Daily Archives: Ağustos 13, 2008

Elinde Birikmiş Duaların Varsa Eğer..

Standard


Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Seni beklemeden sonsuza akar. Mühlet biter ve başlar yolculuk. Dünya ki bir sihirli kuyu. En kuytusunda bir damla olsan da bütün yollar ölüme akar. Kaçmak mümkün değil, ertelemek imkansız. Kader denen nazlı peri her an yanıbaşında hissettirmeden. Sözün bittiği yerde başlayan bir iç çekiştir bu. Duyguların kendinden geçtiği, gönül diyarının bitap düştüğü nokta… Ötelerin ötesi. Göklerden gelen davet, gideceğin tek adrestir aslında. Günler döner, mevsimler değişir. Sen ise bir mevsimlik kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde…
Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Elinde birikmiş duaların varsa eğer…
Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin.Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Elinde birikmiş duaların varsa eğer…
Alnındaki secde çiçeklerini toplayıp öyle gidersin. Sonra, göklere yolladığın duaların yağmur misali dökülür göklerden rahmet olup. Tüm basamakları bir secde hızıyla geçip ulaşırsın en sevgiliye. Bir vuslat sevinci sarar ruhunu. Göklerin fevkindeki hislerin yağar üstüne. Benliğinin esrarı çözülür ve ten kafesi göçer gider yurduna. Tüm hüzzam ağıtlar seni söyler sonra. Merhametin senden fazlaysa ve heybende sevgi doluysa..
Elinde birikmiş duaların varsa, vicdanının ayak sesleri götürür seni…
Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin.
Ve…
Mevsimlik bir kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde.

Elinde birikmiş duaların varsa …
En derin uykular örtüsünü dünyanın üzerine yaydığı zaman, bir sükunet yayılır ruhuna… İşte tam zamanıdır artık gerçeğe uyanmanın. Sıra dağlarla çevrili hayatta kendi dağını aşma gayretin şaha kalkar… Gayret atın tırıstadır.
Bu devir başka bir devir. Tefsiri mümkün olmayan hisler sarmış insanlığı. İnsan insanın kurdu. Değerlerin içi büyük bir çukur. Düşmüşüz en derin hiçliğe. En mutena duygular aleni, serkeş. En kadim dostluklar kin kuşanıyor. İnsanın bir yüzü gördüğümüz. Birkaç yüzü var görmediğimiz. En savunmasız olduğun anda, bir nisan akşamında meçhul iklimlere yol aldığımız, sırlı dikenli yollar karşılar seni… Yorulur tükenirsin. Uzaktaki ölüm meleği yaklaşır, yakınlaşır. Kendini bırakırsın sonsuzluğun kollarına.
Elinde birikmiş duaların varsa …
Hicret zamanı geldiğinde…

Elinde birikmiş duaların varsa …
Alnındaki secde çiçeklerini topla ve dağıt vadisi çiçeksiz gönüllere. Kışta kalmış yüreklere bahar ol. Kar ol, karı erimiş dağlara.
Yorgun bulutların yağamadığı yağmur ol, kurak gönüllere. Billur ırmakların testisi ol suya hasret dudaklara. Bir mevsimlik menekşe gibi düşme toprağın bağrına. Sonsuzluğa ayarlanmış yüreğini bile. Göklerin saramadığı, zirvelerin ulaşamadığı en ıssız gönüllerin Kehkeşan’ı ol. Eyüp’ün sabrına eş olsun tahammülün. Her durağın ötesinde başka durak ol yolcusunu bekleyen… Merhametin senden önce yürüsün yollarda.
Elinde birikmiş duaların varsa eğer…
Bırak yüreğin bir secde hızıyla vuslata ersin.
Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçsin.

Elinde birikmiş duaların varsa eğer…
Vicdanının ayak seslerini hala duyuyorsan…
Güvercin gibi gelen baharların ardından, gelen bir acı tufan gibidir ölüm insan nefsine… Bir anda çıkıp gelir sonsuz yolculuk. Söz bitmiş,vakit tamamdır. Yüreğin karanlık bir geceyi ağırlasa da kanat çırptığında göklere, ışıkla dolacak odanın içi. Heyben doluysa, elinde ve dudaklarında duaların izi kalmışsa, vicdanın uyanıksa, ve alnında secde çiçekleri açmışsa… Koşar adım gidersin.
Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Seni beklemeden sonsuza akar. Ötelerin ötesi bekler seni. Geldiğin noktaya varır yolun. Gidersin kimselere sormadan, haber vermeden. Ansızın durur hayat. Biter fasl-ı bahar.
Göklerden gelen bu davet, aklın hesaplarının bittiği, bir çağ yenilgisidir aslında…
Koşar adım gidersin.
Elinde birikmiş duaların varsa.
Ve…
Merhametin senden fazlaysa.

alıntı

 

 

Üç aylarda camileri değil,kendimizi süsleyelim

Standard

Alışkanlıklar ve cemiyet, insanı iradesinin dışına sürüklüyor. İnsan, seçtiği yola nefsini çekemiyor. Kendisiyle tenakuza düşen insan huzursuz oluyor. Daha çok dış dünya ile meşgul olan insan, iç dünyasına eğilemiyor. Sonra da huzursuzluğun sebebini kalkıp, onda bunda arıyor. Hırçınlaşıyor.
Gaflet denilen bir nevi uyku, insanları ibadetlerden uzaklaştırabiliyor. İşte o zamanlarda ya cuma günü gelir, ya kandiller gelir ya da üç aylar gelir; insanlara ibadette hız verir. İnsan da aldığı o hızla, belki hayatını cennete çevirir.Üç aylarda insan sanki bir asansörle “yukarılara” çıkarılır. Çıktıkça bazı hakikatleri daha açık görür. Bakar ki, ömür su gibi akıp geçiyor. “Koparılan her takvim yaprağı yeni bir günü haber verirken, bendeki yenilik nedir? Bu hayat boşuna akıp geçmesin. Dünyada huzurlu olayım, ahirette de mükâfatımı alayım” diyerek manen hamle yapar. Birdenbire, adi bir nefer olma yerine mareşalliğe yükselir.

Bir tanıdığım vardı; bağ sahibiydi. Üzümleri şarap fabrikasına satardı. Üç aylar gelince, o manevi havayla kendine bir el arabası aldı. Üzümleri arabaya doldurdu, yol kavşağına götürüp orada sattı. Gördü ki, bu iş daha kârlı. O arkadaş, üç aylardan sonra da üzümlerini şarap fabrikasına satmaktan vazgeçti.

Üç aylar gelince camiler ışıl ışıl süslenir. Camilerin mimari yönden harika olması önemli değil, önemli olan cemaatin İslamiyet’i yaşayış yönünden harika olmasıdır. Daha kötüsü vaiz efendi, faizin haramlığını anlatırken belki cebinde banka cüzdanı var. Cemaatin bir kısmı huzursuzluk içinde, dertleri pek çok… Sahabedeki huzur, cemaatlerimize bir idealdir. Ne zaman o huzur ele geçecek, o zamanlara ne zaman ulaşılacak bilinmez amma, önemli olan üç aylarda camilerin ve evin süslü olması değil, Müslüman’ın ilimle, ibadetle süslü olmasıdır. “Arapçayı, Osmanlıcayı öğreneceğim” demesidir. Hadis külliyatını, Kur’an-ı Kerim tefsirini okumasıdır. Yoksa taşla, toprakla, mermerle, eşyayla cennete gidilmez!..

“Durumdan vazife çıkarmak” diye bir tabir vardır. Hayatın seyriyle başımıza gelen durumlarda “vazifem nedir” diye düşünmek lazım. İnsan her olay karşısında dikilecek, ben ne yapacağım diyecek.

Üç aylar geldi, ne yapacağız? Haydi, durumdan vazife çıkaralım; İslamiyet’i öğrenip yaşayacağız…

Gençlik yıllarımda üç aylar girdiğinde kendime bir liste yapmıştım; “NOKSANLARIM LİSTESİ”

Kur’an’ı iyi okuyamıyordum. Kur’an öğreniyorum seti alıp onun üzerinde çalıştım. Çok uyuyordum, uykuyu azaltacağım diye karar aldım. Kitap okumayı artıracağım dedim. Yalnız kendimi aydınlatan bir lamba aldım, yatarken de kitap okudum. Yemeği azalttım. Çünkü dikkat edin, yemeği çok yiyince hemen uykunuz gelir.

Müslüman, İslam gemisinin mürettebatıdır. Yolcular eğlenebilir, gülebilir, oynayabilir. Mürettebat, makine dairesinde her türlü sıkıntı içerisinde çalışmaktadır. Eğer mürettebat dese ki, “ben de yolcular gibi gülüp eğleneceğim”, o zaman gemi karaya oturur…

Her şeye değer veren insan, kendine ne kadar değer veriyor? Terazi kendini tartmaz derler. Göz de kendini görmezmiş. Mühim olan şu veya bu olmak değildir, ne olduğumuzu bilmektir. İnsan çok şey arayabilir amma, kendini arayan kaç kişi var?

Üç ayların herkese sıhhat ve afiyetler getirmesini dilerim…

HEKİMOĞLU İSMAİL