Yüz Yıllık Kaza Namazınız Olsa Bile çaresi var

2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif

Aslında namazın kazasından çok edasıyla meşgul olmak gerekir. “Namazımızı her yerde, her zaman, tüm engelleri aşarak, hakkıyla nasıl kılabiliriz?” sorusuna cevap vermek için seferber olmalıyız.

Ancak geçmiş namazların kazasının kılınması iki açıdan çok önemli:

Birincisi, henüz namaz kılmayanlar, “Zaten birçok kazam var. Namaza başlasam bile onları bitirmem çok zor” düşüncesiyle bir türlü beş vakit namaza başlayamıyor.

İkincisi, namaz kılanların geçmiş kaza borçları yıllardır bitmeyince şevkleri kırılıyor, namazdaki huşu ve zevki hissedemiyorlar.
 

Ayrıca kaza namazları kılarken şu hususlara dikkat ederseniz, inşallah daha kısa zamanda bitirebilirsiniz:

  • Öncelikle Rabbinize olan namaz borcunu bitirmek için şevkli ve gayretli olun. Kaza namazı borcunuz yüz yıl bile olsa ümidinizi kırmayın. Yeter ki, tövbe edip bundan sonraki namazlarınızı hassasiyetle kılın, kazalara başlayın ve zamanınızı iyi değerlendirip borçlu gitmemek için çırpının. Böylesi bir ihlâs ve gayret olursa, inşallah Rabbimizin rahmet ve mağfireti sizi kuşatacaktır. Söz gelişi, yüz yaşında namaza başlayan ve geçmişi için usûlünce tövbe ederek bir günlük eda ve bir günlük kaza kıldıktan sonra vefat eden birisi bile Rabbimizin af ve mağfiretine uğrayabilir.
  • Namazları eda ederken zaman ve imkân müsaitse uzun sureler okumak daha faziletlidir. Ancak kaza namazlarında esas olan borcumuzu en kısa zamanda ödemek olduğu için hep kısa sureler okuyabilirsiniz. Hatta tüm kazalarınızda Fatiha’dan sonra sadece Kevser ve İhlâs surelerini okumanız bile mümkündür.
  • Kaza namazlarında büyük bir hassasiyetle ve ısrarla üzerinde duracağımız husus, namazın öncelikle farzlarını ve vaciplerini yerine getirmektir. Bunun dışında, meselâ Tahiyyattan sonra Allahümme Salli ve Barik, Rabbenâ Âtina ve benzer duaları okumadan selam verebilirsiniz. Böylece kazandığınız zamanı, daha fazla kaza namazı kılmaya harcayabilirsiniz.
  • Eski çağlarda namaza büyük önem verilir, kazaya bırakmamak için her şey yapılırdı. Bununla birlikte elde olmayan sebepler yüzünden yılda veya ömürde birkaç kez namaz kazaya kalmışsa, büyük üzüntü duyulur, gözyaşıyla tövbe edilir, kazası kılınırken de sanki eda kılıyormuş gibi ezan okunur, kaamet getirilir, kaçırılan sevabı elde edebilmek için sünnet ve âdâba dair en küçük ayrıntılara bile dikkat edilirdi. Fakat siz yıllarca sürecek kaza namazlarını daha kısa sürede kılabilmek için ezan ve kaameti de terk edebilirsiniz.
  • Bilhassa namazlardan sonraki dualarınızda, “Allah’ım, hukukullahı ve hukuk-u ibadı hakkıyla ifa etmeden canımı alma. Ölmeden önce kaza namazlarımı tamamlamayı nasip et” diye dua edin. İnşallah Rabbim bu duayı kabul eder, Allah’a ve kullara ait hakları yerine getirme fırsatı verir. Dua tamamen kabul olmasa bile, sizin samimiyetinizi gösteren bir belgedir. İnşallah Rabbimiz hesap gününde, “Bu kulumun ömrü olsaydı kılıp bitirecekti” diyerek rahmet ve mağfiretle muamele eder.
  • Yıllardır namaz kılmadığınız için hem namazın sevabından mahrum oldunuz, hem de günah kazandınız. Peygamberimiz (a.s.m.), günahlardan kurtulmanın çaresini gösterirken, salih amelleri arttırma tavsiyesinde bulunmuştur. Siz de, madem ki geçmişi kazaya, bugünü edaya başladınız; namazlarınızı hakkıyla ve huşu içinde kılmaya, namazı başkalarına anlatıp teşvik etmeye çalışın. Bir iyiliğe vesile olan onu yapmış gibi sevap aldığına göre, namaza başlamasına vesile olduğunuz kişilerden dolayı siz de namaz sevabı alacaksınız.
  • Geçmiş günahlarınıza kefaret olması için namazla birlikte diğer salih amellere de büyük özen gösterin. Meselâ, yerine getirme şartlarını taşıyorsanız, oruç, zekât, hac gibi farzlara sarılın, dinî hizmetlere omuz verin, sadaka ve benzeri hayır hizmetlerine koşun. Ta ki, bu iyilikler geçmişteki ihmalinizi telâfi etsin.

Bu tavsiyelerimize uyarak, kaza namazlarınızı daha kısa zamanda bitirmeniz ve şevkle kılmanız mümkündür. Söz gelişi, her namazdan sonra aynı vaktin bir kazasını kılıyorsanız, iki veya üç kılabilirsiniz.

Maksadımız, kaza namazlarını baştan savma kılmak değildir. Namaz için gerekli olan bütün şartları ve huşuu elbette ihmal etmeyeceksiniz; sadece en kısa zamanda farz borcundan kurtulmak için zaman kazanmış olacaksınız.

Cemil Tokpınar

2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif

Namazın Edebi

islamasevginamaz.jpg

Ey imam;

Namaza başlarken Allâhu ekber demenin mânâsı şudur: “Allâh’ım, biz senin huzûrunda kurban olduk.” Kurban keserken Allâhuekber dersin işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir. O esnada beden İsmail, can da Halîl İbrahim gibidir.

Can, bu semiz bedenin hevâ ve hevesini kesmek için tekbîr getirince Beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda “Bismillahirrahmânirrahîm” demekle kurban olur gider. Namaz kılanlar, kıyâmette olduğu gibi, Allâh’ın huzûrunda saflar halinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar. Namazda gözyaşı dökerken ayakta durmak, kıyâmet günü dirilerek, kabirlerden kalkıp mahşer yerinde Allâh’ın huzûrunda ayakta durmağa benzer.

Cenâb-ı Hakk; “Sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın? Ne kazandın, ve bana ne getirdin?” diyecek. Ömrünü ne ile, ne işlerle, ne gibi ibâdetlerle, ne iyilikler yaparak harcadın, bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin? Gözünün nûrunu nerede tükettin? Beş duygunu nerelerde kullandın?

Gözünü, kulağını, aklını, irâdeni, bileğini, arşa ait olan bütün bu kuvvetlerini, neye, nerelere harcadın da onlara karşılık, bu dünyada neyi satın aldın? Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim. Onları sana ben bağışladım; onlar ne oldular?” Allâh’ın huzûrunda bunun gibi derde dert katan yüz binlerce haberler, sualler gelir.Namazda kıyamda iken, kula gelen bu sözlerden kul utanır, utancından iki büklüm olur ruküa varır.

Utancından ayakta durmağa gücü kalmaz, ruküda: “Subhane rabbiye’l-azîm” diyerek Allâh’ın noksan sıfatlardan berî olduğunu söyler.Sonra o kula Hakk’tan ferman gelir; “Başını kaldır da sorulan sorulara cevap ver.” denir. Kul utana utana başını ruküdan kaldırır; fakat, dayanamaz; o günahkar, utancından yine yüz üstü yere kapanır.Ona tekrar; “Secdeden başını kaldır da, yaptıklarından haber ver.” diye ferman gelir. O bir kere daha utanarak başını kaldırır ama, dayanamaz yine yılan gibi yüz üstü düşer.

islamasevgiyıldız.gif

Yazının devamını oku »

Bu Gece Seccadeni Göğe Ser

islamasevgisec.jpg

Ansızın bölünen bir uykuyum bugün, gecenin koyu karanlığında, yağmurun ıslatıp hırpaladığı…

Bak dinle, her şeyin ve herkesin sustuğu bir vakit, bir ağıt duyacaksın bu gece, ansızın uykunu bölen ve içinin duvarlarını delen bir ağıt. Bir ağıt…

 İçini susturmaya çalıştığın saatlerde, kapı eşiğine süzülmüş, öylece sessiz zaman kollayan, bir kadın entarisi giyinmiş, kalbi ortasından yarılmış, hiçbir dilde olmayan, bir ağıt duyacaksın…Bu gece seccadeni göğe ser ve uyuma! Çünkü dünyanın bütün ağıtları kapını bir bir çalacak, izin istemeden sana hikayeler anlatacaklar. Kadın çığlıklarına uyanacaksın! Bir yerde yarım kalmış bir kadın, boğazına sarılacak bu gece! Bir kadın, giyemediği bütün entarilerin hesabını soracak…Ve başka bir kadına çöpe attığın en son bayat ekmeğin, hesabını vereceksin bu gece! Asla kazanılamayan savaşlar meydanında, yani gerçekte kimsenin galip olamadığı bir dünyada, yegane güce sığındığında, bütün ağıtların dilini çözeceksin. Bir düşün… Ölü bir çocuk yüzüne, kaç ağıt sığdırabilirse bir anne, bugün o kadar ağıt yakılacak şehrinde. Ve bütün ‘’la yüs’el’’ lere inat, soracaksın, iniltili cümlelerin ezik senfonisine, neden, niçin, neden, niye…?

Yegane bir gücün herkesi izlediğini ve bütün ağıtlarımızı herkesten önce ve herkesten çok duyduğunu unutarak, soracaksın…

Mesela bir zalime içinden kin güderken, bir zindanda insanlığı ararken,bir bebeği toprağa bırakırken, bir ağıt sesi içinde yankılanırken…

Soracaksın illaki. İllaki aklınla yola koyulacaksın. Hayır! Önce kadınlar tanımalısın, kan kokusu eteklerine sinmiş ve etekleri bahar çiçeklerine hiç deymemiş, yamalı yürekler yani…

Onların Rab’leriyle konuşmalarına kulak verdiğinde, sormayacaksın artık hiçbir şeyi. Yüreğin yeterse, dinleyeceksin. Ve öğreneceksin bir ağıt dili, Rable konuşan…

Her gece, giden birine, içi hiç dolmayan gariban tencereye, alnında kanı kurumamış taze şehide, gün görmemiş dertli geline, ağlayan bir kadın sesi, her şehirde…Ve hayır öyle değil diyeceksin ardından! Siz bilmiyorsunuz ağıt dilini! Her gece uykumu bölen kadınlar, ağıt yakmıyorlar aslında! Siz bilmiyorsunuz, onlar isyan da etmiyorlar… Kimsesiz kalmış bir bilinmez dille, Rab’le konuşuyorlar…

Bu dili öğrenirsen bir gün unutma! Ve kimsesiz kalmadan önce, bir ağıt yak kendince! Tenceren doluysa da, elini bırakmayan bir el varsa da, gönlün bir şehit kanına yanmadıysa da, bir ağıt yak…

İçinde şükür olsun, nefesler sayısınca… Yoksa, bir gün kimsesiz kaldığında,gökyüzü ses vermez ağıtlarına… Bugün ellerin doluysa da Rabbe uzat avuçlarını…

Ve ağıtlar büyüt! Bu gece bütün duyduğun ağıtlara kulak ver! Seccadeni gökyüzüne ser bu vakit! Uyuma…

Kalk bir ağıt yak!

Alıntıdır….

Sehiv Secdesi

Namaz içinde meydana gelen bazı yanılmalar sebebiyle namazın sonunda iki secde yapılır ki, bunlara “sehiv secdesi” denir. Namazda yanılan kimse son teşehhüdünü yaptıktan sonra yalnız sağa selam verir ve ondan sonra arka arkaya iki secde yapar ve yine  teşehhüde oturur. Teşehhüd ve salavatlar okunduktan sonra her iki tarafa selam verilerek namaz tamamlanır.

Sehiv secdesinin yapılması vacibdir; ancak bu vücub vaktin müsait olmasına bağlıdır. 
Sabah namazından üzerine sehiv secdesi gereken bir kimse, ilk selamdan sonra hemen güneş doğmuş olursa, sehiv secdesi yapmaz.

        Sehiv Secdesinin Yapılış Şekli:

  • Namaz sonu oturuşunda sağa selam verilir
  • Allahü ekber diye tekbir getirilerek secdeye varılır
  • Secdede secde tesbihleri  söylenir
  • Secdeden kalkıp, oturulur
  • İkinci secde yapılır
  • Teşehhüde kalkılır, Tehiyyat  ve salavatlar okunur
  • İki tarafa selam verilerek namaz tamamlanır
Namazda terk edilen şeyler nelerdir, ne gerekir?
  • Farz: Eğer terk edilen farzı namaz içindakaza etmek imkanı varsa kaza edilir, kaza edilemezse namaz fasid olur. Yeniden kılınması gerekir.
  • Vacib: Eğer yanılarak bir vacib terk edilmişse, sehiv secdeleriyle noksanlık giderilir. Vacib kasden terk edilmişse, namazın iadesi gerekir.
    • Fatihayı okumak:
      • Farz namazlarının  ilk iki rekatın birinde Fatiha okunmayı terkinde sehiv secdesi gerekir.
      • Fatihanın tamamını değilde ayetlerin çoğunu okumayı terkinde sehiv secdesi gerekir. (Azı terkedilirse sehiv secdesi gerekmez.)
      • Nafile veya vitir namazlarının herhangi bir rekatında  Fatiha okunmayı terkinde sehiv secdesi gerekir.
      • İki defa fatiha okunursa sehiv secdesi gerekir. Çünkü süre okunması gecikmiştir.
    • Zammi Süre veya en az üç kısa ayet veya bir uzun ayet okumak:
      • Farz namazlarının ilk iki rekatlarının birinde okunmazsa sehiv secdesi gerekir.
      • Nafile namazların herhangi bir rekatında okunmazsa sehiv secdesi gerekir.
      • Üç değil de iki kısa ayet okunsa sehiv secdesi gerekmez.
      • Vitir namazı kunut duaları unutulursa sehiv secdesi gerekir.
    • İki secdenin arasını uzatmak veya bir secdeyi unutmak sehiv secdesi gerekir.
    • Secde ve Rükuuda belli bir müddet durmamak sehiv secdesi gerekir.
    • Dört rekatlı namazların ilk oturuşu:
      • Bu oturuş hem farz hem sünnet namazlarda vacip olduğundan terketmek sehiv secdesi gerekir.
    • Tehiyyatı duasını unutmak sehiv secdesi gerekir. Birinci veya son oturuşta olması farketmez.
    • Vitir namazının kunutlarını unutmak sehiv secdesi gerekir.  
    • Kunut tekbirini terketmek sehiv secdesi gerekir.
    • Gizli okunacak yerde sesli, sesli okunacak yerde gizli okumak sehiv secdesi gerekir.

Sünnet: Terk edilmesiyle sehiv secdesi gerekmez.
 

Kaynak : İslam İlmihali

Tadili Erkan

Tadil-i Erkan; rükûnları düzgün yapmak anlamına gelir. Namazla ilgili bir terim olarak Tadil-i Erkan; rükûnların hakkını vermek, itminan halinde bulunmak, hareketten sonra durmak yahut kalkması eğilmesinden ayrılacak şekilde iki hareket arasında sükunet bulmaktır.

Namazda Tadil-i Erkan; rükûda, rükûdan doğrulmada, secdede iki secde arasındaki oturuşta söz konusu olur. Mesela rükûdan kıyam doğrulurken vücut dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere “Sübhânallahi’l azîm” (Yüce olan Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih ederim) diyecek kadar ayakta durup sonra secdeye varmalıdır.

Her iki secde arasında bu şekilde bir tespih miktarı durmalıdır.

Nitekim Hadîs-i Şerîfte;

“Sizden biri, rükû ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz” buyurudur (1)

Diğer bir Hadîs-i Şerîfte de rükû ve secdelerin tadil-i erkana uygun olarak yapılması emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

“Rükû ve secdeleri yerine getirin, Allah’a yemin olsun, siz secde ve rükû ettikçe ben arkamda olanları da görüyorum” (2).

Tadil-i Erkan İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed’e göre vaciptir. Bu iki ayrı görüşten birincisine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak (iade etmek) gerekir. İkinci görüşe göre ise, Bu durumda yalnız sehiv secdesi etmek yeterlidir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Böylece insanlar itilaftan kurtulmuş olur.

Namazdan manevi feyiz ve zevk almak isteyenler, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler.

Ebu Hüreyre -radıyallahü anh- ‘den rivayet edildiğine göre;

Bir adam mescide gelip rükû ve secdelerinde tadil-i erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi -sallallahü aleyhi ve sellem- de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi, selam verdi ve Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- :

-Git tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmadın,buyurdu.

Adam gidip tekrar kıldı. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tadil-i erkana riayet edinceye kadar, onu üç defa geri çevirdi.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- , bu adama sonunda şöyle demiştir:

-Namazı kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye ve tekbir al, sonra Kur’an’dan bildiğin sonra kolayına gelen bir yeri oku, sonra rükû et ve organların yatışıncaya kadar rükûda kal, sonra başını kaldırarak iyice doğrul! sonra secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra başını kaldır ve organların yatışıncaya kadar otur! sonra tekrar secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde hakinde kal, sonra bütün namazlarda aynen yap. (3)

Tirmizi’nin rivayetinde şu ifade vardır:

“Bunu yaptığın zaman, namazın tamam olur; eğer bunlardan noksan yaparsan, namazını da noksan yapmış olursun. ” (4)

Bir gün Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin yanında hırsızlıktan söz edildi,

Efendimiz sordu;

- Hırsızlığın hangi çeşidi daha çirkindir?

Sahabeler:

-Allah ve Resulü daha iyi bilir, diye cevap verdiler. Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz şöyle buyurdu:

-Hırsızların en kötüsü namazdan çalandır. Yani rükûunu, secdesini, hûşu ve kıraatini tam yapmayarak çalandır.

-Bu hırsızın eli kesilir mi? dediler.

Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- de:

-Bilakis kesilir,  buyurdular, orada hazır bulunanlar güldüler. (5)

Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, namaz kılan fakat kıyam rükû ve celsesinin ahkamını yerine getirmeyen birini gördüğünde şöyle buyurmuştu:

-Eğer bu hal üzere ölürsen, kıyamet gününde sana Ümmet-i Muhammed demezler.

Rükû ve secdeleri düzgün yapılmayan namaza Allah değer vermez. Nitekim Fahr-i Kainat -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

-Altmış sene namaz kıldığı halde bir tanesi kabul olmaz. Çünkü güzel rükû etse de, secdesini güzel etmez. Secdesi düzgün olsa, Rükûu düzgün olmaz.

Zeyd Bin Vehb anlatıyor:

Huzeyfe -radıyallahu anh-namaz kılarken sücut ve rükûunu yerine getirmeyen bir kimseyi gördü ve onu çağırıp:

-Ne vakitten beri bu şekilde namaz kılarsın? dedi.

O kimse de:

-Kırk senedir, dedi.

Huzeyfe -radıyallahu anh- Buyurdu ki:

-Öyleyse sen kırk senedir namaz kılmadın, eğer vefat edersen Muhammed Rasulullah sünneti üzere ölmezsin. (6)

Müslüman tadil-i erkana riayet etmeli, namazını acele etmeden ağır ağır, Ruhuna sindirerek, huzur sükun ve hûşu içinde kılmaya çalışmalıdır.

Osman Ersan/Namaz Zamanı

 

Tesbih Namazı

Günahların afvına vesîle olan tesbih namazı 4 rek’atlı bir namazdır. Bu namazı kılabilmek için şu tesbihi ezber bilmek icap eder:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ

وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

 

“Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym”

Tesbih namazının kılınışı:

Kalben tesbih namazı kılmaya niyet edilir. Allâhü Ekber” diyerek namaza başlanır.

        Yukarıdaki tesbih:

  • Sübhâneke‘ den sonra 15 kere
  • Zamm-ı sureden sonra 10 kere,
  • Rükûda rüku tesbihinden sonra 10 kere,
  • Rükûdan doğrulunca 10 kere,
  • Secdede secde tesbihinden sonra 10 kere,
  • Secdeden doğrulunca 10 kere,
  • İkinci secde de secde tesbihinden sonra 10 kere,
okunur.

Böylece birinci rek’at kılınmış olur. İkinci rek’ate kalkılınca Fâtiha-i şerîfe‘den önce yine 15 kere, diğer yerlerde de, tarif edildiği gibi 10‘ar kere okunarak 4 rek’at tamamlanır.

Tesbih namazının diğer tarafları aynen diğer namazlarda olduğu gibidir. Fark sadece okunan tesbihlerdir. İkinci rek’atte oturulduğunda, “Et-tehiyyâtü…“‘den sonra, “Allâhümme salli…“ ve “Allâhümme bârik…“, üçüncü rek’at için ayağa kalkıldığında da “Sübhâneke…” okunacaktır.

Tesbih namazında beher rek’atte okunan tesbih adedi 75′dir. Dört rek’atte 300 tesbih okunmuş olur.

Allah Kabul etsin inş.

Namaz İçin Ağlanır mı?

namaz003011qk7.jpg 

Yıllar önce bir otobüsle yolculuk ederken sabah namazının vakti girmişti. Her yolculukta yaşadığım “namaz sancısı” her yanımı öylesine kaplamıştı ki, uyuyamıyordum. Şoför bir türlü mola vermiyor, vakit gittikçe daralıyordu.Birlikte yolculuk ettiğimiz arkadaşıma yöneldim:

— Namaz geçmek üzere. Ben şoföre namaz için ricada bulunacağım. Durmazsa ineceğim, dedim. Kaşlarını çattı, alaycı bir ifadeyle:

— Ya sen aklını mı kaçırdın, dedi.

Şaşırdım, üzüldüm, kırıldım. Namazlarını kılan bir kimseydi o. Gerçekten ben aklımı mı kaçırmıştım? Otobüste mışıl mışıl uyuyup, Rabbimi düşünmeden oturmalı mıydım?

Kendimi sorguladım. Sabah namazını bu kadar düşünmekte haksız mıydım?

Oysa bir gece dayısına misafir olan babam, sabah hıçkırık sesleriyle uyanıyor. Dayısının oğlu çocuk gibi gözyaşı döküyor. Sebebini sorduğunda aldığı cevap ilginç:

— Sabah namazına kalkamadık. Baksana, güneş doğmuş; onun için ağlıyorum.

Evet, namaz için ağlanır, namaz için akıl kaçırılır, ona can ve canan feda edilir. Ne yazık ki, şimdi bu gerçek tam anlaşılmıyor.

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, sabah namazını düşünmek “delilik”, kalkamayınca ağlamak “gariplik” olabiliyor! Gerçekten sabah namazını kaçırınca üzülmemiz gerekmez mi?

“İmandan sonra en büyük ve en mühim mesele olan namaz”ın bir vakti geçirilince hiçbir şey olmamış gibi normal mi karşılamalıyız?

Sabaha kadar dünya kupası maçlarını izlemek mantıklı, ama Kur’an’da en fazla emredilen ibadet olan namazı düşünmek gereksiz mi? Oysa sabah uyanamadığı için üniversite sınavını kaçıran bir genç, üzüntüsünden, kahrından, yeri göğü yıkabiliyor.

Peki, Peygamberimizin (s.a.v.), iki ayrı hadiste, “Dünya ve içindekilerden hayırlıdır” dediği sabah namazının sünneti ve farzı, bir maç kadar önemli değil mi? Dünya ve içindeki tüm hazinelerden daha değerli olan sabah namazı, bir üniversite imtihanı kadar ehemmiyet taşımıyor mu?

Bir ankete göre, ülkemizde namaz kılanların oranı yüzde 25, kılmayanlar ise yüzde 75. Beş vakit namaz kılan mü’minler içinde, haftada, ayda veya birkaç ayda bir namazını kaçıranların sayısı oldukça fazla.

Oysa sabah namazı ve tüm farz namazlar, başta Peygamberimiz (s.a.v.) ve onun güzide ashabının üzerinde titrediği muhteşem bir ibadettir. Bir mü’min namazını kaçırdığında “aklını kaçırmış gibi” deli divane olmalı, dünyası kararmalı, yemek yiyecek bir iştah bulamamalı, kendini cezalandırmalıdır.

Ve hepsinden önemlisi, namazı kaçırmayı kesinlikle “sıradan” bir olay gibi görmemeli, “olabilir” kabul etmemeli; nefsine, gaşetine, uykusuna isyan etmelidir. Hemen, “Nerede hata ettim? Hangi tedbiri almalıyım ki, bir daha bu acıklı azaba düşmeyeyim?” diyerek çözüm arayışına girmeli, çözümü bulmalı ve derhal uygulamalıdır.

Çünkü söz konusu olan çocuk oyuncağı değil, basit bir hadise değil, üç günlük dünya hayatını ilgilendiren bir mesele değil. Sözünü ettiğimiz; bizim, kâinatın ve her şeyin Sahibi, Sultanı, Yaratıcısı olan Allah’ın huzuruna girme; Onun dergâhında secdeye kapanma; canımız, cananımız, biricik varlığımız, sevenimiz, sevgilimiz olan Zât-ı Zülcelâle ibadet etme meselesidir.

Dünyada hiçbir şey bundan daha mühim, daha lüzumlu, daha sevimli, daha vazgeçilmez olamaz. Eğer burada bir eksiğimiz varsa, hata bizdedir. Kulu olmakla iftihar ettiğimiz Rabbimiz bizden namaza karşı umursamazlık, vurdumduymazlık istemiyor. Ümmeti olmakla şereflendiğimiz sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bize ihmalkârlığı değil, aksine hassasiyeti emrediyor.

Namaz konusunda nasıl bir durumda olursak olalım, ister onu haftada bir, ister yılda bir, hatta birkaç yılda bir kaçırıyor olalım; yeni bir ubudiyet şuuruyla donanmak, yeni bir cehd ve gayret kılıcını kuşanmak, yeni bir tebliğ ve ikaz harekâtı başlatmak durumundayız.

Cemil Tokpınar

Meleklerin Seyrettiği Namaz

islamasevginamaz 

Meleklerin seyrettiği bir namaz kılmak ister misiniz?

O halde sabah namazını kaçırmayın. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit.Sabah namazını ne sıklıkla kılarsınız? Hiç kaçırmamaya mı dikkat edersiniz yoksa arada bir kılmaya mı çalışırsınız? Şayet gönlü ötelere açık kullardansanız harika, yok eğer dikkatli değilseniz sabah namazını kılma hususunda, gelin, nimetten faydalanma adına, beraberce Yüce kitabımıza kulak verelim: “Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar, belli vakitlerde namaz kıl, özellikle de sabah namazını. Çünkü sabah namazında gece ve gündüz melekleri hazır bulunur (şahit olurlar). (İsra Sûresi, 78)

Acaba Rabbimiz sabah namazına neden bu kadar önem veriyor? Çünkü, kalbin ulvî olan her güzelliğe açık olduğu en huzurlu vakittir bu vakit. Çünkü, başlanacak olan yoğun ve yeni bir güne hazırlanmanın en doğru ve bereketli olduğu vakittir bu vakit. Çünkü tefekkür için en uygun vakittir bu vakit. Farkına varabilenler için, cennet soluklarının, kalbin derinliklerine kadar nefeslendiği vakittir bu vakit.

İnsan bazen taltif görmek ister ya hani. Yaptıklarının, sevdikleri tarafından görülmesini ister. İşte Yüce Allah (cc), kullarına çok büyük bir taltif yapıyor ve o nurdan meleklerini, ibadetimize şahit tutuyor. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit. Zikrediyorsunuz Rabbinizi, salatü selamlar gönderiyorsunuz Peygamberinize ve yine melekler yanınızda hazır ve şahit.

Gelin dostlar! Sabah namazlarını eğer kılıyorsanız, bu ayeti hatırlayarak, seher vakitlerini daha bir bilinçli idrak edelim. Eğer ki, ihmal ediyorsanız, bugünden tezi yok, beynimizi ve kalbimizi ‘Sabah Namazı Vakti’ne ayarlayalım. Sahi insan ömründe kaç kere sabah namazı kılar ki? Bu bilinmez belki; ama bilinen tek gerçek var ki, o vakitte Allah, meleklerini namaz kılan kulunun yanında hazır tutuyor. Haydi kalkın kaçırılmaması gerekli olan sabah namazına ve hissedin o nurdan varlıkları, sağınızda yada solunuzdadır belki kim bilir, dikkatli davranın o halde…