Monthly Archives: Nisan 2008

Mezarim Beni Bekliyor

Standard

 

Kendi üzerinde dönen degirmen taslari misali dönüyorum odalarda;
Seccadeler nerde?..
Kible hangi yöne dogruydu bu evde?
seccade nerde?, cekmek icin tesbih var mi?

Bugün bitti. Gece de gidiyor…
Bir günüm daha bitti; ben nereye gidiyorum?..
Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum!.. Gidiyorum!.. Tükeniyorum;
Haberim var mi?..

Herseyi sevmek… Çok güzel.
Kendini sevmek… Cok güzel. Peki, bu nasil kendini sevmek?
cigliklariyla yak kendini hadi!..
Erit kendini, tüket, bitir!..

Sen… Ey sen, aynadaki!..
Kalanin farkinda misin?
Peki talanin?
Sen… Ey sen, aynadaki!..

Dün de bakmistin aynaya. Farkinda misin; bugün daha yaslisin!.. Bugün daha
cökük, bugün daha cirkin, bugün daha tedirgin!..
Cünkü biraz daha dökülmüs saclarin, biraz daha burusmus suratin!
Biraz daha; bir saniye, bir dakika, bir saat, bir gün daha yaklasmissin
düsecegin cukura!..

Nerde, Nerde seccadeleeer?..
Kible hangi yöndeydi bu evde?..

Ninem son gelisinde ne tarafa dogru namaz
kilmisti?..
Katlanir rahlenin nasil acildigini unuttum.

Ve onun icinde acilan Kitabin
yüzümü ve icimi nasil aydinlattigini…
Icim…
ALLAH’ım, icim yaniyor.

Bugün bitti, gece de gidiyor…
Bir günüm daha bitti; ben, ben nereye gidiyorum?..
Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum… Gidiyorum…
Tükeniyorum;
Haberim var mi?..

Son tuttugum orucu hangi iklimde biraktim?.. Son kildigim namaz hangi
seccadeyle katlandi?..
Merak ediyorum;
Kabe hala bekliyor mu beni?..
Bilmiyorum… Bilemiyorum.
Ama sundan eminim:
Mezarim beni bekliyor….

alıntı

 

Sevgiyle kalınız inşaAllah…

Okumalısın…!

Standard

Okumalısın!

Çünkü bilebildiğin kadar İNSAN olur, İNSAN olduğunca yaşamayı öğrenir, yaşamayı öğrendiğin sürece de ne denli kıt, eksik olduğunu anlarsın. Yaşamayı anlamak öyle küçümsenecek bir şey değil. Zira değerini bilemeden yaşadığın, yaşarken önemsemediğin bir an karşına öyle bir zamanda çıkar ki, cahilliğin, utancın olur. Ama cahillik, koltuğuna gireceğin son dostun bile değildir.

 

Şuncacık yaşamımızda bize vakit kaybettiren onca gereçle yaşamı geçiştirmeyi, günü kurtarmayı amaçlayan insan, hiçbir zaman İNSAN olamaz. Elindekinin kıymetini bilerek şu aciz aklını yola koyabilene ne mutlu…


29 harften oluşan şu uçsuz bucaksız evrende dolaşmayı bilmeyen, bunun yerine koyacak bir şeyler arayan, bulunduğu yerle övünenlerden olmayınız. Sizi artıranın yalnızca bildiklerinizden kaynaklandığını, bildiklerinizi geliştirmek ve pekiştirmek için de kullanılabilecek tek yolun okumak, okumak ve daha çok okumak olduğunu görünüz.


Bencilliğimizi bir yana bırakarak etrafımıza bakacak olursak muazzam bir döngü içinde yeşeren hayatta ne denli basit heveslerimiz ve gayelerimiz olduğunu gördüğümüz zaman, yaptıklarımızdan el etek çekerek kendimizi ilime adamak yerine, korkumuzu daha da gürbüzleştirerek cahilliğin karanlığında yürümeye devam etmenin ne anlamı var ki? Evet, elbette, korkarım ki, korkağız; ancak bu korkaklık bilgisizliğimizin cahilliğinden değil, bilginin kattığı cahillikten geldiği zaman çatık kaşlarımız düzelecek, gözlerimiz yerleri değil göğü aramaya başlayacak, an zamana sığmayacak ve yarın, bugünden öte olmayacak. Çünkü zaman ancak bilene ifadesiz kalır. Bilmeyen ise zamana söz geçirmek için uğraşır durur.

Öleceksin ey İNSAN!
Yarın ne de olsa gelecek. Ama ölüme gözlerimizi yummadan önce gözümüzün önünden geçenlerin içinde yaptıklarımızı değil, yapamadıklarımızı bileceğiz. Yapamadıklarımızın sebebi, bilememiş olmamızdan öte olmayacak. “Keşke daha çok sevseydim!”, “Keşke yapmasaydım?”, “Keşke daha çok gezseydim!”, “Keşke daha az uyusaydım!”, “Keşke daha çok görseydim!”, diyeceksiniz,

sırası olmayan ünlemlerle…

 

 Ancak içine düştüğümüz cahillik bize o anda bile “Bilseydim severdim; ama bilmedim, bilmek istemedim”, “Bilseydim yapardım; ama yapmadım, yapmayı istemedim”, “Bilseydim görürdüm; ama görmedim, görmek istemedim” cümlelerini kurdurmayacak. Sırası gelmeden konuşayım, “Ben istedim, ama…” diyen ahmaklardansanız, bırakın…

 

Sizin burada da işiniz yok. Utanıp okumaya devam ediyorsanız, bir cümle daha hakkınız var. Bıraktıklarınıza bir şey daha katın ve artık istemeyi de bırakın. “Keşke” demek istemiyorsanız istemeyin, yapın. Çünkü bu dünyaya hepimiz aynı akılsızlıkla, aynı fikirsizlikle ve aynı görgüsüzlükle geldik. Akılsızlığımız, fikirsizliğimiz ve görgüsüzlüğümüzle belki yerildik, acısıyla kavrulduk; ama bilen ya da bildiğini iddia eden de aynı yollardan geçmedi mi?


Einstein’a cep telefonu verseniz komik bir duruma düşmeyeceğini mi zannediyorsunuz? Cahilliğinden kızaran yüzünde utancını gizlemek istemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Sen ne kadar İNSAN’san, o da sen kadar İNSAN, öyle değil mi? Ancak Einstein’la aramızdaki fark şu: Biz, daha önce görmediğimiz bir şeyle karşılaştığımız zaman içinde bulunduğumuz durumu kurtulması gereken bir durum olarak görür ve halimizi alayla, dalgayla geçiştirmeye çalışarak ya kendimize ya da karşımızdakine çatar, akılsızlığımızı gizleyerek halimizi geçiştirmeye çalışırız. Ancak Einstein böyle mi yapar? O şaşırır. Hayretli bakışlarına dalan bizler de en az onun kadar şaşar ve heyecanına öyle bir iştirak ederiz ki onun söze dökmediği cümlelerine ortak olur, sohbetinde can buluruz. Kıssası, Einstein görgüsüzlüğünün huzurunu bilgisizce yaşarken, biz gördüklerimizin içinde cahilliğimizi yaşamaya devam ederiz.

 

Böyle mi İNSAN olunur?
Bize şaşmayı öğreten, bizi iğrenç yaşamlarımızın içinden çekip çıkaracak olan tek şey okumaktır. Çünkü ancak o zaman ölümü, öldüreni, ölümsüzlüğü anlayabiliriz. İşte ancak o zaman, zamanı geçiştirmeyi değil, lezzetiyle yaşamayı öğreniriz.


Oku! Okumanın, İNSANlığın şartı olduğunu bilerek oku…

 

Bilemedin mi? O zaman, sen oku da nasıl okursan oku…

 

”ELA BİZİKRİLLAHİ TATMEİNNÜL KULÜP”

(Kalpler ancak Allah’ı zikir ile mutmâin olur)

 

Sevgiyle kalınız inşaAllah…

Günah İşlememek Şartı İle” Aşık ”Olmak …

Standard

Sevgi, insanin elinde olmayan bir duygudur.
Iffeti, yani namusu korumak ve günah olan islerden kaçmak sarti ile birisine karsi sevgi duymakta mahzur yoktur.
Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptir.
Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:(Askini gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen sehiddir.) [Hakim, Hatib]
(Askini gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarini, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.) [Ibni Asakir]
Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah islememeye sabretmek, çok sevaptir. çünkü genel olarak sevgi insani kör ettigi için, insanin kendisini günah islemekten alikoymasi zordur. Zor olan isleri basarmanin sevabi da büyük olur.
Hadis-i serifte buyuruldu ki:(ümmetimin üstün olan kimseleri, ask belasina maruz kalinca iffetini muhafaza edenlerdir.) [Deylemi]
iffetlinin esi de iffetlidir
imam-i Gazali hazretleri buyuruyor ki:(Akli dinlemeyen, en çok ona isyan eden sehvettir. Insanlarin, baskalarinin ayiplamalari gibi sebeplerle bu sehvetten kaçinmalari faydali ise de, büyük sevap alamazlar. Fakat günah islemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku yok iken, sirf Allah rizasi için, Allah’tan korktugu için sehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavusur. Bu derece siddiklar, sehidler makamidir.)
Hadis-i serifte buyuruldu ki:(Haya, iffet, dile hakimiyet ve akil, imandandir. Böyle kimselerin ahiret arzusu çogalir, dünya hirsi azalir. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayasizliktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hirsi çogalir, ahiret arzusu azalir.) [Beyheki]
Erkekler, iffetsiz olursa, yakinlari da kötü yola düsebilir. Peygamber efendimiz, (Siz iffetli olursaniz, kadinlariniz da iffetli olur) buyurdu. (Taberani)
Ibni Neccarin bildirdigi (Zina eden, ayni seye maruz kalir) mealindeki hadis-i serif, iffetli olmayanin yakinlarinin da, iffetsiz olabilecegini göstermektedir.
Iffetli olmaya gayret eden bunu basarir.(Iffetli olmak isteyeni Allahü teâlâ iffetli kilar) hadis-i serifi buna delildir. (Hakim)
Gayri mesru isler, dünyada insan için yüzkarasidir. Ahirette ise, azabi çok siddetlidir. “Ben ölmem” veya “Cehennem atesi bana zarar vermez” diyen varsa, diledigi kötülügü islesin!
Hadis-i serifte buyuruldu ki:
(Dünya için, dünyada kalacagin kadar çalis! Ahiret için, orada sonsuz kalacagina göre çalis! Allahü teâlâya, muhtaç oldugun kadar itaat et! Cehenneme dayanabilecegin kadar günah isle!) [Eyyühel veled]
Insana en büyük zarar, kötü arkadastan gelir. Kötü arkadaslarla düsüp kalkan, kilavuzu karga olan nasil her zaman temiz olabilir?
Hadis-i serifte,(Insanin dini arkadasinin dini gibidir) buyuruluyor. (Tirmizi)
Bir hadis-i serifte buyuruldu ki:
(Iffet talep edeni, Allahü teâlâ iffetli kilar.) [Hakim]
Iffetli olan, aile efradinin da iffetli olmasini ister. Onlari da kötülükten korur. Kendisi kötü olursa, bir gün çoluk çocugu da Allah saklasin kötü yollara düsebilir. çocuklarinin iffetsiz olmasini hangi ana-baba isteyebilir?
Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:(Iffetli olursaniz, kadinlariniz da iffetli olur. Ana-babaniza ihsan ederseniz, çocuklariniz da size ihsan eder!) [Taberani]
(Kötülükten korunmak için, nikahli yasamak ve iffetli olmak gerekir.) [Ibni Asakir]
Allah C.C. hakkıyla harama girmeden sevenlerden eylesin
Sevilen insanın gözünde gerçek sevgiyi bulanlardan oluruz inşAllah…
ALINTI…

Bu Yürek Seni Nasıl Anlatsın

Standard

Mahlûkâtın adedince, arşın büyüklüğünce, Zâtının rızâsınca ve ilminin sonsuzluğunca hamd; Mâlike’l-mülk, Zü’l-celâli ve’l-ikram, Rahman ve Rahim olan Allah’a…

Ve sonsuz sayıda salât ü selâm, Allah’ın Rasûlü, pâk elçisi Muhammed Mustafa’ya…
Ya Rasûlallâh!

Her ne kadar size layık olmasa da sevgim, âzâd edilmek istemeyen bir köleniz olarak kabul ediniz sevgimi Efendim!..

Size günahkâr yüreğimden çıkan ama tertemiz duygularımla yazıyorum. Ve sizi selmaların en büyüğü, en güzeli ile selamlıyorum:

Esselâmu aleyke yâ Rasûlallâh!
Esselâmu aleyke yâ Hâteme’n-Nebiyyîn!
Esselâmu aleyke yâ Fahr-i Âlem, Ahmed ü Mahmud, nur Muhammed Mustafâ’mız!..
Selamlarımı yolluyorum, acziyetimle… (yasaklı söz)ürmek için yarışan meleklerle, duâlarınızı bekliyorum Efendim.

Bu karadan da kara geçmişime, zifiri karanlık olmuş yanıma-yöreme… Hak Teâlâ’nın hatırına bir nur olun, kapkaranlık dünyama…

Ricâm kâinâtın en şereflisine…
Herkesin “ene: ben” diyeceği günde “ümmetî, ümmetî” diyen size…
“Cehenneme düşüyorum”, sesleniyorum Efendim. Hak ettiğimi düşünmeksizin; çığlıklarım çaresiz…
“Bir yudum su…” diyorum yâ Nebî, Allah için bir yudum su!..
Derinlere düşüyorum, tutun ellerimden; her yanım ağır yanık kokusu!…

Günahkâr ellerimle, iştiyâkla yazdığım mektubuma; hasretimi işledim nakış nakış her yanına… Binbir teessür ve elemle, tecerrüd ettim bütün nefsânî arzularımdan… Mahcûbiyetimden Zâtınıza bakacak yüzüm yoktur, Yâ Rasûlallâh!..

Ey şefîe’l-Müznibîn,
Günahımın utancı, al al yansırken yüzüme, her teheccüd vakti ilticâ ediyorum kalb-i pâkine, “Ne olur, ne olur ümmetin olmaya kabul et, beni!” diye…
Gül kokulu Peygamberim; size ümmet olmayı bilemedim, sünnet-i seniyyenizi lâyıkıyla hayatıma tatbik edemedim. Dayanağım bir tek “kelime-i tevhid” gerçeğidir.

Ey benim ulu dağlarda açan kardelenim, cennet kokulu Efendim,
Hasretiniz bir kor, içten içe yakıyor yüreğimi… Hasretinizi çeken bir dağ olsam erirdim hicranımdan. Her yağmur yağışında yönümü dönüyorum Kâbe’ye, havayı kokluyorum belki rahmet melekleri Senin kokundan da bir nebze taşır diye…

Ve ömrümden eksilen her yeni günle vuslat ateşin yakıyor her yanımı… Size kavuşmanın özlemi ile hayaller kuruyorum her gece…

Ve bir gün, işte Ravza-i Mutahhara’nın önündeyim. Ayaklarım tutmuyor. Haşyetle titriyorum. Sizi görebilmek arzusuyla kapınıza geliyorum. Bir pîr-i fânî soruyor, sanki hâlimden hiç anlamazcasına:
“-Kimi aramıştınız?” Ben:
“-Rasûlullâh’ı…” diyebiliyorum ürkekçe.
Titrek sesiyle cevap veriyor:
“-Rasûlullâh, ayak bastığın, nazar edebildiğin her yerde… Onu seven yürek onu her yerde bulur ve koklar…”

işte o an arş yıkılıyor sanki başıma… O an bir dikenli çalıydı, ciğerime girip çıkan, Allah bilir ya, mevt (ölüm) bile bu kadar acı değildir, ya Rasûlallâh!…

Fatımatü’z-Zehra annemizin hâli geliyor aklıma. Nasıl bir mum gibi günden güne eridiğini daha iyi anlıyorum.

Buram buram Sen kokuyor buralar, ismin arşın sütunlarında dahî yazılı… Ve kabr-i şerîfinizin tam önündeyim. Güneşin ışıklarıyla yarışırcasına bütün azametiyle nur saçıyor dört bir tarafa… Siz Refîk-i Âlâ’ya kavuşmaktan mesrur, biz sizi kaybetmekten mahzûnuz yâ Seyyidü’l-Kevneyn!..
* * *
Eğilip öpüyorum, geçtiğin yolları, bastığın toprağı, kanat çırpıyor vecde gelen, kirli bedenimde hapsolmaktan yorulan ruhum; göğüs kafesimi zorluyor, çıkmak istercesine, “Lebbeyk, Lebbeyk” diye cûşa geliyor.
* * *
Ve bir sesle irkildim, doğruldum yerimden: “Hayyeale’l-Felâh, Hayyeale’l-Felâh”… Kat kat açıldı, gözümdeki perde, şaşkınlıkla afalladım, arandım durdum… Rasûl’ün kokusu nerede? Gül kokulu Medine nerede?
Bir an acıdı, kavruldu yüreğim. Neşterlerle şerha şerha parçalandı kalbim. Nasıl geçmişti zaman? Ne olmuştu, nasıl olmuştu? Neredeydim, şimdi neredeyim?
Kulaklarımda çınladı ezanın nağmeleri… Gözlerim artık ağlamaz olmuştu; dışarıda huzurlu, coşkulu bir yağmur sesi…

“-Evet.” dedim, “Doğru!.. Rabbim çağırıyor huzuruna… Muhakkak ki huzur, O’nun huzur-i ilâhîsinde.”
Edâ ettiğim namazımın ardından, hasret dolu duâlarımı da yolcu ettim Refîk-i Âlâ’ya… Ve dedim ki:
“-Ey noksan sıfatlardan münezzeh, varlığının eşi, benzeri, ortağı olmayan Zü’l-celâl-i ve’l-ikram!..

Nasıl tattırdıysan o leziz ânı
Onsuz bir hayat istemem al artık bu cânı
Nasıl terkedip gittiyse O, bu hanı
Tek bildiğim O’nsuz yaşayamam artık bir ânı

Mektubum size ulaşır da kabul buyurursanız selâmımı, içine tasrih edemediğim kadar hasretimi ve belki de bu cürm yüklü kara yüzümle mümkün olmayacak vuslatımı yolluyorum.

Anladım ki, râh-ı necât size olan muhabbettir. istimdâd eden ümmetinizin ıslâh-ı hâli ancak size olan itaattir.

Gün gelip de bendeki emaneti aldığında emanetçilerin en büyüğü; bir gün ektiğimi biçmeye geldiğimde, merdud olma korkusuyla ürperdiğim Rabbimin sonsuz merhametine sımsıkı bağlandığım anda, işte o anda Rabbimin mağfiretini, zât-ı devletlerinizin şefaatini istirham ederim. Bu kalbimin karasını akıtttığım satırlarım, nurunuzu taleb eden bir dilekçe olsun. Niyazım beni de sevdikleriniz ve seçtiklerinizin kervanına katmanız…

Allah’ın selâmı, sizin, mübârek ailenizin ve kıymetli ashâbınızın üzerine olsun.
Sizi görmek arzusuyla yanan, 14. asırdaki ümmetinizden birisi…

Sevgiyle kalınız inşaAllah…

Abdestin Faziletleri…

Standard

Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:”Allah’ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söylemiyeyim mi?”
“Evet ey Allah’ın Resülü, söyleyin!” dediler. Bunun üzerine saydı:

“Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. (Bir namazdan sonra diğer) Namazı beklemek. İşte bu ribâttır, işte bu ribâttır. İşte bu ribâttır.”

 

Müslim, Tahâret 41, (251); Muvatta, Sefer 55, (1,161); Tirmizi, Tahâret 39, (52); Nesâi, Tahâret 106.
Ukbe İbnu Âmir radıyallahu anh anlatıyor: “Üzerimizde develeri gütme işi vardı, (bunu sırayla yapıyorduk.) (Bir gün) gütme nöbeti bana gelmişti. Günün sonunda develeri kıra ben çıkarıyordum. (Birgün, nöbetimden dönüşte) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a geldim, ayakta halka hitabediyordu. Söylediklerinden şu sözlere yetiştim:”Güzelce abdest alıp, sonra iki rek’at namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç kimse yoktur ki kendisine cennet vâcib olmasın!”
(Bunları işitince kendimi tutamayıp: ) “Bu ne güzel!” dedim. (Bu sözüm üzerine) önümde duran birisi:
“Az önce söylediği daha da güzeldi!” dedi. (Bu da kim? diye) baktım. Meğer Ömer İbnu’I-Hattâb’mış. O, sözüne devam etti:
“Seni gördüm, daha yeni geldin. Sen gelmezden önce şöyle demişti:

“Sizden kim abdestini alır ve bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühü. (Şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür)” derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır; hangisinden isterse oradan cennete girer.”

Ebu Davud’un rivayetinde “…abdesti güzel yaparsa…” denmiştir.

Tirmizi’nin rivayetinde “….resûlühü (Allah’ın …Resûlü)” kelimesinden sonra “Allah’ım, beni tevbe edenlerden kıl, temizlenenlerden kıl” duası da vardır.Ebu Davud, Taharet 65, (169); Tirmizi, Taharet, 41, (55).

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mü’min -veya müslüman- bir kul abdest aldı mı yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar su ile -veya suyun son damlasıyla- yüzünden dökülür iner, ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte -veya suyun son damlasıyla- ellerinden dökülür iner. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla giderek işlediği bütün günahları su ile -veya suyun son damlasıyla- dökülür iner. (Öyle ki abdest tamamlanınca) günahlarından arınmış olarak tertemiz çıkar.”Müslim, Tahâret 32, (244); Muvatta, Tahâret 31, (1, 32); Tirmizi, Tahâret 2, (2).
 

 

Amr İbnu Abese es-Sülemi radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:”Sizden kim abdest suyunu hazırlar, mazmaza ve istinşakta bulunur (ağzına ve burnuna su çeker) ve sümkürürse, mutlaka yüzünden, ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra Allah’ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa, sakalın(ın bittiği mahallin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği günahlar dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yıkayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uçlarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçın etrafından su ile birlikte akar gider. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları, parmak uçlarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve senâda bulunur, O’na layık şekilde tazimini gösterir ve kalbinden Allah’tan başkasını(n korku ve muhabbetini) çıkarırsa, annesinden doğduğu gündeki gibi bütün günahlarından arınır.”

Müslim, Müsâfirin 294, (832). 

 

 

Abdullah es-Sunâbihi radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mü’min kul abdest aldıkça mazmaza yaptı mı (ağzını yıkadı mı) günahlar ağzından çıkar. (Burnunu sümkürdü mü) günahlar burnundan çıkar, yüzünü yıkadı mı günahlar göz kapaklarının altına varıncaya kadar yüzünden çıkar. Ellerini yıkadı mı günahlar tırnak diplerine varıncaya kadar ellerinden çıkar. Başını meshetti mi, günahlar kulaklarına varıncaya kadar başından çıkar. Ayaklarını yıkadı mı, günahlar ayak tırnaklarının altına varıncaya kadar ayaklarından çıkar. Sonra mescide kadar yürümesi ve kılacağı namaz nafile (bir ibâdet) olur.”Muvatta, Tahâret 3 0, (1, 31); Nesâi, Tahâret 3 5, (1, 74); İbnu Mâşe, Tahâret 6, (283).

 

 

Ebu Ümâme el-Bâhili radıyallahu anh anlatıyor: “Amr İbnu Abese radıyallahu anh’ı dinledim, diyordu ki: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a: “Abdest nasıl alınır?” diye sordum. Şöyle açıkladı:”Abdest mi? Abdest alınca şöyle yaparsın: Önce iki avucunu tertemiz yıkarsın. Sonra yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkarsın. Başını meshedersin, sonra da topuklarına kadar ayaklarını yıkarsın. (Bunları tamamladın mı) bütün günahlarından arınmış olursun. Bir de yüzünü Aziz ve Celil olan Allah için (secdeye) koyarsan, anandan doğduğun gün gibi, hatalarından çıkmış olursun.”

Ebu Ümâme der ki: “Ey Amr İbnu Abese dedim, ne söylediğine dikkat et! Bu söylediklerinin hepsi bir defasında veriliyor mu?

“Vallahi dedi, bilesin ki artık yaşım ilerledi, ecelim yaklaştı, (Allah’tan ölümden çok korkar bir haldeyim), ne ihtiyacım var ki, Allah Resülü hakkında yalan söyleyeyim! andolsun söylediklerim, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan kulaklarımın işitip, hafızamın da zabtettiklerinden başkası değildir.”Müslim, Müsâfırin 294, (832); Nesâi, Tahâret 108, (1, 91, 92).

 

 

Bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: “Hz. Osman radıyallahu anh abdest aldı ve dedi ki:”Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm: “Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile (ibadet) olur.”Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 8, (229).

Sevgiyle kalınız inşaAllah…

Kardeşlik…

Standard

ALLAH’a (cc) hamd. Resulu’ne (sallallahu aleyhi vessellem) Selat-u Selam olsun.

İslamda kardeşlik ALLAH’ın emri, Resullullah’ın sünnetidir.

İslamda kardeşlik müslümanların kalplerinin,ruhlarının ve bedenlerinin imanları gereği
birleşip aynı anda aynı hedefe kenetlenmesidir. İman bağıyla birbirlerine bağlanmasıdır.

Bağların en güçlüsü olan kardeşliği de. önderimiz, örneğimiz ve Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vessellem) şöyle tarif ediyor.

“En sağlam iman bağı ALLAH için birbirini sevmek ve ALLAH için birbirini sevmemektir.”
(Buhari iman 1)

ALLAH (c.c) insanlara sayılamayacak kadar nimetler vermiştir.
Bunlardan bazıları bireysel, ailevi ve toplumsal nimetlerdir.

Kardeşlik; ferde, ALLAH’ın (cc) emir ve yasaklarını uygulamada yardımcı olur.
Kardeşlik; ferde, canla verilen bir garanti olur.
Kardeşlik; ferde, maddi yönden bir garanti olur.
Kardeşlik; ferde, sosyal işlerde yardımcı olur.
Kardeşlik; ferde, yardımlaşma ve dayanışmayı öğretmede örnek olur
Kardeşlik: ferde, gayret ve fedakarlıkta öğretici olur.
Kardeşlik; ferde, ailede ve toplumda yapması gerekli olan ahlaki ve içtimai kuralları öğretir.
Kardeşlik; ferde, hak ve hukuka saygılı olmada yardımcı olur.

İslam’a kucak açan ve ona gönül veren ensar ve muhacir arasındaki ilişkiler iman, fazilet, başkalarını kendine tercih etme bilinci, eşitlik, karşılıklı sevgi ve muhabbet, hakkı yüceltme ve yayma esasları üzerine kurulmuştu. ALLAH’ta onları hayat nizamımız olan Kur-an-i Kerimde şöyle anlatır.

“Onlardan evvel Medine’yi yurt ve iman (evi) edinmiş olan kimseler kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler.Onlara verilen şeylerden dolayı göğüslerinde bir ihtiyaç meyli bulmazlar. Kendileri de fakr-u ihtiyaç içinde olsalar bile onları öz canlarından daha üstün tutarlar. (Haşr 9)

Peygamberimiz (SAV) Müslümanlara sevgi ve kardeşlik toplumunun nasıl bina edileceğini
bizzat göstererek öğretiyordu. Sahabeden Muaz (R.A)’ın elini tutup şöyle buyuruyordu.

“Ey Muaz vallahi hiç şüphesiz ben seni seviyorum. Sonrada sana nasihat ediyorum.
Ey Muaz! Her namazın peşinden, ‘ALLAH’ım bana zikrin, şükrün ve ibadetin için yardım et’ demeyi unutma.”

Kardeşlikle ilgili bazı ayet ve hadisleri yorumsuz olarak mealen. Siz düşünün ve yorumlayın.

“Şüphesiz ki müminler kardeştir. O halde iki kardeşinizin arasını bulun.
ALLAH’tan korkun ki merhamet bulasınız..” (Hûcurat 10)

“Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz de O (cc) kalplerinizi ısındırıp birleştirmişti.İşte onun bu nimeti sayesinde din kardeşleri olmuştunuz.” (Al-i İmran 103)

“Onlar birbirlerine karşı şefkatli, merhametli ve alçak gönüllüdürler.” (Maide 54)

“Nefsim kudret elinde olan ALLAH’a yemin ederim ki, İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey göstereyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslüm)

“ALLAH’u Teala buyurdu ki; Benim için birbirlerini sevenlere, benim için oturanlara, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için sadaka verenlere muhabbetim vacip oldu.”
(Hadisi Kudsi)

“Müminler birbirini tutan tuğlalardan yapılmış duvar gibidir.” Müslim.

“Müminlerin birbirlerini sevmelerinde, birbirlerine acımalarında ve birbirlerine şefkatlerindeki misalleri bir uzvu ağrıdığında diğer uzuvları da o ağrıdan müteessir olan bir vûcuttur.” Müslim.
“Müminler gözü ağrıyınca her yeri başı ağrıyıncada her tarafı ağrayan bir insan gibidirler.” (Müslim)

“Ey ALLAH’ın kulları kardeş olun. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir.Ona zülüm etmez. Ondan yardım elini çekmez. ve onu küçük görmez. Takva işte buradadır.Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini hakir ve küçük görmesi yeter.” (Müslüm)

“Şu üç şey kimde varsa O imanın tadını almıştır.ALLAH ve Resûlu’nu her şeyden daha çok sevmek,sevdiğini (kardeşini) ALLAH için sevmek ve ateşe atılmaktan korktuğu gibi ALLAH kendisini kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten de öylece korkmak.” (Buhari-Müslüm.)

“Kendisi için sevdiğini kardeşi içinde sevmedikçe tam iman etmiş olamaz.(Buhari, Müslüm)

“Birbirini seven iki kişinin en üstünü arkadaşını en çok sevendir.”(Buhari)

“Mümin Kardeşinin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir. Onun malını korur ve onu kollar.”(Buhari)

“Kişi kardeşine zalimde olsa mazlumda olsa yardım etsin.Zalim ise ona engel olsun. Bu ona bir yardımdır. Mazlum ise ona yardım etsin.”(müslim)

“Kabul olunması açısından duaların en süratlisi insanın başka birine onun arkasından yaptığı duadır.”(Buhari

İmtihan bitmeden, zaman tükenmeden ve can bedenden ayrılmadan bir daha
bin daha düşünelim.ALLAH’ım Bizi Affet.

İslamî vahyi ışığında anlayıp Kardeşliği asrı saadette yaşandığı gibi yaşayıp dünya
ve Ahiret huzurunu, saadetini kazanma ümidiyle.

Duamızın (işimizin) başı da sonu da ALLAH’a (cc) hamd etmektir.

Ahmet YOLDAŞ

Sevgiyle kalın inşaAllah…

İnşaAllah…

Standard

İnşaAllah derse yakaran
İnşa eder Yaradan!

Can çekişiyorum zamanın kıskacında,sancılarım bana unutturuyor kendimi

 

Kayboluyorum ağrılarım içinde,etime bıçak gibi saplanıyor sızılarım.

Ne gelecek hayallerim aklımda ne bitmez telaşlarım…

Bazen sadece bir baş ağrısı yenik düştüğüm,bazen bir kaç derece fazlalık;ateş…

Bu kadar yeter çok önemli planlarımı (!) alt üst etmeye

Sonrasını geç !

Kıvranırken,ellerimi sıkıca bağlamışım kendime.

Elim uzanmıyor sevdiklerimin ellerine,onların ellerinde tutunamıyor.

Kendime anlatıyorum dertlerimi.Yalnız kendim anlıyorum kendimi.

Ruhumda el çekmiş bel bağladıklarından.

Şimdiden devriliyor gibi “sarsılmaz” fikirleri

Boşuna yük etmişim aklıma bu zifirleri

Yeni yeni anlıyorum neden bu denli inlediğimi:

Baş ucunda beklerken hastalığın,farkettim de bir kaç şeyi:

Sahi! Nerdeler hayallerim ? Nereye kaçtılar sicim gibi ?

Hele o ! O rutin işlerim. Hani olmazsa olmazlarımdandı.

İtiraf etsin hadi , gitti , gitti işte hepsi !

Umutlarım bile mi ? Ah evet ! Onlar yiteli çok olmuştu zaten.

Ve nihayet yalnızım işte !

Şimdi ne altında ezildiğim o bitmez telaşlarım

Ne kendisi gelmeden yorulduğum “gelecek hayallerim” yanımda.

Sadece ben varım hayatta.

Pek de yalnızlık değil aslında,”yalınlaşmak” denir buna.

Ve kendime geliyorum yakınlaştıkça aslıma.

Benimle olduğunu zannettiklerim…

Benden izin almadılar ki hayatıma girerken,izin alarak çıksınlar…

İzin alarak sahiplenmedim ki izin vererek bırakayım.

Kıtlıktan çıkmış ırgat gibi saldırırken tarlaya

Düşünmeliydim,bunların bir sahibi olacaktı aslında.

Gelip el koyacaktı tarlasına.Ki ben kim olduğumu hatırlayayım.

Ve böylece tarladan çıkıp kalakalınca ortada

Aslıma dönüp kendime geldim haddimi bildim.

Her olayın merkezi sandığım ,başrol oynadığıma kandığımdan beri

İşsiz güçsüz bir ırgattan pek de farklı değilmişim meğer.

Gözümde büyütüp kendimi işe yarar bildiğim ben

O ahmak adamın yaptığını yapmışım yıllarca.

Hani gemiye binmiş yüküyle de yol boyunca sırtından indirmemiş..

Benim yaptıklarım da o kadar ahmakçaymış aslında.

Dert edindiklerim,yük bildiklerim bırakıversem kendi hallerine gideceklermiş.

Sahiplenmeseymiş onları,sadece “emanet bırakıldıklarını” hatırlasaymışım.

Bu kadar yükün altında ezilmeyecekmişim.

Aciz olan benim,

Bir kollayanım olacaktı elbet kendimi dev sanmasaydım.

Emanet ağır yük! Değil ki sahiplik…

Bu yüzden ezildim işte,bir düzine cahillik

Kaldıracağım kadar verildi bana.

Daha fazlasına karışarak kendime eziyet eden benim.

Bunca şeyi anlayınca,”inşaAllah”,

Çoktan dilimin en zarif duası oldu bile.

Yeniden kabul edilmenin beklentisiyle “inşaAllah” derken içten içe

Ne sunulan tarlalara baktım ne de başka bir şeye.

Zaten iyisinden bir tevekkül borçluyum rabbime

“inşaAllah” dedikten sonra başlayan işe

Ruhum uyanıverdi,hani o yıllardır durmadan kıvranan

Sen de yeter ki onu an ,çünkü

İnşaAllah derse yakaran inşa eder Yaradan.

 

Senai Demirci

Sevgiyle kalın İnşaAllah…