Daily Archives: Kasım 6, 2008

Nur-ı aynım,iki gözüm…

Standard

Nur-ı aynım,iki gözüm,bildinmi neydi sabır?

Ya neydi kirpiğinin kıvrığına tutulup kalan burukluk.Hani neydi nesre çevrilemeyen söz.Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı.

Sabır bir aydınlık,sabır bir teselli…

Büyük sahraya yağmur,istiridyeye inci…

Sabır göz pınarlarını kurutan ferhlık;sabır hüzünler kulübesinin ışığı…

Eyyyüb ile Yakub,Derviş ile Sultan…

Nur-ı aynım,iki gözüm bildinmi neydi sabır?Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksirmiydi;son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçekmi,ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebekmi?Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı,nur-ı aynım,altın şehirlere uçan ebabiller bilir.Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı dağına çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan darüşşifalara doğru.Serazad türküsüyle hercai bir bülbül konar Kitab’ın son sayfasına,sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım,sabrı şeydalanır.

Sabır bir hazineki…Yılanlar bekler gerçek!…Bir hazineki…Tek miskali Yusuf’lar satın alır…Bir hazineki…Beşiği ab-ı hayat sukunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından.
Bir hikaye anlat ban sabra dair,nur-ı aynım,bir hikaye anlat;gerçek olsun.Kalbinin rengi damlarken hani,çekik gözlü nakışlar vuruldu sevinçleri,onu anlat.Yanağına düşen her güneş damlasıyeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani,onu anlat.Kafesi taşlara çalıp içindeki ni salıvemediğindenmi,nur-ı aynım,yoksa bir derya mavisinde buruk bir toprak kokusuna dalıvermediğindenmi,bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor,argıçlar kirişlere…

Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım,

kilimi anlat…Sabrı bildinmi nur-ı aynım,bildinmi sabrı?Hani yağmur çamur okula gidip detipi boran kapıda bekleyen var ya!…Hani masumiyeti kandehar tepelerinden boşlupa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu…Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen varya!…


Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?…Helvaya durdu korukları,acımsılık lezzet oluyor dimağlarında.Onlar ki,soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çağrelere adreslenmiş mektubların,açılacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!…İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım,sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi,yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar…Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski palklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar,bir gece daha…Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım,şehir bir denize dğru ağlamakta.

Bildin mi sabrı nur-ı aynım,neydi sabır?Sabır adına ve umut adına…Kol kanat edinip umutları,bereketli baharlara bir koşu başlarmı acep?Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağalayan ve göz yaşlarınc yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor,aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk…

Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabırheykelinin eli değiyor eline.

Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım,

zirvede bir imtihan var…

İskender Pala

Allah’a firar edin…(Nihat Hatipoğlu)

Standard

 

PEYGAMBERİMİZ bir hadisinde şöyle buyurmuştur: Üç şey mutlaka Allah’a ulaşır.

1- Tam bir kalp teslimiyetiyle oluşmuş olan tevhit.

2- Annenin-babanın evladı hakkındaki duası.

3- Mazlumun duası (veya bedduası). Bu mazlum inançsız başka din mensubu veya küfür üzerinde olsa da.

Hz. Peygamberin bu hadisi dinin “yürek” yönüne işaret eder. Allah’a iman önemlidir. Ama bu imanın tam bir kalp nuru, kalp bütünlüğü ve teslimiyetiyle olması şarttır. Böyle olmayan tevhit dilde kaldığı için bu imanla Allah’a ulaşmak mümkün olmaz. Peki, Allah’a ulaşmak ne demektir? Nasıl ulaşılır Allah’a? Cevabı çok açık ve nettir: Allah’a ulaşmak O’nun rızasını kazanmaktır. O’nun bizden razı olması demektir.

Kuran-ı Kerim, çok manidar bir ayetle hayatın rotasını çizer:

“O halde (ey Peygamber onlara de ki) hepiniz Allah’a kaçın.” (Zariyat, 51/50)

Allah’a tabi olmak, Allah’a koşmak, Allah’a firar etmek. Dünyayı, nefsi ve şeytanı aldatır. İmkánların rayından çıkmış şehevi arzuların cenderesinden Allah’a firar edin. Sanki bütün bunlar birer zindan ve siz tutsaksınız ve siz bu tutsaklıktan ancak Yüce Rabbe firar ederek kurtulabilirsiniz.

Dünya firarların ülkesidir. Kendinden, ailesinden, sermayesinden, nefsinden, çevresinden, şöhretinden, zenginliğinden veya fakirliğinden, günahlarından, ölüm korkusundan kaçanların ülkesidir yeryüzü. İşte Kuran-ı Kerim firara kalkmış olanlara bir yol haritası çiziyor diyor ki kaçışınız sadece Allah’a olsun.

Yüce Allah’a firarın bir şekli de ona şükretmektir. Hz. Ömer mescitte bir adamın sürekli şöyle dua ettiğini işitir: “Allah’ım beni kalilerden, yani az olanlardan eyle.” Bu dua büyük halifenin dikkatini çeker. Bir gün adamın yanına çöker ve dostum senin bu kelimen dikkatimi çekti, ne demektir “beni az olanlardan eyle?” diye sorar. Adam der ki: Efendim Yüce Allah Kuran da “Kullarımdan (hakkıyla) şükreden azdır” (Sebe, 34/13) buyurur. Ben işte bu az olan gruptan olmuş olmayı ümit ediyorum. Bu sözleri dikkatle dinleyen Hz. Ömer (r.a) ayağa kalkar ve kendi kendine şöyle fısıldar: “Herkes bu işi anlamış ileri gitmiş de benden başka anlamayan kalmamış.”

Hepimizin ortak problemi budur aslında. Dilimizle Allah’ın yanındayız, ama kalbimizde başkasına ram oluyoruz. Günde kaç defa O yüce yaratıcıyı hatırlıyoruz. O’nun emirlerine muhalif davrandığımızda kaç defa vicdan sızısı hissediyoruz. Biz O’nu sevdiğimiz için günde kaç defa zulümden, zalim olmaktan kaçınıyoruz. Günde kaç defa affedici oluyoruz. Derler ki Hz. Rabia gecede bin rekát namaz kılarmış. Bir gün sormuşlar, neden bu kadar ibadet ediyorsun? Hz. Rabia cevap vermiş: “Peygamberimiz Yüce Allah’ın huzurunda benim gibi bir kuldan ümmetinden birinden ötürü mahcup olmasın diye.” İmanda, tevhitte çıtanın en yüksek olduğu nokta bu olsa gerek. Mahşer áleminde herkesin hesaba çekildiği o çetin günde, gerçek müminlerin gülümsenerek, inançsızların ve küfür üzerinde olanların ise kınanarak hesaba çekildiği o günde, mahcup olmamak veya mahcup etmemek için ibadet etmek, Yunus Emre’ye nispet edilen: “Cennet dediğin birkaç köşk… Bana seni gerek sen” şuuru işte bu olsa gerek.

Denir ki mahşer gününde Yüce Allah iki kişiyi cehennemden çıkaracak ve sonra bunları cehenneme geri gönderin buyuracak. Cehennemi bizzat görmüş ve tatmış olan bu iki kişiden birisi cehenneme doğru koşarken ötekisi ise ağır ağır yürümeye başlarmış. Melekler o hızlı hızlı yürüyene soracaklarmış; neden cehenneme böylesine koşup gidiyorsun, orası koşulup gidilecek yer değildir! Adam şöyle cevap verecektir: Ben bu dünyadayken Yüce Allah’ın emrini dinlemedim. Başıma bunlar geldi, cehennemlik oldum, şayet bugün Allah’ın cehenneme dön emrini koşarak yerine getirmezsem belki O’nun azabı daha da şiddetlenecektir. İşte ben bu korkumdan dolayı cehenneme koşuyorum.

Cehenneme yavaş yavaş yürüyene sorulacak: Peki sen neden cehenneme yavaşça yürüyorsun? O da şöyle der: Allah beni cehennemden çıkardı. Ben cehennemden çıkarılanın bir daha oraya geri çevrilmediğini bilirim. Bunun için yavaş yavaş yürüyorum, belki de Yüce Allah beni oraya koymaktan vazgeçer. İşte ben bunu ümit ediyorum.

Denir ki Yüce Allah bu iki kulunun halini beğenir ve bu ikisini de cennete koyun buyurur.

(El-Tae, el Cami, li’l usuli 5/431)

Evet! Bu dünya iyi hesap yapanların sevindiği ve sevineceği ilginç bir diyardır. Burada başımızın çaresine bakmamız gerek. Burada Allah’a tam bir yönelişle yönelmek lazım. Burada Allah’a firar etmek lazım. Burada zaman geçirmemek lazım. Burada geç kalmamak lazım.

www.nihathatipoglu.com

Nihat HATİPOĞLU

Hal perişan kal perişan…

Standard

Yine yağmur yağıyor. Yine bulutlar hüzün selinin mürekkebinde, siyahı boyadı gökyüzüne.
Bulutlar baharın sevdasına ön hazırlık yapıyor. İnsan yanılmanın baharında siyah bulutlar çağırıyor.

Bugünün sevdasında bir baharı daha bitirdi gönül. Ve cumaydıya ve Sana aşktıya. Öylesine dalmışken ben ve deniz dışında vurgun yemişken ben… Ve Sendin baharın solan yüzünde açan kır çiçeğim(c.c) sevda rengim ve ey sevgili Rabbim(c.c)

 Donarken bakışlarım ötelerin ötesine. Ve dalmışken bu akşamın pencereye vuran soğuk yüzüne. Sözlerim kalmışken kafiyesiz ve kalmışken öksüz yetim. Yüreğimin görünen yüzünden sayfalar bir bir yırtılırken geçmişe, ağlıyorum şimdi hicran ile sezsizce.

Donuk bakışların buz karası sevdasında bir güneş daha batırmak. Aldanmak ve aldanışların şafağında bir zemheri yudumlamak.  Kar beyazında kor kırmızısının ateşinde yanmak. Yanmak ve Sana(c.c) yakılmak seherinde baharın. 

Secde aydığında hüzünleri aşka çeviren Yüz(c.c). Gel ki gönlüm yığınlar arasında öksüz.

Mürekkebin karasına hicran boyadılar. Dokuduğum halının son ilmiğine hasret sardılar.  

Hal perişan kal perişan bende ki ben perişan. Ey aydınlığın gül güzeli (s.a.v) vur yüzüme güneşten sıcak. Ruhum senin ellerine muhtaç. Ağmamam ki bilsen sana ihtiyaç.

Ey beni benden alan ilk ve son AŞK(C.C)

Handan SIR   

Secde et ve yaklaş!

Standard

 

“Gördün mü, namaz kılarken bir kulu men edeni? Söyle bana! Ya o (namaz kılan kul) doğru yol üzerinde ise! Yahut takvayı emrediyorsa!”

Takva. Takvayı kısaca Allah’ın emirlerine uygun yaşamak diye özetlesek, çok kısa mı olur?

Sureye devam edelim:

“Söyle bana! Ya o (diğeri de) hakkı yalan sayıyor ve (îmandan) yüz çeviriyorsa? Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu? Sakınsın o. Yok eğer vazgeçmezse, andolsun ki, onu Perçem(in)den, o yalancı, günahkar perçemden yakalayıp (cehenneme) sürükleriz.”

Kim ki kendi kavm-u kabilesine, ahbabına güvenirse boşunadır: “Artık o (kendisine yardım edecek) grubunu çağırsın. Biz de zebanîleri çağıracağız.”

Kur’an’daki muhteşem secde ayetlerinden biriyle sure son bulur:

“Sakın, (seni ibadet ve taattan men edene korkup) boyun eğme; (Allah’a) secde et ve (böylece O’na) yaklaş.”

İnsana iki emir: Secde et ve yaklaş!
İnsana iki lütuf: Secde et ve yaklaş!

İnsanın kavuşabileceği en büyük iki pâye… Secde an’ı.

Ne güzel değil mi?…

Canınız mı sıkkın? İçinizden birilerine boşalmak geliyor ama kimsenin sizi anlamayacağını düşünüyorsunuz. Her şey üst üste geliyor, sanıyorsunuz ki sonu gelmeyecek. Oysa büyütülecek bir şeyde yok ortada. İşte bu, ruhunuzun daraldığı andır. Ruh ibadetle doyar, beden gibi gıdalarla değil. Beden acıktı mı sos veriyor ve yiyor içiyoruz. Ya ruhun gıdası? Ruhumuz aç bizim dostlar hem de ölesiye aç.

Böylesi anlarda, güzelce bir abdest aldıktan sonra secdeye kapanıp içinizden geldiğince Allaha dökseniz! Secdede Allah’ı daha çok düşünürüm ben. Evet, her an her daim beni görüyor ama o an yani secde anı bir başka. Sanki aramızda bir iletişim bağı kurulmuş. Ben konuşuyorum O beni dinliyor. Kabul olur mu olmaz mı derdinde değilim dualarımın. İçimi öyle bir zevk kaplıyor ki, secde etmeme müsaade eden kim? Bu lütfu veren kim?

Bugün tartışmaları bir kenara bırakıp secde anının lezzetlerini elimdne geldiğince sunmaya gayret ettim. Tabi ki içimizde bizden üstün derecelerde secde hallerinde olanlar muhakkak vardır. Onlarında o keyifli ve yüksek hallerini dinlemek isteriz. İyilikler paylaşıldıkça tadı bollaşır.

Selam ve dua ile

HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR

Standard

 

Bir arkadaşımı hacca uğurlamaya gitmiştim. Çok heyecanlıydı, daha gitmeden çok farklı bir atmosfere girmiş gibiydi. Sevgili peygamberimize ve kutsal topraklara Rabbimin evine bizden de selam götürmesini rica ettim. Oralarda bizler içinde dua etmesini Rabbimizin bizlere de haccı nasip etmesini diledim. Ne kadar kalacağını sorduğumda, arkadaşım elli gün civarında Allah nasip derse deyince çok şaşırmıştım. . Ben  nedense  kısa dönem yaparlar diye tahmin ediyordum. Çünkü arkadaşımın iki mağazası vardı mağazalarla bu uzun zamanda kim ilgilenecek dedim? Arkadaşım; şaşkın şaşkın yüzüme bakarak;


…..Sana senin hep söylediğin bir cümleyle cevap vereyim dedi,”HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR”  eğer  değer verdiklerimizden Allah için vazgeçemiyorsak imanımızdan  şüphe etmeliyiz. Elindeki bardağa süt doldurmak istiyorsan, önce bardakdaki suyu boşaltmayı göze almalısın. Zira dolu yüreğe başka bir sevgi sığdıramazsın, sığdırmaya uğraşsan da çok eğreti olur,  mağazaları Mülkün gerçek sahibine emanet ettik başına da birer bekçi koyduk. Allah’tan rızasını talep etmeye gidenin,cennet umuduyla yola çıkanın dünya çöplüğünde ne gözü olur ki,dedi.

Arkadaşıma bu soruyu sormuş olmaktan utancımdan yerle bir olmuştum. Yüzüne bakamadan, Rabbim tercihinin mükafatını versin deyip ayrılmıştım. Eve gelirken hep söyledikleri beynimde döndü durdu. Hayata dair kendi tercihlerimi düşündükçe beynim karıncalandı.
     Bizim binanın önünde yer olmayınca arabayı komşu binanın önüne park edip, her zamanki alışkanlığımla bahçelerindeki güllere baka baka  yürürken, komşuyu güllerden birini budarken gördüm. Ve günün ikinci gafını yapıp komşuya selam vermeden,


…..Komşuuu ne yapıyorsun? Diye bağırmaya başladım. Komşu şaşkın bir halde bana dönüp;
…..Keşke önce selam verseydin. Gördüğün gibi gülü buduyorum. Bunda kızacağın ne vardı anlayamadım? Dedi.
…..Komşu kusura bakma kabalığımı hoş gör, ben her buradan geçişte mutlaka durur güllere bakar dallarında kaç tane gül var diye sayar kuruyanlara üzülür yeni açanları gözlerimle okşar geçerim.  Budadığın güller henüz solmamış ki neden buduyorsun? Nasıl onları çöpe atacaksın nasıl kıyıyorsun?
Komşum biraz alaycı birazda beni teskin edici bir sesle;


…..Madem gülleri bu kadar seviyorsun, neden güllerin nasıl yetiştiğini bilmiyorsun? Ben bu gülleri sık sık budamasam yeni güller açmaz ve sende bu bahçeye bir daha dönüp bakmazsın. Gül dalında sürekli gül görmek istiyorsan, gül ağacının daha gür olmasını istiyorsan sık budamalısın. Daha gür dallar için ve daha çok açacak olan güller için açmış birkaç gülü feda etmelisin. Bulmayı umut ettiğin kaybettiğinden daha cazipse gözünü kırpmadan benim yaptığımı yapıp kesip makasla gülleri götürüp çöpe atacaksın.
Arkasından gülerek ekledi;


…..Şimdi sen ya gidip o çöp kutusunun başında solan güllere bakıp bakıp ağlarsın, gül çöpte solar sen başında solarsın, yada bahçede budanmış gül dalının başında durup onun dalında açan yeni güllere bakıp gözünü gönlünü hoş edersin. HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR
   Seninse kârda veya zararda oluşun neyi ne için feda ettiğindedir. Dedi.


…..Bu iki oldu. Dedim. Ne iki oldu dedi? Boş ver dedim.
…..Komşu haklı olan sensin duygusal bakan benim ama mevsim kışa girdi sence bu mevsimde yinede güller açarmı? Dedim.
…..Güneşi görürse açar şayet göremezse kıyamet kopmazsa önümüzde bahar var. Her bahar yeni bir ümittir yeniden varoluş. Ben bunları ümit ederek budadım. Dedi.
…..Ümit etmek dedim sonra sustum. Sonra nasıl dedim yine sustum. Halimi gören komşum bir açıklama getirdi;
…..Eğer Hz. Yusuf’ Allahın rızasına nail olacağını ve cennetle mükafatlandırılacağı ümidini taşımasaydı Züleyhaya karşılık Zindanı tercih etmezdi. Züleyha(80 yıllık dünya hayatı)=kısa bir dönem mutluluğu. Zindan= Allahın rızası+ebedi cennet hayatı. Hz. Yusuf’un bu tercihi yaparken şu budadığım gül gibi canı acımamışmıdır? Düşünki insanın arzuladığı hayat ellerinin altında olduğu halde bundan vazgeçmesi öyle kolaymıdır? Ama Züleyha’dan vazgeçmeseydi Mısıra sultan olamazdı. Züleyhayı tercih etseydi hayatı boyunca Züleyha ya köle olarak, Mısırda da köle olarak yaşardı.…..İşte olaylara bu noktadan bakıp neyi neye tercih ettiğimiz çok önemli.
……Evet komşu sanırım benim bugün yaşadıklarımın ve Allah ömür verirse yaşayacaklarımın anahtar kelimeleri;

      “Her tercih bir vazgeçiştir” ve
      “Ümit etmek”
Sence ben bunları başarabilecek miyim? Dedim. Attığın her adımdan dolayı Allahtan korkar, aklını duygularının önüne geçirirsen başarırsın dedi.
      Eğildim yere düşmüş gülleri aldım kokladım. Komşu sert bir sesle onları çöpe at dedi. Kıyamam dedim. Belki bu bir başlangıç olur vazgeçmeyi öğrenmelisin dedi. Kıyamam dedim. Peki o zaman eve götür ve avuçlarında solmasını kurumasını seyret belki onun kuruyup dağıldığını görmekten mutlu olursun dedi.
…..Birden gözlerim karardı. Ellerimde sımsıkı tuttuğum güllere baktım, GÜLÜM dedim gülüm sen kuruma, sen dağılma, sen solma. Kıyamam  gülüm kıyamam dedim. Komşu;
…..Güllere kıyamazken canına kıymışsın  ellerin kanıyor at onları çöpe dedi.
…..Bir çöpe, bir gülüme, bir kanayan elime baktım…
      Baktım……..
      Baktım……..
      Baktım……..Komşunun sesiyle irkildim

…. Gül solmasın diye aklını yitiriyorsun,  bu arada da hem ellerini kanatmışsın hem gülü avuçlarında sımsıkı tutmaktan güllük halini bırakmamışsın. Cesaretin varsa avuçlarını açıp ta elindeki güle bir bakar mısın  güle benzer bir tarafını bırakmışmısın?