Daily Archives: Temmuz 28, 2008

İMAM RABBÂNÎ:DÜNYA BİR LEŞTİR

Standard

İMAM RABBÂNÎ:
DÜNYA BİR LEŞTİR VE
BÖCEKLER, AKREPLERLE
DOLU BİR ÇÖPLÜKTÜR.

“Bu dünya, imtihan yeridir. Dünyanın görünüşü, yalancı yaldızlarla süslüdür. Kötü kadına benzer. Yüzünü saçlar, kaşlar, ben ile boyamışlardır. Görünüşü tatlıdır. Taze, güzel, körpe sanılır. Fakat aslında, güzel koku sürülmüş bir ölü gibidir. Sanki bir leştir ve böcekler, akreplerle dolu bir çöplüktür. Su gibi görünen bir serâptır. Zehir katılmış şeker gibidir. Aslı haraptır, elde kalmaz. Kendini sevenlere, arkasına takılanlara, hiç acımayıp, en kötü şeyleri yapar. Ona tutulan akılsızdır, büyülenmiştir. Âşıkları delidir, aldatılmıştır. Onun görünüşüne aldanan, sonsuz felâkete düşer. Tadına, güzelliğine bakan, nihayetsiz pişmanlık çeker.

 

Server’i Kâinât, Habîb’i Rabbi’l Âlemîn Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:
“Dünya ile âhiret birbirinin zıddıdır, birbirine uymaz. Birini râzı edersen, öteki gücenir.” Demek ki, bir kimse, dünyayı râzı ederse, âhiret ondan gücenir. Yani, âhirette eline bir şey geçmez. Allahu Teâlâ, bizi ve sizi, dünyaya düşkün olmaktan ve dünyayı ele geçirmek için insanlık vazifelerini çiğneyenleri sevmekten muhafaza eylesin!

Asıl varılacak yer varılacak yer olan Allah katına
Yüce Rabbimiz, biz kullarına bu dünyada öyle güzel nimetler sunmuş Bizler tüm bu nimetlere şükretmesini bildikten sonra ve bu nimetleri Allah yolunda harcayıp O’nun rızası doğrultusunda sarf ettikten sonra elbette ki, işte o zaman dünya bizim için “Asıl varılacak yer olan Allah katına” ulaşmamız için bir vesile olacaktır. Ve aynı zamanda bize sunulan bu nimetlerin fazlasını da Allah yolunda, muhtaç insanlara dağıttığımızda göreceğiz ki, o asıl varılacak yer olan makama en kısa yoldan ulaşacağız.

 

Hele bir de Peygamber Efendimizin belirttiği gibi:
“Yorulan bir insanın dinlenmek için bir ağaç dibinde gölgelendiği yer kadar kısa olan bir mekân” olan bu dünya hayatımızda mal mülk edinme hevesine kapılmayıp, ihtiyacımızdan fazlasını biriktirmeyip, saklamadığımızda ve tüm biriktirdiklerimizin bu dünyada kalacağını, Allah’a ulaşmayacağını, bu dünya nasıl yerle bir olacaksa, tüm biriktirdiklerimizin de yerle bir olacağını anladığımızda işlerimiz daha da kolaylaşacak ve bu dünyada bulunuş gayemiz netleşecektir.

“Asıl varılacak yer olan Allah katına” ise, bizleri şu anda içinde bulunduğumuz dünya hayatına yüklediğimiz değerler ulaştıracaktır. Zira bizleri Allah katına ulaştıracak olan, içinde bulunduğumuz dünyadır. İnsan cenneti de cehennemi de bu dünyada kazanmaktadır, işlemiş olduğu amellere göre… Hâl böyle olunca, içinde yaşadığı dünyayı ve kendi hayatını cennete çeviremeyen, cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüştüremeyen bir insanın varılacak en güzel yer olan Allah katından medet umması, aldanmadan öte bir şey değildir.
Dünya hayatının geçiciliğini Allahu Teâlâ kullarına Kur’an
ı Kerîm’de geçen birçok âyette bildirmiş, sevgili Peygamberimiz ise birçok hadis ile insanlara bu dünyanın fâniliğini haber vermiştir. Bu âyetler ve hadisler ışığında kendini dünya malına, zevkine, tasasına kaptırmadan, Allahu Teâlâ’ya dönen ve gerçek hayatın âhiret olduğuna, dünyanın ise geçici bir mekân, imtihan yeri olduğuna inanan insanlar Allahu Teâlâ’ya iman eden gerçek mü’minlerdir. Bu mü’minler, dünyanın tadından zevkinden güzelliğinden yettiğince tattığı gibi ahret

iman gerçeğini anlayarak, tadarak, yaşayarak asıl zenginliğin, asıl güzelliklerin, asıl olan mekânda yani âhirette kazanılacağını bildikleri için Allah tarafından varılacak en güzel mekân olan “Allah katı” ile müjdelenmektedirler. Allahu Teâlâ’nın bu müjdesiyle şereflenmek isteyen kulları, kendilerine verilen bu dünyayı, nefsinin istekleri ve şeytanın hilesinden uzak kalarak Allah katında gerçek mü’min olma gayretindedirler. Onlar, Allah’tan gelene razıdırlar. Bu dünyadaki zenginliğe heves etmekleri gibi yokluklara ve fakirliğe de katlanarak mükâfatını Rablerinden beklerler. Bilirler ki, tüm kazanılanlar ancak Rabbimizin bize sunmuş olduklarıdır. Ve ancak Rabbimizin katındadır.

Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Dünya gözlerinizdeki bütün değerini kaybederdi.” buyurmuştur.
Ebû Derdâ, bu hadisi aktardıktan sonra şöyle devam eder:
“Şayet sizler benim bildiğimi bilseydiniz, dağlara çıkar hüngür hüngür ağlardınız. Dönmemek üzere mallarınızı bekçisiz bırakırdınız. Fakat tükenmez ümitler, kalbinizden âhiret düşüncesini aldı. Bütün ümitleriniz, dünyanın nimetleri oldu. Hayvanlar gibi başınıza gelecekleri bilmeyecek kadar kör oldunuz. Sizler din kardeşi olmanıza rağmen neden birbirinizi sevip nasihat etmiyorsunuz?! Sizleri birbirinize düşüren, çirkin duygularınızdır. Sizler neden birbirlerinizi dünya işlerinde uyarırken, âhiret işlerinde uyarmıyorsunuz? Hatta sevdiğiniz kişiye dahi âhiretle ilgili öğüt vermiyorsunuz?


Bunlar kalplerinizdeki imanın zayıflığının delilidir. Âhirette elde edeceğinize, dünyada kazandıklarınıza inandığınız gibi inansanız, âhiretin arkasında gitmekten dünyaya fırsat bulamazsınız. Belki de hiçbir zaman ulaşamayacağınız hevesler için türlü sıkıntılara giriyor, değişik cürümleri uyguluyorsunuz. Ne kadar fenalaşmışsınız ki, içinizdeki imanınızın etkisini kaybetmişsiniz?

Şayet Muhammed’in getirdiğinden şüpheniz varsa, bize gelin, sizi aydınlatalım. Kalbinizdeki şüpheyi giderelim. Sizler akılsız insanlar değilsiniz ki, sizleri mazur görelim! Dünya hayatınızla ilgili davranışlarınızda doğru kararlar alıyorsunuz. Sizler neden dünyada elde ettiğiniz kârlardan dolayı seviniyor, kaybettiklerinizden dolayı hüzünleniyorsunuz? Bunları yüz hatlarınızla ifade etmekle yetinmiyor, dillerinizle de söylüyorsunuz! İşleriniz biraz aksi gitse, belâ geldi diye yakınıyorsunuz. Diğer yandan dininizde ağır kayıplar vermenize rağmen umursamıyor ve üzülmüyorsunuz! Allah’a yemin ederim ki, Allah sizinle olan ilişkisini kesmiştir. Neden derseniz, sizler dostlarınıza ve dost olmadıklarınıza nasıl davrandığınızı bilmiyor musunuz? Şayet Resûlullah yaşasaydı, sizin bu yaptıklarınıza kesinlikle müsaade etmezdi. Şayet içinizde hayra dönme meyli olanlarınız varsa, ben size her şeyi anlattım. Âhiret hayatını, dünya nimetlerinden yüz çevirmeyi istiyorsanız, bunu başarırsınız. Allah’ın yardımı üzerinize olsun!”

Ölümü sık sık anın Diyor ki sevgili Peygamberimiz Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
“Dünya zevklerini gözden düşüren ölümü, sık sık anın.” Yani ölümü sık sık anınız ki, dünya malına ve eğlencesine, zevk ve sefâsına olan istekleriniz kırılsın ve Allah’a yönelesiniz. Ölüp de dirilişe durduğunda tüm bedenler, Allah’ın huzuruna varacaklar, oraya vardığımızda yüzümüz olsun Yüce Mevlâ’nın huzuruna çıkmaya Kaldı ki, bu dünyaya sarılıp tutkun olanlar, öbür dünyada Rablerinin yalnız merhametinden, şefkatinden mahrum kalmayacak, cemâlini görmekten de mahrum olacaklardır.
“İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Halbuki o, İslâm düşmanlarının en yamanıdır.” (Bakara, 204)


Âyette belirtilen münafık tipli insanlardır. Böyle insanlar, aldatan ve aldananların ta kendileridir. İnsanı dünyanın sahte görüntüsüne ve şeytanın tuzaklarına götüren hâdiselere sebep olurlar. Gerçekleri örterek yalan ve yanlış bir hayat yaşarlar. Gerçek âlemi bu dünyadan ibaret sanırlar. Allahu Teâlâ’nın âlemlerin Rabbi olduğunu ve gerçek hayatın âhirette başlayacağını inkâra kalkışırlar. Allahu Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: “İnkâr edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar (takva sahipleri), kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara, 212)


“Olsun, daha çok olsun” diye biriktirdiğimiz bu dünya malı mülkü nereye kadar bizim? Ne kadar ömrümüz var ki? Bu malmülkün ne değeri kalır biz bu dünyadan göçüp giderken? Onlar bu dünyada kalacak, taş ve toprak yığını olacak. Tüm gücümüzle, hırsla, doymadan biriktirdiğimiz varımız yoğumuz dediğimiz bu dünya malları, gün gelecek toz toprak olacak. Ancak O’nun rızasına ulaşmak için yaptıklarımız bizimle birlikte gelecek ve bir de âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl’i Zişân, Hâtemü’l Enbiya Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, öldükten sonra bile bizlerle geldiğini, amel defterimizi kapatmadığını müjdelediği üç şey var:
“Kişi öldükten sonra amel defteri kapanır; fakat şu üç kişininki kapanmaz: Kendisine dua eden sâlih bir evlat, sevabı kendisine ulaşan sadaka’i câriye ve kendisinden sonra insanların amel edip, faydalandıkları ilim.”


Dünya malına sarılmış, dünyadaki zevk ve sefânın düşkünü olmuş, kazandıkça fazlasını, yaşadıkça devamını isteyen ve yalnız buradaki dünya hayatını düşünen, gününü yaşamaya bakan insan ve insanlar, başka bir âlemin varlığını bilmiyorlar mı? Yoksa bilip de inanmıyorlar mı? Peki, Allah bu gibi insanları cennetine kabul buyurur mu?


Bu dünyanın geçici zevk ve eğlencelerinin tükeneceğini, her şeyin burada kalıp elbet bir gün yıkıma, kayba uğrayacağını, cansız bedenlerimizi toprağa teslim ederken kemik ve et yığınından başka hiçbir şeyimizin bizimle olmayacağını ve gidişimizin son değil; bir sonun başlangıcı da olduğunu ve diğer âlemin asıl gerçek yer olduğunu, orada ebedî bir hayatın olduğunu bilen kullarını ise, Allahu Teâlâ cennet kokusundan mahrum eder mi hiç?


Bir insan bu dünyaya nasıl geldiğini, varoluşunun gerçekliğini ve varoluşundaki sırrı keşfettiği vakit, yüce yaratıcımızın kendisini geçici bir mekâna misafir eylediğini unutmayacaktır. Gideceğimiz başka bir âlem vardır. Burada yaşananlar burada kalacak ve diğer âleme hazırladıklarımız bizimle gelecektir. Ve bizi Allah’ın rızasına, O’nun has kulları olmaya ve cennete ulaşmaya vesile olacaktır. Gözlerimizi açıp şu sahte dünyayı ve sahte yaşamını iyi görelim.


Kulaklarımızı iyi açıp Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnet’ine, Allahu Teâlâ’nın âyetlerine uzak ve inkârcı kalmayalım. Allah’ın huzuruna eli boş, yüreği taşlaşmış bir hâlde nasıl varacağız ve nasıl O’ndan yardım dileyeceğiz? Bize rahmet sunmasını, iyi muamelede bulunmasını nasıl bekleyeceğiz? Böyle cömert bir Rabbe karşı mahcup olmayacak mıyız? Koca bir dünya ve dolup taşan nimetlerine ulaştırdı ve “Fazlasından kaçının, şu dünyaya sarılıp kalmayın.” dediği hâlde neden hâlâ kulaklarımız kapalı, neden hâlâ gözlerimiz kör, neden hâlâ akıl sahipleri olamadık?

 

ALINTI.

13-06-2007http://forum.islamiyet.gen.tr mustafa11

Ömer Bin Abdülaziz’nin Bir Hutbesi

Standard

Ey İnsanlar!Muhakkak blliniz ki, boş yere yaratılmış olmadığımz gibi, sualsiz de kalacak değilsiniz.
Hiç kimse unutulup ihmal olunmaz.

Evveli ve sonu toplayan ve muhakkak gidilecek bir alem vardır. Orada kurulacak adalet makamının tek hakimi Cenab-ı Hak’tır.

Asıl hayat ahiret hayatıdır. Hesabı ve azabı yamandır. Celal-i ilahi’nin zuhur ettiği o günün şiddetinden Enbiya ve Mürselin ve melaike korku içindedir. Celal-i ilahi’ye karşı kimde takat kalır ki!

Bununla beraber nihayeti olmayan Rahmet-i ilahi’den ümit kesip de dalalet ve helake düşmeyiniz.

Ey İnsanlar!

Muhakkak biliniz ki, mahşer gününde kurtuluş, Allah’dan korkan, küfürden ve günahlardan sakınan, baki olan ahireti fanı olan dünyaya tercih eden kimseler içindir. Bu işin aksini yapan aldanır, ömür sermayesini bitirir eli boş kalır.

Şimdi geçmişlerin yerine siz geldiniz. Sizlerin yerine de başkaları gelecek. Görüyorsunuz, gelenler gidiyor; gidenler geri dönmüyor. Bu arzu dışı gidiş, herkesin varacağı yer olan Hakk’adır.

Ahiret evine gidenler! her gün uğurlayıp duruyoruz. Onlan ebedi istirahatgahına götürüyor, kara toprak altına yataksız,yastıksız bırakıp dönüyoruz.Ölüm evine giden o fanilerin hali ne kadar düşündürücüdür. Bilmedikleri bir aleme sefer etmişler, sevdiklerinden ayrılmışlar, gafletlen uyanmışlar ve işi anlamışlar, lakin fırsat elden gitmiştir. Nitekim kıyamet başlayınca topyekün mahlukat zikre başlar. Melekler de onlara:
“Zikir yeri dünyada idi. O geçti” derler.

Lezzetli nimetlerle beslenmişken, yatak ve yastıkları kuru toprak olmuş … Terk ettikleri fani dünya mallarından uzak, gönderdikleri hayır amellere muhtaç, o dar ve korkunç yerde işlediklerinin karşılığını gördükleri halde, haşır günü olan Kıyametin gelmesini beklerler.

Bu haller uyarıcı şeylerdir. İbret almaz mısınız?

Zannetmeyin ki, kendimde fazilet gördüğüm için size nasihat ediyorum. Belki hepinizden fazla istiğfara muhtac olan benim. Kendim için de, sizin için de Allah ü Teala’dan mağfiret taleb ederim.

Rasulullahın S.A.V. sünneti hepimiz için tutulması lazım gelen yolu pek güzel gösteriyor.
Allah’ın taatına devam etmek ve günahlardan uzak kalmak her hareketin esasıdır.

Halife Hazretleri bu sözleri ağlayarak bitirip, akan göz yaşlanı kollarına silerek minberden inmiş ve son hutbesi bu olmuştur (Rh.A.)