Daily Archives: Temmuz 29, 2008

Kul hakkı

Standard

Peygamberimizin özellikle kaçınılması gerektiğini vurguladığı kul hakkına neden önem vermiyoruz? ALLAH’dan korkuyor onun yapmamızı istediklerini yapıyor kaçmamızı istediklerinden kaçıyoruz. Cehennem
korkusuyla bunları yapıyoruz.
Oysa ALLAH affedici…

Fakat iş kul hakkına geldi mi? Gerekli özeni göstermiyoruz. Ondan dolayı da
ALLAH’a sığınıyoruz…

ALLAH a sığınılacak bir durum mu?

Bakın hadisler neler diyor….

Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve
zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi
gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir.

Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman
onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.

(Müslim)

Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun
duasıyla Allah arasında perde yoktur
.”

İnsanlardan HAK alıp sonrada ALLAH affeder diye
düşünmek hangi mantaliteye sığıyor?

Bir söz der ki;

Size haksızlık eden, zulmeden, aslında size iyilik etmiştir. Eyvah onların haline. Sen mazlum, onlar zalim. Alan düşünsün. Ahirette zalim ağlayacak, mazlum gülecek. Zalim verecek, mazlum alacak.

Zordur kul hakkı hem bu dünyada hem öte dünyada çektirir İnsana…

Peki biz kırdığımız gönülleri yapmak için ne yaptık? Bu
Hakları ödemeye çalıştık mı?
Ölmeden önce muhasebe etmeli…

Dünyalık kaybedeceklerimiz uğruna HAKkın verdiği canda yara açmak maddi
manevi HAK bırakıp helalleşmeden ALLAH affeder avuntusuyla yürümek gafletten
başka bir şey değildir..

ALLAH-u vel nîmel vekil…

Alıntıdır…

Miraç Gecesi yapılması tavsiye olunan ibadetler…

Standard

Bu gece yatsı namazından sonra 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. Beher rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı Şerîf okunur.Namaza niyet şöyledir: “Yâ Rabbî, rızâ-i şerifin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili Habîbin Resûl-i zişân Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle.

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i Şerîfe,

100 defa, “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azıym”,

100 İstiğfâr-ı şerif,

100 Salevât-ı şerîfe okunup duâ edilir.

Bu namazda, İhlâslar 100 adet okunursa, veya bu namaz 100 rek’at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü’min, huzûr-i ilâhiye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Mî’râc Gecesi’nden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır. O gün öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 5 Âyetü’l-Kürsî, 5 Kulyâ eyyühe’l-kâfirûn, 5 İhlâs-ı şerif, 5 Kul eûzü birabbi’l-felak, 5 Kul eûzü birabbinnâs sûreleri okunur. (12)

Bu vesîleyle topyekün İslâm âleminin Mi‘rac Kandili’ni tekrar tebrik eder; Cenâb-ı Hak’tan, böylesine rahmet-mağfiret-feyz ve bereket dolu gün ve gecelerden, a‘zamî derecede istifâde edebilmeyi dileyip, iltimas-ı ilahisi ile Habibi hürmetine imtihansız olarak iman-ı kâmille huzuruna çıkabilmeyi nasip ve müyesser kılmasını niyâz ederiz. Âmin…

 

Miraç Gecesi

Standard

Miraç mucizesi Hicret’ten bir buçuk sene kadar evvel, Receb-i şerif’in 27. gecesinde Mekke-i mükerreme’de vukua gelmiştir.

Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Harem-i şerif’te Kâbe’nin Hatîm kısmında yatarken Cebrâil Aleyhisselâm geldi ve göğsünü yardı. Kalbini zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu.

Bu arada “Burak” adında, katırdan küçükçe, uzun ve beyaz renkli bir binek getirildi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- üzerine bindi, Cebrâil Aleyhisselâm’ın refâkatinde yola çıktılar. Burak her adımını gözünün erişebileceği yerin ilerisine atıyordu. İlk anda Kudüs-ü şerif‘e vardılar. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Mescid-i Aksâ‘da (Beyt-i Makdis’te) bütün Peygamberân-ı izam hazerâtının ervâhına imam olup namaz kıldırdı.

Bu hâdise Kur’an-ı kerim’de şöyle anlatılmaktadır:

“Kulu Muhammed’i gecenin bir anında Mescid-i Haram’dan alıp, civarını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Ona âyetlerimizden nicelerini gösterelim diye böyle yaptık. O, işiten ve görendir.” (İsrâ: 1)

Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise bu mübarek yolculuğu bizzat kendileri naklediyorlar. Devamla buyuruyorlar ki:

“Daha sonra gök yüzüne bir “Miraç” uzatıldı. Ben Miraç’tan daha güzel bir şey görmüş değilim. Ölüleriniz ölümleri sırasında gözlerini ona diker. Cibril ile ona binerek yükseldik. Dünya semasının kapısına geldiğimizde Cibril kapıyı çaldı. “Kim o?” denildi. “Cibril’im” dedi. “Yanındaki kimdir?” denildi. “Muhammed’dir.” deyince “Göğe çıkmak için izin verildi mi?” diye soruldu. Cibril “Evet verildi.” dedi. O zaman bekçi melek kapıyı açarak “Merhaba, hoş geldin!… Bu gelen yolcu ne güzel yolcu.” dedi. Birinci semâya girdiğimde vazifeli bir melek gördüm. Maiyetinde yetmiş bin melek ve her birinin emrinde yüz bin melek vardı. Bunlar semâyı muhafaza ediyorlardı. Derken heybetli bir kimse gördüm. Sağında ve solunda karartılar vardı. Sağına bakıp gülüyor, soluna bakıp ağlıyordu. Selâm verdim, selâmımı aldı. “Hoş geldin sâlih evlat sâlih peygamber!” dedi. Cebrail’e; “Bu kimdir?” diye sordum. “Baban Âdem’dir!” dedi, “O karaltılar da zürriyetinin ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler ise cehennemliktir. Sağına bakınca güler, soluna bakınca ağlar.”

Sonra bir kavim gördüm. Dudakları deve dudağı gibi idi. Melekler onların dudaklarını kesiyorlar, ağızlarına ateşten taşlar koyuyorlardı. Ağızlarından giren taşlar aşağılarından çıkıyordu. Cebrâil’e “Bunlar kimlerdir?” diye sordum. “Yetim malını zulmen yiyenlerdir.” dedi.

Diğer bir kavmin derilerinden sırımlar dilinip, ağızlarına veriliyordu. Bunların da koğuculuk edenler, dedikodu yapanlar, insanlar arasında söz getirip-götürerek birbirine düşman edenler olduğunu söyledi. Bir kavim de vardı ki, önlerine güzel bir sofra kurulmuş, üzerine en güzel yemekler ve kebaplar konmuş. Onlar o güzel kebapları bırakıp etrafındaki cifeleri yiyorlardı. “Bunlar kimlerdir?” dedim, “Nikâhlı eşlerini bırakıp da harama giden zinakârlardır.” dedi.

Baktım ki Firavun ve arkadaşlarının yolu üzerinde karınları evler kadar şişmiş insanlar var. Firavun ve arkadaşları sabah-akşam bunları çiğneyerek geçiyorlar. “Bunlar kimlerdir yâ Cebrâil?” dedim, fâiz yiyenler olduğunu söyledi.

Yine orada bir takım kadınlar gördüm. Kimisi göğüslerinden, kimisi ayaklarından başaşağı asılmıştı. Cebrâil bunların da, zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlar olduğunu haber verdi.

Daha sonra; ikinci kat semada Yahya ve İsâ Aleyhisselâm’la, üçüncü kat semada Yusuf Aleyhisselâm’la, dördüncü kat semada İdris Aleyhisselâm’la görüştüler. Beşinci kat semada Hârun Aleyhisselâm’la karşılaştılar. Altıncı kat semada Musâ Aleyhisselâm’la, yedinci kat semada İbrahim Aleyhisselâm’la karşılaşıp görüştüler.

Bundan sonra Cebrâil Aleyhisselâm yedinci kat semâdan Hazret-i Allah’ın biricik Habibi’ni alıp öyle yükseklere çıkardı ki, Sebeb-i Mevcûdat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz mukadderâtı yazan kalemlerin cızırtılarını duyuyordu. Daha sonra karşılarına Sidre-i Müntehâ sahası açıldı. Müntehâ denilmesine sebep ise, oradan öteye ne peygamber ne de melek, hiç kimseye yol verilmemiştir.

Sidre-i Müntehâ’dan cennete götürüldü, inciden yapılmış köşkleri temâşa etti. O gece cehennemi, Kürsîyi, Arş-ı Rahmân’ı da gördü. Buradan öteye Kaabe kavseyn makamına yolculuk Refref ile oldu. Cenâb-ı Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz oradan ayrılacağı sırada Cebrâil Aleyhisselâm’ın, kendisi ile beraber gelmesini rica etmişti. O da: “Burası Sidre-i Müntehâ’dır, şâyet ben buradan bir parmak ucu kadar ileri geçersem yanarım!” buyurdu ve orada durakladı.

Çünkü o onun nurundan halkolunmuştu. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise Allah-u Teâlâ’nın nurundan yaratılmıştı. Nur Nur’a kavuştuğu için yanmadı.

Allah öyle bir Allah’tır ki, bütün şekillerden münezzeh ve müstağnidir. O’nu baş gözü ile Miraç gecesinde yalnız ve yalnız Habib-i Ekrem’i gördü. Habibini kendi nûrundan halkettiği için, o nûr Nûr’u görmeye takat getirebildi.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Kuluna iki yay kadar, yahut daha da yakın oldu. O anda kuluna vahyedeceğini vahyetti. Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı.” (Necm: 9-10-11)

Allah-u Teâlâ bütün kâinattaki güzelliklerinin hepsini ona gösterdi. Bu nimetlerine karşı Rabb’ine şükrünü arttırdı. Azamet-i ilâhî’ye karşı hayran kaldı. “Güzel yaratıcı ne güzel şeyler yaratmış!” deyip onlara yaratıcının nazarı ile bakıyordu. Böylece Seyyid-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Hâlik-i Azîmüşan’ın emir ve nehiylerini vasıtasız olarak aldı. Nice nice sırlara, ilâhî tecellî ve iltifatlara mazhar oldu.

Namazın elli vakit olarak farzedilmesi üzerine, ümmetinin buna takat getiremeyeceğini düşünerek Cenâb-ı Hakk’tan azaltılmasını istirham etti. Beş vakte ininceye kadar naz ve niyazda bulundu. Müminin miracı mesâbesinde olan beş vakit namaz o gece farz kılındı. O mübârek gece ayrıca, ümmetinden Hazret-i Allah’a hiçbir şeyi şerik koşmayanların affedilecekleri müjdelendi. Sûre-i Bakara’nın son iki Âyet-i kerîme’si de Miraç hediyelerindendir.

Kendisinden evvel hiçbir peygamberin nâil olamadığı şerefe nâil olan Seyyid-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yine aynı vasıtalarla, aynı gece içinde Mekke-i mükerreme’ye avdet buyurdu. Kendisini, yolculuğa başladığı ilk yer olan Kâbe-i muazzama’nın Hatim kısmında buldu. Sabah olunca, bu mucizeyi mümin-kâfir herkese haber verdi. Bir çok müminin imanları daha da kuvvetlendiği gibi, bazıları da dinden döndüler.

Hazret-i Ebû Bekir -radiyallahu anh- Efendimiz hadiseyi duyduğu zaman “Bunu o haber vermişse doğrudur!” buyurdu ve “Sıddîk” lâkabını aldı.

Aşkın Sırrı…

Standard

Aşkın sırrı cehennemden korkmamak ve cenneti arzulamamaktır.
Aşkın sırrı Rahmanî nefesin parçası olmaktır.
Aşkın sırrı asıl vatana dönmektir.
Aşkın sırrı Hâlık-ı Zü’l-celâl’imizin her zerre ve hücreyi ihata eden sınırsız Kudreti karşısında acziyet ve muhtaciyeti ilân etmektir!
Aşkın sırrı saf tevazu hazinesidir.
Aşkın sırrı açlık kapısını çalmaktır.
Aşkın sırrı iki kez doğmaktır.
Aşkın sırrı âlemlere Rahmet olan Sultânımız Efendimiz’in (sav) güzelliğini görmek ve hissetmektir.
Aşkın sırrı ölmeden önce ölmektir.
Aşkın sırrı idrak meyvesini kazanmaktır.
Aşkın sırrı varlık kokusunu duymaktır.
Aşkın sırrı benliksiz ve diğergam olmaktır.
Aşkın sırrı Cenâb-ı Hakk’ın Cemâl’i vasıtasıyla öğrenmektir.
Aşkın sırrı korku ve endişe duymamaktır.
Aşkın sırrı su yerine susuzluğu aramaktır.
Aşkın sırrı kendi hiçliğimizi ve Rabbimizin Yüceliğini keşfetmektir.
Aşkın sırrı kalp gözüyle görmek ve duymaktır.
Aşkın sırrı dünyevî varlığımızın sınırlarından sınırsız ilahî güzellik âlemine kaçmak için şiddetli arzu duymaktır.
Aşkın sırrı kendini hiç olarak görmektir.
Aşkın sırrı yalnızca Rabbimizin var olduğunu bilmektir.
Aşkın sırrı açlığın gıdamız haline gelmesidir.
Aşkın sırrı Allah’tan, Allah’a yakınlığı satın almaktır.
Aşkın sırrı bu dünyanın yaşam tarzını ahiretin yaşam tarzına çevirebilmektir.
Aşkın sırrı kusurlarımızın farkına varmaktır.
Aşkın sırrı Rabbimizin bize duyduğu sevgiden dolayı var olduğumuzu bilmektir.
Aşkın sırrı yaratılışın sebebinin aşk olduğunu bilip yaşamaktır.
Aşkın sırrı her şeyi O’nun nuruyla görmektir.
Aşkın sırrı aşkın ilacının acı olduğunu bilmektir.
Aşkın sırrı muhtaç olanlara canla başla koşmak, fakat kendi nefsinin isteklerine lâkayt olmaktır.
Aşkın sırrı hem âşık hem Mâşuk olmaktır.
Aşkın sırrı her an Hakk’ın kapısında Hak için ağlamaktır.
Aşkın sırrı kendini O’ndan başka her maksattan sıyırmaktır.
Aşkın sırrı gerçek âşığın da mâşukun da Allah olduğunu bilmektir.

Hz. İnsan, Rabia Christine Brodbeck, Sufi Kitap,