Monthly Archives: Kasım 2008

Kalbimi Umuda Vurdum…

Standard

 

Kalbimi taşa vurdum

Sukut dehlizlerinden amansız bir yalnızlığa açılan kapıyı buldum.Tüm ağırlıklarımı bırakıp,kelebeklere yasladım kalbimi Şarkılarda hiç söylenmeyen nakaratların peşine düştüm…
Uyandığımda eskittim zamanı ve aşksızlığı miras aldım firavunlardan
Kalbimi mağaraya gömdüm…


Kalbimi umuda vurdum…

Gökyüzünde gezinen meleklerin ellerini buldum…Hırçın dalgalara savurdum kendimi.
Şehirlere kol kanat geren kalelere sığındım. Zamansız vurgunların eşkiyalığı paye biçildi gözlerime. Savaşlardan kaçtım.Kılıçlardan yoruldum.Yine de inadına yılgın surlara kızgın yağ oldum.

Kalbimi surlara gömdüm.
Kalbimi aşka vurdum.

Seni buldum.

Vermeden almanın anlamına sürüklendim hiçlik boyunca…

 

Kırıldım…

 

Kırıldıkça ağladı gözlerim. Ağladıkça ağardı gözlerim. Sessiz türküler söyledim. Sessiz ve sensiz. Uyuyamadı gözlerim. Bir kabusa arka çıktı, gidenlerin ardına saldığım harfler.Bir kabusa arka çıktı, gidenlerin ardına saldığım harfler. İhanetlere güldüm.Kalbime güldüm…
Kalbimi gözyaşına gömdüm…


Kalbimi gözlerine vurdum. Dertlerime merhem buldum. Dolaştığım çöllerde kayboldum. Kendimi vahalara savurdum. Savruldukça yandı dudaklarım. Sana hiç hasret söyleyemedim. Hiç açamadım kalbime gözlerinin nakşettiklerini. Seni kendim bile bilmeden sevdim…
Kalbimi sabra gömdüm…

Sevgilim(c.c)…
Kalbimi sana vurdum…
Ben’i buldum…
Kalbimi sana gömdüm…


Adem Özbay

…Muamma…

Standard

muamma

…kendim bir muamma…

…sevdiklerim bir muamma…

…hayat bir muamma…

 

belki de böyle bulacağım yolumu, kim bilir

…?…

 

Düşünmek en büyük armağanı insanın ve düşünmek en büyük çilesi

Bazen ağlayabilmektir nimet bazen anlamamak

Bilmemki anlatabilmekmi,daha iyi ağlayabilmek mi

Ağlayan mı anlar, Anlayan mı Ağlar

Gözyaşı mı değerli, alın teri mi

Günah işleyen mi kederli, yoksa seyreden mi

En acı umursamazlığımı insanın,yoksa çaresizliğimi susanın

Konuş ne olur ey kalbim

Baki mi şu beden

Sevgi kimin için, gözyaşı kime

Ayrılık bu dünyada mı zor

 

Ya ahirette

 
/ölümdür râci
BANA SEN KÂFİ/

 

 

Zilhicce ayı ve 10 Gece…!

Standard

kuran

Zülhicce’nin ilk yarısındaki günler, yüce Allah katında değerli günler arasındadır Hatta “Cuma haftanın; Zülhicce’nin ilk onu ise yılın mübarek günleridir” denilmiştir. Buna göre Zülhicce’nin ilk onuna tesadüf eden Cuma, her iki fazileti de toplayacağı için yılın en mübarek günlerinden biri sayılmıştır.

 

Kur’an-ı Kerimde ise şöyle nakledilmekte:       
Sabahın müjdecisi olan fecr’e ve gecelerin en faziletlisi olan on geceye………… geceye yemin olsun” Sure-i Fecir 1-4

 

Burada esrarına yemin edilen on gece Zilhiccenin on gecesidir. Cenab-ı Hakk’ın bu gecelerin esrarına yemin etmiş olması, sıradan bir şey olmayıp üzerinde düşünülecek bir meseledir. Ehemmiyet verip ihya etmemiz ve istifade etmemiz hülasa dikkatli ve uyanık olmamız icap eder. Gündüzlerinde işimiz gücümüz çok olsa da ne yapıp yapıp biraz fedakarlıkta bulunup bu gecelerde manevi bereketlerinden mahrum kalmamalıyız. Kim bilir ne esrarı İlahi tecelli ediyor bu gecelerde.

 

Ve bu on gecenin sonunda Kurban Bayramı geliyor.

Zilhicce ayı 29 Aralık günü başlamaktadır. Bu günlerin orucundan istifade etmek isteyenler 21 Aralık gecesinde sahura kalkmalıdır. Gecelerinde ise yılın son ayı olmasından dolayı noksanlarımızın tamamlanması için istiğfar, salavat-ı şerife, diğer dualar ve tesbih namazına devam etmelidir.

 

Zilhicce ayı ile ilgili bazı hadisler şöyle: 

 

İbn-i Abbas (R.A) ‘ın rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte Efendimiz(S.A.V) “Zilhiccenin ilk on günü tutulan orucun her bireri bir senelik nafile oruca denktir. On gecenin tamamını ihya etmek ise Kadir gecesini ihya etmeye denktir.” Buyurmuşladır. (Tefcirut-tesnim s.170)

Başka bir Hadis-i Şerifte ise, “On günün orunun her günü 100 köle azat etmiş, 100 deve kurban etmiş ve 100 atı Allah yolunda hibe etmiş gibi sevap olur. Tevriye gününün yani 8. gününün orucunda 1000 köle azad etmiş, 1000 deve kurban etmiş ve 1000 atı Allah yolunda hibe etmiş gibi sevap alır. Arefe gününün orucunda ise 2000 köle azat etmiş, 2000 deve kurban etmiş ve 2000 atı Allah yolunda hibe etmiş gibidir.” Buyurmuştur. (Tefcirut-tesnim S.169)

H.Ş.: “Zilhiccenin ilk on gününün bereketinden mahrum olanlara yazıklar olsun, hele bir de Arefe günü var ki onun hayrı saymakla bitmez.”

H.Ş.: “Zilhiccenin ilk on gününün orucu her günü bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.”
1’nden 10’una kadar “leyali-i aşere” yani on mübarek gecedir. Hacca gidemeyen mü’minlerin bu günlerde oruç tutmaları çok çok büyük fazilettir. O bakımdan kurban bayramından evvel dokuz gün oruç tutmalıdır. “Hiç değilse 8. ve 9. günü oruç tutup mümkünse 10.günü kurban etiyle iftar edilir” tavsiyesine uymalıyız.

Peygamber Efendimiz(S.A.V) “Kim bu beş geceyi ihya ederse cennet vacip olur; Beraat gecesi, Tevriye Gecesi(Zilhiccenin 8. Gecesi), Arefe Gecesi ki Zilhiccenin 9. Gecesi, Kurban Bayramı gecesi ve Ramazan Bayramı gecesi”dir.

Başka bir Hadis-i Şerifte ise ”Kim bu beş geceyi ihya ederse kalplerin öldüğü gün onun kalbi ölmez. Bunlar Kadir, Beraat, Cuma, Arefe ve iki Bayram geceleridir.” Buyurmaktadır.

 

Bu günleri nasıl değerlendirmeliyiz:

 

Birinci vazife!..
Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevaptır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın erkek herkese farzdır. 

YüCE Allah’ın Adem aleyhisselamı bağışladığı gün, zilhicce ayının ilk on günüdür.
Bir kimse o gün oruç tutarsa..Allah onun her günahını bağışlar

 

Zilhicce ayının 2.günüde yüce Allah Yunus peygamberin duasını kabul buyurdu..Kendisini balığın karnından çıkardı..

 

Zilhicce ayının 3.gününde yüce Allah Zekeriya peygamberin duasını kabul etti.
Bir kimse o gün oruç tutarsa.yüce Allah onun duasını kabul buyurur.

 

Zilhicce ayının 4.gününde İsa Aleyhisselam doğdu..
Bir kimse o günü oruçlu geçirirse,ondan sıkıntı,fakirlik gider.Kıyamet günüde, iyiliksever,keremli yazıcı meleklerle olur….

 

Zilhicce ayının 5.günüde Musa aleyhisselam doğdu.
Bir kimse o günde oruç tutarsa,münafıklıktan uzak,kabir azabından emin olur.

 

Zilhicce ayının 6. gününde,yüce Allah peygamberimiz.s.a.v.’e Hayber kalesini almayı nasib eyledi.

 

Zilhicce ayının 7.günü cehennem kapıları kilitlenir,on günleri çıkıncaya kadar açılmaz..
Bir kimse ogünü oruçlu geçirirse, kendisine yetmiş sıkıntı kapısı kapanır,yetmiş kolaylık kapısını da açar..

 

Zilhicce ayının 8.günü olan terviye günü birkimse oruç tutarsa..kendisine o kadar iyilik ihsan edilirki, onların sayısını ancak Allahü azimüşşan bilir..

 

Zilhicce ayının 9.olan arefe günü bir kimse oruç tutarsa,geçen bir senelik,gelecek bir senelik,günahının bağışlanmasına sebep olur…

 

Maide suresinin 3. ayeti olan:—”Bugün dininizi sizin için mükemmel ettim; Size olan nimetimi tamamladım”İlahi emrin indiği gün,zilhicce ayının 10. günü idi..Kurban bayramıydı.. Bir kimse o gün kurban keserde,bir damla kanını akıtırsa….Allah onun günahlarını bağışlar.
Bir kimse o gün bir mü’ mini doyurur,bir sadaka verirse…..Yüce Allah, onu kıyamet günü güvenlik içinde diriltir;Amellerin tartıldığı terazide ise,onun iyilikleri,uhud dağından daha ağır gelir.. 


ÖnümüzdeKİ hafta sonu yani cumartesi Zilhicce’in 1. günü inşaALLAH rahmetin sağanak sağanak yağacağı bir döneme gireceğiz.

 

Yine bir af vesilesi daha bizlere inşaALLAH.Böyle güzel bereketli her gecesi kadir gecesine eş değerde olan  günleri değerlendiren kullardan olmak duası

 

Ve dualarınızda yer alabilmek umuduyla…

 

Hayr ile inşaALLAH… 

 

Selam ve Dua ile…

Hz. Mevlâna’dan Altın öğütler

Standard

rumi

Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar,altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur,arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir.

 

Eğer düşündüğün gül ise; sen bir gül bahçesisin; yok diken düşünüyorsan külhan kütüğüsün.

 

Sen, anılması güzel olan bir söz ol.Çünkü insan,kendi hakkında söylenilen güzel sözlerden ibarettir

 

Her ne istyorsan kendinde ara! Senin canının içinde bir can var,o canı ara! Dağın içinde bir hazine var,o hazineyi ara! Eğer yürüyen dervişi arıyorsan; Onu senden dışarıda değil,kendi nefsinde ara!

 

Cenabetler elinde medem ki hamam tası; artırmaz kıymetini altundan yapılması.

Resim ressama pençe vurmaya kalkarsa, kendi saçını sakalını yolmuş olur.

Ululanmak zehirdir; kafana kibir yerleşince, kim seni kırarsa onu ezeli düşman sayarsın;

birisi  düşünceye aykırı söz söylerse ona kinlenirsin.

Nice bilgin vardır ki, hakiki bilgiden, hakiki irfandan nasipsizdir. Böyle bir bilgin bilgi  ezbercisidir;  bilgi sevgilisi değildir.

Aşk, hiçbir feleketten ders almaz.

Yapacağın işte nefsinle fikir alışverişinde bulun ve ne derse aksini yap.

Herşey incelikten, insan kalınlıktan kırılır.

Ayna ve terazi yalan söyler mi?

İyadet (hasta ziyareti) nafile ibadetten hayırlıdır.

Beyaz ve siyah iki bayrak dikildi; biri Adem tarfından, diğeri iblis.

İnsanların çoğu insan yiyicidir; onların selam vermelerine aldanma.

İnsanoğlu bir hamur teknesi boyundadır; ama tabiattan da üstündür, kainattan da.

Para dağıtmak, cömert için şereftir. Aşkın cömertliği ise canını feda etmektir.

Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz?
Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?

Suyun susuzu kandırması gibi, doğru söz de kalbe temizlik getirir.

Dost yüzü görmeden geçen günler ya ölümdür, ya uyku.

Dosttur, çöp değildir; Onu kırma.

Bu dünya zindandır; biz de içindeki mahbuslar.
Del zindanın duvarını, kurtar kendini.

Dünya, velinin kıymetsiz oyuncağı; gafillerin değerli salıncağıdır.

Gözünüzü açıp Kur’an’a bakınız. Allah kelamı olan  Kur’an’nın bütün ayetleri edep öğretmektir.

İnsanın ilim ve edebi, en büyük varlığıdır; eskimez, çürümez, kaybolmaz.

Nize insanlar gördük üstlerinde elbise yok!
Nice elbiseler gördük içlerinde insan yok!

Ağaçlara su vermek adalet, dikene su vermekse zulümdür. Adalet bir nimeti yerine koymaktır. Her köke su vermeyi nimet sanma.

Felsefenin bana çok faydası oldu, ama ben şimdi ondan birkaç dünya uzaktayım.

Ey aşık! Uykudan sıçrayıp kalk, ıstırap çek! Bir tarafta su sesi duyulurken, öte tarafta susuzun uyumasına imkan var mıdır?

Acele, birçok işi bozar; dilediğin şeyi yavaş, yavaş fakat sağlam bir şekilde yapmalısın. Unutma ki,

Allah insanı yavaş yavaş, tam kırk yılda olgunlaştırır.

Toprağa hangi tohum atılmıştır da bitmemiştir? İnsanların tekrar dirileceklerinden niçin şüphe ediyorsun?

Tohum toprağa düşse öldü denebilir mi?

Mutlak hakikatı aramada tek başına akıl, çamura saplanmış merkep gibidir.

Allah merhalesinde akıl beygirine yol yoktur.

Allah’ım! Senin ayrılığından daha acı bir şey yoktur. Sana sığınmaktan gayrı haraket, beyhude dönüp dolaşmak ve kördüğüm olmaktan başka bir şey değildir.

Herkes kulluktan kölelikten kurtulunca sevinir. Ben ise en büyük saadeti Allah’a kullukta bulurum.

Irz ve namustan mahrum olanlar, millet ve vatan hissi taşımazlar; böylelerinden sakınılmalıdır.

Bal yiyen arısından gocunmaz.

Kötü yılan insanın yalnız canını alır; kötü arkadaşsa insanı cehenneme sürer.

Bu dünya tuzaktır; tanesi de arzular!

Ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır.

Biz süt taşıyan memeye benzeriz.
Bizi çeken ele göre süt veririz.

Gönlünü yıkayıp arıtmamışsan, habire abdest alıp durmaktan fayda bekleme.

Herkes bir zaman, hayvani aşk çemberinden geçer.

Siz şehvetin adını aşk koymuşsunuz;
Eğer öyle olsaydı, eşek, insanların şahı sayılırdı.

Balığa denizden başkası azaptır.

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.

Başkalarına imrenme; çok kimseler var ki, senin hayatına imreniyorlar.

Münafıkın tövbesi, günahından beterdir.

Bir adamın camilere alıştığını görürseniz, imanlı olduğuna şahitlik ediniz.

 

Selam ve Dua ile…

 

 

Yüreğin Yüreğe Gülümsemesi…

Standard

 

kalp

İslâm, sevenlerin sevgi dünyasıdır. İslâm’ın ve Müslümanların imajıyla oynayanların söz sahibi oldukları bir dünyada güvendiğimiz dağlara kar yağdı. Yolumuz ne sol ve ne de sağdı.
Habubullah bağlandığımız yegâne kopmaz tek bağdı. Vefasız sevgiye pusu kurdu, yarım kaldı şarkımız. Kanatları kırılmış kuşlardan yok farkımız!

Sevgi, Allah’ın en kıymetli nimetlerindendir. Her nimetin bir bedeli olduğu gibi, sevginin de bir bedeli vardır. Rabbimizin bahşettiği sevgi de, bizden bedel ister. Seven sevilir, sevilen sever. Rabbimiz buyuruyor: “De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.” (Âl-i İmran Sûresi/ 31)

 

Seven, arayandır sevilen de bulunandır. Sevgi, inanmakla başlar, yaşamakla da devam eder. İnanmakla sevmek ikizdir. İnanan sever, seven yaşar.

Sevgi; fıtrat atmosferinde yüreğin yüreğe gülümsemesidir. Sevgi, mutluluk yolunda olmazsa olmaz soluktur. Sevgiye fiyat biçilmez. Sevgiye fiyat biçenler, kendilerine fiyat biçenlerdir. Yani kendilerini maddi değerlerle satışa arz edenlerdir. Unutmayalım ki, sevgiyi satın alabilecek maddi değer yoktur.

 

Sevmeye zaman ayıranlar, sevilmeye çare bulurlar. Çünkü sevilmenin çaresi, sevmede saklıdır. Sevmek, sevilmenin hem çaresi ve hem de çırasıdır. Sevgi olan yerde gurbetin hasreti çekilmez. Sevmeyen ve sevilmeyen, mutluluğun adresini bilmez.
 

Seven sevilir. Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarını kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Tüm insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide adalet, kişisel sevgide yanılmayı önler. Çünkü adaletli sevgi, kişisel sevginin de güvencesidir.

Bilgi sevginin, sevgi de mutluluğun bereketidir.
Sevgi, fıtrat doğrultusunda yürümektir. Sevgisizlikse yerlerde sürünmektir.  Sevgi üretmek, sevgisizlikse tüketmektir. Sevgi, mutluluğun en doğru ve en kısa adresidir.

 

Sevilmek, fıtri bir zevktir. Ancak sevilmek ile sevmek ikizdir. Bunun için diyoruz ki; sevmek kalbin özelliği, sevilmek ise ruhun güzelliğidir. Kalblerini özelliksiz, ruhlarını ise güzelliksiz bırakanların mutluluğu olmaz.

Sevgi; bazen bir kelam-ı ehsen/güzel sözdür, bazen tatlı bir tebessümdür, bazen bir damla gözyaşıdır, bazen bir selamdır, bazen sevda uğruna çekilen cefadır, bazen de derde derman olan bir vefadır. Sevgi, kalbi bir eylemdir. Hatta insan kalbinin en soylu eylemi, sevgidir.

Sevgi ilme dayanırsa bire sonsuz veren bir tohuma dönüşür. Sevgi cehalete dayanırsa insanı tutuklayan bir tutkuya dönüşür.

Başkası tarafından sevilen gönülde bulunmuştur. Önemli olan sürekli gönülde kalmayı başarmaktır. Sevgi kalb kadar hassastır. Kalbin bozulması, sekteye uğraması hayatın sonu olduğu gibi, sevginin tükenmesi de münasebetin ölmesi, yani son bulmasıdır.

Gökten düşen cismin parçaları bulunur, ama gönülden düşenin parçaları bulunmaz. Ne yazık ki, günümüzde gönülden düşmeme hassasiyetini gösteren medenilerin sayıları pek az. Gönül ihram giymiş bir Gülbeyaz.

 

Onun genç ve diri kalmasını istiyorsan ömrünün her sayfasına sevgiyi yaz!.

Selam ve Dua ile…

Biz gülü geç tanıdık;Aşkı geç anladık…

Standard

56346851

 

Her ikisinin de farkına, mevsimi geçtikten sonra vardık. Bilemedik gülün renginden, güzelliğinden, kokusundan…

Ayıramadık aşkın sesini yüreğimizdeki diğer seslerden…

Baskın çıktı gürültüler aşkın çağrısından…

 

Gülü az olan ya da ona gerektiği kadar önem verilmeyen bir coğrafyada yaşadığımızdan mı bütün güller (çiçekler) aynı göründü gözümüze ve onun için de böyle oldu?.. Hepsinin aynı zamanda açtığını, tomurcuklandığını ve kokularının da aynı olduğunu sanır; gülle lâle, menekşeyle leylâk arasındaki farkları pek bilmezdik.

Hem zaten; leylâk kokan, iğde kokan, gül kokan, erguvan kokan sokaklardan ne zaman geçtik ki? Kim elimizden tutup bizi bu sokaklara götürdü, kim bunları gösterdi ki bize? Kim kılavuzluk etti ki? Gerçi farkına varsalar da, kimin zamanı vardı ki bunlardan söz etmeye? Cihanı velveleye veren bu görüntüler; çoğu karla kapla taşra günlerinin ne kadarında bulunurdu ki…
Biz gülü geç tanıdık, aşkı geç anladık.

Hep beyaz gecelerde, kış mehtabına karşı haykırdık acılarımızı… Dondurucu zemherilerde yeşile, çiçeğe, güle, ağaca hasret büyüdük. Gül büyütemedik koynumuzda, gül suyu yürümedi damarlarımızda… Gül büyütmenin ne demek olduğunu bilemedik.

Gülden bir nefes alıp, güle bir nefes veremedik. Gülü ötelerde hayal edip, uzakları düşündük hep. Koparılmış bir gülün başında oturup, matemini çekemedik. Gül büyütenlere özgü bir hâlle hâllenemedik. Gülün kokusuyla sarhoş, gülün bakışıyla meyhoş olamadık; sitemimizi güle diyemedik. Güle benzetsek de bazı şeyleri, tam anlamıyla gülün ne olduğunu bilemedik. Sesimiz güle yetişmedi, elimiz güle ermedi, yüreğimizden kopup gelen hüzün meltemleri güle değmedi. Sokaklar acıyı serpti yüreğimize, dağlarda yankılandı sesimiz, dağlar hüznümüzü katmerleştirdi.
Biz gülü geç tanıdık, aşkı geç anladık.

Büyüdüğümüzde, aşkı az çok anlayacak çağa yaklaştığımızda, aşkın yakıcı elini yüreğimizin üstünde hissettiğimizde, aşk çoktan uzaktan bakar olmuş, ateşiyle yakar olmuştu bizi artık.
Gününde, zamanında bizim de içimizde bir yerlerde aşk vardı; aşkı anlamasak da aşkı duyabiliyorduk, aşkı okuyabiliyorduk kelimelerden… Aşk üzerine düşünmeyi bilmesek de, yüreğimizin kıpır kıpır etmesi bizde de bir şeylerin olduğunu, bize de aşktan bir nefes üflendiğini haber veriyordu.
Ne var ki, sevgi ırmağında yıkanarak hayatı sürdürmenin önemini kavrayamamıştık. Gelecekteki hayatımızda bunun ne derece önemli olduğunu, onu anlamaya çalışmanın, onunla bir kez bile birlikte olmanın, onun da bizi önemsemesinin hayatımızın akışını nasıl değiştireceğini hesap edememiştik. Hep korku, hep utanma ve hep içindekini demenin ayıp olduğu düşüncesi galip gelmişti. Gönlü gönle katıp, ıstırabı ıstırapla karıştıramamıştık. Belki de aşkın farkında olmayanların, aşka kötü gözle bakanların içinde, aşkın hiç farkında olmamak daha iyiydi.


En fecisi, en kötüsü de; yaşanmış farzedilen bir zaman dilimi geride kaldığında, acısı derinden hissedilen bu duyguya karşı koymaya çabalamak, artık böyle bir dünyada buna yer olmadığına, hele bundan sonra bunun yaşanamayacağına kendini inandırmaya çalışmak.


Hele de böyle bir duyguyu hiç tanımayan, adından bile haberdar olmayan biriyle bir ömrü paylaşmanın zorluğunu ve bununla birlikte aşkın gelip işte tam bu sırada sıkıştırmasının ne denli çekilmez bir azap olduğunu varın bir düşünün. Ve bir de hayatınıza müdahale edenler yüzünden bu hale düştüğünüz aklınıza geldikçe, çoluk çocuk etrafınızı sardıkça ve bu arada da; aşkı anlama, aşkı yorumlama yanınız geliştikçe, varın bir kez daha düşünün çekilenin ne boyutta bir azap olduğunu…

Biz gülü geç tanıdık, aşkı geç anladık.

Gülü vaktinde okuyamadık. Meramımızı gül yaprağına vaktinde yazamadık. Gül dalına bir buse konduramadık. Bülbülün iniltisine kulak veremedik, dediklerini bilemedik, yâre bir gül yaprağı bile götüremedik. Gül hep ötemizde kaldı; bizse ona uzaktan bakakaldık. Gün geldi tanıyamadık. Ne gülü tanıdık, ne aşkı anladık. Bir gül bahçesinde olsak da; cahilliğimizden, bilgisizliğimizden, sezgisizliğimizden hep gidip dikenlere sarıldık. “Gülü seven dikenine katlanır.” deseler de, biz sadece dikenlerin kanattığı yerlere aldandık. Dikenler doldurdu dünyamızı, dikenler yok etti güle olan sevdamızı. Korktuk artık gülün yanına varmaya, korktuk gülden terazi tutmaya, korktuk gülü koklamaya… Gül bizden ırağa gitti, biz gülden ırağa…

Biz gülü geç tanıdık, aşkı geç anladık.

Öyle ki, manzara şimdi daha ağlatıcı, daha yürek dağlayıcı, daha gönül bağlayıcıdır. Dilimiz dudağımız kurumuş, hikâye bir gizliye çekilmiştir artık. Bir manzumedir artık geceyi bağrımıza salan ve rengimizi solduran. Dokununca solgun bir gül olan…

Dokununca sen olan.. Dokununca ben olan… Dokununca hüzün olan… Dokununca hüsran olan… Dokununca heder olan…
Diyeceklerimizi diyecek durumda değiliz şimdi. Artık ne gül çaredir derdimize, ne de aşk… Belki mısralardır bizi bize, bizi başkalarına anlatacak olan…
Zaman geçti gün döndü kalmadı bahçede gül
Bu sevda masalını anlatsın yine bülbül…

İsmail Bingöl