Daily Archives: Temmuz 15, 2008

Kur’an Şifadır

Standard

“Şayet biz onu yabancı (dilde) bir Kur’an yapsaydık derlerdi ki: Ayetleri (anlayacağımız) biçimde açıklanmalı değil miydi? Acaba yabancı söz mü geliyor? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren kılavuz ve şifâdır.” (Fussilet, 44).”Biz Kur’an’dan mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz!” (İsrâ, 82)

Mine’l-Kur’ân: “den, dan” edatı burada “bazı, bir kısmı” değil “beyan” anlamındadır. Çünkü, ilk âyette belirtildiği gibi Kur’an’ın tümü şifadır. O kalplerin cehalet, şek ve şüphe hastalıklarının şifasıdır. Yüce ALLAH gökten, Kur’andan daha kapsamlı, daha faydalı, daha büyük ve hastalığı gidermede daha etkili bir şifa indirmemiştir.

Buhârî ve Müslim, Sahih’lerinde Ebû Saîd-i Hudrî’den şöyle rivayet etmişlerdir:

“Bir grup sahabi çıktıkları yolculukta bir bedevi köyünden geçerlerken onlardan kendilerini konuk etmelerini rica ettiler. Ancak onlar bunu kabul etmediler. Bir ara köyün reisini bir yılan soktu. Köylüler onu tedavi etmek için her yola başvurdular ise de hiç bir şey fayda vermedi. Aralarından birisi:

“Şu konaklayan insanlara gidip de sorsanız, belki onlarda fayda verecek bir şey vardır.” dedi.

Bunun üzerine yanlarına gittiler ve:

“Ey topluluk! Efendimizi yılan soktu. Her türlü yola başvurduysak da ona hiç bir şey fayda vermedi. Herhangi birinizde faydalı bir şey var mı?” dediler. Bir sahabi:

” VALLAHi ben rukye (Kur’an’la tedavi) yapabilirim. Ancak, biz sizden bizi misafir etmenizi istedik de kabul etmediniz. Bir karşılık belirlemediğiniz sürece size rukye yapmayacağım.” dedi.

Sonunda bir koyun sürüsüne anlaştılar, Sahabi gitti; fatiha sûresini okuyor ve adamın üzerine üflüyordu. Adam birden devenin bağdan çözülüşü gibi hızla ve zinde bir şekilde yürümeye başladı. Köylüler, üzerinde anlaşılan koyun sürüsünü onlara ödediler.

Bazıları “aranızda” paylaşın, dediler, fakat rukye yapan:

“Hayır, Nebi (SallALLAHu aleyhi ve sellem) gelene ve O’na bu olayı anlatana kadar bir şey yapmayalım. Bakalım size, ne buyuracak?” dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah’ın (SallALLAHu aleyhi ve sellem) yanına gittiler ve olanları anlattılar. Rasûlullah (SallALLAHu aleyhi ve sellem):

“Onun rukye olduğunu nereden biliyorsun?” buyurdu. Sonra

“Bu sizin hakkınız; Aranızda paylaşın, bana da bir pay ayırın.” buyurdu.

İşte bu ilaç hastalığa etki etmiş, ondan hiçbir eser bırakmamıştır. Bu, ilaçların en kolayıdır. Kul Fatiha süresiyle tedaviyi becerirse onun hayret verici şifa etkisini görür. Mekke’de kaldığım bir süre içerisinde çeşit çeşit hastalıklara yakalanıyor, ancak ilaç da bulamıyordum. Onun için kendimi Fatiha ile tedavi ediyor, bu sûrenin hayret verici tesirini görüyordum. Sonraları bir acıdan şikâyetçi olanlara bunu tarif ediyordum ve bunların çoğu hızla iyileşiyordu.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir husus var. Zikirler, dualar veya rukye, şifa için okunan ayetler haddizatında faydalı ve şifalıdırlar. Ancak bunlar kabul edilme şartlarının bulunmasına ve yapanın himmetine (=manevi gücüne, konsatrasyonuna) ihtiyaç duyarlar. Eğer yapıldığı halde şifa bulunmamışsa; bu ya yapanın tesirinin zayıflığından, ya yapılanın, bunu kabule müsait biri olmamasından ya da ilacın onda etki etmesini engelleyen bir engelin bulunmasındandır.

Bu, bedenî hastalıklarda ve maddî ilaçlarda da böyledir; zira ilacın etki etmemesi bazen bedenin ilacı kabul etmemesinden, bazen onun etki etmesini engelleyen güçlü bir engelden kaynaklanır. Beden ilacı ne kadar çok kabul ederse ondan istifadesi o kadar çok olur. İşte kalp de böyledir:

Şifa ve sığınma âyet ve dualarını tam bir kabulle alır, bunu yapanda güçlü bir nefes ve hastalığın gitmesine etki edecek derecede bir himmet bulunursa, bunlar onda etki ederler.

 

İBN KAYYIM EL CEVZİYYE/kalbin ilacı kitabından.

Aşk nedir bilirmisin?

Standard

Aşk,bir fidandır;gözyaşı ister ki,bu aşk fidanı neşv ü nema bulsun ve serpilip gelişsin.

Aşk,bir paylaşmadır;fedakârlık ister ki,bu vesileyle bu uğurda bütün geçilmez ve aşılmaz gibi görünen geçit ve şahikalar bir bir aşılır.

Aşk,bir hasrettir;sabır ister ki,bu kutlu sabır,sevgiliye vuslata gebedir.

Aşk,bir imtihandır;dua ister ki,dua altından kalkılmayacak olan imtihanların bertaraf edilmesinde,maruz kalındığı taktirde ise o imtihandan anlı ak çıkma mevzuunda en büyük silah ve iksirdir.

Aşk,bir bütünleşmedir;sevgilide fani olmayı ister ki,aşık,aşkının hâkikat derecesini öğrenmek için sevgilisindenelini kesip kendisine göndermesini isteyen Leyle’ya”Kimin elini kime göndereyim?” diyen Mecnun misali mâşukuyla bütünleşir ve artık o,vuslar aşkıyla her dem inleyip durur.

Aşk,bir efendidir;sadakat ister ki,aşığın gözlerinebaşka hayallerin girmesi haramdır ve bu haramın irtikabı ise aşkın ölümü demektir.

Aşk,bir mürşittir,itaat ister ki,aşık gassalın elindeki meyyit gibi naslar çerçevesinde her meselede mâşukunun isteklerine boyun eğer.

 

alıntı

Allah’a yakınlaşmak

Standard

Rabbimiz insanın yaratılış gayesini kendini yaratana kulluk olarak tayin etmiştir. Enfüsi dairede en mühim mesele tayin edilen bu hali muhafaza etmektir. Dolayısıyla insan ilgi ve alaka kurduğu şeylerde, “Bu şey beni Allah’a kulluğa yakınlaştırıyor mu, yoksa uzaklaştırıyor mu?” sorusunun cevabını aramalıdır. Esas mevzudan hiçbir zaman uzaklaşmamanın gayreti içerisinde olmalıdır.

İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın en nazik ve nazenin bir kudret mûcizesidir ki; insanı, bütün isimlerinin cilvesini gösterecek ve kâinata bir küçük örnek olacak surette yaratmıştır. İnsan, kendi dar dairesiyle alakası olmakla birlikte, yaratılışının gereği olarak, âfâkla yani bütün kâinatla da alakadardır. Yani insanın alakalarını temelde iki şekilde değerlendirebiliriz.

 

Birisi, enfüsî denilen kendi dar dairesidir. Diğeri, âfâkî denilen dış dünyadır. Evet, insanın alaka ve sorumlulukları kendisinden başlar ve bu dalga dalga her tarafa yayılır. Burada ehemmiyetli olan bir husus var ki; o da şudur: İnsanın ilgi ve alaka duyduğu alan ne kadar genişlerse, oradaki sorumluluğu o derece azalır. Fakat kendi dairesi dar olmakla birlikte, o dairedeki sorumlulukları en üst seviyededir. Bundan dolayıdır ki, -hangi türden olursa olsun- problemlerin de, çözümlerin de kaynağı, insanın bizzat kendisi ve kendi dairesindeki sorumluluklarıdır.

 

Bu mevzu Risâle-i Nur’da şu şekilde izah edilmiştir: “Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil (iç içe geçmiş) daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve cesed ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve Küre-i Arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dairede her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir.

 

Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat, arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyas ile -küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasib (ters orantı)- vazifeler bulunabilir.

 

Fakat büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malayani ve âfâkî işlerle meşgul eder.

Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymetdar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harb boğuşmalarını merak ile takib eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.” (1)

Rabbimiz insanın yaratılış gayesini kendini yaratana kulluk olarak tayin etmiştir. (2)

 

Enfüsi dairede en mühim mesele tayin edilen bu hali muhafaza etmektir. Dolayısıyla insan ilgi ve alaka kurduğu şeylerde, “Bu şey beni Allah’a kulluğa yakınlaştırıyor mu, yoksa uzaklaştırıyor mu?” sorusunun cevabını aramalıdır. Esas mevzudan hiçbir zaman uzaklaşmamanın gayreti içerisinde olmalıdır. İnsan dünyaya sınırlı bir zaman diliminde gönderilmiştir ki, buna ömür denilir. Ömür sermayesi belirli zaman aralıklarına ayrılmıştır. İnsan, bu sınırlı ve geçici olan zamanını yani ömür sermayesini çok akıllı kullanmak ve asli olan vazifelerini aksatmamak mecburiyetindedir. Hem de hayatında kapılarını her şeye açıp kendisini lüzumsuz, malayani şeylerle meşgul etmek, son derece zararlıdır. Dünyanın imtihan meydanı olduğunu hatırdan çıkarmadan, zamanını mükellef olduğu işlerle geçirmeli; meyve kabilinden olan veya olacak meselelerle çok vakit kaybetmemelidir.

Geniş dairelerin işleri cazip gelebilir, fakat aldatır. “Gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakikî vazife-i insaniyeti ve âhireti unutturacak olan en geniş daire ise, siyaset dairesidir. Hususen böyle umumî ve mücadele suretindeki hâdiseler, kalbi de boğuyor.

Güneş gibi bir iman lâzım ki; her şeyde, her vaziyette, her bir harekette kader-i İlahî ve kudret-i Rabbaniyenin izini, eserini görsün, tâ o zulm-ü zulmette kalb boğulmasın, iman sönmesin; akıl, tabiat ve tesadüfe saplanmasın.” (3)

kaynakBedîüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa Mecmuası, Osmanlıca Nüsha, sh. 11Zâriyat Sûresi 56Emirdağ Lâhikası-I, sh. 36

 

Leyl-i Beyza

Standard

Geceler, ruhsal, bedensel ve zihinsel zenginlikler ile dolu olan zaman dilimleri…
Maddi ve manevi gizlenmeyi arzulayanlar için önemli bir sığınak…
Oluşların ve erişlerin yaşandığı evrene giydirilmiş mutluluk ve nimet giysisi…
Mahremiyeti koruyan sır perdesi…


İnsanın kalp ve ruh yükselişine etki eden geceler, edebiyatta, tasavvufta en güzel şekilde ele alınmış işlenmiştir. Tasavvuf ehlinin büyük bir kısmı gecelerin önemi üzerinde durmuştur.
Mevlana: “Geceleri yürü, gecenin sırları sana yol gösterir. Gönül aşka, gözler uykuya dalınca sabaha kadar sevgilinin güzelliği ile baş başa kalınır…

Ruhlar yüksek derecelere geceleri ulaşır, amaçlar gerçekleşir. Gecenin önemini anlayanlar, gündüz gibi aydınlık bir gönüle ulaşır..”
Hak aşıkları için bir vuslat özelliği taşıyan geceler değerini bilmeyenler için de aldanış saatleri olarak geçirilse de geceler ilahi azaplardan kurtuluş için en önemli iltica zamanlarıdır.
Geceler Ganimettir; Olgunluğa erişmiş insanlar için geceler, içindeki sessizliği ve fazileti bakımından ganimettir. Bu ganimetin önemini bilenler, gece yarısından sonraki saatleri değerlendiren davranışlar sergiler. Tüm canlıların dinlenmeye çekildiği, evrenin sessizliğe ve sukunete dönüştüğü bu saatlerde, yaratılışının sırları doğrultusunda ibadet etmek, dua etmek hakka iltica etmek her inanan için büyük bir ganimettir. Geceleri ve seherleri uyanık geçirmek, her kes uyurken uyanık olmak, rahmet iklimine girmek sevgi ve merhamet meclisine girenlerden olmak, rahatlığın sınırları içinde kalmamak güzel bir davranış biçimidir.
Geceler Duadır;Geceler Rabbimize sığınma O’na el açma ve dua saatleridir. Hayatı gece ve gündüz olarak görmek gerekir. Gündüzleri anlamsız, duyarsız ve tembel olarak geçirmek hatalı olduğu gibi, geceleri de uyku ile geçirmek ilahi feyizden, ruhaniyetten uzak olarak yaşamak da yanlıştır. Bir yaz bulutu gibi gelip geçen dünya hayatı, ahiret endişesi yaşanmadan geçiriliyor ise bu, gündüzü akşamsız olarak düşünmek demektir.Geceleri yapılan dualar ihmal edilmemeli, gecelerin esrarından feyiz yağmurlarından yararlanmak dua ile geceleri ihya etmek böylesi alışkanlıkları edinmek önemli bir davranıştır. Efendimiz: “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Receb’in ilk gecesi, Şaban’ın yarısı gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi..” (Camiu’s-Sağir)
Geceler Zikirdir;Gecenin siyah bir örtüye büründüğü ve her şeyin derin bir sessizliğe dönüştüğü saatlerde, tatlı ve yumuşak yataklarını sadece Allah rızası için terk ederek ilahi huzura yalnızca sevgilerinden dolayı O’na yakınlaşmayı arzulayanlar için geceler zikir geceleridir.
“Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim” (Bakara-152)
“Dünya malı ve çoluk çocuk, insanı Allah’ın zikrinden alıkoymamalıdır.” (Münafikun-9)
Gece zikirleri, sevgili ile buluşup sohbet etme saatleridir. Rahman ikliminde zikredenlerin meclisine katılma zamanlarıdır. Gecelerde ve seherlerde yapılan zikir ile kalpler mutluluk ikliminde huzur bulur. Huzuru bulmak isteyenler gecelerin değerinden yararlanmalıdır.
Geceler Secdedir ;Secde, kulun her türlü zorlamaların dışında inanarak isteyerek Allah’a yakınlaşmasıdır. O’na inanarak yakın olmayı istemektir. Secde, Allah’a olan saygı ve teslimiyettir. Secde Rabbimizin büyüklüğüne ve buyruklarına gönülden inanma ve O’na en yakın olma faaliyetidir.
“Görmedin mi ki, gerçekten göklerde ve yerde bulunanlar, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu hakikaten Allah’a secde ederler.” (Hac-18) Bu ilahi mesajı bilenler huşu içinde secde eder, O’na secde etmekten büyük heyecan duyar. Özellikle gecelerin anlam yüklü saatlerinden yararlanarak secdelerini ihmal etmez O’nun geniş rahmetine sığınırlar.
Geceler Düşüncedir;”Akıl sahipleri ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler” (Ali İmran-191)
Düşünce geçmiş ile gelecek arasında bağlantı kuran, sıkıntıların giderilmesi, bilinmeyenlerin açıklanması yolunda oldukça değerli erdemdir. Bilinenden bilinmeyene doğru atılan zihinsel atılımdır. Zihnin olayları belirlemesi ve yorumlamasıdır. Düşünce insanı her türlü kuşkudan, korkudan koruyan ve hayatı anlamlı kılan güçtür. İnsanın değeri düşüncesindedir. İnsan düşünce ile gelişir, düşünceleri ile değer kazanır. Düşünce paylaşıldıkça artan hazinedir. Bilgiden ve düşünceden uzak yaşamak hayatın anlamını kavramamak ve vakit kaybetmektir.
Hayatı zorlaştırmadan, severek özellikle geceler ile dost olarak yaşamalı. Gündüzlerin inşası için geceleri düşünce ile anlamlı kılmalı. Gecelerin lütuflarla dolu oluğunu unutulmamalı. Allah’ın bu lutfu karşısında isyan eden karamsar ve mutsuz kimseler olarak değil, O’nu hatırlayan sabreden, şükreden ve her türlü olumsuz şartlara rağmen gecelerini düşünenler olarak yaşamalı.
Geceler İlhamdır;Erenlerin, şairlerin, sevenlerin ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyen seçkin kulların yüksek değerlere ulaştığı, aydınlandığı, donandığı saatlerdir. İmam Buhari, gecenin bir vaktinde uyanır, lambasını yakar, hatırına gelen yararlı düşünceleri yazmakla meşgul olurdu. Bu alışkanlığını pek çok gece defalarca yerine getirirdi. İmam Muhammed, gecenin ilhamından yararlanıp az uyur ve yatağının yanında değişik türden kitaplarını koyar, uyandığında onları okur, notlar alırdı. Büyük müfessir Alûsi, yazım işlerinin büyük bir kısmını gece yazardı.
Merhum Hasan El Benna: “Gecenin dakikaları değerlidir, gafletinizle onu değersizleştirmeyin.” Geleceğini ve gündüzlerini aydınlık dolu geçirmek isteyenler, ilham gecelerine sığınmalı onun derin sırlarından ve güzelliklerinden yararlanmasını bilmelidir.
Geceler Gözyaşıdır;Gözyaşları, insanı duygulandıran farklı dünyalara götüren önemli ve etkili damlalardır. Gönülden gelen duyguların görülen işaretleridir. Gözyaşları ruhun inceliğidir. Kalpten inanmanın kalp inceliklerinin canlı tanığıdır.
“(Onlar) Ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu onların saygısını arttırır.” (İsra-109)
“…Onlara, Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.” (Meryem-58)
Efendimiz: “Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.” (Buhari)
“Allah katında damlayan iki şeyden daha sevimlisi yoktur. Bunlar Allah için dökülen gözyaşı ve şehit kanıdır.” (Tirmizi) buyuran efendimizin, gece ibadetlerinde gözyaşı döktüğü bilinmektedir.
Geceler Şiirdir;Yaşanan pek çok güzellikler, sevgiler, acılar, sevinçler ve duygular şiirle dile getirilir ve pek çok sıkıntılar şiirle giderilir. Şiirsiz bir yaşam insana sıkıntı verir. Şiir, güzelliğin kendisidir. Şairler şiirlerinin büyük bir kısmını gecelerde veya seher vakitlerinde yazmışlardır. Onlar şiirleriyle halkın tutkularını, umutlarını, duygularını, sevgilerini ve isteklerini seslendirir. Şiir sevdalılarının ruhlarına kum taneleri değil gerçek tohumları ekerler. Şiirin bu atmosferinden esinlenerek etkilenenlerin geceleri farklılaşır. Güzel konuşmanın ve yazmanın temelinde şiirin etkisi büyüktür. Şiir, böylesi güzellikleri kullanmada önemli bir sanattır.
Geceler İhlas Okuludur;Geceler sıcak yatağı terk edip huzura ihlas ile durma saatleridir. Gecenin sessizliğinde Mevla’nın huzurunda ihlas ile secdeye kapanan kimselerin niyetlerindeki samimiyet gecelerde daha net belirginleşir. Büyük gönül dostu Abdülkadir Geylaninin: “Gizli halinde dürüst olursan, insanlar önünde daha anlaşılır olursun” Amacı, niyeti karmaşık kişilerin hayata bakışları ve olayları yorumlamaları da karmaşıktır. Davranışın düzgünlüğü kalbin düzgün olmasına bağlıdır.
Geceler Ölümün Provasıdır;Gecelerin girişiyle artık günün dekor ve ahengi değişir. Günün çalışmaları ile yorulan bedenler ve sinirler, gecenin serin karanlıklarına, teselli parıltılarına teslim olur. Gökyüzündeki salkım salkım yıldızların muhteşem görüntüsü altında gece sarayında huzurla düşünmeye ve dinlenmeye başlar. Zorunlu bir gevşeklik bedenleri ele geçirerek rahat yataklara uzanma arzusu belirginleşir. İnsanla birlikte eşya, kainat ve her şey siyah gecenin sessizliğine bürünür. Sanki dünya bir mezarlık, insanlar birer ölüye dönüşür. Herkes yerde ve her şey uykuda, uyku ölümle kardeş olur…

Bedenlerin dinlendiği, ruhların ulvi makamlara yüceltildiği, gizemlerle dolu Leyl-i Beyza’ ya kavuşmayı arzu edenlere ne mutlu…

Ahmet Çağlayan

(Leyl-i Beyza, Ensar Yayınları)