Monthly Archives: Nisan 2008

Ey Evlâd…!

Standard

Ey evlâd! Yalnız kaldığın zaman, seni kötü işten koruyacak duyguya muhtaçsın. Ayak kaymasını önleyecek tedbirin olmalı. Hakkın her an seni kontrol ettiğini içinden sezmelisin. Bu düşünceler varlığını sarmalı.Anlattıklarımıza şiddetle ihtiyacın vardır.Benliğini bu öğütlerle donattıktan sonra nefiste cenge çıkmak kabil olur.

Halk arasında büyük olarak tanınan kimseleri ufak bir hata yıkabilir; zahidleri şehvetten perişan eder. Ebdâlleri, maddi varlığını manevî varlığa katmak isteyenleri, yersiz düşünce süründürür. Bilhassa, yalnızlık hallerinde, kötü fikirlerden kendilerini korumaları gerektir.

Doğruların yıkılışı bir an işidir. Çünkü bunlar şahın kapısında beklerler. Tek tek halkı Hakk’a çağırmaya memur edilmişlerdir. Onlar, mahlûkata şöle hitab ederler:

-Ey kalbler! Ey Ruhlar! Ey İnsanlar ve cinler! Hak yolunu istiyorsanız bana gelin! Gelişiniz kalb adımı ile olsun. Takvâ ve vera “caddesinden aşın, gelin. Dünyayı bırakın. Âhireti bir yana atın Mevlânızdan başkasını düşünmeyin. Bana bu duygularla dolarak gelin!..

İşte, bize uyanlar böyle olur. Gayretleri sayesinde yerle gök arasındaki boşluk dolar.

Ey evlâd! Nefsi bir yana at. Şahsi arzularından geç. Yukarıda, azıcık vasıflarını anlattığımız er kişilerin ayakları altında toz ol, toprak ol!.. Onlar ellerini birbirine vurduğu zaman gözden kaybolacak kadar küçül!

Hak, hem Aziz, hem de Yücedir. Ölüyü diriltir. Dilediği an dirileri de öldürür.

İbrahim(a.s.) peygamberin ana, babası küfürle gitmişti. O, iki ölüden diri çıkardı. Onlardan koca bir İbrahim peygamber doğdu. İman sahibi diridir. Küfür ehli ölü sayılır. Allah’ı tevhid nuru ile bilen diri; müşrik ise ölüdür. Allah-ü Teâlâ, geçmişteki peygamberlerine indirdiği bazı kitaplarda şöyle buyurdu:

-”İlk defa şeytan öldü; çünkü bana karşı geldi. Bu yanlış iş, onun sonsuz yıkılışına sebeb oldu.”

Artık yaşadığımız zaman, son demlerin geçirmektir. Ortalığı yalan, nifak tohumları kapladı. İçi dışına uymayan kimselere yanaşmayın. Yalancı ve insanları doğru yoldan saptıran kişilerden uzak durun. Onların kılığı deccal kılğıdır. Tipleri şeytana benzer. Bu vasfı onların, yalnız dış cephelerinde aramayın. İçlerini biraz sezecek olursanız, onların fenalığını hemen anlarsınız. Kendi iç bünyende de bulabilirsin. Nefsin de şeytan kılığına girip seni azdırabilir. Onun da bir vasfı, deccal’dır. Onları da ıslaha çalış. Kötü arzularını da yenmeye gayret et. Nefsin fenalığını düşünmeden başkasını kötülersen, sana yazıklar olsun, derim. Varlığında her cins kötülük saklı; münafıklık, aldatıcılık, daha bir çok fenalık onda varken başkasına sataşman ne gerek?.. O ayrıca Allah’a şirk de koşuyor; bunu bildiğin halde neden göz yumuyorsun?

Nefsine muhalif ol. Ona uyma. Onu kuvvetle bağla, çözme. Onu hapset. Yalnız hakkı kadar ver. Fazla verme, sonra azar, baş edemezsin. Her zaman onunla mücadele et ve onu yenmeye çabala.

Şahsi arzularına bin. Onlar sana yük olmasınlar; İşte buna meydan verme. Tabiî hevayı yık, yeniden yap. Onun aklı yoktur. Küçücük çocuğa benzer. Gözleride kördür. Gideceği yolu sen göster. Ondan bir şey de öğrenmen mümkün değildir; kendi bildiklerinden ona belki öğretebilirsin. Öğrenmek istemez, ama hissen iyiye yanaşabilir. Aksi halde ondan kabul edeceğin her haraket, senin ebedi yıkılıp gitmene sebeb olur.

Ey evlâd! Başına bir iş gelecek olursa, sabır eli ile karşıla. Şifa buluncaya kadar dur. Bağırma, çağırma. Şifa gelirse, şükür eli ile al. Bu hale geldiğin zaman, en güzel şeyi bulmuş olursun.

Cehennem korkusu, iman sahiplerinin ciğerlerini parçalar. Renklerini değiştirir. Kalbleri mahzun olur. Bu duygu sonunda Allah’ın rahmet suyu üzerlerine saçılır. Lütuf hoşluğuna kavuşurlar. Âhiret kapısı onlar için açık olur; sevdikleri makamı görür ve sonunda oraya yerleşirler. Bir zaman rahat edip huzur bulduktan sonra, bu defa celâl perdesi açılır. İlk korkudan daha büyük bir ürperme hasıl olur. Kalbleri Hakka doğru uçmaya başlar. Bu devir de biterse, Cemâl kapısına yol açılır. Artık bulacaklarını bundan sonra bulurlar. Sakin ve emin olurlar fakat, bu emniyet ilk defadan çok üstün ve hoş olur. Dereceler bir bir artar, perdeler arka arkaya açılmaya başlar. Duyguları yeni yeni şeyler sezmeye koyulur, çünkü Hakkın tam yakını olmuş olurlar.

Ey evlâd! Gayretin yemek, içmek ve evlenmek olmasın. Bunların tümünü gönlünden çıkar. Gayen bunlar olmasın. Çünkü hepsi nefsin arzularıdır. Tabiatın gereği sayılır. İlahi kuvvet, bunlarla seni bulamaz. Bunlara kapılırsan kalbin hakiki isteği narede kalır?.. Onlar, Hakkı aralar. Sana da iç âlemin isteği gerek. Bütün gayretin en çok lâzım olana olmalı. O en lüzumlu olan ise Allah’tır. O’nu ara. Allah ve onun katında olan sana yeter.

Her şeyin bir karşılığı olur. Dünyaya âhiret, yaratılmışlara ise Yaratan bedeldir. Dünyayı kalbinden atarsan yerini âhiret alır; halk bir yana bırakılırsa onun yerini Hak alır.

Şu günün, ömrün için son olduğunu bil. İşlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter. Öbür âleme hazırlık yap. Ölüm meleğini candan bekle. Onun gelişi seni sevindirmeli.

İman sahiplerine dünya, pişme ocağıdır. Âhiret onları hazır bekler. Hakk’ın gayreti onların kapalı perdesini açar. Onlarda Tekvin -istediğini yapabilmek- sıfatı tecelli eder. Bu, öbür âlemde olması gereken bir vasıftır. Ama onların dünyasıda âhiret gibi olur. Dünya ile âhiretin onlara bir değiişik hal getirmediği de ayrıca iddiası gerekmez bir gerçektir.

Yalancı! Allah’ı sevdiğini belirtiyorsun. Nimet halinde “Allah” de; sonra kaç, kaybol; bu yakışır mı?.. Belâ geldi mi, sanki ilahi duyguların sönüyor ve sen çırpınıyorsun. Allah’ı yalnız iyilik içinde mi anacaksın?.. Belâ karşısında dağ gibi olmalısın. Allah sevgisi o zaman belli olur. Bu duygudan mahrumsan hiçsin. Bu yol, içi bozukları hemen açığa çıkarır. En ufak bir değişik hal, iç âlemi perişan etmeye yeter.

Bir adam Peygamber(s.a.v) efendimize geldi:

-”Seni seviyorum, ya Resulullah”, dedi.

Peygamberimiz şöyle buyurdu:

-“O halde fakirlik haline razı ol!”

Bir kişi yine yine geldi:

-“Ben Allah’ı seviyorum,” dedi.

Peygamber(s.a.v) efendimiz buna da şunları söyledi:

-“O halde, belâ gömleğini giy. Allah ve Peygamber sevgisini fakirlik hali ve belâ takip eder.”

Bundandır ki, birçok iyiler, Şöyle derler:

-“Belâ velilere -Allah dostlarına- gelir. Tâ ki, bir iddia peşine koşmayalar. Böyle olmasaydı herkes velilik iddiasında bulunurdu.”

Allah, belâ anında dimdik durmayı iyilere verdi. Fakirlik ve ihtiyaç hali

İse bu sevginin gereğidir.

Ya Rabbi, bizi ateşten koru. Dünyada iyilik âhirette yine iyilik ver.” (2/201)

Sevgiyle kalınız İnşaAllah…

Allah sabırlı kişilerle olur

Standard

Kader başa geldiği zaman gönderene kafa tutmak, inancı öldürür; Tevhid -Allah’ı birleme- nurunu söndürür; tevekkül ve ihlası yok eder.

İman sahibinin kalbi, niçin ve neden oldu, gibi sözleri bilmez. Belki “şundan veya bundan oldu”, gibi yersiz lafları da dile getirmez. Bildiği tek şey vardır, o da:

– Bâşüstüne, hoş geldi; sefalar getirdi… diye karşılamaktır.

Nefis, tümüyle muhalefet safında durur. Durmadan niza çıkarır; daima karışıklık ister. Onun ıslahını dileyen, cihad ehli olsun. Ta şerrinden emin oluncaya kadar. O nefis, şer içinde şerdir. Onunla cihad edersen emin olabilirsin. Neticede göreceksin ki, hayır içinde hayır oluyor. Cihad devam ettiği müddetçe onu her iyiliğe uyar bulursun. İbadetleri hoşlukla yapmaya koyulur. Ve bu uyarlık mükafatı olarak şu ilahi hitap ona gelir:

– “Ey mutmeinne -sakin, Hakka uyar- nefis, rabbine dön. O, senden razı; sende hoşnut olarak…” (89/27,28,29)

Bu cihad sonunda, nefse itimat caiz olur. Çünkü, şerli yönü ıslah olmuştur. Nefsi halkın eline bırakma… Ta ki, manevi pederi İbrahim’e(a.s.) nisbeti yerinde olsun…

O ki, nefsi bir yana atmıştı. Ve herkesten ayrı tutmuştu. Şahsi hevesini söndürmüştü. Boşlukta uçuyordu. Bütün varlığı ile sakindi. Her şey onu ateşten korumaya geliyordu. Ama, onun bunlara aldırış ettiği yoktu. Allah’tan başka kimseden talebi yoktu.

-“Onun halimi bilmesi bana yeter” diyordu.

Çünkü tam teslim olmuştu. Hakkıyle tevekkül etmiş, Rabbin zatına sığınmıştı. İşte bu sığınmadır ki.

-“Biz ateşe: ‘İbrahim’e yakıcı olma, serin ve selamet üzere ol’ dedik.” (21/69) mealinde gelen ilahi fermanın inzaline sebeb oldu.

Sabırlı kullara, Allah’ın bu dünyada hesapsız yardımı olur. Ahirette ise sayısız nimetleri… Şu Ayet-i Kerime sözüme şahittir:

-“Sabırlı kulların mükafatı bol ve hesapsız verilir.” (39/10)

Sabırlı kulların bu alemde çektiği cefa, onun gözünden kaçmaz. Siz, bir an olsun onun uğruna sabır yolunu tutun; yıllarca ecrini alırsınız. Zaten ömür boyunca “Kahraman” lakabıyla gezen, onu, bir anlık cesaret sonunda almıştır.

Allah sabırlı kişilerle olur” (2/153). Bu oluş, maddi bir terim değildir, manevidir.

(*) RİBAT’ın birkaç manası vardır. Tekke, hanikah, konak, menzil, kervansaray, han gibi. Buradaki manası tekke olsa gerektir.

Sabırlıyı Allah zafere ulaştırır, yardımın bol eder. Siz sabra devam ettikçe her an yardımcınız O olur. Yeter ki, O’na bağlanmayı ve O’nun varlığına sığınmayı bilesiniz. O’nunla sabredin, O’nunla ayık olun; gaflet uykusundan uyanın.

Uyanmayı, ölüm anına bırakmayın; önceden uyanın. Biliniz ki, o anda uyanmanız sizi felaketin kucağından çeviremez. O’nun huzuruna varmadan uyanın. O’nun şedid emirlerini duymadan gözlerinizi açın. Sonra pişman olusunuz; ama ne çare ki, faydasız olur.

Kalblerinizi ıslah etmeye çalışın. Çünkü onun salah bulması bütün varlığın salaha ermesi sayılır. Bu mevzuda, Peygamber (s.a.v) efendimizin şu Hadis-i Şerifini anlatmak yerinde olur:

-“Ayık olun, insanda bir et parçası vardır. O iyi olunca, bütün duygular güzelleşir. O fesada uğrarsa bütün duygular iyiliğini kaybeder…İşte o et parçası Kalb’dir.”

Kalbin ıslahı, takva, tevekkül ve bütün işlerde ihlas sahibi olmakla mümkündür. Fesadı ise bunların yokluğu ile olur.

Kalb, şu bünye kafesinde bir kuş gibidir. Ve bir şişe içinde saklı inciye benzer; hazinede gizli, muteber bir meta gibidir. Bakılacak şey, kafes değil, içindeki kuştur. İçindeki inciye bakılmalıdır, şişeye değil. Hazinedeki muteber nesne dururken, duvarına, kerpicine bakmak neye yarar.

Allah’ım, duygularımızı taatında kullan. Kalblarimizi mafiret nurunla doldur. Hayatımız boyunca yolunda kalmak için bizlere başarı ihsan eyle… Bizleri geçmişteki iyilere kat. Onlara verdiğini bize de nasip et. Onlara zatını vermiştin; bize de ver. Amin!..

Sevgiyle kalınız İnşaAllah…

Kapıyı ısrarla vurana kapılar açılır

Standard

Allah’ın sevgisini tatmadan sakın bu fâni dünyadan göçmeyesin.
O’nun sevgisinin tadı, yiyecek ve içeceklerde bulunmaz.

Çünkü bunlardan istifade etmede kâfirlerle hayvanlar sana ortaktır. Sen Allah’ın zikrinin tadını almakta ve cem makamına muvaffak olmakta meleklere ortak ol.
Ruhlar, nefislerin serpintilerine tahammül edemez. Dünya leşine battığında bu halinle ‘ın huzuruna çıkmaya layık olamazsın. Çünkü günahla kirlenmiş olanlar Allah’ın huzuruna alınmazlar.O halde kalbini temiz tut ki, gaybın kapıları sana açılsın.
Günah işlemeyi bırakıp, zikir ve tevbe ile Allah’a dön.
Kapıyı ısrarla vurana kapılar açılır. İnsanların birbirine karşı iyi ve dostça davranışları olmasaydı, bunları sana anlatmazdım.
Rabiatü’l-Adeviyye:’Bu kapı ne zaman kapandı ki açılsın.
‘demiştir. Fakat ey kişi! Bu seni Allah’a ulaştıran kapıdır.
Kalbinin Allah’ın birliğinden habersiz ve bu konuda dikkatsiz olmasından sakın.
Zikredenlerin birinci basamağı, Allah’ın birliğini ve tekliğini anmaktır.
Zâkirlere kapının açılması ancak ‘ın birliğini anmalarından dolayıdır.
O’nun rahmetinden kovulanlar da ancak yaptıkları işin önemini kavramaksızın, körü körüne, bilinçsizce Allah’ı zikrettikleri için kovulmuşlardır.
Mide ve cinsel doyum şehvetlerini kırarak bu akıbetin önüne geçebilirsin.
Zira Allah’ı zikirde sana ancak nefsin muhalefet eder. Yaratıklara olan sevgin ne çok, Allah’a olan sevgin ise ne az!

Allah ile karşılıklı olarak birbirinizi sevme kapısı sana açılmış olsaydı, elbette seni şaşırtan çok şeylere tanık olurdun. Gecenin ortasında uykuyu bölüp, kıldığın iki rekât namaz, Allah ile karşılıklı olarak birbirinizi sevmektir.
Hastaları ziyaret etmen, Allah ile karşılıklı olarak birbirinizi sevmektir. Cenaze namazını kılman, Allah ile karşılıklı olarak birbirinizi sevmektir.
Müslüman kardeşine yardım etmen, Allah ile karşılıklı olarak birbirinizi sevmektir. Eziyet veren şeyleri yoldan uzaklaştırman, Allah ile karşılıklı olarak birbirinizi sevmektir.
Yere bırakılmış kılıcın onu savuracak bir kola ihtiyacı vardır. Senin için Allah’ı zikirden daha faydalı ibadet yoktur.
Çünkü zikir ayakta duran, rükû ve secde yapamayan yaşlılar ve hastalar için de kolay bir ibadettir.

Allah’ın huzuruna nasıl çıkacağını, âlimler ve hikmet sahipleri sana öğretirler.
Sen hiç satın alınır alınmaz hizmet etmeye elverişli köle gördün mü?! Bilakis o önce bir eğitimciye verilir de o onu eğitir, ona edep ve terbiye kazandırır.
Eğitim ve terbiyeyi başarıyla tamamladığında hükümdara hizmet etmeye başlar. Velilerin yaptığı da budur.
Öğrenciler, onların himmetiyle huzura varacakları güne kadar onlarla beraber olurlar.
Yüzme hocası, birine yüzmeyi öğreteceği zaman o kişi yalnız başına yüzebilecek seviyeye gelinceye kadar onunla yanyana yüzer.
Artık o yüzmeye başladığında ise onu korkusuzca denize salabilir.

‘Peygamberler, veliler veya salihler vasıtasıyla Allah’a yaklaşılamaz.’
diyen düşünceden uzak dur.
Kuşkusuz Allah kendine ulaşmak isteyenler için onları vesile kılmıştır.

Velilerden sadır olan, su üzerinde yürümek, havada uçmak, gizli şeyleri haber vermek ve suyun kaynayıp çıkması gibi harikulade haller, peygamberin doğruluğuna şahittir.

Çünkü velilere verilen kerametler, peygamberlerinden dolayıdır.

İbn Ataullah İskenderî

Sevgiyle kalınız İnşaAllah…

İnsanlara Saygili Davranmak

Standard

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, Herkesin Hakkına Saygı Gösterirdi.
Beraber olduğu herkesle yeteri kadar ilgilenirdi. O’nunla oturan, Efendimizin nezdinde kendisinden daha kıymetli biri olabileceğini düşünmezdi. ( et_tirmizî )
Abdullah bin Ebi Hadret anlatıyor:
“Bir yahudinin bende 4 dirhem alacağı vardı. Beni Rasûlullah’a (s.a.v) şikâyet etti. Ya Muhammed! Benim bu adamda 4 dirhem alacağım var. Ödemek istemiyor, dedi”. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):
-“Ona hakkını ver, borcunu öde..” buyurdu. Ben:
“Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, ödemeye imkânım yok, dedim.” Allah Rasûlü yine

– “Ona hakkını ver”, buyurdu. Ben:

“Kudret ve iradesi ile yaşadığım Allah’a andolsun ki, vermeye muktedir değilim. Bir yerden bir ganimet ele geçerse, ödeyeceğim, dedim”. Rasûlullah yine:

-“Ona hakkını ver,” dedi.

“Allah Rasûlü bir şeyi 3 defa söylediği zaman,

karşısında artık başka bir şey söylenmezdi. Derhal çarşıya gittim. Başımda bir sarık, üzerimde bir hırka vardı. Sarığımı vücuduma sarıp hırkamı satılığa çıkardım. 4 dirheme satıldı. Gidip borcu ödedim. Yaşlı bir kadın beni bu halde görünce:


“Bu ne vaziyet ey Rasûlullah’ın ashabı?” Diye sordu. Ben de durumu anlattım. “Al, o hırka yerine bu hırkayı giy!” Diyerek bana yeni bir hırka verdi. Böylece hem borcu ödemiş, hem de elimden çıkardığım hırkama bedel, yeni bir hırkaya kavuşmuş oldum.”

Muhakkak ki bu, Rasûlullah’ın sözünü, (tek varlığı olan hıkasını gözden çıkarmak pahasına da olsa) dinleyen bu zata, Rabbinden bir ihsandı.

 

Sevgiyle kalınız inşaAllah…

DÜNYANIN ÜÇ YÜZÜ VARDIR…

Standard

Dünyanın 1. yüzü, CENABI HAKK IN güzel isimlerine bakar. O, güzel isimlerin nakışlarını gösteren bir aynadır. Dolayısıyla da kendini göstermekten çok Yaratıcının varlığını ve birliğini gösterir.Dünyanın bu yüzü , Rabbimizin bize yazdığı muhteşem bir mektup gibidir. Her varlık bir harf , bir kelime gibi , bize Yaratıcının varlığını haber verir.

Dünyanın 2. yüzü, Ahirete bakar .Ahiretin tarlasıdır.
Cennet burada kazanılacaktır. Dünyanın bu yüzü nefrete değil , aşka layıktır.

 

Dünyanın 3.yüzü , insanın heveslerine bakan ve gaflet perdesi olan yüzüdür.Dünya boyutlu düşüncelerin his ve heveslerinin oyun ve eğlence yeri sayılan bu yüz çirkindir.Çünkü , fanidir, geçicidir, elemlidir, aldatıcıdır.

Sevgiyle kalınız inşaAllah…