Daily Archives: Nisan 22, 2008

Günah İşlememek Şartı İle” Aşık ”Olmak …

Standard

Sevgi, insanin elinde olmayan bir duygudur.
Iffeti, yani namusu korumak ve günah olan islerden kaçmak sarti ile birisine karsi sevgi duymakta mahzur yoktur.
Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek çok sevaptir.
Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:(Askini gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen sehiddir.) [Hakim, Hatib]
(Askini gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarini, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.) [Ibni Asakir]
Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle günah islememeye sabretmek, çok sevaptir. çünkü genel olarak sevgi insani kör ettigi için, insanin kendisini günah islemekten alikoymasi zordur. Zor olan isleri basarmanin sevabi da büyük olur.
Hadis-i serifte buyuruldu ki:(ümmetimin üstün olan kimseleri, ask belasina maruz kalinca iffetini muhafaza edenlerdir.) [Deylemi]
iffetlinin esi de iffetlidir
imam-i Gazali hazretleri buyuruyor ki:(Akli dinlemeyen, en çok ona isyan eden sehvettir. Insanlarin, baskalarinin ayiplamalari gibi sebeplerle bu sehvetten kaçinmalari faydali ise de, büyük sevap alamazlar. Fakat günah islemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku yok iken, sirf Allah rizasi için, Allah’tan korktugu için sehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavusur. Bu derece siddiklar, sehidler makamidir.)
Hadis-i serifte buyuruldu ki:(Haya, iffet, dile hakimiyet ve akil, imandandir. Böyle kimselerin ahiret arzusu çogalir, dünya hirsi azalir. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayasizliktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hirsi çogalir, ahiret arzusu azalir.) [Beyheki]
Erkekler, iffetsiz olursa, yakinlari da kötü yola düsebilir. Peygamber efendimiz, (Siz iffetli olursaniz, kadinlariniz da iffetli olur) buyurdu. (Taberani)
Ibni Neccarin bildirdigi (Zina eden, ayni seye maruz kalir) mealindeki hadis-i serif, iffetli olmayanin yakinlarinin da, iffetsiz olabilecegini göstermektedir.
Iffetli olmaya gayret eden bunu basarir.(Iffetli olmak isteyeni Allahü teâlâ iffetli kilar) hadis-i serifi buna delildir. (Hakim)
Gayri mesru isler, dünyada insan için yüzkarasidir. Ahirette ise, azabi çok siddetlidir. “Ben ölmem” veya “Cehennem atesi bana zarar vermez” diyen varsa, diledigi kötülügü islesin!
Hadis-i serifte buyuruldu ki:
(Dünya için, dünyada kalacagin kadar çalis! Ahiret için, orada sonsuz kalacagina göre çalis! Allahü teâlâya, muhtaç oldugun kadar itaat et! Cehenneme dayanabilecegin kadar günah isle!) [Eyyühel veled]
Insana en büyük zarar, kötü arkadastan gelir. Kötü arkadaslarla düsüp kalkan, kilavuzu karga olan nasil her zaman temiz olabilir?
Hadis-i serifte,(Insanin dini arkadasinin dini gibidir) buyuruluyor. (Tirmizi)
Bir hadis-i serifte buyuruldu ki:
(Iffet talep edeni, Allahü teâlâ iffetli kilar.) [Hakim]
Iffetli olan, aile efradinin da iffetli olmasini ister. Onlari da kötülükten korur. Kendisi kötü olursa, bir gün çoluk çocugu da Allah saklasin kötü yollara düsebilir. çocuklarinin iffetsiz olmasini hangi ana-baba isteyebilir?
Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:(Iffetli olursaniz, kadinlariniz da iffetli olur. Ana-babaniza ihsan ederseniz, çocuklariniz da size ihsan eder!) [Taberani]
(Kötülükten korunmak için, nikahli yasamak ve iffetli olmak gerekir.) [Ibni Asakir]
Allah C.C. hakkıyla harama girmeden sevenlerden eylesin
Sevilen insanın gözünde gerçek sevgiyi bulanlardan oluruz inşAllah…
ALINTI…

Bu Yürek Seni Nasıl Anlatsın

Standard

Mahlûkâtın adedince, arşın büyüklüğünce, Zâtının rızâsınca ve ilminin sonsuzluğunca hamd; Mâlike’l-mülk, Zü’l-celâli ve’l-ikram, Rahman ve Rahim olan Allah’a…

Ve sonsuz sayıda salât ü selâm, Allah’ın Rasûlü, pâk elçisi Muhammed Mustafa’ya…
Ya Rasûlallâh!

Her ne kadar size layık olmasa da sevgim, âzâd edilmek istemeyen bir köleniz olarak kabul ediniz sevgimi Efendim!..

Size günahkâr yüreğimden çıkan ama tertemiz duygularımla yazıyorum. Ve sizi selmaların en büyüğü, en güzeli ile selamlıyorum:

Esselâmu aleyke yâ Rasûlallâh!
Esselâmu aleyke yâ Hâteme’n-Nebiyyîn!
Esselâmu aleyke yâ Fahr-i Âlem, Ahmed ü Mahmud, nur Muhammed Mustafâ’mız!..
Selamlarımı yolluyorum, acziyetimle… (yasaklı söz)ürmek için yarışan meleklerle, duâlarınızı bekliyorum Efendim.

Bu karadan da kara geçmişime, zifiri karanlık olmuş yanıma-yöreme… Hak Teâlâ’nın hatırına bir nur olun, kapkaranlık dünyama…

Ricâm kâinâtın en şereflisine…
Herkesin “ene: ben” diyeceği günde “ümmetî, ümmetî” diyen size…
“Cehenneme düşüyorum”, sesleniyorum Efendim. Hak ettiğimi düşünmeksizin; çığlıklarım çaresiz…
“Bir yudum su…” diyorum yâ Nebî, Allah için bir yudum su!..
Derinlere düşüyorum, tutun ellerimden; her yanım ağır yanık kokusu!…

Günahkâr ellerimle, iştiyâkla yazdığım mektubuma; hasretimi işledim nakış nakış her yanına… Binbir teessür ve elemle, tecerrüd ettim bütün nefsânî arzularımdan… Mahcûbiyetimden Zâtınıza bakacak yüzüm yoktur, Yâ Rasûlallâh!..

Ey şefîe’l-Müznibîn,
Günahımın utancı, al al yansırken yüzüme, her teheccüd vakti ilticâ ediyorum kalb-i pâkine, “Ne olur, ne olur ümmetin olmaya kabul et, beni!” diye…
Gül kokulu Peygamberim; size ümmet olmayı bilemedim, sünnet-i seniyyenizi lâyıkıyla hayatıma tatbik edemedim. Dayanağım bir tek “kelime-i tevhid” gerçeğidir.

Ey benim ulu dağlarda açan kardelenim, cennet kokulu Efendim,
Hasretiniz bir kor, içten içe yakıyor yüreğimi… Hasretinizi çeken bir dağ olsam erirdim hicranımdan. Her yağmur yağışında yönümü dönüyorum Kâbe’ye, havayı kokluyorum belki rahmet melekleri Senin kokundan da bir nebze taşır diye…

Ve ömrümden eksilen her yeni günle vuslat ateşin yakıyor her yanımı… Size kavuşmanın özlemi ile hayaller kuruyorum her gece…

Ve bir gün, işte Ravza-i Mutahhara’nın önündeyim. Ayaklarım tutmuyor. Haşyetle titriyorum. Sizi görebilmek arzusuyla kapınıza geliyorum. Bir pîr-i fânî soruyor, sanki hâlimden hiç anlamazcasına:
“-Kimi aramıştınız?” Ben:
“-Rasûlullâh’ı…” diyebiliyorum ürkekçe.
Titrek sesiyle cevap veriyor:
“-Rasûlullâh, ayak bastığın, nazar edebildiğin her yerde… Onu seven yürek onu her yerde bulur ve koklar…”

işte o an arş yıkılıyor sanki başıma… O an bir dikenli çalıydı, ciğerime girip çıkan, Allah bilir ya, mevt (ölüm) bile bu kadar acı değildir, ya Rasûlallâh!…

Fatımatü’z-Zehra annemizin hâli geliyor aklıma. Nasıl bir mum gibi günden güne eridiğini daha iyi anlıyorum.

Buram buram Sen kokuyor buralar, ismin arşın sütunlarında dahî yazılı… Ve kabr-i şerîfinizin tam önündeyim. Güneşin ışıklarıyla yarışırcasına bütün azametiyle nur saçıyor dört bir tarafa… Siz Refîk-i Âlâ’ya kavuşmaktan mesrur, biz sizi kaybetmekten mahzûnuz yâ Seyyidü’l-Kevneyn!..
* * *
Eğilip öpüyorum, geçtiğin yolları, bastığın toprağı, kanat çırpıyor vecde gelen, kirli bedenimde hapsolmaktan yorulan ruhum; göğüs kafesimi zorluyor, çıkmak istercesine, “Lebbeyk, Lebbeyk” diye cûşa geliyor.
* * *
Ve bir sesle irkildim, doğruldum yerimden: “Hayyeale’l-Felâh, Hayyeale’l-Felâh”… Kat kat açıldı, gözümdeki perde, şaşkınlıkla afalladım, arandım durdum… Rasûl’ün kokusu nerede? Gül kokulu Medine nerede?
Bir an acıdı, kavruldu yüreğim. Neşterlerle şerha şerha parçalandı kalbim. Nasıl geçmişti zaman? Ne olmuştu, nasıl olmuştu? Neredeydim, şimdi neredeyim?
Kulaklarımda çınladı ezanın nağmeleri… Gözlerim artık ağlamaz olmuştu; dışarıda huzurlu, coşkulu bir yağmur sesi…

“-Evet.” dedim, “Doğru!.. Rabbim çağırıyor huzuruna… Muhakkak ki huzur, O’nun huzur-i ilâhîsinde.”
Edâ ettiğim namazımın ardından, hasret dolu duâlarımı da yolcu ettim Refîk-i Âlâ’ya… Ve dedim ki:
“-Ey noksan sıfatlardan münezzeh, varlığının eşi, benzeri, ortağı olmayan Zü’l-celâl-i ve’l-ikram!..

Nasıl tattırdıysan o leziz ânı
Onsuz bir hayat istemem al artık bu cânı
Nasıl terkedip gittiyse O, bu hanı
Tek bildiğim O’nsuz yaşayamam artık bir ânı

Mektubum size ulaşır da kabul buyurursanız selâmımı, içine tasrih edemediğim kadar hasretimi ve belki de bu cürm yüklü kara yüzümle mümkün olmayacak vuslatımı yolluyorum.

Anladım ki, râh-ı necât size olan muhabbettir. istimdâd eden ümmetinizin ıslâh-ı hâli ancak size olan itaattir.

Gün gelip de bendeki emaneti aldığında emanetçilerin en büyüğü; bir gün ektiğimi biçmeye geldiğimde, merdud olma korkusuyla ürperdiğim Rabbimin sonsuz merhametine sımsıkı bağlandığım anda, işte o anda Rabbimin mağfiretini, zât-ı devletlerinizin şefaatini istirham ederim. Bu kalbimin karasını akıtttığım satırlarım, nurunuzu taleb eden bir dilekçe olsun. Niyazım beni de sevdikleriniz ve seçtiklerinizin kervanına katmanız…

Allah’ın selâmı, sizin, mübârek ailenizin ve kıymetli ashâbınızın üzerine olsun.
Sizi görmek arzusuyla yanan, 14. asırdaki ümmetinizden birisi…

Sevgiyle kalınız inşaAllah…