Monthly Archives: Şubat 2009

Çivi ve Tahta

Standard

Kötü karakterli bir genç varmış.

Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.

Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak” demiş.

Genç, ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış.

Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış.

Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.

Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş.

Gence “Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi sök” demiş.

Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki bütün çiviler çıkarılmış.

Babası ona “Aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak” demiş.

Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.

Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır.

Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu yara (delik) aynen kalacak (kapanmayacak).

Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir.

Seni güldürür, yüreklendirir, sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, seni dinler, sana yüreğini açar. ” demiş.

Selam ve dua ile…

En Güzel Nida

Standard

 

Ezanla alakali Kur’an-i Kerim’de sarih olarak bir delil yoktur. Ancak fukaha-i kiram ve müfessirin-i izam, “Insanlari hakka davet eden sözden, sesten daha güzel, daha tatli bir ses ve söz var midir?“ (Fusilet, 41/33) ayet-i kerimesindeki „Hakka davet“ ifadesini ezan manasinda anlamislardir.

Evet, Allahu Ekber ile insanlari camiye davet eden ses, en kudsi bir sestir. Ayni zamanda, „Siz namaza cagirdiginiz onlar o cagriyi eglence ve alya konusu yapiyorlardi.“ (Mâide, 5/58) ve „ Ey müminler! Cuma günü namaz icin cagrildiginiz zaman hemen Allah’in zikrine kosun.“ (Cuma, 62/9) ayet-i kerimelerinde gecen „cagrildiginiz zaman“ ifadelerindeki „nidâ“ kelimesiylede isâri olarak ezanin kasd edildigi ifade edilmistir.

Hadis-i Seriflere gelince, Buhari, Müslim, Ebu Davud ve daha pek cok hadis kitabi ezan-i Muhammedi’den bahseder.

Müslümanalar, Medine’ye hicretin birinci yilinda birbirlerini „es Salâ es-Salâ“ veya „es Salâtü câmiatün“ seklinde namaza davet ederlerdi. Ancak bu sekildeki bir cagri cok defa yeterli olmuyor ve uzakta oturanlar bu sesi duymadikalri icin namaza yetisemiyorlardi; dolayisiylada mü’minlerin bir araya gelmesi saglanamiyordu.

Peygamber Efendimiz(sallalâhu aleyhi ve sellem), ashabi toplayarak namaza cagirmak icin nasil bir yöntem kullanmak gerektigini onlarla istisare etti. Bu konuda sahabiler farkli teklif getirdiler. Bazilari can calalim, bazilari boru calalim, bazilari da ates yakalim teklifinde bulundular. Ancak bunlarin hic biri ma’kul bulunmadi ve kabul edilmedi. Bazi sahabiler tarafindan teklif edilen bayrak dikme meseleside uygun görülmeyince o gün icin ortak bir karara varilamadi ve toplanti sona erdi.

Abdulla b. Zeyd de diger sahabiler gibi üzüntüyle evine dönmüs ve yatmisti ki rüyasinda bir zâtin kendisine bilinen ezani talim ettigini gördü. Gördügü rüyayi sabahleyin Efendimiz’e anlatti. Aslinda ayni gece onunla birlikte baskalarida ayni rüyayi görmüslerdi ki bu rüyalarda ögretilen ezanda degisiklik yoktu. Hz. Ömer de ayni rüyayi görenler arasindaydi.

Allah Resulü her birini dinledikten sonra Hz. Zeyd’e dönerek,

Gödügünü Bilal’e ögret. Ezani Bilal okusun. Onun sesi seninkinden gürdür.“ Buyurdu.

Namaz vakti gelince Hz. Bilal Medine’nin en yüksek yerine cikarak gür sesi ile ilk ezani okudu.

 O gün-bugün okunan ezani… Allah(cc) kiyamete kadar o ezanin sesini kismasin…

Böylece bir bakima rüya ile bir bakimada Resul-i Ekrem’in tasvip buyurmasiyla ezan, mevcut sekliyle sübut buldu. Efendimiz (s.a.v) devrinde hep böyle devam etti ve etmeliydi de…

Zira „mevrid-i nasta ictihda mesag yoktur.“ Fehvasinca kimse bu mevzuda ictihad edemezdi ve yeni bir hüküm veremezdi. Cünkü bunun altinda Resûlullah’in tasdiki vardi…

(Fasildan Fasila M.F.Gülen 27.06.2008 Zaman)

Ben Aşk…

Standard

benask

Kalbin kafesindeki deruni büyünüz. Vakitsiz yollara düşüp aradığınız, tam buldum derken kaybettiğiniz mahrem-i esrarınız. Gah bir irem bahçesi gah bir mahbes yerine koyduğunuz…

Hayatınızın en serin barınağı saydığınız gül kokulu eyvan. Her aşık için adım başka başkadır. .Bir adım aşk, bir adım yalnızlık, bir adım acı, bir adım mutluluk ve bir adım firak…

Bütün yola çıkmış sevdalara ben kılavuzluk ederim. Önceleri yol kenarlarında hanım elleri kokar, mor menekşeler selam durur bana.
Aşıklar hep benim adımı söylerler.Adımı ağızlarına pelesenk ederler. Tatlandırırlar. Tüm zorlu yollar benimle aşılır. Şirin’e varan dağlar benim soluğumla delinir, Aslı’ya giden yola benimle düşülür. Varılmaza varılır. Tüm karanlık geceler, benimle birer yıldız şölenine dönüşür. Benim efsunumun kokusu ölgün yürekleri ayaklandırır. Gülzar bahçelere dönüşür kötürüm duygular. Gelişim gül açtırır, gidişim dert saçtırır.

Sevdanın uyuduğu bir fecir vaktinde…
Ben, yüreklerin en kuytu vahasında çiçek açmaya dururum.

Ben aşk…
Kalbin hüznüne derman olurum. Yağmur olur, dökülürüm ayaklarına peri bakışlı güzellerin. Umudun keskin şavkında, rahmet olup yağarım, utangaç delikanlının bezgin yüreğinin çatlaklarına.

Vakit akşam olunca, hüzünlü imbat rüzgarı olup, inceden inceye eserim avare yüreklere. Sevgi selinin hırçınlığı, alır götürür sevenleri yalnızlığın okyanusuna. Sessizlik biçare yüreklerde derinleştikçe, ben agah olurum. Hükümdarlığımı kurarım gönüllerin en yüksek taraçalarına. Tahtım kavi değildir. Keşakeş kavgalar beni savurur buzul yangınlarına,

Aşıklar ellerini çekince üzerimden rüzgar girdaplarına tutunurum.

Giderim.
Sevgilinin sesine birazcık ney olurum.

Ben aşk…
Erguvan dallarını sessizce ben tutuştururum. Duygu merdivenini sözsüz bir musikiyle ben bırakırım yüreklerin ayaklarına . Dünyanın kalbine basa basa gelir bulurum sermayemi. Çok uzaklardaki bir sabahtan uyanıp gelen, ürkek ve çekingen bir kuş gibi, gelir konarım sevdanın hayal çiçeklerine. Sözün bittiği demlerde, benim türküm söylenir. Sırmadan hayal ipliği dokunur geceler boyu.

Aslında sessiz bir fısıltıdır benim varlığım.
Yalnızlığın derinleştiği demlerde sessizce okunurum. 

Ben aşk…
Güvercin güzelliğinde geldiğim dallara, kara kış indiğinde, hicret ederim vefa elbisesi giyinmiş yüreklere. Oyalanıp dururum gönüllerin kıyısında . Çiçeklerden bir tapınak yaparım. Sular, benim serinliğime iner ayaklarıma. Rüzgar, çiçek kokulu heybesini bırakırken kıyıma, yanında gözyaşıyla ıslanmış hatıraları da boşaltır dehlizlerime…

Benim acı veren taraflarım vardır …

Öldürmeyen, kanatan, acıtan…

Benden sonra şarkıların yüzü kızarır. Saadetin yalanı karışır çapkın rüzgarlara. Çiseleyen yağmurlara hasret, inleyen çöller bulurum. Her şeyin sustuğu demlerde…
Hakikatin diyemediği her kelama öz olurum

Ben aşk…
Ten ülkesindeki sevdalara benim değil, eşkıya düşüncelerin hükmü geçer. İşte…

Muhayyer makamında ezgilerin yakıldığı bir fasıldı, geçti gitti. İlkbaharın tatlı rüzgarı, narin tepeciklerin ardına saklandı. Ruhumun esrarı, göçebeler gibi uzaklara sürüklendi. Tülümsü hatıralar, böğürtlenli yamaçlarda kır uykusuna yattı.

Öylesine huzurlu, öylesine aşikardı yüreklerin rıhtımı. Sözde saadetin yalanı, yıktı beyaz taşların vakurunu. Duygular, deruni duygular ölümüne yumdu gözlerini. Fırtına, en keskin fistanını dikti çalılıklardan. Kanata kanata, deli gömleği gibi giydirdi sevdalara. Ben unutuldum, sevdalar bitti…

Ne aşık kaldı ne maşuk. Leyla, Mecnun’unu yitirip çöle vermişken, Aslı Kerem’ine kavuşmamışken, Züleyha aşk şarabını zehir niyetine içmişken, hünkar gönüllü ulular gitmişken, sevdanın esamesi okunmazken…
Ben aşk…

Gayrı bundan böyle:
Yağmur getirmeyen küskün bulutlara ağlamaya göz olurum.

Selam ve Dua ile…

Cumanız Mübarek Olsun…

Standard

cum-a

Renklerin toprağından fışkıran derin coşku, yağmurlarla buluştuğunda yüreğin tufandan kurtulduğu gün;seher soluklu Cuma…

Canın coştuğu, ruhun kanatlandığı, gönlün güllerle güldüğü günde; zaman ötesinden kokular getirir zaman…

Sürgün saatleri serinletir melekût meltemler…

Mana maddenin önünde gizem kapılarını açar;her şey anlam değerini dillendirir…

Dilekler, dualar yükselir durmadan, saat-i icabeyi yakalamak için…

Cumanın kalbini yakalayanın kalbi duaları kabul olunur…

Ne isterseniz cevap verilir; düğümler çözülür, dertler dağılır, hayata renk gelir, renklere hayat…

Ubudiyet dua renkleriyle süzülür gönlün gökkuşağına…

Kulluk toprağından yükselen tefekkür çiçekleri güneşin renklerini görür ve gösterir…

Bereket yağmurlar yağar Rahmet bulutlarından…

Toprağın kokusuyla, gökkuşağı renkleri coşku kuşlarını uçurtur sekine kanatlarıyla;

Dağların, denizlerin ötesinde, yıldızların yetişemediği, galaksilerin göremediği yöne doğru…

Kalp, cumanın kalbiyle bütünleşmiş, yönsüz ve zamansız iklimlerde renkleri ve kokuları geride bırakmış yitik yurdunu arıyordur; sonsuz saadet…

Latif ve Alim olan Rabbimiz dünya saadetiniz için Cuma’yı vesile kılsın, ahirette size ve tüm sevdiklerinize “Cuma Yamaçları” nasip etsin…

Selam ve Dua ile…