Monthly Archives: Ekim 2009

Aşk;Dua

Standard

dua...

Sevmek sevilene yapılan en güzel duadır.
Dua Allah’ın güzel isimlerine aşık olmak demektir.

Dua Kulluk toprağında iman suyuyla,
Sevgi ışığıyla büyüyen hitap çiçeğidir …
Dua, insanın sevgilisi olan Allah’a Sormadan bir şeyi yapmamasının adıdır …
Sevenin sevgilisinin dileğiyle şekillenmek istemesi gibidua da kulun Allah’ın dilediği gibi olmayı Allah’tan istemesidir.

Dua kulun Rabbisini hoşnut etmek, sevindirmek için onun İsteklerini bilme-yapma ve olma gayretidir.Kısacası dua bir aşk ilişkisidir.

Bu yüzden şunu kesinlikle bilmeliyiz ki ancak sevgiyle yapılan dualar kabul edilir.
Aşkla yapılan DUALARDA istekler bir bahanedir.
Sevgiliyle konuşmak onunla dertleşmek, hasret gidermek için bir bahaneden ibarettir.

Şu olay, Bakın bunu ne güzel anlatıyor:

Bir ibadet yerinde toplu olarak ibadetler yapılmış ve topluluk dışarıya çıkmıştı.
Yalnız köşede bir yerde bir kişi hala oturuyordu.
Bu insan ne bir FILOZOF nede bir bilgeydi.
Dıştan hiçbir farklı özelliği olmayan biri.
Bunu gören birisi merak edip sorar.
İbadet ve dua bitti.
Burada hala sen ne yapıyorsun?

Adam sessizce cevap verir.

“Ben O’na bakıyorum O bana bakıyor.”

Evet; Allah’a en çok dua eden insanlar, Allah’a en çok aşık olanlardır.

Böyle bir aşk duasında gördüğümüz hakikatler hayret, özlem, hasret, uzak düşmenin acısı, parça parça olmuş bir yürek ve sessizliktir.

Basit maddi Kalıplar içinde kalan felsefi düşünüş ve anlayışlar karşısında GİZLENEN Allah;
sevgi, aşk, hasret, özlem karşısında kendini en mükemmel ve aydınlık şekilde hissettirir …

Aşk duasında diğer DUALARDA rastlanabilen güvensizlik, ümitsizlik ve yılgınlık yoktur. Aksine sonsuz bir inanmışlık, güven ve ümit vardır. Şevk vardır, ateş vardır, coşkun sular vardır.
Rabbin tecellisi görününce ise huzur vardır, Sükunet vardır.Sessizlik vardır, ama karanlık yoktur. Parıltı vardır …
aslında duadaki Aşkın ilk sahibi Allah’tır.

Allah’ın bize olan aşkı ve özlemidir ki bizi duaya çağırır …

alıntıdır

Selam ve Dua ile…

Sevgi ne mi???

Standard

Sevgi, gururu yere serip bir Hasır Edip çiğnemektir,
Sevgi, ugrunda akıttığın göz yaşlarını saklamaktır,
Sevgi, Acıya tatlı gözlerle bakmaktır,
Sevgi, Gül’ü koklamak dikeni tutmaktır,
Sevgi, aglarken tebessum edebilmektir,
Sevgi, kederi, Acıyı, Elemi Yarı Yarıya paylaşabilmektir,
Sevgi, hasrete hasret kalmaktır,
Sevgi, işte o sevgi varya …
Sevgi, seni sevebiliyorum demenin anlamını vermektir …
Sevgi, anne diyen Dudakların titremesidir,
Sevgi, gözlerden yaprak yaprak düşen Düstur,
Sevgi, En sevgiliye edilen bir selam bir salattır,
Sevgi, Mevlaya denilen bir amin, bir zikir, bir şükrdür,
Sevgi, fanilik karþýsýnda fani olmamaktır,
Sevgi, secdede eğilen bir Bastır,
Sevgi, secdede gözlerden akan bir yaştır,
Ve sevgi başı yaran taşa duyulan özlemdir,
Ve sevgi secdede açan gullerde gizemdir

Sevgi, Acıya tatlı gözlerle bakmaktır,
Sevgi, Gül’ü koklamak dikeni tutmaktır,
Sevgi, aglarken tebessum edebilmektir ..

“Kalb, kırda atılmış bir kuş kanadi gibidir.
Rüzgar nasıl bu kanadi alt üst çevirirse kalb de böyledir. “Hadis-i Şerif

alıntıdır

selam ve dua ile …

Güvenin Canına Kıydılar

Standard

Kelimelerin duygularını ifade edemeyeceğini gayet iyi bildigi için sustu …

Anlamın muğlâklığı, yorumun sınır tanımayışı ve muhatabın yargıları, konuşmanın safiyetini erittiği / incittiği için sustu …

Halbuki konuşma, kendini ele vermek demekti. Düşündüğünü dillendirmekti. Duygularına harf elbisesi giydirip harfleri, dağarcıktaki kelimelerin emrine vererek cümleleri Aşikar eylemekti, içini Aşikar eylemekti. Ve söz, güven demekti, “içten pazarlıklı değilim” demekti, “Söylediğim gibiyim” demekti. Yalan, söze karışmamalıydı zaten; samimiyete kıyılmamalı, öz hırpalanmamalıydı.

Yalanı, oynamayı, gevelemeyi gönderince uzaklara, sadece yüreğin yansıması kalmıştı sözcüklere. Ve konuşan ne derse, muhatap dinler, kulak verirdi. Gereğini gücü nispetinde yapardı. Çünkü güvenirdi. Insanı hırpaladılar, güvenin canına kıydılar, Güveni öldürünce maskeler çıktı tozlu sandıklardan.

İnsanlar yüzlerine takındılar kendilerinin olmayan şeyleri. Örtmek için içlerini. Yutmak için sözlerini. Gizlemek için yüzlerini. Gözlere siyah gözlükler taktılar, görünmemek için. Çünkü biliyorlardı gözün gücünü, sözü söz yapanın göz olduğunu, ÖZÜN göze yansıdığını.

Evet, insanı hırpaladılar güvenin canına kıydılar, güveni öldürünce çıktı maskeler tozlu sandıklardan. Maskeler takındı saklanmak isteyenler. Ve öyle bir hal aldı ki her şey, maskesizler dışlanır oldu. Kendini Aşikar eylemek, kabalık diye adlandırıldı. Duygularını söylemek ötelendi. Samimiyet aldı başını gitti. Söz gidince ne yapsındı, sustu.

Onu susmak zorunda bıraktılar. Çünkü onun insanlara verecek bir tek yüzü vardı. İkincisini kimsenin görmediğine, herkesi görene saklardı; ıssız anlara saklardı, gecelere saklardı, secdelere saklardı.

Evet, sustu. Çünkü söze önem verilmediğini düşündü. Görselliğin, insanı avucunun içerisine aldığını, insanların artık sadece görülen yanlarıyla değerlendirildiğini gördü. Halbuki onun modern dünyada kendisini pazarlayabilecek herhangi bir şeyi yoktu. O fazlaca Sıradan, fazlaca iddiasızdı kimilerine göre. Yaşam felsefesi “içinde bir insan olarak” hayatını idame ettirme üzerineydi insanlar. Sözü katledince, Elsiz-dilsiz kaldı, Ne yapacağını bilemedi. Uykusuz geceler geçirdi, Yapılacak en iyi şeyin, susmak olduğuna kanaat getirdi. Ve sustu.

Istiyordu ki, / kendi özüne dönsün kendi olsun herkes. Maskelerini çöpe atsın, bir de dünyaya kendi olarak baksın. Olmadı … Bu olmayışlar onu yıprattı, koşmanın verdiği yorgunluğa Dostların çekimserliği de eklenince şaşırıp kaldı, böyle olmamalıydı ona göre.

Yorulmaktan Şaşkın, şaşkınlıktan yorgun idi. “Ne yapabilirim” diye bir kez daha sordu kendisine. Yani kalan iki yarenine. Sus dediler. , Yine dinledi ve sustu her zaman Onları dinlemişti. Çünkü susmak da bir tür konuşmaktı. Ama susmanın dilini sadece susanlar bilirdi. Tüm duyma güdüsünü kulaklarına indirgeyenler, tüm Tıpkı düşünme becerisini Aklına hapsedenler gibiydi onun Gözünde.

Halbuki onu hakikat olanlar bile her zaman konuşmamışlardı tarih içerisinde söylediği. Bu dertliler Zaman, zemin ve yürek bulunca serpmişlerdi incilerini. Ama malumatfuruşluğu alim olmak, birkaç sevi şiiri ezberlemeyi Aşık olmak, biraz felsefe okumayı hakim olmak sananlar onu bıktırdı. “Ah” etti onlara, kendi içleri gibi kendi dışlarında olan her şeyi de kirlettikleri için. Biraz dinginleştiğinde ise duyguları, sustu.

Işte sessizliğe kanat çırpıyordu bir kez daha. Dinlemenin erdem olduğunu kitaplardan okumuştu, soylenen kendisine her bir şeye kulak vermenin ve ama en iyiye tabi olmanın gerekliliğini. Ancak bunun bu kadar insana ait bir şey olduğunu yeni anlamıştı. Evet, insan dinlemeliydi. Kulak kesilmeliydi. O zaman duydukları onu ürpertmişti, bunları yıllardır nasıl olup da duyamadığına hayret ediyordu. Hayreti zaten Nimet biliyordu, şimdi ise her bir nimeti hayret olarak görmeye başlamıştı.

Galiba sessizlik buydu.

Ve sustu … kelimelerini beline doladığı kuşağın içerisine sıkıca yerleştirdi. Orucunu bozacağı zaman için onları gizledi. Ak akçelerin saklandığı Keçe keseye bir kez daha baktı. Susmanın kendisine sağladığı benliği kucakladı. Susmaktan sonra yapılacak en iyi şeyin buralardan gitmek olduğunu gayet iyi biliyordu. Öyle yaptı. Yürüdü, gitti uzaklara …

alıntı.

Selam ve dua ile …

Tesbih Ayetleri

Standard

islamasevgiala

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla

(Zekeriya) “Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver.” dedi. “Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et.” dedi.   (AL-İ İMRAN SURESİ / 41)

Şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O’na ibadet etmekten büyüklenmezler; O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.   (A’RAF SURESİ / 206)

Gök gürültüsü O’nu hamd ile, melekler de O’na olan korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise ALLAH hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.   (RA’D SURESİ / 13)

Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.   (HİCR SURESİ / 98)

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.   (İSRA SURESİ / 44)

Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: “Sabah akşam tesbih edin.”   (MERYEM SURESİ / 11)

“Böylece seni çok tesbih edelim.”   (TAHA SURESİ / 33)

Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.   (TAHA SURESİ / 130)

Gece ve gündüz, hiç durmaksızın tesbih ederler.   (ENBİYA SURESİ / 20)

Biz bunu (hükmü) Süleyman’a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik.   (ENBİYA SURESİ / 79)

(Bu nur,) ALLAH’ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O’nu tesbih ederler.   (NUR SURESİ / 36)

Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten ALLAH’ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. ALLAH, onların işlediklerini bilendir.   (NUR SURESİ / 41)

Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (ALLAH)a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.   (FURKAN SURESİ / 58)

Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de ALLAH’ı tesbih edip (yüceltin).   (RUM SURESİ / 17)

Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.   (SECDE SURESİ / 15)

Ve O’nu sabah ve akşam tesbih edin.   (AHZAB SURESİ / 42)

Andolsun, biz Davud’a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. “Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin” (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.   (SEBE’ SURESİ / 10)

Eğer (ALLAH’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,   (SAFFAT SURESİ / 143)

“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”   (SAFFAT SURESİ / 166)

Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (ALLAH’ı) tesbih ederlerdi.   (SAD SURESİ / 18)

Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (ALLAH’ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte olanlar idi.   (SAD SURESİ / 19)

Melekleri de arşın etrafını çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: “Alemlerin Rabbine hamdolsun” denilmiştir.   (ZÜMER SURESİ / 75)

Arş’ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O’na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: “Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.”   (MÜ’MİN SURESİ / 7)

Şu halde sen sabret. Gerçekten ALLAH’ın va’di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.   (MÜ’MİN SURESİ / 55)

Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O’nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar.   (FUSSİLET SURESİ / 38)

Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten ALLAH, bağışlayan ve esirgeyen O’dur.   (ŞURA SURESİ / 5)

Ki ALLAH’a ve Resûlü’ne iman etmeniz, O’nu savunup-desteklemeniz, O’nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O’nu (ALLAH’ı) tesbih etmeniz için.   (FETİH SURESİ / 9)

Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.   (KAF SURESİ / 39)

Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O’nu tesbih et.   (KAF SURESİ / 40)

Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.   (TUR SURESİ / 48)

Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O’nu tesbih et.   (TUR SURESİ / 49)

Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.   (VAKIA SURESİ / 74)

Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.   (VAKIA SURESİ / 96)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.   (HADİD SURESİ / 1)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.   (HAŞR SURESİ / 1)

O ALLAH ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.   (HAŞR SURESİ / 24)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.   (SAFF SURESİ / 1)

Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan ALLAH’ı tesbih eder.   (CUM’A SURESİ / 1)

Göklerde ve yerde olanların tümü ALLAH’ı tesbih eder. Mülk O’nundur, hamd (övgü) de O’nundur. O, her şeye güç yetirendir.   (TEĞABÜN SURESİ / 1)

(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: “Ben size dememiş miydim? (ALLAH’ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?”   (KALEM SURESİ / 28)

ki: “Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz.”   (KALEM SURESİ / 29)

Öyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et.   (HAKKA SURESİ / 52)

Gecenin bir bölümünde O’na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O’nu tesbih et.   (İNSAN SURESİ / 26)

Rabbinin yüce ismini tesbih et,   (A’LA SURESİ / 1)

Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.   (NASR SURESİ / 3 )