Monthly Archives: Ekim 2009

Yeminlerimizi Hatırlayalım

Standard

islamasevgirad

Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediginiz zaman, onunla sizi bağladığı misakını hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun, muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

Sonra Allahü teâlâ onu devirde hidayetçisini hidayetle gönderip bu yeminleri Tebliğ ettirirmek suretiyle insanlara hatırlatıyor.

20/TAHA 123
Kâlehbitâ minha cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv (aduvvun), fe imma ye’tiyennekum Minni huden fe menittebea hudâye fe Lâ yadıllu ve Lâ yeşkâ.
(Allahü teâlâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan () inin aşağı! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka Hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tabi olursa artık o, dalâlette kalmaz ve Saki olmaz.”

Her devirde Hidayetle hidayetçi (nebi resul veya veli resul) yeminleri bize hatırlatıyor.

Allah’a kul olmak, Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar (Zümer 17).

Işte fizik teslimi için ilgili Verdiğimiz vucud ahd:

36/YASİN 60
E lem a’had ileykum yâ beni âdeme en la ta’budûş şeytan (şeytâne), innehu lekum aduvvun Mübin (mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, Sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36 / YASİN – 61
Ve eni’budûnî, Haza sırâtun mustekîm (mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak) tır.

Nefsimiz Allah’ın Zikri ile tezkiye ve tasfiye olarak Allah’a teslim olur.
Nefsimizi tezkiye ve tasfiye edeceğimize dair yemin Verdiğimiz:

74 / MUDESSİR – 38
Kullu nefsin Bima kesebet rehîneh (rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (Karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

74 / MUDESSİR – 39
Illa ashâbel yemin (Yemini).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

74 / MUDESSİR – 40
Fî cennât (cennâtin), yetesâelûn (yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.

91 / ŞEMS – 9
Kad efleha erkek zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

Ruh emaneti Ahzab 72 de göklere, arza, dağlara teklif edildi, ancak onlar kabul etmediler.Cahil ve zalim (19 nefs afetinden ikisi) olan insan kabul etti buyurulmaktadır

Ruhumuzun ve serbest irademizin Allah’a teslimi ile ilgili misakimiz:

13 / RAD – 20
Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve Lâ yenkudûnel Misak (misâka).
Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13 / RAD – 21
Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb (hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

13 / RAD – 22
Vellezîne saberûbtigâe vechi ukbed sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis enfekû MIMMA rezaknâhum Salate seyyiete ulâike lehum ve ve ekâmûs (Dari) dar rabbihim.
Onlar, sabırla Rab’lerinin vechini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi), onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir ve namazı ikame edenler dileyenler. Ve seyyiati, hasenat ile () Savan kimselerdir iyilikle. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

Ve Allahü teâlâ, Enam 152 de Elest Bezminde Allah ile Yaptığımız yukarıdaki ahdlerin dünya hayatında yerine getirilmesini emrediyor.

6 / En’am – 152
Ve Lâ takrebû mâlel yetîmi illa billetî hiye ahsenu hatta yebluga eşuddeh (eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kist (kıstı), La nukellifu nefsen ve bunlar vus’ahâ iza kultum fa’dilû ve lev kane za kurbâ, ve iki ahdillâhi evfû , zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).
Yetimin Malina, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

Nisa 58 de de yine bize vermiş olduğu Ruh, vech, nefs ve serbest irade emanetlerini kendisine (dünya hayatında YAŞARKEN) teslim etmemizi emir buyruyor.

4 / NİSA – 58
İnnallâhe ye’murukum tr tueddûl emânâti ila ehlihâ ve iza hakemtum beynen nasi en tahkumû bil ADL (adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih (bihî), innallâhe Kane semîan basîrâ () basîran.
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik Yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah onunla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Sonuç: Allahü teâlâ Taha 123 istatistikleri ve Bakara 38 de hidayetle gelen hidayetçiye (nebi resul veya veli resul) tabi olanların dalalette kalmayacağını ve cehenneme gitmeyeceği, onlara korku olmadıgını, onların mahzunda olmayacağını ifade buyuruyor.

Ayrıca Yunus 47 ve Nahl 36 da bütün (kavimlere, ümmetlere) milletlere resuller gönderdiğini, İbrahim 4 de her kavme kendi lisanlarıyla resuller gönderdiğini ifade buyuruyor. Rad 7 de bütün Kavimlerin hidayetçileri vardır buyuruyor. O halde bu resullerde her devirde bu yeminleri insanlara hatırlatıyorlar.

İşte kim onlara tabi olursa Allah’a verilen yeminleri yerine getirmek üzere yola çıkmış olmakla kalmıyorlar, cehennemden de kendilerini kurtarmış oluyorlar.

Selam ve dua ile …

Suya Susuz Bakmak

Standard

islamasevgidamla

Su suskun değil, dalga durgun değil …
Dinlenirse suyun sesi, çözülürse Dalgaların dili, derinliklere inilir, yükseklere çağlanır.

Su sırlarla sarılı, dalgalar hikmetlerle dolu …
Su hayat, hayat ise su gibi AKICI ve dalgalı …

Bir damla su ile başladı hayatımız, dalgalana dalgalana bu hale geldik ve bir damla olarak yine toprağa düşeceğiz.

Bir damla suda ne fırtınalar kopar, ne coşkular yaşanır …
Suskunluklar soluklanır, kederler derlenir, elemler devşirilir …

Deryada damla, damlada derya saklı … Kah olur bir damla koca deryayı yutar, kah olur deryada kaybolur büyük bir dalga …

Dalgaların hep aynı olduğunu ve her dalganın değişmeden düz aktığını kim söyleyebilir? Deryada doğan bir dalga ne değişimlerden geçerek sahil sayfasına imzasını atarak noktalanır.

Birbirine benzer fakat aynı değildir dalgalar …
Her biri ayrı bir nokta koyarak farklı şekillendirir hayat sahilini …
Bütün noktalar bir noktaya dolar;

SONSUZLUK duâsı …
hüznü ve coşkusu budur denizin; Yükselişi göğe Güneşe daha fazla yakın olma ve yansıtma coşkusu, dökülüşü ayrılık sancısıyla inleyişi …

Dalgalarla yüzmeyi öğrenen dertlerle yatar, devalarla uyanır …
Sabır suların sonu sahil selâmetlerdir …
YUNUSLAR niye göğe sıçrar ki; duâmızı duyun diye …

KAİNATIN vücud alemine yansıması ilkinde bir damla gibi olmadı mı? Damladan Deryalar doğdu; yıldızlar, galaksiler Raksa başladı …

Hayata beşiklik etmekle güldü dünya …
O derya kıyametle tekrar bir damlaya dönüşmeyecek mi?

KAİNATIN bütün dalgalanmaları sonsuzlukta tekrar dogma duâsı değil mi?

Tıpkı küçük âlem insanın büyük duâsı gibi …
Biri okuyor diğeri amin diyor kendi lisanıyla …
Duâsızlıkta boğulansa sonsuzluğu yitiriyor.

Dua damlalarla dolarsa kalp Kabı, Nur denizler coşkudan TAŞAR, hakikat renkleriyle Raksa başlar, dimağlar hikmetle dolar, vicdan sükûna erer …

Duâdan inleyen bir kalp deryaları kurutur, DAMLALARI deryaya dönüştürür …Kabir sahiline vuruncaya kadar dua dalgalanmalarına devam,

Kainat da kıyamet duvarına çarpıncaya dek …
Soru ve sorun noktayı nerede, ne zaman koyacağımızda değil nasıl koyacağımızda.

Susuzluğumuz duâsızlık …
Yağmursuzluksa duânın çağlayış vakti …
Yunus nidalarla inleme zamanı …

Suya susuz bakarsak dimağ denizi durgunluk ve dalgasızlıkta kokuşur, kararır kalp ummanı …

Dua suyu âleminizi doldursun, hikmet Çağlayanlar kabre kadar kalbinizde eksik olmasın …

Gönlünüze damlayan bir damla olmuşsam, İşte o benim duâm …
Ummanlar kazanmış kadar sevineceğim.

Evet, yağmurlar yağsın, yere de yüreklere de …
Dua sulardayız.

Hüseyin Eren

Allah’a Yönelme Duası

Standard

Allah’ım, tam bir içtenlikle senden gayrisinden kopmuş, tüm varlığımla sana yönelmişim. İhsanına muhtaç olanlardan yüz çevirmiş, fazlından müstağni olmayanlardan istekte bulunmayı bırakmışım. Çünkü muhtacın muhtaçtan istemesinin düşüncesizlik, akılsızlık olduğunu anlamış, buna inanmışım.

Allah’ım, izzeti senden başkasının yanında arayıp da zelil olan; senden başkasından servet isteyip de fakirleşen, yücelik isteyip de alçalan nicelerini gördük! Akıllı adamın bunları görüp de ibret almasından ve seni seçerek doğruyu bulmasından daha doğal ne olabilir ki?

O halde ey Mevlam, isteklerimi diğerlerinden değil, yalnızca senden istiyorum; ihtiyaçlarımı diğerlerinden değil, yalnızca senden talep ediyorum. Herkesten önce çağıracağım yalnızca sensin. Ümidimde kimse sana ortak değil; duamda seninle birlikte olan biri yok; çağrımda sana ortak koşacağım biri yok.

Sayı birliği, zevali olmayan eksiksiz kudret sıfatı, güç ve kuvvet erdemi, yücelik ve yükseklik derecesi sana mahsustur.

 Ey Allah’ım;senin dışındakiler ise hayatlarında rahmet ve merhamete muhtaç, işlerinde başarısızlığa mahkum, içinde bulundukları şartlara yenik, durumları değişken ve nitelikleri sabit olmayan zayıf varlıklardır.

O halde, benzerlerin ve zıtların olmaktan çok yücesin; misillerin ve denklerin bulunmaktan çok büyüksün. Sen (her eksiklikten) münezzehsin; senden başka ilah yoktur.

Rabbim, sen, Kitabının muhkem ayetinde, kullarından tövbeyi kabul edeceğini, kötülükleri affedeceğini (Şûra/25), tövbe edenleri sevdiğini (Bakara/222) söylemişsin. O halde, vaad ettiğin gibi tövbemi kabul et; garanti ettiğin gibi kötülüklerimi affet; şart koştuğun gibi sevgini benim için gerekli kıl.

Ey Rabbim, ben de sana, hoşlanmadığın işe geri dönmeme; kınadığın şeyi yapmama ve bütün günahları terketme sözü veriyorum.

 Allah’ım, bizi Muhammed ile hidayet ettiğin gibi, ona ve âline salat eyle; bizi Muhammed ile kurtardığın gibi, ona ve âline salat eyle. Kıyamet günü, sana muhtaç olduğumuz gün bize şefaatçi olacak bir salat ile Muhammed ve âline salat eyle. Hiç kuşku yok, sen her şeye kadirsin ve bu, sana pek kolaydır.

Amin…

Nefs ve Tövbe

Standard

islamasevgitaha

Önlem almak ve günahı terketmek nefsi arındırmanın en iyi yoludur. Hiç günaha bulaşmayan ve zatının o sefa ve paklığını koruyan bir nefs önce günaha bulaşıp sonra da tövbe eden kimseden kesinlikle daha üstündür.

Henüz günahı tatmamış ve ona alışmamış olan bir insan, günaha bulaşmış olup da şimdi günahı terketmek isteyen kimseden daha iyi ve daha kolay bir şekilde günahtan sakınıp vazgeçebilir.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Günahı terketmek tövbe etmekten daha kolaydır.”[1]

Ancak insan günaha bulaşırsa Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelidir. Zira Allah’a doğru seyr ve sülûk etme ve nefsi ıslah etmenin yolu hiç bir zaman kapalı olmaz. Aksine, Allahu Teâlâ günahkârlar için tövbe ve dönüş yolunu açmış ve onlardan; kendisine dönmelerini ve tövbe suyuyla nefislerini, günahların pislik ve kirlerinden yıkamalarını istemiştir.

Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere (nefislerine uyarak) ölçüyü taşıran kullarım, Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.”[2]

Yine buyuruyor ki:

“Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: “Selam olsun size. Rabbiniz, rahmeti kendi üzerine yazdı (farz kıldı)ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse kuşku yok ki, bağışlayandır, esirgeyendir.”[3]

Ve yine buyuruyor ki:”Doğrusu ben, tövbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.”[4]

kaynak:[1]- Bihar-ul Envar, c.73., s.364.;[2]- Zumer / 53.;[3]- Enam / 54.;[4]- Taha / 82.

Selam ve Dua ile…

Pişmanlığın Yoldaşlığı…

Standard

İsteyerek işlediğin hata / lar yüzünden üstüne istemeden giydiğin bir elbise gibi değil midir pişmanlık?

Yaptığın, yaptığını bildiğin, yaptığını unutmayacağın hataların elinde dikilir bu elbise …

Bağışlanmış olduğunu BİLMEN bile pişmanlık gömleğinin düğmelerini çözmeye yetmez. Aslında üstüne değil, içine giyersin bu elbiseyi …

O kadar içeriden giyinirsin ki, sen onu değil de o seni giyinmiş gibidir. Astari dışarı bakar; kumaşın görünen yüzü içine doğrudur. Başkalarına sevimsiz astarını gösterir; dikişlerinin sarkmış uçlarını sergiler, hatalı ve günahkar olduğunu dillendirir. Sana gösterdiği yüzü ise daha sevimlidir; içindeki o kırgınlıkla seni yeni hatalardan alıkoyan, günahın sancısını hissedilir kılan aldatmaz bir nasihatçıdır. Sık sık kulagina eğilir, konuşur seninle.

Kendini unuttuğun zamanlarda, usulca kenara çeker seni, yeniden yola koyar. Yaptığın, yaptığını bildiğin ve yaptığını unutmadığın hata ile bir çeşit sözleşme imzalamış gibisindir. O hata, Geçip gitmiş olsa da, bıraktığı pişmanlık yoldaşın olacaktır bundan böyle. Üzerinden hiç çıkaramadığın elbise gibi. Hep onunla yürüyeceksin. çok sonraları farkedeceksin ki, kendini kusurlu BİLMEN, seni gururunun elinden kurtaracaktır.

Kusursuzluk gemin delinince, nefsinin kalbini gasbetmesi önlenmiştir. Günahın ile öylesine mahçup olursun ki, kendini günahsız sanan nicelerinden daha büyük bir yakınlık kazanırsın Rabbinin katında.

Hataların yakarışın kapısını açar, mahçubiyetin seni Rabbinin kapısında sabit tutar. Akl / anmamışlığın rahmetin eteğine sımsıkı yapıştırır dudaklarını. Sonra, tekrar kuşanırsın sabrını …

Pişmanlığının koluna bir daha girersin. Yeniden yürürsünüz yan yana. Ama bu defa yaptığı affedilir gibi değildir. Görünür bir sebep yokken içinde büyüttüğün, cennetin bahçelerinde oynattığın Masumiyet çocuğunu öldürüverir pişmanlık Hızır’ı. Masum değilsindir artık; günahkârsındır. Bak, kirlendin, karalandın!

Çıkışırsın hemen: “Tertemiz bir canı katlediyorsun ha! Gerçekten sen fena bir şey yapıyorsun!” Oysa, ancak sonradan anlayacaksın ki, hatadan dönmen hataya hiç düşmemenden daha sevimlidir Rabbinin katında.

Günahkârlığın getireceği karlar için günahsızlığının boynunun vurulması gerekmektedir. Aklığının peþine günahın ağına Düşmeden düşemiyorsun işte …

Öyle bir yangın ki yandığın, ancak kendi küllerinle söndürebiliyorsun yangınını …

Pişmanlığın bu sırrı bilmeyişini de yüzüne vurmaz. Yoldaşlığa yeniden kabul eder seni. Ancak bu defa hiç hak etmeyenlere yapılan iyiliktir itirazının sebebi.

Hızır’ın kendilerine yiyecek vermeyi reddeden köylülerin yikik duvarını hiç ücret istemeden onarmasına itiraz eder Musa. Oysa, bilmez ki, Hızır, duvarı onararak, duvarın altında saklı ve iki yetime ait hazinenin başkalarının eline geçmesini önlemiştir.

Duvarların altında günahlara rağmen içinde büyüttüğün yikik, yetim bıraktığın masumiyetin ümitlenme Hazinesi rahmetten saklıdır.

Pişmanlık, sana hata edebilir olduğunu bildirerek, başkalarının hatalarını da Affetmeyi, yikik duvarlarını onarmayı öğretir. Pişmanlığının elinden tutarsan, dostunun bahçesindeki yikik duvarları onarabilirsin.

Kardeşinin hatasını örtüp kusur duvarını onarırsan, bir gün onun pişmanlıkla geri dönmesine yol olursun. Böylece, hatalarının altında saklı, günahlarının içinde gizli rahmet ümidini hem kendin için hem onun için korumuş olursun.

Öyleyse, pişmanlığının yoldaşlığına itiraz etme …

Sessiz Hızır’ın ile yolunu ayırma!

Senai Demirci