber kendimizi hesaba çekip, sıddıklar kervanına yetişmeye çalışalım.

“…Doğru olanlara doğruluklarının fayda verdiği gün (Mahşer Günü)…” (Maide: 119) gelmeden safımızı doğrulardan belirleyelim. Bizi rabbimizin katında mahcup etmeyecek; “Gerçek Sadıklardandır” etiketini elde edebilmek için canla başla çalışalım.

Basit dünyalık makamlar ve menfaatler yüzünden bu onurlu etiketimizi kaybetmeyelim. Yalan, hile, dalavere ve iki yüzlülükle heder ettiğimiz şahsiyetimizi yeniden sadakat cevheriyle donatalım. İslam’ın özüne bağlı, ahitlerini bozmayan ve kardeşliğin, vahdetin canlı tablosu olacak bir İslam toplumu oluşturmak için doğruluk zırhına sığınalım. Zaten özlemini duyduğumuz bu toplum, hayatın her alanında sıdk ve sadakatle donatılmış fertlerle oluşacaktır.

Evet, adaleti yeryüzüne yayma arzusunda olanların; kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşmanın temel taşı olan doğruluk hasletini kazanabilmeleri için herkesten daha çok azami gayret göstermeleri gerekmektedir.

Rabbimizin huzurunda, Yalancılardan değil doğrulardan olmak; Hilekârlardan değil dürüstlerden olmak; Münafıklardan değil müminlerden olmak için; Doğru olalım…

Doğru konuşalım… Doğru davranalım… Doğru düşünelim… Doğru yazalım… Doğru yorumlayalım… Saflarımızı doğru belirleyelim… Ve… Doğrulardan olalım… Doğrularla beraber olalım…

Allah’ım! Bizi ve bütün Müslüman toplulukları; yalancılıktan, hilelerden ve ikiyüzlülükten uzak tut. Bizlere, sıdk ile muamele etmeyi ve sadakat ile donanmayı nasib et. Her işin ve her davranışın hayırlısına ve doğru olanına ulaşma imkânını bizlere ver.

” Ey Âlemlerin Rabbi olan Allahım! Bizi dosdoğru yola yani kendilerine nimet verdiklerinin (peygamberlerin, şehitlerin, sıddıkların ve salihlerin) yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve dalaleti sapanların yoluna değil.” (Fatiha: 6-7)

A.Gönül