Category Archives: PEYGAMBER EFENDİMİZE ,Mektuplar

Dillerimizi salatınla aç Ya Resulallah

Standart

canimefendim

Allah’in selami rahmeti magfireti inayeti Efendimiz (s.a.v)in aşki muhabbeti, gül kokusu üzerinizden eksik olmasin insaAllah

Ya Rab Resulunu anisimizdan haberdar et ona yüzlerce selat güllerce selam olsun…

Nur yüzlüm Gül kokulum canım Efendim Sensiz hayat ne zor, sensiz hayat ne çekilmez

Seni çok seviyoruz Efendim Seni bir ben değil bütün kainat seviyor Efendim

Gül yüzlü rüyalarım sensiz çok sessiz, günlerim sensiz çok sıkıcı

Özledik seni Nur Yüzlüm Özledik Seni gül kokulum Bugün Senin o güzel adın anılıyor

Biliyormusun Efendim ne zaman canlı bir gül görsem hep Sen gelirsin aklıma

Senin o gül kokulu terin gelir aklıma O güllere bakınca gözlerim nemlenir Akar toprağa gözyaşlarım

Korkuyorum gül kokulum, korkuyorum sana iyi bir ümmet olamamaktan korkuyorum

Efendim ne olur gel, gel rüyama gir Benimle konuş, benimle muhabbet et

Senin o güzel, o tatlı sesini ben de duyayım Senin o nur yüzünü bende göreyim

Efendim , Sen Muhammed’sin, sen Mustafa’ların en hası Mahmut’ların en kıymetlisisin

Sen en önemlisi bizim Peygamberimizsin Ne olur bize darılma Efendim

Seni seviyoruz Efendim Sana yazdığım duygularımı bu mektupta açıklamaya çalıştım
Kabul eder misin ya Rasulallah !

Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz

Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;
Allah bizi peygamberimizi unutanlardan eylemesin inşallahAmin
Allah kalplerimizi nuruyla doldursun Amin
Allah kalplerimizi peygamber sevgisiyle doldursun inşallahAmin

Gözlerimiz nurunla aydınlansın Ya Resulallah
Dillerimizi salatınla aç Ya Resulallah

Ya Resulallah öyle güzelsinki kimse anlatamaz
Rabbülalemin senden güzelini yaratmadı yaratmaz

Bütün alem senin nurunla yaratıdı
Senin güzelliğini sevgililerinden başkası anlayamaz

Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa

Kalplere düstursun ahlakın ile Salat-u selamlar sanadır Ya muhammed
Ya Muhammed (sav)nurun senden önce geldi Medine’ye
Ya rasulallah sen Medine’nin beklediği, Mekke’nin özlediğiydin…
Seni kalplerine mescid yapan Müslümanların kalbinde bekliyor ve özlüyoruz…

Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz
Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;

اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد
ALLAHÜMME SALLİ
ALA SEYYİDİNA

MUHAMMEDİN VE ALA ALİ

SEYYİDİNA MUHAMMED

Yüzümüz Kızaracak

Standart

 

Ya Rasulullah sen bir gün yine Ebu Cehile uğramıştın. Bıkmadan usanmadan tekrar ettiğin tebliğini bir kez daha tekrarlamıştın.

Ebu Cehil sana “Ya Muhammed Eğer senin bu ısrarın inandığın Rabbin huzurunda mesuliyetten kurtulmak içinse ben sana şehadet edeceğim.Sen üzerine düşen görevi yaptın” diyordu.

Sen mahzun ve mükedder giderken Ali soruyordu “Ya Ebu Cehil gerçekten Muhammed’e SAV inanmıyor musun?

Bu soruya Ebu Cehil gibi münkir “Evet biliyorum ki o bir peygamberdir.Ama niçin O diyordu?”

Bugün seni hiç tanımayan isminin anılmasına dahi tahammül edemeyenler var. Sen insanlık aleminin yıldızı iken, sen kainatın yaratılış sebebi iken.sana ebu cehil kadar dahi insaflı davranmayanlar var.

Var zira biz o kapıları hiç zorlamadık.

Ya bir kere gittik kovulduk, ikinciye gitmedik ya da hiç gitmedik. Öyle iken bu işler olmuyor diye şikayet ediyoruz Ya Rasulallah.

 Senin Ebu Cehil’in arkasından konuştuğunu ne gören oldu ne duyan. Senin iman etmiyor diye birini zemmettiğin vaki değilken ümmetin ne kadar da rahat konuşuyor Ya Rasulallah.

İstediğine kafir deyip bin bir türlü hakaret yağdırıyor. İstediğinin de “yüzüne tükürmek gerektir” diyor ve tükürüyor.

Bu yol senin yoluna pek benzemiyor. Senin yolun değilse ümmetin kimin yolunda gidiyor Ya Rasulallah…

***

İman etmek için Ömer ne güzel bir örnekti…

Bir gün yanında gelmiş ve sana hitaben “Şuan nefsimden sonra en sevimli seni buluyorum” demişti.

Sense elini elinden tutmuş, “olmadı, olmadı Ya Ömer beni nefsinden çok sevmedikçe tam iman etmiş olmazsın” demiştin.

 Daha sonra Ömer “şuan seni nefsimden daha çok seviyorum” deyince, yüzüne gülümsemiş “İşte şimdi oldu Ya Ömer, işte şimdi oldu” demiş ve dostun Ömer’i tam imana erdirmiştin.

Ebu Talib’e yetmemişken seni seviyoruz demek bize yetecek mi Ya rasulallah…

Sadece iman ettik deyip, imanın gereklerini yerine getirmesekte iman etmiş olur muyuz YA rasulallah…

Ömer gibi olabilmek mümkün mü hiç. Sen Ömer!e olmadı derken bizim imanımıza olur verir misin Ya Rasulallah.

Seni nefsinden değil, eşinden, çocukalarından, malından, evinden, arabasından sonra düşünen ümmetin nasıl tam imana ulaşacak Ya Rasulallah.

Kim elimizden tutup olmadı diyecek bize…

***

Şu dönemde ise Ey Eba Akîl tembel insanlar sardı her yanı , ipek döşekler içinde aranır oldu Rıza… Bırak ölüm döşeğinden fırlayıp davaya sarılmayı…

Yumuşak döşeğini terk etmez oldu insanlar..

Şimdi sizler ey bütün bir tarih boyunca ağlamayı unutanlar, gamsızlar, dertsizler ve ağlanacak hallerine gülenler…

Gelin şu çıkmazın başında durup asırlık gamzsızlığımıza bir son vererek beraber ağlayalım. Cehaletimize ağlayalım, kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım. kusurdan bir heykel haline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım. Bu vaziyette öleceğimize, öldüğümüz gibi dirileceğimize..

Tasmalı ve prangalı…

Büyük imtihanda, en büyük merasimde fevç fevç geçecek olan mazimizin şanlıları arasında yer bulamayacağımıza ağlayalım. Daldan kopan bir meyve gibi yalnız düşüşümüze,ayaklar altında ezilişimize ve rahmetten cüda kalımışımıza ağlayalım.. iktibas..

Selam ve Dua ile…

Tufan yeri bu yürek…

Standart

Uyanmak nedametinden nefsin…
Çıkarmak tene değen lekeyi…
İki damla gözyaşı senin için akıtılmışsa neleri temizlemez ki? Muzır hesaplaşmaların bayağı sulara gömülmesi ve halisane bir tövbenin değmesi lisanımıza… Ve kurtulmak avunmalardan, avutmalardan çoğu zaman. Yenildiğimizi sandığımız zamanlarda aşklardan, senin yanına yürümek cesurca. Ruhumuzda yaylım ateşi, kilit vurulmuş yüzler etrafımızda. Sesinin geldiği yöne doğru koşmak yeniden…          

Hatırlamak seni incitenleri. Ve onları hâlâ sevmediğimizi…
Topraksız kalışını gülistanımızın…

Bülbüllerin gamını…
Bu topraklarda gül yetiştirmenin artık zor olduğunu…
Rengi neden sana benzemez ki şimdi güllerin? Neden Yusuf gülümsemez ki, Züleyha’ya? Ahengini kim bozar bu eşref saatinin?

Çözmek zamanın esrarını…

Sabretmek Eyyub gibi…
Neden paylaşılmaz ki sabrın lokması şimdilerde? Beklemeye üşenen sabahlarımız var bizim. Gecelerimizi hastalık hastası eden yalnızlığımız var. Kim dağıtır bu sabırsız uykuyu senden başka? Esrarını Hud Suresi’nin kim anlatır bize? Seni neden kocattığını? “Ey arz yut suyunu ve ey sema açıl.”

Şimdi tufan sonrası…

Tufan yeri bu yürek…

Nuh peygamberin duası bu yüreğe derman. “Bilmediğimi istemekten sana sığınırım. Sen bana mağfiretini reva görmez, rahmetini vermezsen ben hüsrana düşenlerden olurum.” Ve sen Efendim, senin sözün gönlümüze ferman. “Allah’a ibadet ve tevekkül edin.”

Uzanmak fezasına tesellilerin…
Nurunu dağıtmak süveydalara…
Seninle olmak Dar’ül İman’da. Kubbe-i İslam’da…

Meclisinde azade olmak tamahkâr günahlardan. Ve halisane bir tövbeyi değdirmek lisanımıza. Şeytani heveslerin ateşini söndürmek, senin için akıtılmış iki damla gözyaşında. Seni incitenleri neden sevmediğimizi anlatmak yeniden çocuklara.

Aşkına tutulmak senin…

Ve felaha ermek eşi ve benzeri olmayan kelamla. Geceye ve kuşluk vaktine and içmek yeniden seninle. Ve kalemin en güzel yazdığına inanmak içten içe yeniden.
Huzura ermek edeple…

Kıble-i İslam’da buluşmak seni özleyenlerle. Hasretinden uyanmak gece yarısı… Ve yönelmek gece yarısı Kâbe’ye…

Bu fani ne söyletsin kaleme senden başka? Yarım yamalak kelimeler ne anlatsın sayfalara senden başka? Senden başka nerede bulsun ahengini ruh? Nasıl ayakta dursun bu biçare senin yokluğunda?

Hatırlamak seni incitenleri ve hatırlatmak bu asrın çocuklarına. Çaresizliğe çareler sunmak seninle. İzin vermemek daha fazla yenilmelere.

“Lailahe İllallah, Muhammedün Ra­su­lullah”

hitabıyla koşmak yeniden sana. Rengi neden sana benzemez ki şimdi güllerin? Ahengini kim bozar bu eşref saatinin?

Uyanmak nedametinden nefsin…
Çıkarmak tene değen lekeyi. Ve gül yetiştirmek bu topraklarda senin için yeniden. Nurunu dağıtmak süveydalara. Seninle olmak yeniden Dar’­ül-Ebrar’da…

La ilahe illallah muhammedün resulullah.

alıntı

Yüreğime Gel ya MUHAMMED(s.a.v)

Standart

 yuregimegel

Şu günahkar,şu katı kalbime, sevgine muhtaç,aşkına susamış yüreğime gir ya Muhammed!!

Ay’ı böldüğün gibi yüreğimi de, aşkınla ikiye böl!

Bir tarafında EN BÜYÜK SEVGİLİ taht kursun en zirveye,bir tarafında sen kur saltanatını;

Ey Nazlı Sultan!

İbrahim’in baltasını al eline ve kır yüreğimdeki bütün putları. Musa’nın elini getir yüreğime ve aydınlat yüreğimi.

Musa’ nın asasını vur gönlüme!Böl yürek denizimi ikiye ve EN BÜYÜK SEVGİLİ’ NİN sevgisiyle senin sevgin,el ele geçsin yüreğimin en derinine ve en zirvesine giden yoldan ve sonra kapansın yürek denizim, firavunî sevgiler boğulsun iman denizlerimin dalgalarında.

Yüreğime gel ya MUHAMMED!

Yüreğim;hicretinden önceki Medine gibi seni bekliyor. Yüreğime hicret et ya MUHAMMED.!Gel ve mescidini kur gönlüme..Münafıklığı ve küfrü kov kalbimden..Ve iman devletini kur yüreğime…

Yüreğime gel ya MUHAMMED.!

Misafirlerin en azizi,en güzeli!En mubareği ve en mukaddesi!Misafirlerin gülü,en güler yüzlüsü,en güldüren yüzlüsü,güllerin kendisinden güzellik ve ilham aldığı,gül yüzlü ve gül yürekli Nebi!!!

Gel ve gülle donat kalbimi!

Gel ve nurunla doldur,gel ve sevginle kandır, gel ve aşkınla yandır yüreğimi!Sensiz ana babasını kaybetmiş gözü yaşlı,kalbi yaralı bir yetimim ey Nebi!Gel ve sevindir beni,okşa saçlarımı,al gönlümü.Tut ki;erken yitirdiğin Kasım’ınım,doyamadığın Abdullah’ınım.
Tut ki; canının goncası torunun Hüseyin’im. Şefkatinle sar beni,muhabbetinle kuşat beni ey Nebi…


Yüreğime gel ya Muhammed.!Yüreğim şimdi Mescidi Aksa…Filistinli çocuklar koşuyor yüreğimin bulvarlarında..Kimisi babasını arıyor gözü yaşlı, kimisi oyun yerine taş atıyor zulmün beynine,kimisi küçük bedenine gelinlik yerine,damatlık yerine bombalar kuşanmış yürüyor küfrün kalbine.

Şehadetin gururu ve ay yüzlerinde…

Ve Ümmetin boynu bükük, ümmetin diz çökmüş yüreğimde. Haydi! Yüreğime

gel ey Nebi!Cebrail’le,Burak’la gel!Ve imanı yaralanmış,izzeti paralanmış,namusu ayaklar altına alınmış,her cephede yenik düşmüş ümmetinin yüreğini sevgi yağmurlarınla yıka ve çıkar miraca!!!!!

Ey Nebi!”Sevdiğinize sevginizi söyleyin”buyuruyorsun. İşte söylüyorum,işte haykırıyorum sana;

SENİ SEVİYORUM EY NEBİ…

SENİ ÇOK SEVİYORUM!!!!!

VE EN BÜYÜK SEVGİLİ’ DEN ;önce O(c.c)’u ve sevgisini,sonra da seni ve sana kavuşmayı diliyorum…

Seni seviyorum Efendim!

Seni çok seviyorum ey SEVGİLİ!!!!!!!!!!!!!!

Selam ve Dua ile…

Ey Sevdasına Yandığım…

Standart

efendim

 

Ey sevgisine susamışlığım,

Ey sevdasına yandığım,

 

 

Unutamadığım, unutturamadığım… Dudağımdan dökülen söz, söylenmemiş türküm, bitirilmemiş bestem, kullanılmayan notam… Öyle bir nota ki birkez duyduğumda sesini, bana kendini hemen hissettiren… Öyle bir bestesin ki satırlar inci inci kafiyelerle süslü… Ve öyle bir türküsün ki, tam söyleneceği anda boğazımda düğümlenen ve ardından gözyaşlarımla söylenen…

 

Heyhat yar, öyle bir derde düşmüşüm ki gel derdime sen ağla diyorum, bana derdimin güzel olduğunu söylüyorsun…Oysa derdim büyük, yolum uzun, yolluğum az, sabrım sınırlı ama sevdam sonsuz, davam büyük… Yüreğimden tutuyorsun yar, bırak desem bırakmazsın, çünkü tam yerindesin… Olabildiğin en güzel yerde ve en güzel halinle beyazlar içinde bana gülümsüyorsun…

 

 

O da ne? Bırakıp gidecek misin? Ama niye? Yar, sevdasına yandığım beyaz güvercin… Simsiyah gözlerinde kendimi bulduğum yar… Bu kadar az mıydı birlikteliğimiz, bu kadar güzel mi olabilirdi Seninle bir kaç saat… Beni unutma diyorsun Yâar, daha gitmedin ama inan seni şimdiden çok özledim, Yar bırakma beni bu köhne dünyada, dostluğun, vefanın, doğruluğun katledildiği bu dünyada.. Beni de götür o güzel mekanına, beraber koşturalım seninle, beraber bakalım tomurcuklara, beraber yeşertelim goncalarımızı. Kısacası birbirimizin özü olalım… İstemez misin yar, kapının tokmağının çivisinin pası olayım, kapının sadık bekçisi olayım…

 

 

Bırakma yar, zira bırakırsan, korkarım, ağlarım, daralırım… Bu küçük oda benliğimde büyür ve beni benden ötürü boğarcasına öldürür… Yüreğimden tut yar ya da ellerimden tut nazlı güvercin… Bırakma ellerimi uçalım Seninle mavi sonsuzluğa doğru… Bırakalım benliğimizi boşluğa, eneler ayaklar altında olsun… İmanınla uçur beni Ey Sevgili, En Sevgili’m…

 

 

Ey derdimin dermanı, Ab-ı Hayat’ım, Sensizlik ne kadar zormuş meğer, Seninle değil de Seni bu satırlarda aramak, bir hayalin peşinde koşmak çok zormuş. Oysa bir papatya kadar masum, kafamı uzatmış her daim Seni beklerken, vefalı vefasızlar! Üzerime basıp ezdiler beni, ezdiler zira Rabbim tekrar yeşertti beni rahmetle, sevdayla, duayla ümitle, coşkuyla, yağmurla…

Yüreğim Senin Efendim, sevdam Senin, yolum Senin yolun, davam boynumun borcu…

 

Beni bana bırakma, beni yanlız bırakma, beni Sensiz bırakma. Sen gittiğin günden beri bozuldu dünya hali bebelerin gözyaşları dinmedi, analar gülmez, yağmurlar yağmaz oldu. Yüreklerde bir fırtına… Öyle bir fırtına ki kimi Allah (celle celâluhu), kimi Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem), kimi de KAN diyor… Dışarı da kan gövdeyi götürüyor Sevgili’m…

 

 

Ey sevgili yüreklerimiz Senin elinde, onların hidayeti ise Rabbimin… Yüreğimden yüreğine yol var dost, o yolları şu an yeşertme çabası içindeyim ama Sensiz olmuyor inan, tek başıma kalkamıyorum bu yükün altından, kimi zaman gözyaşlarımla suluyorum goncalarımı, kimi zaman bir güneş misali gülümsememle onlara hayat veriyorum. Ama çok yoruldum yar, yoruluyorum ve bunca nimetin kıymetini anlıyor ve eşyanın maddiyatta sınırlı kalmadığını görüyor ve ondaki maneviyat yansımalarını sezebiliyorum.. seziyor ve sonunda Seni buluyorum.. Az kaldı Ferhat ,çoğu gitti azı kaldı diyor ve suyun kaynağını bulmaya çalışıyorum…

 

 

Öyle bir zaman oluyor ki Yusuf görünce değerlerimi! (Her ne kadar benim olmasa da) ellerime sürüyorum, oysa Seni görünce Yusuf’un güzelliği Senin güzelliğinin yanında hiç kalıyor, Senin dırahşan çehren, ayın ondördü alnın o değerleri yüreğime, sineme sürüyor…

Ve öyle bir zaman oluyor ki ;Yok mu bir Sevgili?; deyip çıkınca Mecnun gibi çöllere, utanarak huzuruna geliyorum s eni bulup. Affet beni Sevgili, affet zira Sen affetmezsen akıbetimin kötü olmasından korkuyorum.

 

 

Seviyorum Efendim, Seni öyle seviyorum ki, aslında Mus’ab bin Umeyr’i severken bile Seni seviyorum, çünkü Sana en çok benzeyenlerden biri O… Gülmesi Sen, ağlaması Sen, ahlakı Sen… Senden bir parçaydı sanki… Nasıl olmasın ki? Seni görüp de Sen olmasaydı ayıp ederdi, zaten o zamanda MUS’AB olmazdı….

 

 

Efendim bu mektubu Size yazmam o kadar zor oldu ki, yazıp yırttığım her kağıt yüreğimden koparılan bir parça oldu… Sonunda yazdım, yazdım ama gönderilecek bir adresi yok, hangi pul geçerli o bile belli değil. Ama biliyorum Efendim şu an melekler bu dakikaları kaydediyorlar, arka fondan eşlik eden ezgiyle birlikte aheste aheste yazıyorlar bu kutlu dakikaları… Çünkü onlar da Seni yazıyorlar Efendim, onlar da En Sevgili’yi yazıyorlar…. İşte Efendim ben de melekleri şahit koşarak inşallah bu mektubu size Livaülhamd’da vereceğim. Aslında orada Size vereceğim mektuplardan sadece bir tanesidir bu…

 

 

Muhterem Efendim, Gül yüzlüm… Size sayfalar dolusu yazmak isterdim, ne yazık ki saatler ve kağıtlar yeterli olmuyor. Sizi çok seviyorum Efendim… Ne olur bekletmeyin artık, bekliyoruz yıllardır…

 

Son yüzyıldan bir hayranınız…