Monthly Archives: Ekim 2009

Aşk;Dua

Standard

dua...

Sevmek sevilene yapılan en güzel duadır.
Dua Allah’ın güzel isimlerine aşık olmak demektir.

Dua Kulluk toprağında iman suyuyla,
Sevgi ışığıyla büyüyen hitap çiçeğidir …
Dua, insanın sevgilisi olan Allah’a Sormadan bir şeyi yapmamasının adıdır …
Sevenin sevgilisinin dileğiyle şekillenmek istemesi gibidua da kulun Allah’ın dilediği gibi olmayı Allah’tan istemesidir.

Dua kulun Rabbisini hoşnut etmek, sevindirmek için onun İsteklerini bilme-yapma ve olma gayretidir.Kısacası dua bir aşk ilişkisidir.

Bu yüzden şunu kesinlikle bilmeliyiz ki ancak sevgiyle yapılan dualar kabul edilir.
Aşkla yapılan DUALARDA istekler bir bahanedir.
Sevgiliyle konuşmak onunla dertleşmek, hasret gidermek için bir bahaneden ibarettir.

Şu olay, Bakın bunu ne güzel anlatıyor:

Bir ibadet yerinde toplu olarak ibadetler yapılmış ve topluluk dışarıya çıkmıştı.
Yalnız köşede bir yerde bir kişi hala oturuyordu.
Bu insan ne bir FILOZOF nede bir bilgeydi.
Dıştan hiçbir farklı özelliği olmayan biri.
Bunu gören birisi merak edip sorar.
İbadet ve dua bitti.
Burada hala sen ne yapıyorsun?

Adam sessizce cevap verir.

“Ben O’na bakıyorum O bana bakıyor.”

Evet; Allah’a en çok dua eden insanlar, Allah’a en çok aşık olanlardır.

Böyle bir aşk duasında gördüğümüz hakikatler hayret, özlem, hasret, uzak düşmenin acısı, parça parça olmuş bir yürek ve sessizliktir.

Basit maddi Kalıplar içinde kalan felsefi düşünüş ve anlayışlar karşısında GİZLENEN Allah;
sevgi, aşk, hasret, özlem karşısında kendini en mükemmel ve aydınlık şekilde hissettirir …

Aşk duasında diğer DUALARDA rastlanabilen güvensizlik, ümitsizlik ve yılgınlık yoktur. Aksine sonsuz bir inanmışlık, güven ve ümit vardır. Şevk vardır, ateş vardır, coşkun sular vardır.
Rabbin tecellisi görününce ise huzur vardır, Sükunet vardır.Sessizlik vardır, ama karanlık yoktur. Parıltı vardır …
aslında duadaki Aşkın ilk sahibi Allah’tır.

Allah’ın bize olan aşkı ve özlemidir ki bizi duaya çağırır …

alıntıdır

Selam ve Dua ile…

Sevgi ne mi???

Standard

Sevgi, gururu yere serip bir Hasır Edip çiğnemektir,
Sevgi, ugrunda akıttığın göz yaşlarını saklamaktır,
Sevgi, Acıya tatlı gözlerle bakmaktır,
Sevgi, Gül’ü koklamak dikeni tutmaktır,
Sevgi, aglarken tebessum edebilmektir,
Sevgi, kederi, Acıyı, Elemi Yarı Yarıya paylaşabilmektir,
Sevgi, hasrete hasret kalmaktır,
Sevgi, işte o sevgi varya …
Sevgi, seni sevebiliyorum demenin anlamını vermektir …
Sevgi, anne diyen Dudakların titremesidir,
Sevgi, gözlerden yaprak yaprak düşen Düstur,
Sevgi, En sevgiliye edilen bir selam bir salattır,
Sevgi, Mevlaya denilen bir amin, bir zikir, bir şükrdür,
Sevgi, fanilik karþýsýnda fani olmamaktır,
Sevgi, secdede eğilen bir Bastır,
Sevgi, secdede gözlerden akan bir yaştır,
Ve sevgi başı yaran taşa duyulan özlemdir,
Ve sevgi secdede açan gullerde gizemdir

Sevgi, Acıya tatlı gözlerle bakmaktır,
Sevgi, Gül’ü koklamak dikeni tutmaktır,
Sevgi, aglarken tebessum edebilmektir ..

“Kalb, kırda atılmış bir kuş kanadi gibidir.
Rüzgar nasıl bu kanadi alt üst çevirirse kalb de böyledir. “Hadis-i Şerif

alıntıdır

selam ve dua ile …

Güvenin Canına Kıydılar

Standard

Kelimelerin duygularını ifade edemeyeceğini gayet iyi bildigi için sustu …

Anlamın muğlâklığı, yorumun sınır tanımayışı ve muhatabın yargıları, konuşmanın safiyetini erittiği / incittiği için sustu …

Halbuki konuşma, kendini ele vermek demekti. Düşündüğünü dillendirmekti. Duygularına harf elbisesi giydirip harfleri, dağarcıktaki kelimelerin emrine vererek cümleleri Aşikar eylemekti, içini Aşikar eylemekti. Ve söz, güven demekti, “içten pazarlıklı değilim” demekti, “Söylediğim gibiyim” demekti. Yalan, söze karışmamalıydı zaten; samimiyete kıyılmamalı, öz hırpalanmamalıydı.

Yalanı, oynamayı, gevelemeyi gönderince uzaklara, sadece yüreğin yansıması kalmıştı sözcüklere. Ve konuşan ne derse, muhatap dinler, kulak verirdi. Gereğini gücü nispetinde yapardı. Çünkü güvenirdi. Insanı hırpaladılar, güvenin canına kıydılar, Güveni öldürünce maskeler çıktı tozlu sandıklardan.

İnsanlar yüzlerine takındılar kendilerinin olmayan şeyleri. Örtmek için içlerini. Yutmak için sözlerini. Gizlemek için yüzlerini. Gözlere siyah gözlükler taktılar, görünmemek için. Çünkü biliyorlardı gözün gücünü, sözü söz yapanın göz olduğunu, ÖZÜN göze yansıdığını.

Evet, insanı hırpaladılar güvenin canına kıydılar, güveni öldürünce çıktı maskeler tozlu sandıklardan. Maskeler takındı saklanmak isteyenler. Ve öyle bir hal aldı ki her şey, maskesizler dışlanır oldu. Kendini Aşikar eylemek, kabalık diye adlandırıldı. Duygularını söylemek ötelendi. Samimiyet aldı başını gitti. Söz gidince ne yapsındı, sustu.

Onu susmak zorunda bıraktılar. Çünkü onun insanlara verecek bir tek yüzü vardı. İkincisini kimsenin görmediğine, herkesi görene saklardı; ıssız anlara saklardı, gecelere saklardı, secdelere saklardı.

Evet, sustu. Çünkü söze önem verilmediğini düşündü. Görselliğin, insanı avucunun içerisine aldığını, insanların artık sadece görülen yanlarıyla değerlendirildiğini gördü. Halbuki onun modern dünyada kendisini pazarlayabilecek herhangi bir şeyi yoktu. O fazlaca Sıradan, fazlaca iddiasızdı kimilerine göre. Yaşam felsefesi “içinde bir insan olarak” hayatını idame ettirme üzerineydi insanlar. Sözü katledince, Elsiz-dilsiz kaldı, Ne yapacağını bilemedi. Uykusuz geceler geçirdi, Yapılacak en iyi şeyin, susmak olduğuna kanaat getirdi. Ve sustu.

Istiyordu ki, / kendi özüne dönsün kendi olsun herkes. Maskelerini çöpe atsın, bir de dünyaya kendi olarak baksın. Olmadı … Bu olmayışlar onu yıprattı, koşmanın verdiği yorgunluğa Dostların çekimserliği de eklenince şaşırıp kaldı, böyle olmamalıydı ona göre.

Yorulmaktan Şaşkın, şaşkınlıktan yorgun idi. “Ne yapabilirim” diye bir kez daha sordu kendisine. Yani kalan iki yarenine. Sus dediler. , Yine dinledi ve sustu her zaman Onları dinlemişti. Çünkü susmak da bir tür konuşmaktı. Ama susmanın dilini sadece susanlar bilirdi. Tüm duyma güdüsünü kulaklarına indirgeyenler, tüm Tıpkı düşünme becerisini Aklına hapsedenler gibiydi onun Gözünde.

Halbuki onu hakikat olanlar bile her zaman konuşmamışlardı tarih içerisinde söylediği. Bu dertliler Zaman, zemin ve yürek bulunca serpmişlerdi incilerini. Ama malumatfuruşluğu alim olmak, birkaç sevi şiiri ezberlemeyi Aşık olmak, biraz felsefe okumayı hakim olmak sananlar onu bıktırdı. “Ah” etti onlara, kendi içleri gibi kendi dışlarında olan her şeyi de kirlettikleri için. Biraz dinginleştiğinde ise duyguları, sustu.

Işte sessizliğe kanat çırpıyordu bir kez daha. Dinlemenin erdem olduğunu kitaplardan okumuştu, soylenen kendisine her bir şeye kulak vermenin ve ama en iyiye tabi olmanın gerekliliğini. Ancak bunun bu kadar insana ait bir şey olduğunu yeni anlamıştı. Evet, insan dinlemeliydi. Kulak kesilmeliydi. O zaman duydukları onu ürpertmişti, bunları yıllardır nasıl olup da duyamadığına hayret ediyordu. Hayreti zaten Nimet biliyordu, şimdi ise her bir nimeti hayret olarak görmeye başlamıştı.

Galiba sessizlik buydu.

Ve sustu … kelimelerini beline doladığı kuşağın içerisine sıkıca yerleştirdi. Orucunu bozacağı zaman için onları gizledi. Ak akçelerin saklandığı Keçe keseye bir kez daha baktı. Susmanın kendisine sağladığı benliği kucakladı. Susmaktan sonra yapılacak en iyi şeyin buralardan gitmek olduğunu gayet iyi biliyordu. Öyle yaptı. Yürüdü, gitti uzaklara …

alıntı.

Selam ve dua ile …

Tesbih Ayetleri

Standard

islamasevgiala

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla

(Zekeriya) “Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.” dedi. “Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et.” dedi.   (AL-İ İMRAN SURESİ / 41)

Şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O’na ibadet etmekten büyüklenmezler; O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.   (A’RAF SURESİ / 206)

Gök gürültüsü O’nu hamd ile, melekler de O’na olan korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise ALLAH hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.   (RA’D SURESİ / 13)

Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.   (HİCR SURESİ / 98)

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.   (İSRA SURESİ / 44)

Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: “Sabah akşam tesbih edin.”   (MERYEM SURESİ / 11)

“Böylece seni çok tesbih edelim.”   (TAHA SURESİ / 33)

Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.   (TAHA SURESİ / 130)

Gece ve gündüz, hiç durmaksızın tesbih ederler.   (ENBİYA SURESİ / 20)

Biz bunu (hükmü) Süleyman’a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik.   (ENBİYA SURESİ / 79)

(Bu nur,) ALLAH’ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler.   (NUR SURESİ / 36)

Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten ALLAH’ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. ALLAH, onların işlediklerini bilendir.   (NUR SURESİ / 41)

Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (ALLAH)a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.   (FURKAN SURESİ / 58)

Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de ALLAH’ı tesbih edip (yüceltin).   (RUM SURESİ / 17)

Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.   (SECDE SURESİ / 15)

Ve O’nu sabah ve akşam tesbih edin.   (AHZAB SURESİ / 42)

Andolsun, biz Davud’a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. “Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin” (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.   (SEBE’ SURESİ / 10)

Eğer (ALLAH’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,   (SAFFAT SURESİ / 143)

“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”   (SAFFAT SURESİ / 166)

Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (ALLAH’ı) tesbih ederlerdi.   (SAD SURESİ / 18)

Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (ALLAH’ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte olanlar idi.   (SAD SURESİ / 19)

Melekleri de arşın etrafını çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: “Alemlerin Rabbine hamdolsun” denilmiştir.   (ZÜMER SURESİ / 75)

Arş’ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O’na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: “Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.”   (MÜ’MİN SURESİ / 7)

Şu halde sen sabret. Gerçekten ALLAH’ın va’di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.   (MÜ’MİN SURESİ / 55)

Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O’nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar.   (FUSSİLET SURESİ / 38)

Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten ALLAH, bağışlayan ve esirgeyen O’dur.   (ŞURA SURESİ / 5)

Ki ALLAH’a ve Resûlü’ne iman etmeniz, O’nu savunup-desteklemeniz, O’nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O’nu (ALLAH’ı) tesbih etmeniz için.   (FETİH SURESİ / 9)

Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.   (KAF SURESİ / 39)

Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O’nu tesbih et.   (KAF SURESİ / 40)

Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.   (TUR SURESİ / 48)

Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O’nu tesbih et.   (TUR SURESİ / 49)

Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.   (VAKIA SURESİ / 74)

Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.   (VAKIA SURESİ / 96)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.   (HADİD SURESİ / 1)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.   (HAŞR SURESİ / 1)

O ALLAH ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.   (HAŞR SURESİ / 24)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.   (SAFF SURESİ / 1)

Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan ALLAH’ı tesbih eder.   (CUM’A SURESİ / 1)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih eder. Mülk O’nundur, hamd (övgü) de O’nundur. O, her şeye güç yetirendir.   (TEĞABÜN SURESİ / 1)

(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: “Ben size dememiş miydim? (ALLAH’ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?”   (KALEM SURESİ / 28)

ki: “Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz.”   (KALEM SURESİ / 29)

Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.   (HAKKA SURESİ / 52)

Gecenin bir bölümünde O’na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O’nu tesbih et.   (İNSAN SURESİ / 26)

Rabbinin yüce ismini tesbih et,   (A’LA SURESİ / 1)

Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.   (NASR SURESİ / 3 )

 

Yeminlerimizi Hatırlayalım

Standard

islamasevgirad

Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediginiz zaman, onunla sizi bağladığı misakını hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun, muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

Sonra Allahü teâlâ onu devirde hidayetçisini hidayetle gönderip bu yeminleri Tebliğ ettirirmek suretiyle insanlara hatırlatıyor.

20/TAHA 123
Kâlehbitâ minha cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv (aduvvun), fe imma ye’tiyennekum Minni huden fe menittebea hudâye fe Lâ yadıllu ve Lâ yeşkâ.
(Allahü teâlâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan () inin aşağı! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka Hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tabi olursa artık o, dalâlette kalmaz ve Saki olmaz.”

Her devirde Hidayetle hidayetçi (nebi resul veya veli resul) yeminleri bize hatırlatıyor.

Allah’a kul olmak, Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar (Zümer 17).

Işte fizik teslimi için ilgili Verdiğimiz vucud ahd:

36/YASİN 60
E lem a’had ileykum yâ beni âdeme en la ta’budûş şeytan (şeytâne), innehu lekum aduvvun Mübin (mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, Sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36 / YASİN – 61
Ve eni’budûnî, Haza sırâtun mustekîm (mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak) tır.

Nefsimiz Allah’ın Zikri ile tezkiye ve tasfiye olarak Allah’a teslim olur.
Nefsimizi tezkiye ve tasfiye edeceğimize dair yemin Verdiğimiz:

74 / MUDESSİR – 38
Kullu nefsin Bima kesebet rehîneh (rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (Karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

74 / MUDESSİR – 39
Illa ashâbel yemin (Yemini).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

74 / MUDESSİR – 40
Fî cennât (cennâtin), yetesâelûn (yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.

91 / ŞEMS – 9
Kad efleha erkek zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

Ruh emaneti Ahzab 72 de göklere, arza, dağlara teklif edildi, ancak onlar kabul etmediler.Cahil ve zalim (19 nefs afetinden ikisi) olan insan kabul etti buyurulmaktadır

Ruhumuzun ve serbest irademizin Allah’a teslimi ile ilgili misakimiz:

13 / RAD – 20
Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve Lâ yenkudûnel Misak (misâka).
Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13 / RAD – 21
Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb (hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

13 / RAD – 22
Vellezîne saberûbtigâe vechi ukbed sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis enfekû MIMMA rezaknâhum Salate seyyiete ulâike lehum ve ve ekâmûs (Dari) dar rabbihim.
Onlar, sabırla Rab’lerinin vechini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi), onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir ve namazı ikame edenler dileyenler. Ve seyyiati, hasenat ile () Savan kimselerdir iyilikle. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

Ve Allahü teâlâ, Enam 152 de Elest Bezminde Allah ile Yaptığımız yukarıdaki ahdlerin dünya hayatında yerine getirilmesini emrediyor.

6 / En’am – 152
Ve Lâ takrebû mâlel yetîmi illa billetî hiye ahsenu hatta yebluga eşuddeh (eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kist (kıstı), La nukellifu nefsen ve bunlar vus’ahâ iza kultum fa’dilû ve lev kane za kurbâ, ve iki ahdillâhi evfû , zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).
Yetimin Malina, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

Nisa 58 de de yine bize vermiş olduğu Ruh, vech, nefs ve serbest irade emanetlerini kendisine (dünya hayatında YAŞARKEN) teslim etmemizi emir buyruyor.

4 / NİSA – 58
İnnallâhe ye’murukum tr tueddûl emânâti ila ehlihâ ve iza hakemtum beynen nasi en tahkumû bil ADL (adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih (bihî), innallâhe Kane semîan basîrâ () basîran.
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik Yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah onunla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Sonuç: Allahü teâlâ Taha 123 istatistikleri ve Bakara 38 de hidayetle gelen hidayetçiye (nebi resul veya veli resul) tabi olanların dalalette kalmayacağını ve cehenneme gitmeyeceği, onlara korku olmadıgını, onların mahzunda olmayacağını ifade buyuruyor.

Ayrıca Yunus 47 ve Nahl 36 da bütün (kavimlere, ümmetlere) milletlere resuller gönderdiğini, İbrahim 4 de her kavme kendi lisanlarıyla resuller gönderdiğini ifade buyuruyor. Rad 7 de bütün Kavimlerin hidayetçileri vardır buyuruyor. O halde bu resullerde her devirde bu yeminleri insanlara hatırlatıyorlar.

İşte kim onlara tabi olursa Allah’a verilen yeminleri yerine getirmek üzere yola çıkmış olmakla kalmıyorlar, cehennemden de kendilerini kurtarmış oluyorlar.

Selam ve dua ile …

Suya Susuz Bakmak

Standard

islamasevgidamla

Su suskun değil, dalga durgun değil …
Dinlenirse suyun sesi, çözülürse Dalgaların dili, derinliklere inilir, yükseklere çağlanır.

Su sırlarla sarılı, dalgalar hikmetlerle dolu …
Su hayat, hayat ise su gibi AKICI ve dalgalı …

Bir damla su ile başladı hayatımız, dalgalana dalgalana bu hale geldik ve bir damla olarak yine toprağa düşeceğiz.

Bir damla suda ne fırtınalar kopar, ne coşkular yaşanır …
Suskunluklar soluklanır, kederler derlenir, elemler devşirilir …

Deryada damla, damlada derya saklı … Kah olur bir damla koca deryayı yutar, kah olur deryada kaybolur büyük bir dalga …

Dalgaların hep aynı olduğunu ve her dalganın değişmeden düz aktığını kim söyleyebilir? Deryada doğan bir dalga ne değişimlerden geçerek sahil sayfasına imzasını atarak noktalanır.

Birbirine benzer fakat aynı değildir dalgalar …
Her biri ayrı bir nokta koyarak farklı şekillendirir hayat sahilini …
Bütün noktalar bir noktaya dolar;

SONSUZLUK duâsı …
hüznü ve coşkusu budur denizin; Yükselişi göğe Güneşe daha fazla yakın olma ve yansıtma coşkusu, dökülüşü ayrılık sancısıyla inleyişi …

Dalgalarla yüzmeyi öğrenen dertlerle yatar, devalarla uyanır …
Sabır suların sonu sahil selâmetlerdir …
YUNUSLAR niye göğe sıçrar ki; duâmızı duyun diye …

KAİNATIN vücud alemine yansıması ilkinde bir damla gibi olmadı mı? Damladan Deryalar doğdu; yıldızlar, galaksiler Raksa başladı …

Hayata beşiklik etmekle güldü dünya …
O derya kıyametle tekrar bir damlaya dönüşmeyecek mi?

KAİNATIN bütün dalgalanmaları sonsuzlukta tekrar dogma duâsı değil mi?

Tıpkı küçük âlem insanın büyük duâsı gibi …
Biri okuyor diğeri amin diyor kendi lisanıyla …
Duâsızlıkta boğulansa sonsuzluğu yitiriyor.

Dua damlalarla dolarsa kalp Kabı, Nur denizler coşkudan TAŞAR, hakikat renkleriyle Raksa başlar, dimağlar hikmetle dolar, vicdan sükûna erer …

Duâdan inleyen bir kalp deryaları kurutur, DAMLALARI deryaya dönüştürür …Kabir sahiline vuruncaya kadar dua dalgalanmalarına devam,

Kainat da kıyamet duvarına çarpıncaya dek …
Soru ve sorun noktayı nerede, ne zaman koyacağımızda değil nasıl koyacağımızda.

Susuzluğumuz duâsızlık …
Yağmursuzluksa duânın çağlayış vakti …
Yunus nidalarla inleme zamanı …

Suya susuz bakarsak dimağ denizi durgunluk ve dalgasızlıkta kokuşur, kararır kalp ummanı …

Dua suyu âleminizi doldursun, hikmet Çağlayanlar kabre kadar kalbinizde eksik olmasın …

Gönlünüze damlayan bir damla olmuşsam, İşte o benim duâm …
Ummanlar kazanmış kadar sevineceğim.

Evet, yağmurlar yağsın, yere de yüreklere de …
Dua sulardayız.

Hüseyin Eren

Allah’a Yönelme Duası

Standard

Allah’ım, tam bir içtenlikle senden gayrisinden kopmuş, tüm varlığımla sana yönelmişim. İhsanına muhtaç olanlardan yüz çevirmiş, fazlından müstağni olmayanlardan istekte bulunmayı bırakmışım. Çünkü muhtacın muhtaçtan istemesinin düşüncesizlik, akılsızlık olduğunu anlamış, buna inanmışım.

Allah’ım, izzeti senden başkasının yanında arayıp da zelil olan; senden başkasından servet isteyip de fakirleşen, yücelik isteyip de alçalan nicelerini gördük! Akıllı adamın bunları görüp de ibret almasından ve seni seçerek doğruyu bulmasından daha doğal ne olabilir ki?

O halde ey Mevlam, isteklerimi diğerlerinden değil, yalnızca senden istiyorum; ihtiyaçlarımı diğerlerinden değil, yalnızca senden talep ediyorum. Herkesten önce çağıracağım yalnızca sensin. Ümidimde kimse sana ortak değil; duamda seninle birlikte olan biri yok; çağrımda sana ortak koşacağım biri yok.

Sayı birliği, zevali olmayan eksiksiz kudret sıfatı, güç ve kuvvet erdemi, yücelik ve yükseklik derecesi sana mahsustur.

 Ey Allah’ım;senin dışındakiler ise hayatlarında rahmet ve merhamete muhtaç, işlerinde başarısızlığa mahkum, içinde bulundukları şartlara yenik, durumları değişken ve nitelikleri sabit olmayan zayıf varlıklardır.

O halde, benzerlerin ve zıtların olmaktan çok yücesin; misillerin ve denklerin bulunmaktan çok büyüksün. Sen (her eksiklikten) münezzehsin; senden başka ilah yoktur.

Rabbim, sen, Kitabının muhkem ayetinde, kullarından tövbeyi kabul edeceğini, kötülükleri affedeceğini (Şûra/25), tövbe edenleri sevdiğini (Bakara/222) söylemişsin. O halde, vaad ettiğin gibi tövbemi kabul et; garanti ettiğin gibi kötülüklerimi affet; şart koştuğun gibi sevgini benim için gerekli kıl.

Ey Rabbim, ben de sana, hoşlanmadığın işe geri dönmeme; kınadığın şeyi yapmama ve bütün günahları terketme sözü veriyorum.

 Allah’ım, bizi Muhammed ile hidayet ettiğin gibi, ona ve âline salat eyle; bizi Muhammed ile kurtardığın gibi, ona ve âline salat eyle. Kıyamet günü, sana muhtaç olduğumuz gün bize şefaatçi olacak bir salat ile Muhammed ve âline salat eyle. Hiç kuşku yok, sen her şeye kadirsin ve bu, sana pek kolaydır.

Amin…