Monthly Archives: Ekim 2008

Dua…

Standard

 

“Ve semâya irtifa verdi ve mizanı vaz’eyledi.
Mizandan taşmayasınız [diye].
Doğru tutasınız adaletle tartıyı da,
aksatmayasınız mizanı [diye].”
Rahmân; 7-9

Sen ki her şeye zarif oranlarla, hassas ölçülerle bedenler giydirirsin. Sen ki her şeye lâyık olduğu sureti verirsin. Sen ki her şeye ihtiyaç duyduğu yetenekleri bahşedersin. Sen ki her varlığa, varlığı ve hayatı için gerekli her duyguyu, her organı hikmetlice verirsin.

Sen ki her canlıya hayatını sürdürecek en uygun, en güzel bedeni verirsin.

Sen ki yerinde ve haklıca yapılan bütün isteklere mutlaka cevap verirsin. Sen ki gerçek ihtiyaçları seslendiren her yakarışa karşılık verirsin. Sen ki zorda kalmışların imdadına, çaresiz kalmışların feryadına sonsuz adaletinin gereğince yetişirsin.

Sen ki adalet ve hikmetinle her şeye hayat hakkı verirsin, yokluğa varlık hakkı tanırsın. Sen ki her varlığı ona zarar verebileceklerin şerrinden ve saldırısından koruyansın. Sen ki mahşerde zerre kadar iyiliği, zerre kadar kötülüğü hiç şaşmadan tartarsın.

Sen ki zalimleri zulmüyle bırakmazsın; ebedî cehenneminde hakkını alırsın mazlumların. Sen ki mazlumları mazlumiyetiyle bırakmazsın; ebedî cennetinde sonsuz lûtuflara boğarsın hepsini.

Sensin zulme uğrayanların dayanağı.
Sensin mahzun kalplerin sığınağı.
Sensin mazlumun âhını işiten.
Sensin zalimin zulmünü bilen.
Senin adaletindir sığındığımız.
Senin mizanındır güvendiğimiz.
Senin hesabındır tesellimiz.

Nefsimize zulmetmekten alıkoy bizi.
Senin adaletine razı olanlardan eyle bizi.
Senin adaletinin korkusuyla terbiye et hepimizi.
Adaletinin korkusuyla yumuşat kalplerimizi.
Amellerimizin tartıldığı ‘mizan’da güzel eyle akibetimizi.
Mizanında ağırlığı olanlardan eyle bizi.
Kolaylaştır sorgu sualimizi.
Sana hesap verme inceliğiyle yaşat bizi.
Hükmüne razı eyle bizi.
Zulmetmekten ve zulme uğramaktan uzak eyle hepimizi.

Amin!…

Reklamlar

Hicret…

Standard

İnsanlığın ‘merhamet pınarı’ Efendimiz, susuz yürekler ve aç ruhların önüne kendisine indirilen gök sofrasını cömertçe sundu.


Bir güneş gibi doğmuştu o;

yalnız kuzuların değil sırtlanların da, yalnız güllerin değil dikenlerin de, yalnız bülbüllerin değil akbabaların da, yalnız masum bebelerin değil azgın haramilerin de üzerine doğan bir güneş gibi.

Tek derdi vardı: Bu gök safrasına bir fazla insanı oturtmak.
Bir fazla aç ruhu doyurup, sahici ve kalıcı özgürlüğün ve güvenliğin adresini göstermek. Mutluluk ırmağının Mutlak’tan doğduğunu öğretmek.

 

Gerisinin hoş olsa da boş olduğunu, laf u güzaf olduğunu göstermek…
Su ile serabı ayıracak akletme yeteneğine sahip olanlar Merhamet Pınarı’nın başına koştular. Kana kana içtiler. Onunla gönderilen gök sofrasının başına oturdular. Ruhlarını doyurdular.


Gözlerine fer, ellerine güç, dizlerine derman geldi. Çünkü yüreklerine ferman geldi. İlahi ferman sayesinde imanın sınırsız imkan olduğunu keşfettiler. Önce kendi zindanlarını yıktılar. Vahyin inşa ettiği bir tasavvur, akıl ve şahsiyetle hayatlarını yeniden inşaya koyuldular.


Su ile serabı ayıracak yetiden yoksun olanlar, bir serap uğruna Merhamet Pınarı’na cephe aldılar. Bunun anlamı yalanın hatırına gerçeğe nişan almak, “yok” için “var”ı feda etmek, karanlığı savunmak adına güneşi mahkum etmek demekti. İnsanların bu suya erişmesini engellediler. Ulaşanların içmesine mani oldular. İçenleri tahkir ettiler, tehdit etiler, taciz ettiler. O da olmadı işkence ettiler. O da olmadı canlarına kastettiler. Giden kurtuldu, gitmeyeni katlettiler.


Merhamet Pınarı’nı acımasızca taşladılar. Suyunu kirletmeye yeltendiler. Beceremeyince bu pınarın suyunu kesmenin tek yolunun onu ortadan kaldırmak olduğuna karar verdiler…


Hicret, imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere taşınmaktır.
Hicret, “Bittim ya Rab!” diye dua edene, “Yettim kulum!” diye gelen icabettir.
Hicret, elde etmek için feda etmek, sahip olmak için kurban etmek, bulmak için yitirmek, almak için vermek, kalkmak için (yola) düşmek, girmek için çıkmak, kalmak için gitmek, kavuşmak için terk etmektir.


Hicret düşmanla sınanmak, dostu sınamaktır.
Hicret düşmanla, hem de gücünün son noktasına kadar sınanmaktır.
‘Devrim Dağı’nın yani Sevr’in tepesine, en tepesine, ‘bittim noktası’na çıkmaktır.
Tepede gelecek yardım, eteğinde de gelir diyerek süklüm püklüm oturmamaktır.

“İlahi yardımın ne zaman?” diye göğün kapılarını sarsmak, açılması için de Ğayûr’u gayrete getirecek bir çaba ve gayret sergilemektir.


O yardımın en tepeye çıkmadan gelmeyeceğinin Allah’ın sünneti olduğunu bilmektir.
Sevr’in tepesine çıktıktan, yani ‘bittim noktası’na vardıktan sonra, artık telaş etmemektir.
“Lâ havle ve la kuvvete illa billah”ın sırrına ermektir.


Telaş eden olursa, “Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir ki?” diyerek, dünyaya meydan okumaktır.

Hicret sadece düşmanla sınanmak değil, dostu sınamaktır da.

Gözü dönmüş yeminli katillerin saldıracağı yatağa kimin yatacağını sınamaktır.
“Bin canımı vermeye hazırım, yeter ki onun ayağına tek diken batmasın” diyenlerin sadakatini sınamaktır.

“Canım, anam, babam sana feda olsun ya Rasulallah!” sözlerini sınamaktır.
Hicret, hepsi de ilahi bir kredi olan akıl, fikir, zeka, tedbir, himmet ve insani gayretin yok sayıldığı içi boş bir tevekkül değildir. İnce bir hesap, detaylı bir plan, üzerinde iyi çalışılmış bir projedir.
Hicret korku ile umut, havf ile reca arasında harekettir.


Hicretin Mekke’si korkudur, Medine’si umut. Umudu olmayanın eli kolu dökülür, oturduğu yerde kalakalır.
Umudun olduğu yerde hicret, hicretin olduğu yerde umut var demektir.
Hicret, medeniyettir.
Bedeviyetten medeniyete yürüyüştür.
Medine medeniyetin ana rahmidir.
Tohumun kabuğunu çatlatıp filiz vermesidir.
Bire bin verecek bir başağa durmasıdır.
Hicret bitimsiz ibadettir.


Bir kaçış ve sığınıştır; küfürden imana, şirkten tevhide, Şeytan’dan Rahman’a, günahtan sevaba, benlikten ruha, şehvetten muhabbete, bilinçaltından bilinçüstüne.


Hicret ilahi sıfatlar arasında bir ‘seyr-i sülûk’tür; gazaptan rahmete, kahırdan lûtfa, Celâl’den Cemâl’e ve nihayet Allah’tan Allah’a…

Sözün özü: Hayat hicrettir, mümin müebbet muhacir

 

http://www.uluyol.net

 

Cumanız Mübarek olsun…

Standard

Lütfunla tebessüm eder güller.

Lütfunla güler gül yüzler.

Öyle lütufkarsın ki, güzellerin güzel yüzlerindeki güzelliğe bakacak gözleri, yokluğun körlüğünden Sen çıkarırsın.

Öylesine çok lütfedersin ki , gülün yüzüne tazeliği Sen verirsin, gülün yüzünü gördükçe gönlümü açarsın.

Gül yüzlülere öylesine hoş bir bakış verdin ki , onu gören güller utanıp yüzleri kızarır.

Sen ki uçsuz bucaksız göklerden yeryüzüne sayısız iltifatlar, rahmetler indirirsin.

Kalbime lütfunu sağanak yağmurlar gibi değdir.

Sen ki hiç umulmadık yerlerden hiç ummayanlara bile hediyeler gönderirsin.Umulmadık hediyelerle sevindir beni.

Sen ki fiillerinde pek latif ve incitmesizsin.

Bilinmez yollardan , sezilmez yönlerden fayda eriştir bana.

Senin ilminden hiçbir şeyin hiçbir detayı gizlenemez.

Çare gönder incecik sızılarıma.

Senin hükümlerin her şeyin her haline inceden inceye nüfuz eder.

Hükmüne razı olmayı lütfet bana.

Lütfunu hakkımda hükmün eyle.

Hükmünü hakkımda latif eyle.

AMİN.

 

Senai Demirci/99 esma 99 dua

 

Cumanız mübarek olsun… Allah nice mübarek günlere eriştirsin. ….. Akıbetiniz hayr olsun… Allah dünya ve ahiret saadetine cümlenizi erdirsin,

 

 

Mumun Pervane ile Konuşması…

Standard

Çok iyi hatırlıyorum. Bir gece uyuyamadım. Gözüme uyku girmedi. Pervanenin, muma şu sözleri söylediğini işittim.

Ey sevgilim! Hadi ben aşığım, yansam da yeridir. Peki ya sen neden yanıyor, niçin ağlıyorsun?

Ey benim biçare aşığım! Benim yanmama, ağlamama sebep nedir bilir misin?

Benim tatlı balım vardı. Beni ondan ayırdılar. Şirin’im haksızlıkla elimden alindi. İste Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor. Gece meclisi aydınlatan ışığıma bakma. İçimi yakan ateşe bak.

Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu.

Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki:

Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin için değil. Seninki bir kuru iddiadan ibaret. Sende ne sabır var, ne metanet ve tahammül.

Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun. Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum. Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise vücudumu, baştan aşağı yakar.

Sadi de mum gibidir. Dışı parlaktır, ama içi yanmıştır.

Artık gece bitiyor, sabah oluyordu. Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü.

Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken:

Aşkın sonu budur işte, dedi ve can verdi.

Aşıklığın ne demek olmak istersen anlatayım: Ölmek suretiyle yanmaktan kurtulmak…

Sevgilisi eliyle öldürülen aşığın mezarına gidip de ağlama, bilakis sevinerek şöyle de:

Ne mutlu ona! Sevgilisinin makbulü olduğu için sevgili onu öldürmüştür.

Aşık isen bu dertten kurtulmaya çalışma: yalnız Sadi gibi garazsız, ivazsız aşık ol.

Aşık bir fedai demektir. Nasıl ki, bir fedai gayesine varmadıkça emeline erişmedikçe başına taş ve ok yağsa meydandan çekilmezse, aşık da öyledir.

Ben sana denize açılma demiyorum. Açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.

Gül ile Bülbül gibi, Pervane ile Mum gibi…


Pervane, mumun etrafında uzun süre döner ve sonunda kendisini ateşe atar.

● Biri Pervane’ye(gece kelebeği) şöyle der:

– “Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan!
Sen kendine layık birini bul. Öyle bir yol tut ki, başarı umabilesin. Sen kim, Mum sevmek kim?! Ateşin etrafında dolaşma, insan önce kendini bilmeli!.. Yarasaya baksana, güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor. Kendisiyle başa çıkamayacağı kişiyle güreşmek, savaşmak cahillik, kendini bilmezliktir!..

Ey Pervane!
Kimse sana Mumun uğrunda nahak yere ve boşu boşuna ölüyorsun, iyi ediyorsun demez. Bir dilenci, bir padişah kızını isterse bu saçma bir fikir, manasız bir hareket olur. Bir mecliste, bir Mum yandığı vakit; padişahlar, büyükler yüzlerini ona çevirirler. Hal böyleyken, Mum hiç senin yüzüne bakar mı?!
Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken, senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç?! Ben zannetmem. Mum herkese nezaket, fakat sana kızgınlık gösterir. Neden ? Çünkü sen zavallısın, biçaresin…”

Yüreği yanık Pervane şu cevabı verdi:

– “Mum beni yakarmış, yanarmışım bunun ne önemi var? Gönlümde İbrahim ateşi var. Nemrut onu yakmak istedi. Fakat o ateş, İbrahim’e nasıl bi gülizar oldu ise; Mumun ateşi de bana gülistandır…” {Şirazlı Şeyh Sadi’den…}

 

 

Ey İbrahim(as) umudunu kesme…

Standard

 

Hayatın ve tarihin içinden pratik örneklerle bize mesajını veren Rabbımız bu olayda da bize yine canlı bir örnek veriyor. O ayetlerde anlatıldığı üzere tevhid davasının sembolü Hz.İbrahim ve umudu Hz.İsmail’dir.

 

 ‘Onlara İbrahim’in misafirlerinden haber ver. Konuklar onun yanına girdiklerinde, ‘Selam sana’ dediler. İbrahim ‘Davranışlarınız bizi endişelendirdi, hayrola?’ dedi. Onlar, ‘Endişeye muhal yok, sana bilgi sahibi bir çocuk müjdeliyoruz’ dediler.  Dediki, ‘Ben yaşımı başımı almış birisiyim, ne müjdesi? Nereden çıktı bu?’ Onlar: ‘Gerçeğin ta kendisinden bu  müjde; asla ümidini kesme’ dediler……’ [26]

 

İşte umudun örneği. Yaşlı anne ve yaşlı baba umutlarını kesmişlerdi. İbrahim(as) resul  olmasına rağmen.Tabii onlarda insandı. Bu normaldır. Eminim Allah’tan umudlarını kesmemişlerdir. Kesse idiler İbrahim(as) dua etmezdi. Ama umudunun ifadesi duasında gizlidir.Ve umudun ışığı İsmail.Ah sahiblerimiz İsmailler. Sizi halen bekliyoruz.Vallahi bekliyoruz.Dünyamız sizi bekliyor. Sadece hicaz toprakları susuz ve ağaçsız kalmadı. Babanın duasını biz yapıyoruz.

 

 ‘Ey Rabbım bu beldeyi emin kıl.  Beni ve çocuklarımı esnama tapmakatan koru. Ey Rabbım onlar yeryüzünde fesat çıkardılar ve insanların çoğunu saptırdılar.’ [27]

 

Bu sesi işitmiş gibi oluyorum. Tüm çağımız babalarının yapması gereken duadır bu. Hele ey tevhidin önderi İbrahim şu duan varya bizim ahu zarımızdır.

 

 ‘Ey Rabbimiz ben zürriyetimden olan ailemi senin beytinin yanında bulunan ekinsiz vadiye yerleştirdim….’ [28]

 

Ah efendim İbrahim(as). Görüyorsun temizlediğin beytullahın yanında senin davanı yüklenenlere dua edemiyoruz.Dua ettiğin vadi o kadar ekinsiz kalmış.Kupkuru kalmış.

 

Ama biz senin kendisine yalvardığın Rabbe bel bağladık.

 

Vallahi umud varız.

 

İşte umudumuz….

 

BİR UMUD DOĞDU

Gayb aleminden, Evvel olandan,

BİR UMUD DOĞDU

Gönül inşirah etti,

Sevgili güldü….

Ahir olan ta evvelden umut vermiş idi.

BİR UMUD DOĞDU

İbrahim yaşlanmış idi, anne Hacer artık beklemiyordu.

Beklemiyorken,

BİR UMUD DOĞDU

Ve İsmail muştulandı,

Zahir olan rahmetiyle açık oldu,

Tecelli etti kararı kalbe,

Vahyetti sevgili kula ve seslendi bize,

Kullarıma haber, şüphesiz ben Gafur ve Rahimim.’ [29]

Rahmandan ve Gafurdan müjde geldi,

BİR UMUD DOĞDU

Konuklar müjde etti,

İbrahim’in güldü güldü,

İsmail’le bir çiçek açtı,

BİR UMUT DOĞDU

İblis and içti,umudu karartma andı.

Batın olan gaybden ışık saçtı,

Vahy iblisin karanlığını aydınlık yaptı,

Ve böylece yollar aydınlandı,

Kervan fecirle yola çıktı,

Kunuud ve Yeis yerini umuda terk etti,

Ve gönüllerde,

BİR UMUD DOĞDU

Rahman kanat gerdi,

Güven doğdu yeisli gönüllere,

Nezir uyardı  bizi,

Şafağımızdan bulutlar, rahmeti yüklendi,

Vahyin güneşi ufkumuzu sardı

Duha şafağı ardından ruha tecelli etti,

Ve Hayy, diriltti bizi, diriliğiyle,

Müjde!

BİR UMUD DOĞDU

Nebiye(as) yol gösterdi,

‘Rabbını tesbih et ve secde edenlerle ol.’ [30]

Hey dost! Kesme umudunu!

‘Yakin gelesiye kadar kul ol.’ [31]

 Kulluk bu nurla yol aldı,

 Ses Kayyuma ulaştı, dağlar yankılandı,

BİR UMUD DOĞDU

Kayyum olanın penceresinden,

BİR UMUD DOĞDU

Ve eller umuda açıldı tüm ezilenlerin dünyasından,

Mazlumlar ah etti, senin dilinden,

Ya Allah(cc) dedi,

BİR UMUD DOĞDU

Ya Rabb dedi, sahib buldu,

BİR UMUD DOĞDU

Ya Rahman dedi! Rahmet gadabı aştı,

BİR UMUD DOĞDU

Ya Settar dedi, günahlar sağnak oldu,

BİR UMUD DOĞDU.

Ya Cebbar dedi, müstekbirler titremeye başladı.

BİR UMUD DOĞDU

YaTevvab  dedi, İnabe başladı.

BİR UMUD DOĞDU.

Ya Semi dedi, Aksada Filistinli çocuğun sesi işitildi,

BİR UMUD DOĞDU.

Ya  Malikel-Mülk dedi, petrol haramileri sığınacak yer aradı,

Kabenin ışığı ümmete yeniden açtı,

BİR UMUD DOĞDU.

Ve o an geldi,

BİR UMUD DOĞDU

Rabbim doğrult umudumuzu,

Ey mucib ilahımız yeşert umudumuzu,

Ve gözler doldu,  gözyaşları sağnak oldu,

BİR UMUD DOĞDU

Ya Mui’n doğan umudumuzu sağnak iman kıl,

Yağsın rahmet taneleri,

Diriltsin ruhumuzu, kurumuş vadimiz yemyeşil olsun.

Tasdik edelim,

Sadakallahul Azim,

BİR UMUD DOĞDU. Diyelim.

 

Umut ederim ki bu duama katılırsınız ve rabbımız mazlumun ahını işitendir.Onunla mazlumun ahı arasında perde yoktur. [33] Allah’a emanet olun.alıntı

 

 

Kaynaklar:26-K.K. 15.Hicir Suresi51-55;27-K.K. 14.İbrahim suresi 36;28-K.K 14:İbrahim Suresi37;29-K.K. !5:Hicra Suresi49;30-K.K. 15. Hicr Suresi 98.ayet;31-K.K. 15.Hicr Suresi 99.ayet;33- Bir hadisten alınmış bir ifade. Mu’cem El-Müfehres Li Ahadis En-Nebi 7. cild ‘Zulum’ maddesi. Buhari zekat 9, Cihad 56, Meğazi 60, Müslim İman