Daily Archives: Mart 13, 2009

Ayn, Şın ve Kaf…

Standard

 

Şafakta ağlaşan umutlar
Avuçlarında beslediği korlarla nutuk çeker
Ölünesi düşlerle örselenmiş toprakta
Şakaklara dayanmış rüveyda hançerin sancısı,
Mehtapta yakamozun meramını anlatır
Ayn, Şın ve Kaf…

Kurşuni sözlerden arındırılmış
Firak zincirlerin ölüme tahammülünde
Üşüyen çiğ tanelerinin nedâmetidir
Ayn, Şın ve Kaf…

Zindanın buhranına aldanmayıp
Boşluksuz kuyulara atılan
Serçe yüreğinin titremesidir
Ayn, Şın ve Kaf…

Sedef sedef açılan
Nazlı kelebeklerin kanat çırpması
Sükûta bulanmış nefeslerle
Soluk soluğa kaldığı bir muştudur
Ayn, Şın ve Kaf…

Müebbet özlemlerin mahzun yazgısı
Hasretle bekleşen kumruların şarkıları
Ateşin ortasında gülistanı sulayan yaşların
Neşteri kanlanmış acıların isyanlarına
Vefa gösteren darağaçların çığlıklarıdır
Ayn, Şın ve Kaf…

Yılgın akışların tortularında birikmiş lavlarla
Mezarları utandırma pahasına
Yağmur damlalarında yeşermiş umuttur
Ayn, Şın ve Kaf…

Kanlanmış gözyaşların aforizmasıdır
Ayn, Şın ve Kaf…

Yunus Emre Tozal

Reklamlar

Yağ yağmur!

Standard

Yağmur; Rahman ve Rahim olan Rabbimden bir armağan
Yağmur; Çorak topraklara Rahmet olan…
Yağmur; Bir diriliş müjdesi
Yağmur;Yeşeren yeryüzünün muştusu
Yağıyor yine rahmet damlıyor

Öyle coşkun ki;
Adeta yüreğimi coşturup,kanatlandırıyor
Kupkuru gönlüme umut oluyor

Ben de sağanak sağanak coşsam diyorum…
Bir yağmur damlası duruluğunda ve berraklığında
Katılaşmış bir göz pınarından taşsam diyorum…
Taşsam da set olmuş yüreğimi aşsam…

Ah! Şimdi bir çocuk olsam…
Bir çocuk masumiyetinde…
Küçük bir tay gibi kırlarda koşsam
Bağrımı gererek ruzgara,yağmur altında doyasıya ıslansam

Kuşlar durun! sizlere yetişeyim
Gelin! Sevincimi sizlerle bölüşeyim!
Benim de yüreğime takılsın kanatlar!
Süzüleyim yağmurla; Hiç bitmesin umutlar!

Yağ yağmur! Yağ ki gönlüme
Yüreğimde kurumuş fidan yeşersin
Yağ yağmur! Yitirdiğim düşlerim senle canlansın
Yağ yağmur! Paslanmış yürek yıkansın

Her damlada yeniden dirileyim!
Yitirdim kendimi ,tekrar bulayım!
Bir çocuk masumiyetinde kıyama durayım!
Yağ ki yüreğimi yıkayıp yine Rabbime sunayım!

Yağ ki yine yüreğim şahlansın!
Yağ, ruhum Allah! nidasıyla kendinden geçsin!
Benliğim kaybolsun Rahmet denizinde
Kırılsın nefsimin halat gibi zinciri de!

Kalmasın kalbimde siyah noktalar!
Değmesin sineme ,şeytandan zehirli oklar!
Rabbim her an kalbimi yoklar!
Kalbim,içinde saklanmış bir çocuğun gözyaşını saklar.

Yağmur! Al beni köyüme götür!
Rabbim! Beni Gül yüzlü’nün huzuruna erdir!
Alıp yüreğimi O’na götüreyim!
O’nun huzurunda Rabbime söz vereyim

Orda bulayım tekrar aslımı

Ve bir daha hiç yitirmeyeyim!

?

Selâm ve Duâ ile…

Kapı Çalar…

Standard

 

Kapı çalar…

Sabahın erken saatlerinde…
Açarsınız. Sütçünüzdür gelen.
Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz.
Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır.
İçinizden Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım diye geçirirsiniz…
Kapı çalar…

Gelen postacıdır.
Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kâğıda bir imza atarsınız.
Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız.
Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır.
Artık canım sıkılmayacak deyip keyiflenirsiniz.

Kapı çalar…

Kapıya koşarsınız.
Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir.
Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta günlerce sürer.
Yaşamak ne güzel dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken…

Kapı çalar…

Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz.
Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar.
Bakarsınız, yine kimse yok.
Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu.
Elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş.
İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz
Elbette göremem. Keratanın boyu bir metre”…
Bu küçük hâdise neşelendiriverir ortalığı.
Hatta koşup hanımınıza anlatırsınız.

Kapı çalar…

Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız.
Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır.
Oğlum benim…
diye hasretle kucaklarken gözyaşlarınızı zaptedemezsiniz.
Mutululuğunuz oğlunuzun izni kadar uzar…

Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız.
Huzur tüter gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar…

Ve kapı çalmaz…”

En büyük misafir gelir.

Âdetâ kapıyı kırmıştır.
Alıp gider sizi, şaşırırsınız. Niye haber vermedi? diye içinizden geçirirken
Doğduğundan beri zile basmaktayım der.
Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez.

Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir…

Selâm ve Duâ ile…