Daily Archives: Ağustos 23, 2008

Nefsime İlhamlar…

Standard

nefsime ilhamlar-

 

“Hayret! Hayrettir ki aralarında bir tane bile DÖNEK yoktur!”

 

Dönmediler!

 

Canları pahasına “La!” dediler.. “İlla sen ya Rabbi!” dediler..”İlla Sen!”

 

Seni en çok yaralayan şey; Tahkir edilmen, halk içinde aşağılanman, gururunla oynanmasıdır değil mi?

 

Bir baksana O’na, Onlar’a yapılanlara!

 

O Mahzun Sevgili tam 44 yaşında! Ve Mekke çocukları, O’nu aşağılamak için her gittiği yerde arkasından koşturup; “Mecnûn!..Mecnûn!” diye alay ediyorlar!

 

Ebu Leheb’in Hanımı Umcemil; Hani Kur’an’da “Fitneyi uyandıran” diye tavsif edilen, kıyamete kadar zulmetlerin temsilcisi olacak Umcemil, bir şiir yazıyor O’nun için..

 

Meşhur ya o vakitler şiirler söylemek..O da işte, bâtıl sevdalarını söylüyor şiirle..

 

O’nun için “Muzemmem!” diyerek..

Dört bir yana yayılıyor bu şiir ve “Muzemmem” lakabı..

 

Muzemmem; Aşağılık, âdî demek, zemmedilmiş!

 

Sahabe isyanlarda..

 

O Mahzun Sevgili ise davasına kilitlenmiş sadece!

 

Görmüyor! Duymuyor! Yemiyor-İçmiyor-Uyumuyor!

 

Sadece ufka nazar edip;

“Bana diyorlar “Muzemmemen ve ene Muhammeden”!

 

Muhammed; Öğülmüş demek, yüceltilmiş..

 

Öylesin ya Habibi öylesin! Bak kaç asır geçmiş, bugün adın anılınca burnumuzun direği sızlar, kor olur yüreklerimiz..Beş vakit semaları inletir adın, tüm kainat tek yürek seni söyler, seni özler, yoluna canlar adanır her an! Öylesin ya Habibi! Sen Muhammed’sin kıyamete kadar!

 

Bak O Mahzun Sevgili 50 yaşlarında şimdi..En yakınları sırt çevirmişler, tatmadığı hüzün kalmamış şu cihanda, okusan adım adım hayatını, varlığından utanırsın..

 

İşte Taif sokaklarında O.. Ve tam 55 Yaşında..

Yolun iki yanına dizilmiş ayak takımı kahkahalarla O’nu taşlıyorlar!

Yürüyemeyecek halde, kanlar içinde ayakları..

 

Kainatın her zerresi ağlıyor..

 

Bak boynu bükük Mahzun Sevgili’ye, Mekke’ye almıyorlar! Hatırlasana o hüzün gününü..

 

Ve.. Her şeye rağmen vazgeçmeyişini, dimdik ayakta duruşunu,

“İlla sen ya Rabbi” deyişini hatırla!

 

Ve Ebu Talib’in “Vazgeç!” Teklifine, mahzun gözyaşlarıyla;

 

“Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseler, ben bu davadan vazgeçmem!” deyişini..

…….

 

Ve.. Ebu Zer’i hatırla! Hani O zayıf bedeniyle küfre meydan okuyan, kaç kez öldüresiye dövülen o dağ gibi yüreği..

 

Öz annesinin hapsettiği, öldüğünde kefen bile bulunmayan gül yüzlü Mus’ab’ı..

 

Vücudu közlerle dağlanan Habbab’ı..

 

“Ehad! Ehad!” diye taşlar altında inleyen Bilal’i..

 

“Azabın her türlüsünü tattık!” diyen, hani kızgın güneşler altında demir gömlek giydirilen, ilikleri eriyen, her zerresi ateşle dağlanan Ammar’ı hatırla..

 

Yasir’i, Sümeyye’yi..

 

“İlla” diyen “ “İlla sen ya Rabbi!” diyen nicesini hatırla!

 

Ve;

 

“Hayret! Hayrettir ki aralarında bir tane bile DÖNEK yoktur!” diyen O azılı İslam düşmanı Leone Kaitano’nun hak şehadetini..

 

Dönmediler! Canları pahasına “La!” dediler “İlla sen ya Rabbi!” dediler..İlla Sen!

 

Hatırla ve kendine bak!

 

O’na Yâr olmanın; O’na “Lebbeyk” demenin, “İlla sen ya Rabbi!” demenin bedeli;

 

Hep itilmek, kakılmak, hor görülmek, aşağılanmak, kapılardan koğulmak, işkenceler olsa ne yapardın?

 

Bir yanda Rabbin, bir yanda nefsin..

 

Ne yapardın sen olsan?

“İlla Nefsim!” mi derdin?

 

İlla ki gururum, izzetim, nefsimin rahatı, keyfi” der, el çeker,

Vaz mı geçerdin-geçiyorsun-  Yâr’dan?

 

Yoksa, ne olursa olsun “İlla sen ya Rabbi!” der;

 

O’na –sallallahu aleyhi ve selem- Onlara –radıyallahu anhum- mı benzersin?

 

Dönmediler! Canları pahasına “La!” dediler “İlla sen ya Rabbi!” dediler..İlla Sen!

 

Sen de seç duruşunu!

 

Ayşe Reşad

Tevekkül, Tedbirden Sonradır…

Standard

Tevekkül, tedbirden sonradır. Eğer tedbirin önüne alırsanız mânası değişir. O tevekkül olmaz, sistemi yeterince bilmemek olur ancak…Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in yanına bir bedevi gelir. Rasulûllah kendisine sorar:

Deveni nereye bıraktın?

Bedevi:

Allah’a emanet ettim.

Rasulûllah kendisine şu cevabı verir:

Evvela deveni sağlam kazığa bağla, daha sonra Allahû Tealâ’ya emanet et! 

Bu hadiste anlatılmaya çalışılan hakikat nedir?

 

Eğer Allah deveyi bağlamayı (senin menfaatine deveyi korumayı) dilediyse, bunun için fiiller aleminde kullarından birini kullanacaktır pek tabiî ki… Çünkü, şu yaşadığımız alem kudret yurdu değil, hikmet yurdudur. Bir kişi için (yani senin menfaatin için) hikmet alemi yasalarını yoksayıp, kudret sırrıyla mucize yaratmasını mı bekleyeceksin? (Mucize de olsa, o mucize gökten inmez ya, hadi detaya girmeyelim. Ayrıca evliya, bütüne dönük menfaatler bir yana, kendi menfaatine dönük kerametten kaçınır, Allah’a sığınır, bunu da düşünün?) O halde, deveyi bağlamak için seninki duruken, başkaca bir el mi kullanacaktır? Deve senin devendir. En kolay, en emin ve kestirme yol, deveyi bağlamak için senin ellerini kullanmaktır. (Sen bir sazsın, tellerine vurup notaları çıkaran Rabbindir.) İşte bu sebeple önce deveni bağla, sonra Allah‘a güven. Elinden geleni ve yapabileceğini sonuna kadar yap.. Buna rağmen sonuç kesin değildir; yaşamda garanti yoktur. Tedbiri alırsın, ancak bu tedbiri işe yarar veya yaramaz kılan da Allah‘tır; o halde sonucuna da razı olursun… Başlangıçlar O‘nun dilemesi olduğu gibi, sonuçlar da O‘nun dilemesidir.

Ve bil ki, Allah dilemedikçe yaprak kımıldamaz. Tedbir aldıran da O, tevekkül ettiren de O. Ancak, bu hükmü bilmek tedbir almayı ön plana aldırmıyorsa sana, bunu bilmenin bir faydası da yoktur. 

Rasûlullah (s.av.)’dan şöyle rivayet edilir: “Ya Eba Zer! Ne tedbirli olmak gibi bir akıllılık, Ne haramdan kaçınmak gibi bir Allah’a bağlılık, Ne de güzel ahlak sahibi olmak gibi bir dindarlık söz konusu olabilir.”  (İbn-i Hibban)Her ne iş olursa olsun, akıl ön planda olmalı.. Akıl o konuda ne diyorsa, tedbir anlamında o yapılmalı.. Buna rağmen olana da razı olunmalı.. Çünkü O semaların ve yerin, yani alemlerin Rabbidir. Gani olması, ötede beride veya gökte olması anlamında değildir. Yarattığı alemde aşikar olan özelliklerle kayda girmemesi anlamındadır. Ama alemde O‘nun sıfatları ve mânalarıdır aşikar olan. Bu hakikati de hiç bir şey değiştirmez. O‘ndan gayrı bir şey yoktur evrende, her şey O‘nun varlığı ile meydana gelmiştir, O‘ndandır ve O dilemeden hiç bir şey meydana gelmez. Bu anlamda tüm evrende ve hatta sende, bende, yani bizde tedbir aldıran da Zat’en O‘dur. 

 

Diyelim ki evin yanıyor, su atmayacak mısın? İyi, sen bilirsin.. Bence ahiret tedbiri falan da alma, boşla her şeyi ve ötendeki(!) Allah‘a güven.. Ölümle yüzleşip, boyut değiştirdiğinde yanında olmak istemem. Sükût-u hayale uğrayıp, üzülen insanları görmeye hiç dayanamam da.. 

UzakDoğulu bir bilge der ki; “Görmüyor musunuz piton yılanını? Yiyeceğini bulmak için av peşinde koşmaz; avı, yiyeceği onun önüne gelir. Çünkü o Mutlak Yaradıcı‘ya tevekkül etmiştir. Aramasa da rızkının geleceğini bilir!”.. Ne var ki bendeniz UzakDoğu‘lu bilgeye katılmıyorum. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm‘de der ki;

* Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık. (54/49)

O halde herkesin bir kaderi ve bu kaderi doğrultusunda bir rızkı ve bu rızkını elde etme biçimi yazılmıştır. Piton yılanının kaderinde rızkını çalışmadan kolayca elde edilmek vardır. Aslanın kaderine ise, çalışarak rızkını elde edilmek yazılmıştır. Bir Aslan, Piton yılanını taklit etmeye kalkışırsa, aç kalıp ölür! Ve sistemin işleyişini ve hikmet alemi yasalarını da böylece öğrenmiş olur! Ama biraz geç kalmış olarak…

Aklı olan “Bismillah” der tedbiri alır, işe yaramazsa olana edeple razı olur. Tedbiri işe yararsa da şükreder!… Kısaca, önce tedbir, sonra tevekkül!.. 

Kavramlar üzerinde yeterince düşünmeden, taklidi olarak uygulamaya kalkışmanın sonucunda, yaşamsal dengeleri geri dönüşü olmayacak bir şekilde alt üst edebiliriz. 

Her şeyin doğrusunu Allah bilir! Hidayet de Allah’tandır!“.. Herhangi bir konuda anladığınızı anlatırsınız anlatmasına da, bu anlattığınızı anlamalarını sağlayamazsınız. Zira o iş tamamen Allah‘ın dilemesine bağlıdır, içseldir, özdendir.