Monthly Archives: Ağustos 2008

Ramazan-ı Şerif’iniz Mübarek Olsun.

Standard

Biz “Gül Mevsimi” denince, ilk olarak Peygamberimizin dünyayı şereflendirdiği “Nisan” ayını hatırlarız. Kur’an’ın aydınlığını cihana yayan, sünnetiyle âlemleri ihya eden Âlemlerin Efendisinin getirmiş olduğu ilahî emirlerin tam olarak yaşandığı her zaman dilimi “Gül Mevsimi”dir.
İşte bu sebepten dolayıdır ki mübarek Ramazan ayı da, gönül iklimimizde gül güzelliğinde çiçekler açmakta, etrafa güzellikler saçmaktadır.
14. yüzyıl erenlerinden Somuncu Baba olarak bilinen Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri bir şiirinde şöyle diyor:
Bizim gülşendeki güller
Dururlar taze solmazlar
Hazan olup dökülmezler
Zemistan ü bahar olmazZaman gelip geçse de irfan bahçesinin gülleri solmaz… Aynen Ramazan ayını orucuyla, zekâtıyla, teravihiyle, haliyle, hayrıyla sırrına âşina olarak idrak edenlerin gönülleri de solmayan güller gibi daima taptaze kalır. Çok bilinen bir şiirinin mısraları da şöyledir:
Gül alırlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül
Şehirlerimizin, kasabalarımızın, köylerimizin, çarşılarımızın, caddelerimizin, sokaklarımızın, evlerimizin, camilerimizin her tarafı Ramazan ayı gelince güllerle donanıyor. Güleryüzlü insanlar alışverişlerindeki olgunluklarıyla sanki gül alıp gül satıyorlar. Oruç tutan mü’minler ibadetlerinin manevî karşılığını iftar sevincinde gül kokusuyla, misk kokusuyla, cennette ise yine ilahî rahmetle alıyorlar. Güllerin Efendisi’nin sünnetine uygun ticari hayatıyla esnaflarımız her ayı ramazan, her günü bayram bilip, gülden terazi tutuyor, daha adaletli davranıyorlar. Her türlü kötülükten insanımız kendini muhafaza etmeye çalışıyor. Alan gül gönüllü, satan gül gönüllü olunca, “Gül alıp, gül satıyorlar.”

Kur’an ve sünnete göre iyi insan, insanlara faydalı olan, salih amellerde bulunan; bütün davranışlarında doğruluktan ayrılmayan; insanlara iyiliği emredip, kendisini unutmayan; kötülüğü iyilikle savan; kendisi için istediğini, kardeşi için de arzulayan; kendi kusurlarıyla meşgul olup, başkalarının dertleriyle ilgilenen, kimsenin gönlünü kırmayan ve kırılmayan bir kimsedir.

Bizi kötülüklerden koruyan ibadetlerimizin manevî yönünü akıldan çıkarmayarak, Sevgili Peygamberimizin şu hadisini hatırlayalım: “Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa; “Ben oruçluyum desin.” Orucun manevî sırrına eren insan, kötü söylemez ve kimseye çatmaz, kendisine çatan, kötü söyleyen olursa, ona da nazikçe “lütfen bana ilişmeyin, ben oruçluyum” diyerek, kendisini oruç kalkanıyla korur. Çünkü oruç, oruçlu için dünyada günahlara, ahirette cehennem azabına karşı koruyucu kalkan konumundadır. İşte bu irfanı o gönüllere düşüren güzellik gül güzelliğidir, sünnete bağlılıktır.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin Divân’ında gül güzelliğindeki hoşgörü şu mısralarla anlatılmıştır:
Sakın nefsine uyup bir cân incitmeyesin
Hüsn ü edebi koyup, bir cân incitmeyesin

El ile döğseler de dil ile söğseler de
Bin kez incitseler de bir cân incitmeyesin

Hepsi kardeşlerindir yolda yoldaşlarındır
Hâlde hâldaşlarındır bir cân incitmeyesin

Beyhûde cânın sıkıp insanlığından çıkıp
Dil Ka’besini yıkıp bir cân incitmeyesin
Aşk; candan geçmek, cihanı, gönülden çıkarmak, posttan dosta, yönelmektir. Gül gibi gönülleri üzmemektir, edeb-erkân dâhilinde sevgiyle yaşamaktır. Kısaca Hakk’ın gerçek kulu olmaktır.

Gül kokulu sevgilinin aşk rayihalarının yüreklerde hissedildiği bu kutlu ayda, Peygamberimize hâl ve hareketle ittiba etmekle birlikte, bu sevgiyi bütün hayatımıza yaymalı, bütün zamanımıza şamil kılmalıyız. Ramazan-ı Şerif’in manevî hissiyatından nasiptar olmalıyız. alıntı.
Sofralarınız bereketli, Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun.

Hadislerde Oruç…

Standard

“Nice oruç tutan insan vardır ki, tuttuğu oruçtan ona bir kâr, bir kazanç, bir sevap gelmez, ancak aç kalmış olur. Aç kalmaktan başka eline bir şey geçmez.”(Halûfü femis-sàimi atyebu indallàhi min rîhil-misk) Oruç tutan ağzının kokusu Allah indinde misk kokusundan daha kıymetli bir kokudur.”

(Ve testağfirû lehümül-hîtânü hattâ yuftırû) “İftar edinceye kadar denizdeki balıklar oruçlu niçin için istiğfar ederler.” Yâni oruçlu Allah’ın sevgili kulu olduğu gibi, mahlûkâtın da mahbûbu oluyor, sevdiği bir kimse oluyor. Mahlûkat da oruçlu insana dua ediyorlar. Hattâ denizdeki balıklar bile…

1222. Ebu Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallalllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”

1218. Ebu Hüreyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Aziz ve celîl olan Allah “İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükafatını da ben vereceğim” buyurmuştur.

Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.

Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.

Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.”

Buharî, Savm 9; Müslim, Sıyam 163

“Orucun sevabı Allah’tan başka kimsenin takdir edemeyeceği kadar büyüktür.” (bk. el-Heytemî’, ez-Zevâcir, 1/156.)

“Oruçlunun, acıkmaktan doğan ağız kokusu Allah için miskten daha güzeldir.” (Mûslim, savm 161.)

“Oruç, ateşten koruyan bir kalkandır.” (Müslim, savm 162-163.)

“Oruçlu, duâsı geri çevrilmeyen üç gruptan biridir.” (Beyhakî, Sünen NI/345, Tecrid NI/253. )

“Ramazan orucunu, -dünya ile ilgili faydalardan ötürü değil de- sadece Allah için tutanın geçmiş günahları bağışlanır.” (Nesai, siyam 39; Tirmizî, savm 1.)

“Özürsüz olarak tutulmayan bir günlük Ramazan orucunun kaçırılan sevabı bütün zaman süresini oruçlu geçirmekle dahi karşılanamaz.” (Tirmizî, savm 27. )

Resulullah (sav) (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, “(Bu ay) hiç yemiyecek” derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, “(Bu ay) hiç tutmayacak” derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda Şaban ayında tuttuğundan daha fazla tuttuğunu da görmedim.
Hadis No : 3154

Ravi: Üsame “Ey Allah`ın Resulü” dedim, “Şaban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)” diye sordum. Şu cevabı verdi: “Bu, Receb`le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki O, amellerin Rabbülalemin`e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum.”
HadisNo : 3156

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur.”

Resulullah (sav) pazartesi ve perşembe günlerinde oruç(la sevap) arardı.”

Biz çok şiddetli sıcak bir mevsimde, Ramazan ayında Resulullah (sav) ile birlikte sefere çıktık. Hararetin şiddetinden herkes elini başına koyuyordu. Aramızda oruçlu olarak sadece Resulullah (sav) ile İbnu Ravaha vardı.

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Size oruç, namaz ve sadakanın derecesinden daha üstün olan şeyi haber vermeyeyim mi?” “Evet (Ey Allah`ın resulü, söyleyin!)” dediler. “İnsanların arasını düzeltmektir. Çünkü insanların arasındaki bozukluk (dini) kazır.”

Oruç ve Ben

Standard

Ey nefis! Ne o, korkuyor musun? Sünnet ya da nafile diyemeyeceğin, hükmünde mezheblerin ihtilafı olmayan Ramazan orucu geldi diye. “Ben bu konuda falan görüşe uyacağım” deyip de kaçacağın bir yol yok. Biliyorum korkuyorsun. Gündüzleri oruçlu olmak, geceleri teravih namazı, biraz Kur’an tilaveti, sonra bir ay sürecek zahmet zannettiğin rahmet seni ürkütüyor. Senede bir ayda olsa enbiyâ ve sulehânın hayat şekline bürünmek seni zorluyor.

Korkma ey nefis! Sen bu işinde üstesinden gelecek bir yol bulursun, biricik arkadaşın şeytanın da yardımıyla. Hani Kur’an da: “Şeytan size amellerinizi süslü gösterir” buyruğu var ya. işte sende bir süs bulursun. Hakk’ı hak ile boğmayı iyi becerirsin sen. İşe iyi bir Ramazan hazırlığıyla başlarsın. Gittiğin market ya da pazarda almadık et, sucuk, peynir, pastırma, sosis bırakmazsın. İftarlıkları ayrı, sahurlukları ayrı hesap ederek muazzam bir alış veriş yaparsın. Sonra şöyle bir ara durup: “Ya Rabbi biz var da alıyoruz. Olmayan kulların ne yapsın? Sana şükürler olsun ya Rabbi” diyerek vicdanın derinliklerinden gelen sese kulak verircesine eline birde fakir fukara için bir poşet alırsın ve başlarsın doldurmaya. Ve ey nefis! O an unutursun kendine aldığın et, sucuk, peynir ve zeytin çeşitlerini başlarsın makarna reyonunun başından fukara için iyi bir çeşit düzüyormuş edası ile teker teker atarsın torbaya; delikli makarna, burgu makarna, kulaklı makarna, boru makarna diyerek iyi bir makarna çeşidi yaparsın. Sonra kendine aldığın zeytin yağı aklına gelir ve hemen ayçiçek yağına sarılırsın. Yine, aklına kendin için aldığın bal ve tereyağ gelir, reçel ve margarin reyonuna yürürsün, böylelikle fakir fukarayı da düşünen bir mü’min(!) olarak alış verişi tamamlarsın. O verdiğin yardım(!) paketinin sahibi garibana da faturalarını yatırtmadıysan, arabanı yıkatmadıysan ya da bir ayak işinde kullanmadıysan ne mutlu sana! Övünebilirsin…

Ey nefis! İşte ilk teravih vakti geldi. Haydi bakalım. Erzak depon savaşa hazır. Bakalım ruh depon neye hazır? Resulullah(s.a.v)’in sünneti müekkedesi, sahabenin terk etmediği sünnet: Teravih namazı! Biliyorum ey alçak nefis! Şimdi sen teravih namazının aslının sekiz rekat olduğundan bahsedeceksin. Yirmi rekâtın fazlalığından ve bid’atliğinden dem vuracaksın. Mâşallah bu konuda bir muhaddis(!) ya da bir fakih(!) gibisin. Teravih namazının bütün ilmi yönlerini çözmüşsün. Peki mayası kokuşmuş bir çamurdan ibaret olan sen, Hz. Ömer’in “Resulullah( s.a.v)’in zamanında sekiz rekatla alınan ecri biz bu gün yirmi rekatta ancak alırız” dediğini ne yapacaksın. Ama biliyorum alçak sefil! Sen hiçbir zaman sünnet yolundan ayrılmayan salihlerin takvasına ve zühdüne cezb olmadın. Nefislerini nasıl devirdiklerine hiç bakmadın, bakamadın. Onlar’ın makamları sana cazip geldi; ancak yamalı cübbeleri ve hasır yatakları, kuru hurmalardan ibaret olan öğle yemeklerine dönüp hiç bakmadın ağzını doldura doldura raşid halifeler derken dilin hilafeti anıyordu, ama halin saltanatı yaşıyordu.

Sonra sahur vakti gelecek. Teheccûd namazı için bölemediğin uykunu miden için böleceksin. Bu ifadeyi duyduğunda, bu durumu meşrulaştırmak için “Ehl-i kitabın orucuyla bizim orucumuz arasındaki fark sahur yemeğidir” hadisi uykunu açacak. “Bir kuru hurmaylada olsa sahur yapın” hadisi şerifi de iştahını açacak. Ve gündüzleyin yiyemeyeceğinin, içemeyeceğinin acısını yarım saatlik sultan sofrasında doyasıya, patlayasıya çıkaracaksın. “Olaki sabah canım şunu çeker, bunu çeker!” diyerek ne varsa hepsinden lokma lokma yiyeceksin. Canının çekmeyeceklerini de yükleyeceksin hantal bedenine. Sonra kulağına sabah ezanının sesi gelecek. Dikkate almayacaksın belki de.

Çünkü sahuru geciktirmek sünnetti ya. Su içeceksin bolca. Ola ki susarsın yarın. İçemeyecek olduğun suların hepsini iç. Hatta içemeyecek kadar iç! Ne olur ne olmaz! İmsak ile birlikte nihayet ağzını yeme içmeye kapatacaksın. Sabah namazında cemaat mi? O da ne? Bir sürü gerekçe bulup nasıl olsa yan çizeceksin. Yemeye içmeye kapattığın ağzını yalan, gıybet ve dedikoduya acaba nasıl kapatacaksın? Biraz zor tabii, çünkü gıybetin, yalanın, dedikodunun imsağı yok ki, bir günlük ihtiyacını alabilesin. Gıybetin, yalanın, dedikodunun ve boş konuşmanın iftarı yok ki akşamı bekleyesin. Bunlara da bir mazeret bulursun; Tövbe, istiğfar ne diye var değil mi? Yaparsın olur biter!

Akşam yaklaşır; iftar saatine az kalmıştır. Ve sen ey nefis! Sahurda yemedik bir şey bırakmayan obur. Utanmadan bu gün hiç acıkmadığını, orucun sana zor gelmediğini konuşmaya başlarsın. Eski ağustos oruçlarının ne zor günler olduğunu anlatırsın. Orucun sana zor gelmediğini de sahurda tıka basa yediklerinden değil de, takvandan(!) dolayı nefsinin ibadetten lezzet alma makamına geldiğinden dem vurursun. İftara az kala bir ara vicdanının derinliklerinden gelen: “Allah’tan kork! Sofrana bir fakir bul getir. Unutma ki İbni Ömer fakiri olmayan sofraya oturmazdı. Unutma Hlife Ömer de yetimlere sırtında erzak taşırdı. Şu iftar için hazırlattığın yemekleri de al bir fakirin, bir yetimin evine misafir ol. Resulullah( s.a.v)’in yetime bakıp gözetenlerin cennette kendisiyle yan yana olacağını ifade eden hadisleri hatırla” sesi buğulu bir nida olarak kulağına geldiğinde şunu diyeceksin; “Tamam be! Bugün olmaz, sonraki bir iftarda yaparız” Bu tehir, sonraki yıllara sarkacak ve sonraki günler hiç gelmeyecek. Ta ki Azrail( a.s) yakana yapışana kadar. “İftarda acele edin” hadisi şerifi ağzının sularıyla birlikte ağzından dökülür. Ama o fakih(!) nefsin Resulullah(s.a.v)’in iftarı hafifçe açıp, akşam namazını kılıp sonra yemeği yediğini nedense hatırlamıyor. İşine geldiğinde şafi mezhebini taklid eden fakihin(!) ne hikmetse şafi mezhebine göre akşam namazının vaktinin abdest alıp beş rekatlık bir namaz kılacak kadar olduğunu hatırlamaz. Firavunların sofrasını andıran sofrana Muhammed( s.a.v)’in sünneti besmele ile başlayarak israf haramının besmele ile izale edileceğini zannedersin.Ve o hantal bedeninin vay haline! Akşama kadar yiyemediklerinin tüm acısını yarım saatlik zaman diliminde çıkarırsın. Doyuncaya, patlayıncaya, soda içinceye kadar yersin. Hatta belki sahura kalkamam diye birazda sahur için yersin. Yemeklerin sonuna doğru içindeki fakih geçinen şeytana satılmış belam’ın (hevai nefsin) ortaya çıkar ve: “tabaktaki yemeği bitirip, tabağı temizlemek sünnettir” fetvasını söyleyiverir. Sen de bu sünneti! uygulama zorluğuna katlanarak(!) son bir gayret ile muttaki bir kul edasıyla tabakları sünnetlersin! Haramlardan ibaret sofranı sünnetlerle(!) süslersin. O satılmış iç Belam’ına karşı; “Ey alçak nefsin satılmış belam’ı Hz. Aişe annemiz; “Resulullah( s.a.v)’in tabağında o kadar az yemek olurdu ki yemeği bitirdiğinde tabakta hiç yemek kalmazdı” buyuruyor. Sen alçak nefis niçin kendi oburluğuna sünnetten (haşa!) delil arıyorsun? Niçin sünnetin bir kısmını alıp, bir kısmını kenara atıyorsun? “Benim ümmetim acıkmadan yemeğe oturmaz, doymadan kalkar” hadisi şerifine ne oldu ey hevai nefis? “Kıyamet günü en fazla açlık çekenler, dünyada en çok tok kalanlardır” hadisi şerifi ne olacak ey sefil? “Allah’ın en sevmediği kul, obez/şişman kuldur. Tabiatından şişman olanlar hariç” hadisi şerifine ne oldu ey nefsin hevası? Aişe annemizin “Resulullah( s.a.v)’in sofrasında hiç bir zaman üç çeşit yemekten başka çeşit olmadı” rivayetini sana okutmadılar mı ey cahil! Resulullah(s.a.v)’in zühd ve takvasını karun sofrasına benzettiğin sofrada nasıl hatırlarsın ey nefis? “Dileseydim sağ yanımda altından, sol yanımda gümüşten birer Uhud yürütülürdü, benim dünya ile ne işim olabilir?!” diyen Resulullah( s.a.v)’i Firavunvari sofralarında nasıl hatırlarsın. Allah-u Teâla kâfirlerden esirgemediği dünyalığı Resulullah(s.a.v)’den mi esirgediğini söylüyorsun diye karşılık veren iyiliği emredici, kötülüğü nehyedici mü’minden de bir kulp bulup uzaklaşacaksın. Seninle beraber siyasi içeriklerde mutabık olan, devlet yıkan(!) adam olduğu zaman muhterem bir insan olacak. Ama Nefis putunu yıkan biri olduğunda ise onunda şu eksiklikleri var diyeceksin. Onunda şu günahları var diyeceksin. Firavuni hayatını, sofranı ve evini, nebevi sünnetlerle gizlemeye çalışacaksın. Seninle beraber olmamış eski arkadaşlarınıda uyanamamış birer ahmak olarak göreceksin. İşçiliğinde en azılı komüniste taş çıkaracak kadar emeğin kutsallığından bahsedeceksin. Abdestli sosyalistlikten abdestli kapitalistliğe terfi edeceksin.

Ey hevai nefis! Oruç da tıpkı Miraç gibi aynı manayı taşır. Yükselmek demektir. Bil ki Allah katında yükselmek istiyorsan nefsinin ve şeytanın tepesine basman gerekiyor. Resulullah(s.a.v) “Kim Allah için tevazu gösterirse Allah da onu yüceltir” buyuruyor. “Mü’minin Mirac’ı” olan namaz da nefsin haddini bilmesi içindir.

Oruç haddini bilmeyen nefse had bildirmenin bir yoludur. Oruç sana haddini bildirmiyorsa, orucunu gözden geçir, oruçlu olmak sana sadece fakirleri hatırlatıryorda fakirlerle beraber etmiyorsa bil ki ruhuna oruç tutturamamışsın. Oruç nefsini aşağılarda bırakıp ruhu arşa yükseltmektir. Tıpkı Ruhullah İsa( a.s) gibi. Namazla yükselmeye çalışanın yardımına koşan bir “burak”tır oruç. Ve kalkandır; yakıcıya karşı. Unutma ki bir gün vicdanını rahatlattığın tüm dini hükümler ve duygusal ifadeler her şeyi bilen Alim olan Allah tarafından sorgulanacaktır. Ve o gün, kimsenin konuşamadığı bir gündür.

İbrahim KÜÇÜK

Peygamber Efendimizin Lisanından Ramazan

Standard

Oruç, İslâm’ın dördüncü emridir.

– İnsanın manevî yönden gelişmesini sağlar.
– Oruç tutan kimseyi kötü davranışlardan ve iffetsizlikten alıkor;
– ve Cehenneme girmesine engel olur.1

Allah Teâlâ, işte bu gibi özellikleri sebebiyle orucu hem Muhammed ümmetine, hem ondan önceki ümmetlere farz kıldı.2

Orucun “sayılı günlerde,” yani yılda bir defa Ramazan ayında tutulmasını emretti.3

 

Oruç tutmanın sevabı
Namaz kılan, zekât veren ve haccedeni herkes görür. Fakat bir kimsenin oruç tuttuğunu sadece Allah bilir. Oruca riya ve gösteriş bulaşmadığı için, oruç tutan kimsenin Allah katında farklı bir yeri vardır.
Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre Allah Teâlâ bu özel durumu şöyle açıklamıştır:
Oruç tutan kimse; yemesini, içmesini ve her türlü bedenî zevkini sadece Benim rızâmı kazanmak için bırakır; bu sebeple onun ödülünü bizzat Ben vereceğim.
Oruç tutan kimsenin çok sevindiği iki zaman vardır. Biri akşam iftar ettiği zaman, öteki de Rabbine kavuştuğu zaman.4

Orucun ve oruçlunun değerini şimdi de Resûl-i Ekrem Efendimizden dinleyelim:
Oruçlu bir ağzın kokusu, Allah yanında en güzel kokudan daha değerlidir.
Sevap olduğuna inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.5
Allah Teâlâ, kendi rızâsı için oruç tutanı, Cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır.6
Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz kılanlar, kıyamet gününde Cennete namaz kapısından; cihad edenler cihad kapısından, sadaka verenler sadaka kapısından gireceklerdir.
Bu sekiz kapıdan birinin adı Reyyân’dır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir.
Mahşer yerinde bir ara “Oruç tutanlar nerede?” diye seslenilecek. Oruç tutanlar yerlerinden doğrulacak. Onlar Cennete girince bu kapı kapanacak; artık oradan kimse girmeyecek. Reyyân kapısından girenler bir daha susuzluk çekmeyecek.7
Sahâbîlerden biri, Peygamber Efendimizden, kendisine fayda verecek bir ibadet tavsiye etmesini istedi. Resûl-i Ekrem ona “Oruç tutmanı tavsiye ederim. Onun gibisi yoktur” buyurdu.8 Böylece orucun gösterişten uzak, ihlâs ve samimiyetle yapılan müstesna bir ibadet olduğuna işaret buyurdu.

Ramazan ayının değeri

Şimdi yine Sevgili Efendimizi dinleyelim:
Ramazan ayının daha ilk gecesinde Cennetin bütün kapıları ardına kadar açılır; Cehennemin kapıları birer birer kapanır; azgın şeytanlar bağlanıp tesirsiz hale getirilir.” 9
Oruç tutan kimse, büyük günahlardan sakınırsa, iki Ramazan arasında yaptığı günahları affedilir.10
“Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi” bu aydadır.” 11

Ramazan ayını oruçla geçiren, bir de her ay üç gün oruç tutan kimseye bütün yıl oruç tutmuş gibi sevap verilir.12 Çünkü iyiliklere on katı sevap verilecektir.
Bir ibadete ve iyiliğe on katı sevap verileceğini Allah Teâlâ da belirtmiştir.13
Ramazan ayı Kur’ân ayıdır. Peygamber Efendimiz Ramazan’ın her gecesinde Cebrail aleyhisselâm ile buluşur ve o güne kadar inen Kur’ân âyetlerini karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı.14
Allah’ın Resulü her zaman cömertti; ama Cebrail aleyhisselâm ile çokça buluştuğu bu ayda, esen rüzgârdan daha cömert olurdu.15

Oruçlu nasıl olmalı?
Oruçlunun sadece midesi değil, dili de oruç tutmalıdır. Bunu Peygamber Efendimiz şöyle anlatmıştır:
– Oruçlunun ağzından kesinlikle kötü söz çıkmamalı,
– kimseyle kavga etmemeli,
– yalan söylemekten, boş ve mânâsız konuşmaktan kaçınmalıdır.
– Eğer biri ona hakaret etmeye kalkarsa, “Ben oruçluyum” deyip geçmelidir.16
Hem oruç tutup, hem yalan söyleyenin, yalan dolanla iş yapanın, yemeyi içmeyi bırakmasına Allah Teâlâ hiç değer vermeyecektir.17
Orucu oruç gibi tutmayanların eline, aç susuz kalmaktan başka birşey geçmeyecektedir.18

Sahur ve iftar vakitleri
Ramazan ayının her ânı değerli olmakla beraber bu ayda özel zamanlar vardır. Bu zamanlardan biri sahur, diğeri iftar vaktidir.
Sahur vakti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Sahur yapınız, çünkü sahurda bolluk, bereket vardır.”19
Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab’ın orucunu birbirinden ayıran en önemli fark sahur yemeğidir.20
Peygamber Efendimiz iftar vaktine de önem verilmesini istemiş; iftar saati girdiği anda oruç açmayı tembih ederek şöyle buyurmuştur:
“Müslümanlar, oruç açmakta acele ettikleri sürece hayır içinde yaşarlar.”21

Kadir Gecesi
Ramazan ayı içinde en değerli zaman dilimi Kadir Gecesidir. Allah Teâlâ, “kutlu bir gece” olduğunu haber verdiği22 Kadir Gecesinin önemini özel bir sûre ile, Kadir Sûresi ile belirtmiş, ve:
– Kur’ân-ı Kerîm’i Kadir Gecesinde indirdiğini,
– Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu,
– o gecede sabaha kadar Allah’ın izniyle meleklerin ve Cebrail’in yeryüzüne indiğini,
– o gece yeryüzüne barış ve esenliğin hâkim olduğunu haber vermiştir.23

Resûl-i Ekrem Efendimiz de şu gerçekleri bize bildirmiştir: Bu mübarek geceyi, faziletine inanarak, karşılığını Allah’tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.24
Kadir Gecesini Ramazan ayının son on günündeki tekli gecelerde,25 hattâ Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde aramalıdır.26 Kadir gecesinin sabahında güneşin, iyice yükselinceye kadar, ziyâsı ay gibi sönük olur.27

Bir adam Resûl-i Ekrem’e gelerek yaşlı ve hasta olduğunu, geceleyin namaz kılamadığını, fakat Kadir Gecesinde ibadet etmeyi arzu ettiğini belirterek o geceyi kendisine söylemesini istedi; Peygamber Efendimiz de ona, Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde ibadet etmesini tavsiye etti.28
Bununla beraber Efendimiz, Ashabına, Kadir Gecesini Ramazan’ın yirmi dokuzuncu, yirmi yedinci, yirmi beşinci gecelerinde aramalarını da söyledi.29

Kadir Gecesi nasıl dua etmeli?
Bir gün Hz. Âişe, Allah’ın Elçisine Kadir Gecesine rastlarsa nasıl dua etmesi gerektiğini sordu. Peygamber Efendimiz de ona şöyle dua etmesini söyledi:
Allahım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet!30

İ’tikâfa çekilmek


Sevgili Peygamberimiz Ramazan ayının son on gününde dünya işlerini bırakır, Mescid-i Nebevî’ye çekilir, sadece ibadetle meşgul olurdu.
Ailesini de bu gecelerde ibadet etmeleri için uyandırırdı.
Itikâf denen bu ibadet sırasında Peygamber Efendimiz namaz kılar, Kur’ân okur ve tefekkürle meşgul olurdu.
Vefatından sonra da eşleri itikâfa çekilmeye devam etti.31

Teravih namazı

Ramazan ayının oruçtan sonra en belirgin ibadeti teravih namazıdır. Sahâbîler, Peygamber Efendimizin kendi başına teravih namazı kıldığını öğrenince, bu namazı kendilerine de kıldırmasını istediler. Hz. Peygamber onlara sadece üç defa teravih namazı kıldırdı.

Bu olay şöyle oldu:

O yıl Ramazan ayının çıkmasına yedi gün kalmıştı.
Her gece yatsı namazını kıldırdıktan sonra evine çekilen Peygamber Efendimiz, o gece mescitte kaldı ve Ashabına ilk defa teravih namazı kıldırdı. Teravih, gecenin üçte birine kadar devam etti.

Ertesi gün ağızdan ağıza Peygamber Efendimizin teravih namazı kıldırdığı haberi yayıldı. Sahâbîler mescitte toplandılar; fakat Efendimiz o akşam teravih namazı kıldırmadı.

Ertesi gün yine teravih namazı kıldırdı ve namaz gece yarısına kadar devam etti. Bir sonraki gün yine kıldırmadı.

Nihayet Ramazan’ın çıkmasına üç gün kala, eşlerine ve kızlarına da haber göndererek bütün gece devam eden bir teravih daha kıldırdı. O gün Müslümanlar sahurlarını zor yapabildiler. Sevgili Peygamberimiz teravih namazının farz olabileceğini, bunun da Müslümanları zora sokacağını düşünerek bir daha teravih kıldırmadı.32

Herkesin teravih namazını kendi evinde kılmasını tavsiye etti.

O günden sonra Sahâbîler, hem Peygamber Efendimiz zamanında, hem Hz. Ebû Bekir devrinde, hem de Hz. Ömer’in hilâfetinin ilk yıllarında teravih namazını evlerinde kıldılar.

Teravih namazlarının camide cemaatle kılınması âdeti, Hz. Ömer devrinde başladı.

Şevval orucu

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ramazan orucunu tutanların, Ramazan’ın hemen ardından gelen Şevval ayında altı gün daha oruç tutmalarını tavsiye etti. Böylece otuz beş veya otuz altı gün oruç tutmuş olacaklarını, her iyiliğe on misli karşılık verileceğine göre, bir yıl boyunca oruç tutmuş gibi sevap kazanacaklarını söyledi.33

Asr-ı Saadetten Bir Hatıra


Haris el-Eş’arîradıyallahu anh anlatıyor:

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Allah Teâlâ, Zekeriyyâ Peygamberin oğlu Yahya aleyhisselâm’a, hem kendi yapması, hem de İsrailoğullarına emretmesi için beş buyruk verdi.

Yahya Peygamber bu emirleri halka duyurmayı azıcık geciktirince, Îsâ aleyhisselâm onun yanına geldi:

“Yahya!” dedi. “Cenâb-ı Hak, hem bizzat yapman, hem de İsrailoğullarına emretmen için sana beş buyruk verdi. Bu emirleri onlara ya bir an önce söyle, yoksa ben söyleyeceğim.” Yahya Peygamber:

“Kardeşim!” dedi Îsâ aleyhisselâm’a. “Allah’ın bana verdiği emirleri halka ben değil de sen duyurursan, Cenâb-ı Hakk’ın bana azap etmesinden veya beni yerin dibine geçirmesinden korkarım.”

Sonra da halkı Beytülmukaddes’te topladı. Cami ağzına kadar doldu; hattâ halk şerefelerde oturdu.

Yahya Peygamber, Allah’a hamd ve senadan sonra vaaza başlayıp şunları söyledi:

“Allah bana hem bizzat uygulamam, hem de size söylemem için beş emir verdi. Ben de size onları yapmanızı emrediyorum.

İlk olarak Allah’a ibadet edecek, Ondan başkasını İlah yerine koymayacaksınız. Allah’tan başkasını İlah yerine koyan kimse bakınız neye benzer:

Bir adam, kendi öz malından bir miktar altın veya gümüşle bir köle satın alıyor ve ona ‘Bak oğlum!’ diyor. ‘Şurası benim evim, şu da işim. Çalış, kazancını getir, bana ver!’ Ama o köle ne yapıyor; kazandığı paraları efendisine değil, götürüp başkasına veriyor. Söyleyin bakalım; hanginiz kölesinin böyle davranmasını ister?

Sizi Allah yarattı ve rızkınızı O verdi; öyleyse kesinlikle Allah’tan başkasını ilah yerine koymayınız.

Allah Teâlâ size namaz kılmayı emretti. Namaz kılarken kesinlikle sağa, sola bakmayınız. Bir kul namazda sağa sola bakınmadığı sürece, Allah Teâlâ namaz boyunca yüzünü hep onun yüzüne çevirir.

Size oruç tutmanızı emrediyorum. Bakınız oruç neye benzer: “Bir topluluk arasında bir adam, adamın da, içinde misk bulunan bir çantası var. O çantadan gelen güzel koku herkesi mest ediyor ve herkes onu koklamak istiyor. İşte oruç böyle bir şey.

Oruç tutan kimsenin ağız kokusu, Allah yanında misk kokusundan daha değerlidir.

Size sadaka vermenizi de emrediyorum. Bakınız, sadaka vermek neye benzer:

Düşman, bir adamı yakalayıp esir etmiş, ellerini boynuna bağlamış, boynunu vurmak üzere bir meydana getirmiştir. Adam, kendini esir edenlere: ‘Beni fidye karşılığında serbest bırakınız; çalışıp kazanırım, kazancımı getirip size veririm’ demiş ve böylece canını ölümden kurtarmıştır. İşte sadaka böyledir.

Size bir de Allah’ı çokça zikretmenizi emrediyorum. Bakınız zikir neye benzer:

Bir adam düşmandan kaçmaktadır. Düşman ise onu süratle takip etmektedir. O sırada adamın karşısına sağlam bir kale çıkmış, o da bu kaleye sığınarak canını düşmandan kurtarmıştır. İşte bir kul da kendisini şeytandan ancak zikir sayesinde kurtarabilir.”

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu:

“Ben de size, Allah Teâlâ’nın bana emrettiği şu beş şeyi emrediyorum:
– Yöneticinizin emirlerine uymayı,
– cihad etmeyi,
– hicret etmeyi,
– İslâm cemaatiyle birlikte bulunmayı. İslâm cemaatinden bir karış da olsa ayrılan kimse, tekrar oraya dönünceye kadar, boynundaki İslâm ilmiğini çözüp atmış demektir.
– Câhiliyyet dâvası güden kimse, Cehennemlik olur.

O sırada Sahâbîlerden biri:

“Ey Allah’ın Elçisi!” dedi. “O adam namaz kılıp oruç tutsa yine de Cehennemlik mi olur?”

Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu:
“Evet, namaz kılıp oruç tutsa ve kendini Müslüman zannetse bile yine de Cehennemlik olur.

“Sizi ‘Müslümanlar,’ ‘mü’minler,’ ‘Allah’ın kulları’ diye adlandıran Allah’ın dâvasına sahip çıkınız.” 34


Kaynaklar
1 Buhâri, Savm, 2, 10, Nikâh 2, Tevhîd 35; Müslim, Sıyâm 162; Timizi, Savm 55, îmân 8; Nesâî, Sıyâm 43; İbni Mâce, Fiten 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 257. 313, 402, 465.
2 Bakara 2/183.
3 Bakara 2/184, 185.
4 Buhâri, Savm 2, 9, Libâs 78, Tevhîd 35, 50; Müslim, Sıyâm 161, 163-165; Tirmizî, Savm 55; Nesâî, Sıyâm 41, 42; İbni Mâce, Sıyâm 1.
5 Buhâri, îmân 28, Savm 6; Müslim, Müsâfırîn 175, Sıyâm 204.
6 Buhâri, Cihâd 36; Müslim, Sıyâm 167, 168; Tirmizî, Fezâilü’l-cihâd 3; Nesâî, Sıyâm 44, 45; Müslim, Sıyâm 34.
7 Buhâri, Savm 4, Bed’ü’1-halk 9, Fezâilü ashâbi’n-nebî 5; Müslim, Zekât 85, 86, Siyam 166
8 Nesâî, Siyam 43; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 248, 249, 255, 257, 264; Elbânî, Sahîhu’t-Tergîb ve’t-terhîb, I, 580.
9 Buhâri, Savm 5, Bed’ü’1-halk 11; Müslim, Sıyâm 1, 2; Tirmizi, Savm 1; Nesâî, Siyam 3, 4.
10 Müslim, Taharet 16; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 229.
11Kadr 97/3.
12 Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 263, 384, 513, V, 154, 363; Ibn Hibbân, es-Sahîh (Arnaût), XIV, 498; Elbânî, Sahîhu’t-Tergîb ve’t-terhîb. I, 599.
13 En’âm 6/160.
14 Buhâri, Savm 7, Menâkıb 23.
15 Buhâri, Bed’ü’I-vahy 6, Savm 7, Menâkıb 23, Fezâilü’l-Kur’ân 6; Müslim, Fezâil 50.
16 Buhâri, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 163-165; Ebû Dâvüd, Sıyâm 25; Tirmizi, Savm 55; Nesâî, Sıyâm 41, 42; İbni Mâce, Sıyâm 1.
17 Buhâri, Savm 8, Edeb 51; EbûDâvûd, Sıyâm 25; Tirmizi, Savm 16; İbni Mâce, Sıyâm 21.
18 İbni Mâce, Sıyâm 21; Dârimi, Rikak 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 373; Elbânî, Sahîhu’t-Tergîb ve’t-terhîb, I, 625-626.
19 Buhâri, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Tirmizi, Savm 17; Nesâî, Sıyâm 18, 19; İbni Mâce, Sıyâm 22
20 Müslim, Sıyâm 46; Ebû Dâvûd, Sıyâm 15; Tirmizi, Savm 17; Nesâî, Sıyâm 27; Dârimî, Savm 9; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 197, 202.
21 Buhâri, Savm 45; Müslim, Siyam 48; Ebû Dâvûd, Savm 19; Tirmizî, Savm 13; Darimî, Savm 11.
22 Duhân 44/3.
23 Kadr 97/1-5.
24 Buhâri, îmân 25, 27, Savm 6, Fazlü leyleti’1-kadr 1.
25 Buhâri, Fazlü leyleti’I-kadr 3.
26 Mâlik, Muvatta’, l’tikâf 11; Buhâri, Fazlü leyleti’1-kadr 2, Ta’bîr 8; Müslim, Sıyâm 205, 206.
27 Müslim, Müsâfırîn 179; Ebû Dâvüd, Şehru ramazân 2; Tirmizî, Savm 72; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 406, 457, V, 130, 131, 324.
28 Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 240; Heysemî, Mecma’u’z-zevâid, III, 176.
29 Buhâri, Fazlü leyleti’1-kadr 3; Ebû Dâvûd, Ramazan 2.
30 Tirmizi, Daavât 84; İbni Mâce, Duâ 5; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 171, 182, 183; Hâkim, el-Müstedrek (Atâ), I, 712.
31 Buhâri, Fazlü Ieyleti’1-kadr 5; Müslim, l’tikâf 1-5
32 Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Tirmizî, Savm 81; Nesâî, Sehv 103.
33 Müslim, Siyam 204; Tirmizî, Savm 53.
34 Tirmizî, Emsal 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 130, 202; Ebû Ya’lâ, Müsned (Esed), III, 140-142; İbn Huzeyme, Sahih (A’zami), III, 195-196; İbn Hibbân, es-Sahîh (Arnaût), XIV, 124-127; Elbânî, Sahîhu’t-Tergtb ve’t-terhîb, I, 358-359, II. 205-206; Elbânî, Sahîhu Mevâridi’z-zam’ân, I, 494-496.