Kategori arşivi: PEYGAMBER EFENDİMİZE ,Mektuplar

Bir Hadis

Standart

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:     

“Kim bizim büyüklerimizi büyük görmez, onlara hürmet etmez; küçüklerimize de şefkat ve merhamet etmezse o bizden değildir.”

(Tirmizi, Ebu Davud)

Bir yudum su…

Standart

Ricâm kâinâtın en şereflisine…

Herkesin “ene: ben” diyeceği günde “ümmetîm, ümmetîm” diyen size… “Cehenneme düşüyorum”, sesleniyorum Efendim.

Hak ettiğimi düşünmeksizin; çığlıklarım çaresiz… “Bir yudum su…” diyorum yâ Nebî, ALLAH için bir yudum su!..

Derinlere düşüyorum, tutun ellerimden; her yanım ağır yanık kokusu!…

Günahkâr ellerimle, iştiyâkla yazdığım mektubuma; hasretimi işledim nakış nakış her yanına…

Binbir teessür ve elemle, tecerrüd ettim bütün nefsânî arzularımdan… Mahcûbiyetimden Zâtınıza bakacak yüzüm yoktur,

Yâ Rasûlallâh!.. Alinti


Yandım yâ Resûlallâh

Standart

yandımislamasevgi


Dertli BiR Sevdalıyım

Standart

gül

Dertli bir sevdalıyım ben derman arayan…

“Zaman zaman hüzünlü gecelere açar kirpiklerini gönül gözü…
Varsa yoksa hüzün geceleri

Varsa yoksa gam vurgunu nakaratlar solmuş dudaklarımda…
Hüzzam özlemlerin kucağında”

Aklım sende, elim yüreğimde kaldı… İçimdeki hüznü anlatmak istiyorum geceye dökmek içimi… Nasıl anlatsam kelimelere sığmaz ki… Yorgunluğumu, bitkinliğimi, yalnızlığımı ..

Gözlerimi geceye çevirdim yürüyorum… Başım dik, yalnızlığımın yansımasıyla karanlık göz bebeklerim… Rüzgarı giymiş gece… Bir avuç meltem…

Ben isimsiz bir sevdalı çiçek yüreğinde… Adını gül yapraklarına yazıyorum her damlası ateş olan gözyaşlarımla… Baş döndürücü hüzün tadında…

Hocamdan yadigar udumun tellerine vuruyorum…

Duygularım coşuyor sevdayı duyumsuyor, her notada seni düşüyorum bestelerime… Varsa yoksa gam vurgunu nakaratlar solmuş dudaklarımda… Hüzzam nağmelerle özlemleniyor,

Bırak peşi sıra gelsin karanlıklar üzerime… Buruk gülüşlerimle seni sararım inatla gecelere… Bırak Leyla’yı Mecnun’u sevgili, Yusuf’u Züleyha’yı bırak… Öyle sev ki beni, sevdayı arayanlar bizde tanısın, bizi ansın dilden dile sevenler… Hadi ne duruyorsun… Seni senden alan yalan sevgileri unut… Sevdalı ayaklarınla koş bana, tamamlanmış sevgi sözcükleri olsun dilinde… Unut yarım kalmışlıkları… Bir yıldız olsun gözlerin semalarımda, göz kırp bana küskünlüğümü unutayım…

Çerçevelerdeki tatlı gülüşlerini vur yüzüme…

Sanadır seslenişim ey yar…

Sende hatırına düşür beni…

Suskun bir gül gibi yüreğine düşür, sevindir beni… Uyan derin uykularından, uyan… Geceye çevirdiğim ıslak göz bebeklerime bak… Gözlerimden akan yaşlara vurul… Gül sükutundaki dillerimden söyleyemediklerimi duy… Yanıma gel sevgili… Sesini ek yüreğime, … Gerçekler öldürürken beni düşlerime gel…

sevdalı gül mevsimime gel…

Dertli bir sevdalıyım ben derman arayan…

Derdim de sensin, dermanımda sevgili…

alıntıdır

Selam ve Dua ile…

Dillerimizi salatınla aç Ya Resulallah

Standart

canimefendim

Allah’in selami rahmeti magfireti inayeti Efendimiz (s.a.v)in aşki muhabbeti, gül kokusu üzerinizden eksik olmasin insaAllah

Ya Rab Resulunu anisimizdan haberdar et ona yüzlerce selat güllerce selam olsun…

Nur yüzlüm Gül kokulum canım Efendim Sensiz hayat ne zor, sensiz hayat ne çekilmez

Seni çok seviyoruz Efendim Seni bir ben değil bütün kainat seviyor Efendim

Gül yüzlü rüyalarım sensiz çok sessiz, günlerim sensiz çok sıkıcı

Özledik seni Nur Yüzlüm Özledik Seni gül kokulum Bugün Senin o güzel adın anılıyor

Biliyormusun Efendim ne zaman canlı bir gül görsem hep Sen gelirsin aklıma

Senin o gül kokulu terin gelir aklıma O güllere bakınca gözlerim nemlenir Akar toprağa gözyaşlarım

Korkuyorum gül kokulum, korkuyorum sana iyi bir ümmet olamamaktan korkuyorum

Efendim ne olur gel, gel rüyama gir Benimle konuş, benimle muhabbet et

Senin o güzel, o tatlı sesini ben de duyayım Senin o nur yüzünü bende göreyim

Efendim , Sen Muhammed’sin, sen Mustafa’ların en hası Mahmut’ların en kıymetlisisin

Sen en önemlisi bizim Peygamberimizsin Ne olur bize darılma Efendim

Seni seviyoruz Efendim Sana yazdığım duygularımı bu mektupta açıklamaya çalıştım
Kabul eder misin ya Rasulallah !

Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz

Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;
Allah bizi peygamberimizi unutanlardan eylemesin inşallahAmin
Allah kalplerimizi nuruyla doldursun Amin
Allah kalplerimizi peygamber sevgisiyle doldursun inşallahAmin

Gözlerimiz nurunla aydınlansın Ya Resulallah
Dillerimizi salatınla aç Ya Resulallah

Ya Resulallah öyle güzelsinki kimse anlatamaz
Rabbülalemin senden güzelini yaratmadı yaratmaz

Bütün alem senin nurunla yaratıdı
Senin güzelliğini sevgililerinden başkası anlayamaz

Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa

Kalplere düstursun ahlakın ile Salat-u selamlar sanadır Ya muhammed
Ya Muhammed (sav)nurun senden önce geldi Medine’ye
Ya rasulallah sen Medine’nin beklediği, Mekke’nin özlediğiydin…
Seni kalplerine mescid yapan Müslümanların kalbinde bekliyor ve özlüyoruz…

Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz
Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;

اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد
ALLAHÜMME SALLİ
ALA SEYYİDİNA

MUHAMMEDİN VE ALA ALİ

SEYYİDİNA MUHAMMED

Yüzümüz Kızaracak

Standart

 

Ya Rasulullah sen bir gün yine Ebu Cehile uğramıştın. Bıkmadan usanmadan tekrar ettiğin tebliğini bir kez daha tekrarlamıştın.

Ebu Cehil sana “Ya Muhammed Eğer senin bu ısrarın inandığın Rabbin huzurunda mesuliyetten kurtulmak içinse ben sana şehadet edeceğim.Sen üzerine düşen görevi yaptın” diyordu.

Sen mahzun ve mükedder giderken Ali soruyordu “Ya Ebu Cehil gerçekten Muhammed’e SAV inanmıyor musun?

Bu soruya Ebu Cehil gibi münkir “Evet biliyorum ki o bir peygamberdir.Ama niçin O diyordu?”

Bugün seni hiç tanımayan isminin anılmasına dahi tahammül edemeyenler var. Sen insanlık aleminin yıldızı iken, sen kainatın yaratılış sebebi iken.sana ebu cehil kadar dahi insaflı davranmayanlar var.

Var zira biz o kapıları hiç zorlamadık.

Ya bir kere gittik kovulduk, ikinciye gitmedik ya da hiç gitmedik. Öyle iken bu işler olmuyor diye şikayet ediyoruz Ya Rasulallah.

 Senin Ebu Cehil’in arkasından konuştuğunu ne gören oldu ne duyan. Senin iman etmiyor diye birini zemmettiğin vaki değilken ümmetin ne kadar da rahat konuşuyor Ya Rasulallah.

İstediğine kafir deyip bin bir türlü hakaret yağdırıyor. İstediğinin de “yüzüne tükürmek gerektir” diyor ve tükürüyor.

Bu yol senin yoluna pek benzemiyor. Senin yolun değilse ümmetin kimin yolunda gidiyor Ya Rasulallah…

***

İman etmek için Ömer ne güzel bir örnekti…

Bir gün yanında gelmiş ve sana hitaben “Şuan nefsimden sonra en sevimli seni buluyorum” demişti.

Sense elini elinden tutmuş, “olmadı, olmadı Ya Ömer beni nefsinden çok sevmedikçe tam iman etmiş olmazsın” demiştin.

 Daha sonra Ömer “şuan seni nefsimden daha çok seviyorum” deyince, yüzüne gülümsemiş “İşte şimdi oldu Ya Ömer, işte şimdi oldu” demiş ve dostun Ömer’i tam imana erdirmiştin.

Ebu Talib’e yetmemişken seni seviyoruz demek bize yetecek mi Ya rasulallah…

Sadece iman ettik deyip, imanın gereklerini yerine getirmesekte iman etmiş olur muyuz YA rasulallah…

Ömer gibi olabilmek mümkün mü hiç. Sen Ömer!e olmadı derken bizim imanımıza olur verir misin Ya Rasulallah.

Seni nefsinden değil, eşinden, çocukalarından, malından, evinden, arabasından sonra düşünen ümmetin nasıl tam imana ulaşacak Ya Rasulallah.

Kim elimizden tutup olmadı diyecek bize…

***

Şu dönemde ise Ey Eba Akîl tembel insanlar sardı her yanı , ipek döşekler içinde aranır oldu Rıza… Bırak ölüm döşeğinden fırlayıp davaya sarılmayı…

Yumuşak döşeğini terk etmez oldu insanlar..

Şimdi sizler ey bütün bir tarih boyunca ağlamayı unutanlar, gamsızlar, dertsizler ve ağlanacak hallerine gülenler…

Gelin şu çıkmazın başında durup asırlık gamzsızlığımıza bir son vererek beraber ağlayalım. Cehaletimize ağlayalım, kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım. kusurdan bir heykel haline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım. Bu vaziyette öleceğimize, öldüğümüz gibi dirileceğimize..

Tasmalı ve prangalı…

Büyük imtihanda, en büyük merasimde fevç fevç geçecek olan mazimizin şanlıları arasında yer bulamayacağımıza ağlayalım. Daldan kopan bir meyve gibi yalnız düşüşümüze,ayaklar altında ezilişimize ve rahmetten cüda kalımışımıza ağlayalım.. iktibas..

Selam ve Dua ile…

Tufan yeri bu yürek…

Standart

Uyanmak nedametinden nefsin…
Çıkarmak tene değen lekeyi…
İki damla gözyaşı senin için akıtılmışsa neleri temizlemez ki? Muzır hesaplaşmaların bayağı sulara gömülmesi ve halisane bir tövbenin değmesi lisanımıza… Ve kurtulmak avunmalardan, avutmalardan çoğu zaman. Yenildiğimizi sandığımız zamanlarda aşklardan, senin yanına yürümek cesurca. Ruhumuzda yaylım ateşi, kilit vurulmuş yüzler etrafımızda. Sesinin geldiği yöne doğru koşmak yeniden…          

Hatırlamak seni incitenleri. Ve onları hâlâ sevmediğimizi…
Topraksız kalışını gülistanımızın…

Bülbüllerin gamını…
Bu topraklarda gül yetiştirmenin artık zor olduğunu…
Rengi neden sana benzemez ki şimdi güllerin? Neden Yusuf gülümsemez ki, Züleyha’ya? Ahengini kim bozar bu eşref saatinin?

Çözmek zamanın esrarını…

Sabretmek Eyyub gibi…
Neden paylaşılmaz ki sabrın lokması şimdilerde? Beklemeye üşenen sabahlarımız var bizim. Gecelerimizi hastalık hastası eden yalnızlığımız var. Kim dağıtır bu sabırsız uykuyu senden başka? Esrarını Hud Suresi’nin kim anlatır bize? Seni neden kocattığını? “Ey arz yut suyunu ve ey sema açıl.”

Şimdi tufan sonrası…

Tufan yeri bu yürek…

Nuh peygamberin duası bu yüreğe derman. “Bilmediğimi istemekten sana sığınırım. Sen bana mağfiretini reva görmez, rahmetini vermezsen ben hüsrana düşenlerden olurum.” Ve sen Efendim, senin sözün gönlümüze ferman. “Allah’a ibadet ve tevekkül edin.”

Uzanmak fezasına tesellilerin…
Nurunu dağıtmak süveydalara…
Seninle olmak Dar’ül İman’da. Kubbe-i İslam’da…

Meclisinde azade olmak tamahkâr günahlardan. Ve halisane bir tövbeyi değdirmek lisanımıza. Şeytani heveslerin ateşini söndürmek, senin için akıtılmış iki damla gözyaşında. Seni incitenleri neden sevmediğimizi anlatmak yeniden çocuklara.

Aşkına tutulmak senin…

Ve felaha ermek eşi ve benzeri olmayan kelamla. Geceye ve kuşluk vaktine and içmek yeniden seninle. Ve kalemin en güzel yazdığına inanmak içten içe yeniden.
Huzura ermek edeple…

Kıble-i İslam’da buluşmak seni özleyenlerle. Hasretinden uyanmak gece yarısı… Ve yönelmek gece yarısı Kâbe’ye…

Bu fani ne söyletsin kaleme senden başka? Yarım yamalak kelimeler ne anlatsın sayfalara senden başka? Senden başka nerede bulsun ahengini ruh? Nasıl ayakta dursun bu biçare senin yokluğunda?

Hatırlamak seni incitenleri ve hatırlatmak bu asrın çocuklarına. Çaresizliğe çareler sunmak seninle. İzin vermemek daha fazla yenilmelere.

“Lailahe İllallah, Muhammedün Ra­su­lullah”

hitabıyla koşmak yeniden sana. Rengi neden sana benzemez ki şimdi güllerin? Ahengini kim bozar bu eşref saatinin?

Uyanmak nedametinden nefsin…
Çıkarmak tene değen lekeyi. Ve gül yetiştirmek bu topraklarda senin için yeniden. Nurunu dağıtmak süveydalara. Seninle olmak yeniden Dar’­ül-Ebrar’da…

La ilahe illallah muhammedün resulullah.

alıntı