NAMAZ kategorisi için arşiv

Siz Neyi Bekliyorsunuz?

Posted in NAMAZ, İSLAMİ YAZILAR on Ağustos 9, 2009 by islamasevgi

namaaz

Bekleyenler var…

Amansız hastalığın pençesinde kıvranırken, hasta yatağında hayata tutunmak için bir umut bekleyenler, bir ses bekleyenler var…

Gizli gizli Rabbine yakarıp, dualarının bu seste yankı bulmasını isteyenler…

Bir yolcuyu bekleyenler vardır bazen, yada yola çıkmak için bekleyenler…
Kabirde kıyameti bekleyenler var; ya cennet bahçesinde, ya da cehennem çukurunda…
Bu ikincisinden Allah’a sığınırız.

Kabre girmek için sıra bekleyenler…
acele etmeyin nasıl olsa sıra size de gelecek, kime gelmemiş ki! Ölümü kendine yakıştıramazken insanoğlu, nasılda ansızın yakalanıveriyor hiç de beklemediği bir anda…

Şu hayata dair beklentileri olanlar, farklı beklentiler içine girenler…
Hayatın akışı içerisinde, beklentilerinin hangi doğrultuda olduğunu iyi idrak etme temennisinde olmalılar. O’nun, yani Yüce Yaratıcının rızasının hangi işlerde ve zamanlarda olduğunun bilinci içerisinde bir lütf-u ilahi olan şu mübarek “namaz” ve bu müstesna buluşmanın “vaktini” beklerken, bu mübarek anların bizlere kazandıracağı manevi boyutunu, bir arınma vesilesi yapanlara aşk olsun!

Abdullah b. Ömer (ra) anlatıyor:

“Rasûlullah (sav) ile beraber akşam namazını kıldık. Cemaatin bir kısmı gittiler, bir kısmı da ibadete devam ettiler. Bir ara Rasûlullah (sav) nefes nefese, eteklerini sıvamış, koşarak geldi ve şöyle buyurdu:

“Müjdeler olsun size! Rabbiniz göğün bir kapısını açtı. Kullarıma bakın! Bir farz namazı kıldıktan sonra diğerine hazır bekliyorlar” buyurarak, sizinle meleklere övünüyor.” (İbn Mace)

İşte bu bekleyiş, bu kutlu zaman dilimi, hayatın gülistana döndüğü demlerdir. Rengarenk çiçeklerin, dağılıp savrulan yapraklarını bir araya topladığı anlar, çorak toprakların suyu beklediği gibi… sonra, yağmurun bardaktan boşanırcasına bir bahar akşamında toprağa yansıması gibi… “ey bana Yüceler Yücesi Rabbimden lütfedilen muhteşem namaz seni bekliyorum” demeyi ne çok isterdim. Bu özlemimizi her iki namaz vakti arasına sığdırmayı bahşetsin bize Yaratan.

Namaz, Müminin hakiki hürriyete kanatlanışını ifade eder. Her türlü maddi kayıtlardan ve prangalardan kurtuluşunu, maddi sınırların ötesinde manevi âlemlere seyrini gerçekleştirir. Mümin, bir ‘Hayy’, ‘Lâyemut’ (ölmez) ve Samed olan Allah’ın huzuruna yükselirken, Namaz’la hakiki hürriyetin hazzını yaşar…

Ya ezanlar… Şu mübarek ezanlar da birer hürriyet çağrısı değil midir? Kollarını semaya uzatmış muhteşem mabetlerden yankılanan, günde beş vakit “Allah-u Ekber!” nîdasının ardından, vaktin geldiğinin ve bu kutlu davete icabet etmenin heyecanını yaşarken…

Her “hayyaale’l felâh” çağrısının özünde, “dünya zindanından, günah bataklarından kurtuluşa geliniz!” davetini duyarız an be an. Her namaz vaktinde yeni bir şevk ve neşve ile Hakka boyun eğmenin onurunu yaşar Müslümanlar…

İnsani ve ahlaki duyguların ön plana çıktığı bir mağfiret, bir bağışlanma vesilesi ve kulluk gibi muhteşem bir payenin tezahürü bu bekleyişler…

Günde beş vakit Yaratıcı ile muhatap anı, insana varlık idrakini tattıran, hayatın ötesine pencereler açabilmemizi sağlayan ve gafletten uyanmaya sevkeden bu müstesna kutlu dakikaları,

Her dem iştiyakla bekleyenlerden oluruz inşaAllah.

Aminnn

Namazın İlkleri…

Posted in NAMAZ on Aralık 17, 2008 by islamasevgi

 

Efendimiz farz namazın elli vakitten daha aza indirilmesini istediken sonra ,
Allah c.c Efendimiz(s.a.v)e ;


“Ey Muhammed ! bu namazlar her gün ve her gecede 5 keredir.Her namaz için on hasene vardır.O halde bu beş vakit elli vakit sevabıdır”


ilk farz namazlar bu ümmete elli vakitti , sonra hafiflik olsun diye beşe indirildi ancak sevabı aynı kaldı.diğer bir hikmeti ise namaz diğer ümmetlerde dağınık idi.

 

Bazısında sabah bazısında öğle bazısında akşam namazı vardı. Allah(c.c.) bunların hepsini efendimiz ve ümmeti için toplamıştır.

 

Zira efendimiz (s.a.v) dünya ve ahiretteki bütün faziletlerin toplandığı mecmai (toplandığı zat)tır.

-Sabah namazını ilk kılan Adem (a.s) dır.
-öğle namazını ilk kılan ibrahim (a.s)dır
-ikindi namazını ilk kılan yunus (a.s) dır
-akşam namazını ilk kılan İsa (a.s) dır
-yatsı namazını ilk kılanda Musa (a.s) dır.

Şöylede denilmiştir.ilk beş vakiti kılan Adem (a.s) dır.Ondan sonra namazlar peygamberler arasında dağılmıştır.

-vitirnamazını ilk kılan ise miraç gecesi Efendimiz (s.a.v) olmuştur.

-SECDEYE İLK KOŞAN CEBRAİL (a.s) OLMUŞTUR.bundan dolayı peygamberlerin Refiki (arkadaşı) ve sefiri (mevla ile aralarında elçi) olmuştur.

ilk SUBHANALLAH diyen yine CEBRAİL (a.s) dır.
ilk
ELHAMDÜLİLLAH diyen ADEM (a.s)
ilk LAİLAHEİLLALLAH diyen NUH (a.s)
ilk ALLAHUEKBER diyen İBRAHİM (a.s)
ilk LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİM diyen MUHAMMED MUSTAFA (sallallahu aleyhi ve sellem ) olmuştur.

Sonra bu bütün ibadetleri RABBÜL ALEMİN azze ve celle Efendimiz(s.a.v)de toplanmıştır.


kaynak- RUHU’L BEYAN :1/36

Seccadem…Şiir Dinle

Posted in NAMAZ, İSLAMİ YAZILAR on Kasım 11, 2008 by islamasevgi

SECCADEM mp3 Dinle

 

Nefsimden huzur-u İlahi’ye kaçış yerimdir. Eğilmez kibirimi rükûda büktüğüm, kırılmaz gururumu secdede sürttüğüm yerin adıdır. Rızk istediğim, ilim talep ettiğim, af dilediğim, yalandan, haramdan, görünmez kazadan ve belâdan, iftiradan, cehennemin narından, kabir azabından O’na sığındığım yerdir.

Zalimden, zulümden, cehaletten, ihanetten kaçarken çalacağım kapının eşiği, beni benden kurtaracak tek Kurtarıcı’nın merhamet makamına iltica dilekçemin kabul yeridir o.

İçi başka, dışı başkalardan, dili başka, kalbi başkalardan, aklıyla gönlü arasında köprü kuramayanlardan, hem kendini hem de başkalarını kandıranlardan, zararla oturup zararla kalktıkları halde kârlı olduklarını zannedenlerin zannından O’na sığındığım yerdir; seccade!..

“Var” ;da imtihanımın şımarıklığından, “yok”ta imtihanımın tıkanıklığından, zaafiyetimden, zavallılığımdan, el açıp boyun büktüğüm, diz vurup alın sürdüğüm, Miraç’a “start!” yeridir; seccadem!

Nemrut’tan Hz. İbrahim’e, Firavun’dan Hz. Musa’ya, İsrailoğulları’nda n Hz. İsa’ya, Ebu Cehil’lerden Habibullah’a dönüş yeri, küfürden imana geçiş yeri, karanlıktan ziyaya varış yeri, putlardan Allah’a tapış yeridir, seccadem!

Şükür yeri, , zikir yeri, fikir-tefekkür yeri, madde ile mânâyı, dünya ile ahireti ayarlama yeri, insan-ı kâmil olma yeridir.

Ruhumun, bedenimin huzur bulduğu, Yaradan’ıma sevgimin, muhabbetimin, bağlılığımın, ibadetimin; kulluğumun ifadesidir, seccadem!

Necaset dolu dünyamda seccade kadar pak bir mekânım, ahirete; seccade kadar, seccade gibi, götürebileceğim bir “ahiret sermayem” olsun inşAllah..

Hürmet Tâzim Eylemi(Rükû)

Posted in NAMAZ, İSLAMİ YAZILAR etiketler ile on Kasım 9, 2008 by islamasevgi

 

“ Ey İman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbiniz’e ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.”
Rükû ; İnsanın elleri dizlerine değecek, başı, beli ve arkası düz olacak şekilde eğilmesidir. Namazda rükû yapmak farzdır.

 

Sırf Allah için olan bir teslimiyet, bir boyun eğiştir.

Neden Rükûdan Secdeye inmeyiz de tekrar Kıyâm’a avdet edip (doğrulup) Kıyâm demek olan Kavme’yi yaptıktan sonra Secdeye ineriz? Bütün bunlar anlamsız-hikmetsiz olabilir mi?

 

 İbadetlerin en büyük özelliği ve hikmeti; Birer İlâhi emir ve Mucize olmaları, çok şiddetli ve yoğunluklu cazibe kaynağı olmalarıdır.

Rükû ve Secde sırf ibadet olup, âdet dışı kalmaktadır. İnsanın ayakta durması (Kıyam’ı) ve oturması (Kâdesi) normal davranışlarındandır. Kıyâm’ı ibadet yapan şey; İçinde okuduğumuz Kur’an dır. Yani kıyamda kıraat Farzdır. Kâde de de Teşehhüd Vaciptir. Ama Rükû ve Secde insanın normal davranışı değil, İbadet maksadı ile yaptığı şeylerdir. Bir kaynağımız bunu şöyle vermektedir:

Namazdaki Kıyâm ve Kâde’ye nisbetle Rükû ve Secde, birer ibadet olmakta daha kuvvetlidir. Bunun içindir ki Rükû ve Secdenin zikirleri Farz değil, Sünnet olmuştur. Yani Kıyâm ve Kuûd halleri, insanların çokça yaptıkları ve âdetleri olan hallerdendir. İşte bunları âdet olmaktan çıkartıp İbâdet haline getirmek üzere Kıyâm’da Kırâet Farz olmuş, Kâde de de Teşehhüd Vacip olmuştur.
Rükû ve Secde halleri ise, âdette olmayıp ancak İbâdet olarak emredildikleri için kendilerinde yapılacak olan zikirlerle ayrıca fazladan takviyeye muhtaç olmamışlar ve bu yüzden bunların zikirleri Farz kılınmayıp Sünnet olmuş, Sünnet seviyesinde tutulmuştur.

Rükû ve Secde çok kuvvetli bir saygı, hürmet tâzim eylemidir.

 

Rükû’a nisbetle Secde daha kuvvetli bir eylemdir.

 

 Bunu anlamak için insanların rasgele duruş ve hareketlerine daha dikkatli bakmak gerekir. Bakıldığında görülür ki insanlar, normal olarak: ya oturmakta, ya ayakta, yada yürür vaziyettedirler. Yani ibadet maksadı dışında insanların Rükû ve Secde haline geçtikleri pek görülmez. Zaten Allah’ın dışında, hiçbir faninin önünde insan eğilmemesi gerekir. Daima başını dik tutmasını bilmeli, Rükû ve Secde haline gelmemelidir.

Rükû, yalnızca Allah’ın huzurunda eğilmek demektir. Rükû tam bir boyun eğiştir. Çok büyük bir saygı eylemidir. Bunun için çok özel bir ibadettir.

Rükû, Namazın Sidre-i Müntehâsı olan Secdeye doğru giden yolda, yolu yarılamaktır.
Rükû, Hakk’ın yakınlığına erme yolunda büyük bir aşamadır, bir perdeyi daha aralamaktır.
Rükû, Kıyâmla Secdenin birbirinden fark ve temyizidir. Bu fark ve temyiz iyice anlaşılsın diye araya bir de Kavme meşru kılınmıştır. Tâ ki namazın ruhu, sırrı ve Sidre-i Müntehâsı olan Secde bütün güzellikleri ve özellikleri ile ortaya çıksın diye Rükûdan sonra hemen Secdeye gitmeye izin verilmemiştir. Ayrıca Rükûda Kur’an okumaya da izin verilmemiştir. Hz.Peygamber (SAV) bu konuda şöyle buyurmuştur:

“ Haberiniz olsun ki ben, Rükû ve Secde’deyken Kur’an okumaktan men edildim! Siz Rükû’dayken – Sübhâne Rabbiye’l Azîm – diyerek Rabbinizi tesbih ediniz! Secde de ise –ayrıca çok istekli bir şekilde – dua ediniz! Secde duânızın kabulüne en lâyık makamdır!”.

Rükû farzdır, Rükûda en az bir defa Tesbih edecek kadar durmak Vâcip, üç defa tesbihte bulunmak ta Sünnettir. Rükû’un tesbihi – Sübhâne Rabbiye’l Azîm – dir. Anlamı; “ Ben ulu ve Yüce Rabbimi her nevi kusur ve ayıplardan tesbîh, tenzîh ve tekrîm ederim.” demektir.


Namaz kılan Rükû veya Secde de: “ Sübhânekellâhümme Rabbenâ ve bihâmdik Allahümmeğfirlî” zikrini yapabileceği gibi, dünya ve âhiret için istediği dua ve niyâzda bulunabilir.

Rükûda bunlarla meşgul olan Mü’min Kavmeye giderken (Rükûdan doğrulurken)

 

Tekbir almaz da: – Semiallâhü limen hamideh – der. Ardından – Rabbenâ lekel hamd – diyerek Rabbine hamdini ve teşekkürünü arz eder.

Yani bu şu demektir: Ey kul sen Rükûda Rabbini tesbih ediyor, dualar yapıyorsun. Rabbin senin yaptıklarını işitir, kaldır başını, sen de ona teşekkür et.

alıntı.

Secde et ve yaklaş!

Posted in NAMAZ, İSLAMİ YAZILAR on Kasım 6, 2008 by islamasevgi

 

“Gördün mü, namaz kılarken bir kulu men edeni? Söyle bana! Ya o (namaz kılan kul) doğru yol üzerinde ise! Yahut takvayı emrediyorsa!”

Takva. Takvayı kısaca Allah’ın emirlerine uygun yaşamak diye özetlesek, çok kısa mı olur?

Sureye devam edelim:

“Söyle bana! Ya o (diğeri de) hakkı yalan sayıyor ve (îmandan) yüz çeviriyorsa? Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu? Sakınsın o. Yok eğer vazgeçmezse, andolsun ki, onu Perçem(in)den, o yalancı, günahkar perçemden yakalayıp (cehenneme) sürükleriz.”

Kim ki kendi kavm-u kabilesine, ahbabına güvenirse boşunadır: “Artık o (kendisine yardım edecek) grubunu çağırsın. Biz de zebanîleri çağıracağız.”

Kur’an’daki muhteşem secde ayetlerinden biriyle sure son bulur:

“Sakın, (seni ibadet ve taattan men edene korkup) boyun eğme; (Allah’a) secde et ve (böylece O’na) yaklaş.”

İnsana iki emir: Secde et ve yaklaş!
İnsana iki lütuf: Secde et ve yaklaş!

İnsanın kavuşabileceği en büyük iki pâye… Secde an’ı.

Ne güzel değil mi?…

Canınız mı sıkkın? İçinizden birilerine boşalmak geliyor ama kimsenin sizi anlamayacağını düşünüyorsunuz. Her şey üst üste geliyor, sanıyorsunuz ki sonu gelmeyecek. Oysa büyütülecek bir şeyde yok ortada. İşte bu, ruhunuzun daraldığı andır. Ruh ibadetle doyar, beden gibi gıdalarla değil. Beden acıktı mı sos veriyor ve yiyor içiyoruz. Ya ruhun gıdası? Ruhumuz aç bizim dostlar hem de ölesiye aç.

Böylesi anlarda, güzelce bir abdest aldıktan sonra secdeye kapanıp içinizden geldiğince Allaha dökseniz! Secdede Allah’ı daha çok düşünürüm ben. Evet, her an her daim beni görüyor ama o an yani secde anı bir başka. Sanki aramızda bir iletişim bağı kurulmuş. Ben konuşuyorum O beni dinliyor. Kabul olur mu olmaz mı derdinde değilim dualarımın. İçimi öyle bir zevk kaplıyor ki, secde etmeme müsaade eden kim? Bu lütfu veren kim?

Bugün tartışmaları bir kenara bırakıp secde anının lezzetlerini elimdne geldiğince sunmaya gayret ettim. Tabi ki içimizde bizden üstün derecelerde secde hallerinde olanlar muhakkak vardır. Onlarında o keyifli ve yüksek hallerini dinlemek isteriz. İyilikler paylaşıldıkça tadı bollaşır.

Selam ve dua ile

Öyle Bir Pazarlık Ettim Ki…

Posted in NAMAZ on Ağustos 17, 2008 by islamasevgi

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime

ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.

Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep.

Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza

durdum.

Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim.

“Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna.

Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım,rahatladım.

Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana.

Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana.

Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.

Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin.

Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa,her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin.

Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar

geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya

heveslendim.

Benden istediğin zamanı çok gördüm.

Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım.

Günümü delik deşik etmeni,işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı,uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm.

“Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna;

içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece

bedenimle, mıhlı kaldım.

Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni.

Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan

bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da

delik deşik etmelerini takdir edebilirdin.

Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.

Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm.

Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin

sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim.

Acelem vardı;alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden.

Bütün benliğimle aşağı inemedim.

İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım.

Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim.

Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi

dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim.

“Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du.

En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin.

Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.

Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu.

Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.

Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu.

Ama içimden. Kimseler duymadı. Bir Sen duydun beni ey Rabb’im.

Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin.

Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı.

Geçiştirdim namazı. Bir “sorun”du çözdüm, hallettim.

Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.

Bilemedim. Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni.

Her secdede rahmetinle okşadın alnımı.

Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme.

Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.

Yüzüme vurmadın.

Azarlamadın.

Aşağılamadın.

Hepten umut kesmedin benden.

Yok saymadın.

Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im.

Kimselere söylemedin.

Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam.

Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?alıntı

 

Namazla ilgili Ayetler…

Posted in NAMAZ, İSLAMİ YAZILAR on Temmuz 23, 2008 by islamasevgi

BAKARA SURESİ

3- Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.

43- Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.

45- Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah’a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.

83- Hani bir vakitler İsrailoğulları’ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah’dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.

110- Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.

152- O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.

177- Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.

238-Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.

239-Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın).

277- İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.

NISA SURESİ

12 – Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik… Allah şöyle demişti: ” Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.

55- Sizin asıl dostunuz Allah’tır, O’nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.

58- Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.

91 – Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?

106- Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah’a şöyle yemin ederler: “Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz”.

ENAM SURESİ

72- Bize: “Namazı dosdoğru kılın, Allah’a karşı gelmekten sakının” (diye emredildi), toplanacağınız yer O’nun huzurudur.

92- Bu Kitap (Kur’ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab’a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.

162- De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.

ARAF SURESİ

170- Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.

ENFAL SURESİ

3- Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.

TEVBE SURESİ

71- Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir.

YUNUS SURESİ

87- Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: “Kavminiz için Mısır’da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin.”

RAD SURESİ

22. Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.

IBRAHIM SURESİ

31- (Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: “Namazı dosdoğru kılsınlar, alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar.”

37- “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.

40- “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!

MERYEM SURESİ

31- “Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti.”

55- Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.

TA-HA SURESİ

14- Şüphesiz ben Allah’ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.

132- (Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.

ENBIYA SURESİ

73- Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.

MÜ’MİNUN SURESİ

2- Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.

9- Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler.

HAC SURESİ

35- Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

78- Artık namaz kılın, zekat verin, Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!

NEML SURESİ

3- Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.

NUR SURESİ

37- Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

56- Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.

RUM SURESİ

31- Başkasından geçerek hep O’na gönül verin ve O’ndan sakının. Namaza devam edin ve müşriklerden olmayın.

LOKMAN SURESİ

4- Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.

17- “Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir.”

AHZAB SURESİ

33- Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü’ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.

FATIR SURESİ

18- Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah’adır.

29- Allah’ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.

MÜCADELE SURESİ

13. Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

MEARİC SURESİ

22- Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

23- Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.

34- Namazlarına devam ederler.

 MÜZZEMMİL SURESİ

20-Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur’ân’dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah’ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur’ân’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

BEYYİNE  SURESİ

5- Halbuki onlar, dini sadece Allah’a tahsis ederek, Allah’ı birleyerek, ancak Allah’a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.

CUM’A SURESİ   (cuma namazi)

9- Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.  10- Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.

NISA SURESİ (Munafiklarin Namazi)

142- Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı pek az anarlar.

.NAMAZIN FAYDASI

Ankebut-45- Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.

NAMAZIN VAKİTLERİ

ISRA 78- Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.

ISRA 79- Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.

RUM 17- O halde akşama girdiğiniz zaman da, sabaha girdiğiniz zaman da tesbih Allah’ındır. (daima O, tesbih edilir).

RUM 18- Göklerde ve yerde, ikindileyin de, öğleye erdiğiniz zaman da hamd O’na mahsustur.

Namazla İlgili Hadisler…

Posted in NAMAZ on Temmuz 23, 2008 by islamasevgi

1- “ان بين الرجل و بين الشرك و الكفر ترك الصلاة”
“Muhakkak ki, kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır ”
(Müslim, Îmân 134)

2- ” بين الرجل و بين الشرك و الكفر ترك الصلاة “
“Kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır ”
(Müslim, Îmân 134)

3- ” بين العبد و بين الكفر ترك الصلاة “
“Kul ile küfür arasında namazın terki vardır ”
(Ebû Dâvut, Sünnet 14; Tirmizî, Îman 9; İbn Mâce, İkâmes-Salah 77)

4- ” بين الكفر و ايمان ترك الصلاة “
“Küfür ile iman arasında namazın terki vardır ”
(Tirmizî, İman 9)

5- ” بين العبد و بينالشرك او الكفر ترك الصلاة “
“Kul ile şirk veya küfür arasında namazın terki vardır ”
(Tirmizî, İman 9)

6- ” ليس بين العبد و الشرك الا ترك الصلاة فادا تركها فقد اشرك “
“Kul ile şirk arasında namazın terkinden başka bir şey yoktur Onu terk ederse, şirk koşmuş olur ”
(İbn Mâca, İkâme’s-Salâh 77)

7- ” ليس بين العبد و بين الشرك او بين الكفر الا ترك الصلاة “
“Kul ile şirk arasında veya küfür arasında, namazın terkinden başka bir şey yoktur ”
(Darîmî, Salat, 29)

8- ” العهد اللدي بيننا و بينهم الصلاة فمن تركها فقد كفر”
“Onlarla (kafirlerle/münafıklarla) bizim aramızdaki ahit (fark), namazdır Her kim onu terk ederse, küfretmiş olur ”
(Tirmizî, İman 9; İbn Mâce, İkâme’s-Salah 77)

9- ” ان العهد اللدي بيننا و بينهم الصلاة فمن تركها فقد كفر”
“ Muhakkak ki, onlarla (kafirlerle/münafıklarla) bizim aramızdaki ahit (fark), namazdır Her kim onu terk ederse, küfretmiş olur ”
(Neseî, Salat 8)

10- ” كان اصحاب محمد صلي الله عليه و سلم لا يرون شيأ من الاعمال تركه كفر غير الصلاة “
“Rasûlullâh (SAS)’in ashabı, namazdan gayrı hiçbir amelin terkini küfür bilmezlerdi ” (Tirmizî, İman 9)

“Rasulullah bir sahabeye: “Allah’ın huzurunda çok çok secde et, çok çok namaz kıl Çünkü Allah her secde sebebiyle bir derece yükseltir ve suçlarından birini affeder ” Buyurmuştur
“Muhakkak ki namazın terki insan için küfür ve şirk arasında bir durumdur ” Yani insanı şirke veya küfre götürücüdür
“Yedi yaşına varmış olan çocuğa namazı öğretin On yaşına vardığı zaman kılmazsa sıkıştırın, baskı yapın Yataklarını ayırın ”
“Münafıklarla bizim aramızdaki ahit namazdır Bunun için, kim namazı terk ederse, muhakkak küfretmiştir ”
“Peygamberin ashabı, namazdan başka hiçbir ibadetin terkini küfür saymazlardı ”
“Hırsızın en kötüsü namazından çalandır”
“temizliğini güzel yapıp,
“Temizliğini güzel yapıp, namazını vaktinde kılan, ruku ve secdeleri hakkıyla yerine getiren, kalbi huşu ve hudu içerisinde bulunan kimsenin namazı beyaz ve parlak olarak arşa çıkıp der ki: “Sen beni koruduğun gibi Allah da seni korusun ” Namazı vaktinde kılmayan, temizliğine tam riayet etmezse, bu şekilde olan namaz siyah ve karanlık olarak göğe çıkar ve der ki: “Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin ” Sonra Allah’ın dilediği zamana kadar orada durur, ve eski kaftan gibi onu dürüp yüzüne çarparlar ”


“Allah TeÂla, kullarına şehadet kelimesinden sonra, namazdan daha sevgili bir ibadeti farz kılmamıştır Eğer namazdan daha sevgili bir ibadet olsa idi, onu melekler yapardı Halbuki onlar daima namaz üzeredir Bir kısım rükuda, bir kısımı secdede, bir kısmı ayakta bir kısmı da oturmaktadır ”
“Bir kimse bile bile, bir vakit namazını terk ederse, kafir olur (kafire benzer)
“Suyun kiri temizlediği gibi, beş vakit namaz da günahları siler temizler ”
“Namaz dinin direğidir onu bırakan dinini harap etmiş olur ”
“sahabeden birisi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vessellem’e) “Dinin en faziletli ameli hangisidir” diye sorduklarında, Rasulullah, “vaktinde kılınan namazdır” buyurmuşlardır
“Cennetin anahtarı namazdır”
“Kıyamet gününde ilk önce namaza bakılır Eğer şartları, rükunları tamam ise, diğer amelleri ile birlikte sahibinin yüzüne çarparlar ”
“namazı ilk vaktinde kılanın, son vaktinde kılana göre üstünlüğü, ahiretin dünyaya olan üstünlüğü gibidir ”


“Rasulullah bir sahabeye şöyle dedi: “Alah’ın huzurunda çok çok secde et, çok çok namaz kıl Çünkü Allah, her secde sebebiyle, bir derece yükseltir ve suçlarından birini affeder ”

“Hiçbir Müslüman yoktur ki, namaz vakti gelince, abdestini güzelce alıp, ruku ve huşuyu tam manasıyla yerine getirerek namazını kılsın da, bu namaz, büyük günahlardan olmayan geçmiş günahlarına kefaret olmasın Ve bu kefaret ömrü boyunca devam edip gider ”


“rasulullah bir kutsi hadiste şöyle buyurmuştur: ‘Allah Teâla buyurdu ki:”Ben Muhammed ümmeti üzerine beş vakit namazı farz kıldım Bunları vakitlerinde kılıp gelen kimseyi de cennete koyacağımı ahdettim Namazlarına devam etmeyen kimseye ise hiçbir ahdim yoktur ”


“Uyku sebebiyle, namazı terk etmek bir kusur sayılmaz Uyanık halde iken farzın terk ve geciktirilmesinde günah vardır ”

Yüz Yıllık Kaza Namazınız Olsa Bile çaresi var

Posted in NAMAZ on Mart 10, 2008 by islamasevgi

2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif

Aslında namazın kazasından çok edasıyla meşgul olmak gerekir. “Namazımızı her yerde, her zaman, tüm engelleri aşarak, hakkıyla nasıl kılabiliriz?” sorusuna cevap vermek için seferber olmalıyız.

Ancak geçmiş namazların kazasının kılınması iki açıdan çok önemli:

Birincisi, henüz namaz kılmayanlar, “Zaten birçok kazam var. Namaza başlasam bile onları bitirmem çok zor” düşüncesiyle bir türlü beş vakit namaza başlayamıyor.

İkincisi, namaz kılanların geçmiş kaza borçları yıllardır bitmeyince şevkleri kırılıyor, namazdaki huşu ve zevki hissedemiyorlar.
 

Ayrıca kaza namazları kılarken şu hususlara dikkat ederseniz, inşallah daha kısa zamanda bitirebilirsiniz:

  • Öncelikle Rabbinize olan namaz borcunu bitirmek için şevkli ve gayretli olun. Kaza namazı borcunuz yüz yıl bile olsa ümidinizi kırmayın. Yeter ki, tövbe edip bundan sonraki namazlarınızı hassasiyetle kılın, kazalara başlayın ve zamanınızı iyi değerlendirip borçlu gitmemek için çırpının. Böylesi bir ihlâs ve gayret olursa, inşallah Rabbimizin rahmet ve mağfireti sizi kuşatacaktır. Söz gelişi, yüz yaşında namaza başlayan ve geçmişi için usûlünce tövbe ederek bir günlük eda ve bir günlük kaza kıldıktan sonra vefat eden birisi bile Rabbimizin af ve mağfiretine uğrayabilir.
  • Namazları eda ederken zaman ve imkân müsaitse uzun sureler okumak daha faziletlidir. Ancak kaza namazlarında esas olan borcumuzu en kısa zamanda ödemek olduğu için hep kısa sureler okuyabilirsiniz. Hatta tüm kazalarınızda Fatiha’dan sonra sadece Kevser ve İhlâs surelerini okumanız bile mümkündür.
  • Kaza namazlarında büyük bir hassasiyetle ve ısrarla üzerinde duracağımız husus, namazın öncelikle farzlarını ve vaciplerini yerine getirmektir. Bunun dışında, meselâ Tahiyyattan sonra Allahümme Salli ve Barik, Rabbenâ Âtina ve benzer duaları okumadan selam verebilirsiniz. Böylece kazandığınız zamanı, daha fazla kaza namazı kılmaya harcayabilirsiniz.
  • Eski çağlarda namaza büyük önem verilir, kazaya bırakmamak için her şey yapılırdı. Bununla birlikte elde olmayan sebepler yüzünden yılda veya ömürde birkaç kez namaz kazaya kalmışsa, büyük üzüntü duyulur, gözyaşıyla tövbe edilir, kazası kılınırken de sanki eda kılıyormuş gibi ezan okunur, kaamet getirilir, kaçırılan sevabı elde edebilmek için sünnet ve âdâba dair en küçük ayrıntılara bile dikkat edilirdi. Fakat siz yıllarca sürecek kaza namazlarını daha kısa sürede kılabilmek için ezan ve kaameti de terk edebilirsiniz.
  • Bilhassa namazlardan sonraki dualarınızda, “Allah’ım, hukukullahı ve hukuk-u ibadı hakkıyla ifa etmeden canımı alma. Ölmeden önce kaza namazlarımı tamamlamayı nasip et” diye dua edin. İnşallah Rabbim bu duayı kabul eder, Allah’a ve kullara ait hakları yerine getirme fırsatı verir. Dua tamamen kabul olmasa bile, sizin samimiyetinizi gösteren bir belgedir. İnşallah Rabbimiz hesap gününde, “Bu kulumun ömrü olsaydı kılıp bitirecekti” diyerek rahmet ve mağfiretle muamele eder.
  • Yıllardır namaz kılmadığınız için hem namazın sevabından mahrum oldunuz, hem de günah kazandınız. Peygamberimiz (a.s.m.), günahlardan kurtulmanın çaresini gösterirken, salih amelleri arttırma tavsiyesinde bulunmuştur. Siz de, madem ki geçmişi kazaya, bugünü edaya başladınız; namazlarınızı hakkıyla ve huşu içinde kılmaya, namazı başkalarına anlatıp teşvik etmeye çalışın. Bir iyiliğe vesile olan onu yapmış gibi sevap aldığına göre, namaza başlamasına vesile olduğunuz kişilerden dolayı siz de namaz sevabı alacaksınız.
  • Geçmiş günahlarınıza kefaret olması için namazla birlikte diğer salih amellere de büyük özen gösterin. Meselâ, yerine getirme şartlarını taşıyorsanız, oruç, zekât, hac gibi farzlara sarılın, dinî hizmetlere omuz verin, sadaka ve benzeri hayır hizmetlerine koşun. Ta ki, bu iyilikler geçmişteki ihmalinizi telâfi etsin.

Bu tavsiyelerimize uyarak, kaza namazlarınızı daha kısa zamanda bitirmeniz ve şevkle kılmanız mümkündür. Söz gelişi, her namazdan sonra aynı vaktin bir kazasını kılıyorsanız, iki veya üç kılabilirsiniz.

Maksadımız, kaza namazlarını baştan savma kılmak değildir. Namaz için gerekli olan bütün şartları ve huşuu elbette ihmal etmeyeceksiniz; sadece en kısa zamanda farz borcundan kurtulmak için zaman kazanmış olacaksınız.

Cemil Tokpınar

2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif2d0b1wk.gif

Namazın Edebi

Posted in NAMAZ on Ocak 15, 2008 by islamasevgi

islamasevginamaz.jpg

Ey imam;

Namaza başlarken Allâhu ekber demenin mânâsı şudur: “Allâh’ım, biz senin huzûrunda kurban olduk.” Kurban keserken Allâhuekber dersin işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir. O esnada beden İsmail, can da Halîl İbrahim gibidir.

Can, bu semiz bedenin hevâ ve hevesini kesmek için tekbîr getirince Beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda “Bismillahirrahmânirrahîm” demekle kurban olur gider. Namaz kılanlar, kıyâmette olduğu gibi, Allâh’ın huzûrunda saflar halinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar. Namazda gözyaşı dökerken ayakta durmak, kıyâmet günü dirilerek, kabirlerden kalkıp mahşer yerinde Allâh’ın huzûrunda ayakta durmağa benzer.

Cenâb-ı Hakk; “Sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın? Ne kazandın, ve bana ne getirdin?” diyecek. Ömrünü ne ile, ne işlerle, ne gibi ibâdetlerle, ne iyilikler yaparak harcadın, bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin? Gözünün nûrunu nerede tükettin? Beş duygunu nerelerde kullandın?

Gözünü, kulağını, aklını, irâdeni, bileğini, arşa ait olan bütün bu kuvvetlerini, neye, nerelere harcadın da onlara karşılık, bu dünyada neyi satın aldın? Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim. Onları sana ben bağışladım; onlar ne oldular?” Allâh’ın huzûrunda bunun gibi derde dert katan yüz binlerce haberler, sualler gelir.Namazda kıyamda iken, kula gelen bu sözlerden kul utanır, utancından iki büklüm olur ruküa varır.

Utancından ayakta durmağa gücü kalmaz, ruküda: “Subhane rabbiye’l-azîm” diyerek Allâh’ın noksan sıfatlardan berî olduğunu söyler.Sonra o kula Hakk’tan ferman gelir; “Başını kaldır da sorulan sorulara cevap ver.” denir. Kul utana utana başını ruküdan kaldırır; fakat, dayanamaz; o günahkar, utancından yine yüz üstü yere kapanır.Ona tekrar; “Secdeden başını kaldır da, yaptıklarından haber ver.” diye ferman gelir. O bir kere daha utanarak başını kaldırır ama, dayanamaz yine yılan gibi yüz üstü düşer.

islamasevgiyıldız.gif

Devamı »