İSLAMİ YAZILAR kategorisi için arşiv

Elleri Koku Dağıtan bir Şehid

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Aralık 27, 2009 by islamasevgi

Muharrem, kutlu ayların en kutlusu, hüzünlü günlerin en hazinidir. Ali’nin gözünün nurlarından dördünün cennete uğurlandığı aydır. Kerbela’da şehitlerin şahı Hüseyin dışında Hz. Ali’nin dört evladı daha şehid olmuştur ve üçünün adı şöyledir: Ebubekir, Ömer, Osman…

Turgut Uyar’ın Divan’ındaki o dizelerle seslenmenin vaktidir :
“elleri koku dağıtırdı nasıl bir koku / suya gel kana gel bir yeni hasana gel
o öldü çünkü bir gülü tutmuştu bilmeden / sen istersen her gün gel her sene gel
hüseyin de öldü ölür hasan da öldü ölür / ölen ve dirilen o bitmez insana gel”

Ali, Allah’ın sonsuz ve mutlak isimlerinden bir isimdir. Manası yüce demektir. Ali, yücedir, Yüceler Yücesi’nden alır yüceliğini. Ali bizim şahımızdır. Şah, sultandır. Ali, velayet sultanıdır. Ali’ye en çok yakışan sıfat veli’dir. Veli, dost demektir, Asıl Dost’a yakın olmaktır. Ali, yücedir, manevi kişiliğiyle semaya yükselmiş, Rahman isminin arşı kuşatan bulutuna girmiş, bir adalet ve merhamet yağmuruna dönüşmüştür. Ali ile Fatıma, dünyanın en yoksul ailesidir. El-Hüseyni’nin dediği gibi, ‘fakirlik insanı Allah’a ulaştıran en güzel yoldur’ Ali bu yolun şahıdır. ‘Allah’ı gördün mü? O görünür mü?’ diye sorulduğunda, ‘ben görmediğime inanmam’ diyen bir sultandır Ali. Bu ihsan düzeyidir.

Hz. Ali, yoksulluğun, adaletin, irfanın ve barışın/esenliğin sultanıdır. Fatıma cemale yürüdükten sonra evlenir ve aynı zamanda Ömer’in kayınpederidir Ali. Bir gün hiç paraları yokken, sadece altı dirhem parası varken ve çocuklarına yemek almaya giderken yolda kavga eden iki insan gördüğü zaman ,

Hz Ali “Niçin kavga ediyorsunuz? Şu âlemde Allah’ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?” diye sorar. Kavga edenlerden biri, diğerinden altı dirhem alacağı olduğunu, vermediğini, söyler. Altı Hz Ali son kuruşuna kadar çıkarıp adama verir. Evine geldiğinde eli boştur, ‘Cennet kadınlarının seyyidesi’, “Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?” diye sorunca, “Ama ara düzelttim ya Fatma” der.

Hz Fatma’nın yüzünde nurlu bir gülümseme belirir. Memnundur kocasının bu güzel hareketinden. Daha sonra Hasan’la Hüseyin ağlamaya başlarlar, ‘açız’ diye. Evden çıkar, bu acı manzaraya dayanamaz. Yolda bir adama rastlar.

Elinde besili bir deve “Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza satacağım.” “Param yok” der Hz Ali. “Olsun” der adam. “Bu deveyi sana vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve. Al sonra ödersin.” Alır Hz Ali 150′ye o deveyi. Yolda giderken başka adama rastlar. “Ya Ali” der, “ne güzel bir deve bu. Ben bunu 300′e alayım ne olursun reddetme beni.” Hz Ali “ama ben bunu 150′ye aldım” der. “Olsun, ben çok beğendim bunu” Ve 300′e alınca evine pek çok yiyecek getirdikten sonra Peygamber Efendimizin’in huzuruna çıkar.

Efendimiz güler, “gel” der, “şu deve hikâyesini anlat ya Ali”. Anlatınca da der ki: “Sen ki ara düzelttin. Allah Cebrail’i ile sana deveyi sattı. Mikail’i ile de satın aldı. Her kim ki ara yapar, birleştirir, düzeltir, ikilikten insanları kurtarırsa o bendendir ya Ali.” İşte böyle bir babanın çocukları ikilik çıkarır mı? Onların ikisinin de bütün hakikatleri sadece birlik ve tevhit içindi.

Cemalnur Sargut hanımefendi, Hz. Ali’nin ve Beyt Ehli’nin bu sırrını, mürşidi Kenan Rıfai’den naklen ne güzel anlatır: Hz İbrahim de Beyt Ehlidir, Hz İsmail, belki de Hz Âdem’den başlamış bir şeydir Ehl-i Beyt. Allah’ın Kâbe’sini, Beyt’ini yapmak, onlarla başlamadı mı? Beyt Ehli’nin en güzeli olan Hz Ali Peygamber’le birlikte o yüce Kâbe’nin içinde putları kırarken Peygamber Efendimizin o mübarek boyu ise putları kırmaya yeterken, bastonu da elindeyken Hz Ali’yi omzuna almak istemişti. Hz Ali’nin sapsarı bir yüzle “edep ederim, nasıl çıkarım ki o omuza” deyişi Hz Peygamber’in “benim emrim senin edebinden üstündür” hitabı ve Hz Ali’yi omzuna alarak putları kırdırışı, ömrü boyunca Ali makamındaki çeşitli sultanların bu âleme gelerek Peygamber’in manasının omzunda içimizdeki putları kırdığının delili değil midir?

Asıl Yezit içimizdedir. Tarihteki Yezit, nefs-i emaremizin mücessem halidir. Yezit her isteğini almaya alışmış, Hüseyin Allah’ın her istediği şeyi vermeyi kabullenmiştir. Aradaki fark budur. Ruh verici, nefis alıcıdır. Nefis ruha hakim gibi görünse de bu mana sonsuza kadar ruhun nefis üzerindeki tecellisinin anlatımıdır.

Bir bayram günü Hz. Hasan’la Hüseyin’in elbise istediği rivayet edilir. Efendimiz yoksul, Hz. Ali ve Hz. Fatıma fakir. Cebrail’in bile gözünü yaşartan bu istek, iki tane bembeyaz elbiseyi getirip Peygamber Efendimize hediye etmesiyle neticelendi. Ama çocuklar pek memnun kalmadılar, “keşke renkli olsaydı” diye ağlamaya başladılar. Peygamberimiz şaşkın, Cebrail’e baktı. Hz. Cebrail, Efendimiz’e, “su atın üzerine Efendim, çocuklar hangi rengi istiyorsa o renge bürünsün” dedi. Efendimiz elbiselerin üzerine biraz su attıklarında Hz. Hasan’ın elbisesi sarıya, Hz Hüseyin’in elbisesi kırmızıya dönüşür. Cebrail ağlamaya başlar. Peygamber şaşkın, sorar; “Çocuklar memnun. Niye ağlıyorsun?” “Efendim bunlar, bu iki renk Hasan’la Hüseyin’in cennetteki köşkleri, manaları ve hakikatleridir.” Ve daha sonra Peygamber’e döner, “ne acı ki” der, “Hz. Hasan zehirlenerek vefat edecek. Hz. Hüseyin al kanlarla öbür âleme yürüyecek”. İşte bu iki renk, bu iki tecelli bize çok şey öğretir. Belki celalin rengidir kırmızı. Celalin, marifetin, hakikatin ortaya çıkışının, Allah’ın ilmiyle tecellisinin, Allah’ın kudret ve kuvvetiyle bu âleme tecellisinin rengidir kırmızı.

Efendimiz, gözünün nuru Fatıma ile İslam’ın Zülfikar’ı ve Allah’ın Aslanı’ndan olan bu iki gözbebeğine, ‘oğlum’ diye hitab ederdi.

Bir gün Hz. Fatıma gelerek Resulallah’a üzgün bir halde : “Hasan’la Hüseyin kaybolmuşlar” diye dert yandığında, Peygamberimiz (sav) : “Korkma, Allah onları korur ” buyurdu ama bütün Medine seferber oldu. Sonunda Beni Neccar ahırlığında buldular. İkisi uyuyor orada. Bir melek kanadının birisini onlara döşek, birisini yorgan etmiş. Peygamberimiz uyandırmaya kıyamıyor, bir onu öpüyor, bir bunu öpüyor ta uyanana kadar. Uyandığında her birini bir omzuna aldı. Getiriyorken Hz. Ebubekir, “Ya Resulallah, hiç değilse birisini biz taşısak? ” buyurdu. “Hayır, ikisini de ben taşıyacağım.” Hz. Ebubekir dedi: “Ne muhteşem binektir, sizin bineğiniz, Resul-i Ekrem kâinatın Efendisi sizi taşıyor.” Hz. Resul (sav) buyurdu: “Ama onlar da çok muhteşem binenlerdir.” Allah’ın kendilerini temiz kıldığı ve dinin temeli olan adalet ilkesi uğrunda şehitlerinin arasına kattığı ehl-i beytin bu büyük imamlarını sevmek, onların aşkıyla yanmak, onların izini sürmek, bu aziz milleti dünyanın efendisi kılmıştır.

Yeniden düştüğümüz yerden kalkmanın biricik yolu da budur: Adalet ilkesine yapışmak, merhametli olmak ve Yezid’in değil Hüseyin’in çağrısına uymak… Alıntı

Her gün Ölümü hatırlayalım mı?

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Aralık 22, 2009 by islamasevgi

İnsanların hesap günleri yaklaştı. Böyleyken onlar hala gaflet içindeler. Ölümü düşünmekten nasıl da yüz çeviriyorlar!” (Enbiya, 1)

evet bu ayeti kerime  ölümü düşünmemizi emrediyor..

gelin biz de her gün (mukadder olan) ölümü hatırlayalım.

ne dersiniz?

Ezelde de Ebed’de de diri (Hayy) olan, yalnızca Rabb’imizdir..

Çizdiğin Resme Dikkat Et

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Aralık 3, 2009 by islamasevgi

Öyle diyor Mevlânâ:

“Dün, dünle beraber gitti cancağızım.
Bugün, yeni şeyler söylemek lâzım.”

Biz de öyle yapalım…

Yepyeni bir ruhla ve aşkla uyanalım. Hayat toprağımızı yeniden karıp karıştıralım. Ve toz toprağın içinden o günün en güzel gülünü çıkaralım…

Evet, öyle yapalım. Günümüze Hz. Peygamberin (a.s.m.) bir duâsı ile başlayalım:
“Ey Rabbim! Bu günün ve bundan sonra gelecek günlerin hayrını Senden isterim ve şerlerinden Sana sığınırım…”

Geçenlerde bir resim sergisinin açılışına dâvetliydim. Hatıra defterine bir şeyler yazmaya çalıştım. Oraya yazamadıklarımı ise, sizlerle paylaşayım dedim.
Sevgili genç kardeşlerim. Bir gönül sohbetine ne dersiniz?..
Bu dünyada herkes kendi resmini çizer.
Öyleyse çizdiğin resme dikkat et.
O resimler; kare kare tuvale aksettirdiğin o şeyler yorumlanacak bir gün…
İyi bil ki, kendi resmini çiziyorsun yaşarken…
Uğraştığın neyse, sen o’sun işte.
Gün gelip bu resim yorumlanacak…
Erbabı ve ehli tarafından.
Hem de en ince ayrıntısına kadar…
Ne fazla, ne eksik. Ne az, ne de çok.
Duvara vuran aksin, yere düşen gölgen bile unutulmayacak.
Yaman bir gün olacak.
Ufak ufak ama her şeyi yazılı bulacaksın o resimde. O gün, her şeyi…
Elde kalem ya da fırça fark etmez, sen hayat denilen tuvale kendi resmini çiziyorsun.
Söylediğine ve yaşadığına dikkat et.
Bu dünyada büyük bir aynanın önündesin. Boy aynasına bakıyorsun. Ve senin resimlerin aksediyor aynalarda. Uyusan da, uyumasan da…
Aynalar emiyor, yutuyor bir bir suretlerini, çizgilerini. Çizdiklerini.
Belki de farkında değilsin.
Gizli kameralar önündesin. Ona göre yaşa, ona göre gör, ona göre görün.
Sen neysen o’sun.
Seçtiğin yoldasın.
Seçtiğin neyse o yolda yürüyorsun.
Bize verilenden sorumluyuz. Güzel izler bırak.
“Kolay bırakılan izler çabuk silinir,” biliyorsun.
Değiştirmek istersen resmini o da elinde…

Beğenmiyorsan aynadaki görüntünü, geç kalmış sayılmazsın nefes aldıkça.
Güzel izler bırak geçtiğin yollarda. Güzel suretler düşür aynalara.
Kaybolan günleri, ah vah edip yandığın görüntüleri sil, çıkar aradan.
Sana yakışan halleri, tavırları, suretleri, sıfatları takın. Öyle görün aynalarda.
Riyadan uzak, sahteden ırak olsun ruhun.
Bulutların arasından parlayan yeni ay gibi pırıl pırıl göster çehreni.

Ey suretler, ey aynalardaki görüntüler. Zaman zaman bulutlansa da yüzünüz, hüzün kaplasa da içiniz, siz üzülmeyin.
Bak ne güzel diyor Mevlânâ:
“Lâ tahzen/ üzülme; bir yandan korku, bir yandan ümidin varsa/ iki kanatlı olursun./
Tek kanatla uçulmaz zaten./ Lâ tahzen / üzülme; sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu almaktır./

Allah, sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır, niye kederlenirsin?
“Lâ tahzen/ üzülme; taş, taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olmak dileyen taş; ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır.”

Güneşin altında kaybolan bir şey yok. Unutulduğu zannedilen her şey, her değer gün ışığına çıkar bir gün.
Ona göre dur, ona göre görün, ona göre çiz resmini.
Sen kendi hayatını yazmaktasın. Dikkat et, kalemin ne işliyor, ne yazıyorsa sen o’sun.
Bediüzzaman bak ne diyor:
“İşte, dünya süslü bir menzildir. Her birimizin hayatı bir endam aynasıdır. Şu dünyadan her birimize birer dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır. Belki o hususî dünyamız ve âlemimiz bir sayfadır, hayatımız bir kalem onunla, sahife-i a’malimize geçecek çok şeyler yazılıyor.” (Mektubat)

Gün gelecek çizdiğin resim yorumlanacak ona göre.
Nasıl yaşarsan öyle aksedecek aynalara.
Çizdiğin kendi resmindir senin.
Aynalar önündesin. Aynalar emiyor her kareyi, her anı hapsediyor, sabitliyor resmini.
Ebedî bir hesap için zaptediyorlar.
Şimdi suretlerdesin. Sonra aynalarda ve görüntülerdesin. Dikkat et.
Maskeye ihtiyacın yok. Allah’ın verdiği o güzel yüze bir yüz daha ekleme.
İki yüzlülerden olma.
Sadelik ve yalınlık yakışıyor yüzüne.
Hüzün yakışıyor sana.
Öyle kal, daha güzelsin.
En güzelin ayinesisin.
Er adamına, dâvâ yiğidine yakışıyor hüzün.
Ver kendini Allah’a
Vur kendini tartıya.

Dünyayı saran yalanları ve korkulu rüyaları uyanışınla uyandır.
Donuklaşan ruhları, milyon hayatları kalbin ısıtacaktır.
Senin kalbin, o en güçlü yanın yapacaktır bunları. Yeter ki inan, Allah’a güven ve O’na dayan…
Sen neysen o’sun.
Neyle meşgul olduğuna bir bak.
Allah seni ne için yaratmışsa onunla ol. Fuzuli işleri bırak.
Melekler şahidin olsun. Aynalar en güzel anlarını tutsun. Bir gün gelip çizdiğin resimler yorumlandığında yüzün aklardan daha ak olsun.
Seni seviyorum diye, senin üstüne üstüne gelen sahte sevgilerden medet yok.
Allah, kalbini korusun.
Yalan yanlış sevgilerden.
İnsanı bu kadar sevdiğini söyleyenler, sen de biliyorsun ki yalan söylüyorlar. Bunlar seni kendine esir ederler. Sevgiler araç olmalı Allah’a giden yollarda, amaç olmamalı. Kalbin yolunu kesen eşkıyalar da var dikkat et. Alkıştan, şöhretten, üzerine abanan ellerden, yaban ellerden Allah korusun seni.
Seni sevenler, seni ait olduğun yere bıraksınlar. Allah’a bıraksınlar. Rabbim seni bu zorlu sınavda yalnız bırakmasın.
Sen sadece O’nun kulusun, O’nun eserisin ve O’na aitsin. Bir kölenin iki efendisi olmaz.
Haydi hoşça kal. Allah’a emanet ol.
Dikkat et, kalbin ve düşüncen neredeyse, kiminleyse sen o’sun. Dilerim bu uğurda bahtın ve talihin sana açık olsun.
Çizdiğin resme dikkat et. Yorumlanacak bir gün.

alıntı 

Hatim Ettikleri Halde Yüreği Sızlamayanlar!

Posted in İSLAMİ YAZILAR etiketler ile , , on Aralık 1, 2009 by islamasevgi

Allah (cc) dostlarından Ebu Bekir Verrak Hazretleri’nin küçük bir oğlu vardı, bir gün onun elinden tutup Kur’an-ı Kerim hocasına götürdü Yavrusuna Kur’ân okutup, onu Kur’ân yörüngesinde yetiştirmesi için hocaya teslim ettikten sonra eve döndü…

Zeki çocuk derse başladı, kısa zamanda Kur’ân-ı Kerim’i öğrendi Bir gün; hocasının önünde Kur’ân okurken, bir ayetle karşılaştı Ayet-i kelimeyi tek tek heceledi Yüreğine müthiş bir kurşun saplanıvermişti! O ayetin mânasını düşünmekle, o çocuğun yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi ve bir titreme aldı Okumaya devam edemedi Derhal evin yolunu tuttu ve kapıyı çaldı

Babası içeriden seslendi:
“Kim o?”
“Benim baba, çabuk aç!”

Babası kapıya koşup açınca, gördüğü manzara karşısında korktu; çocuğunun yüzü ürkütücü derecede solmuştu ve yavrucağı titreyip durmaktaydı Hemen kollarını açıp sardı onu:

“Oğlum! Ne oldu sana böyle? Niçin benzin bu kadar sararmış?”
Güç bela cevap verdi çocuk:
“Bugün derste Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet okudum Mânâsını düşününce yüreğim eriyor sandım ve bu hâle geldim”

Babası, çocuğunu içeriye alıp bir yere oturttuktan sonra tarifsiz bir merakla sordu yavrusuna:
“Ey gözümün nuru oğlum! Seni bu kadar sarsan ayet hangisi acaba?!”
“Şu ayettir” dedi çocuk ve her bir harfini yüreğinde duya duya okudu o ayeti:

“İnkârcılığınıza devam ederseniz, dehşetinden çocukları birden ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?” (Müzzemmil, 17)

Ayet-i celileyi tekrar etmek, çocuğun canına yeni bir ateş düşürdü, o masum yavrunun takati hepten kesildi ve yatağa düştü Bu ayetin heybetinden hasta oldu ve kısa zaman sonra da vefat etti O masum çocuğu, babası götürüp kabre koydu

Baba Ebu Bekir Verrak Hazretleri sık sık o çocuğun kabrine gider, toprakları avuçlar, ağlar ve şöyle derdi:“Ey Ebu Bekir Verrak! Senin küçücük oğlun Kur’ân’dan bir ayet okudu, Allah (cc) korkusundan can verdi Sen;

Kur’ân-ı Kerim’i hatmedip duruyorsun ve “ömür güneşin” kabir kuyusuna ağdı da, Allah’tan hiç onun gibi korkmazsın Meğer senin gönlün ne katı bir gönülmüş, vah sana!”

Bu onun nefis muhasebesiydi, ama sözün asıl muhatapları bizlerdik, bütün inananlar “İnandık”larını söyleyenler! O büyük zât ki, böylesine mübarek bir evlat yetiştirmiş, mualla birisi Peki ya her gün Hak’tan, hakikatten yana yüzlerce söz duyan, okuyan ama irkilmeyen, kendisini düzeltmeyen, en azından şöyle bir çekidüzen vermeyen bizler Camide verilen bir vaaz esnasında;

“Allah’ı anmaktan dolayı kalplerinizin haşyet duyacağı an henüz gelmedi mi?” sorusu karşısında, kalbi orada çatlayıp yığılan gencin hâlini de dinleyince Hicabdan öte bir hâl gelmiyor elden

Ve sözün hitamı;
Cenab-ı Allah’ın, o an ve haberin hatırlatılması anlamında, “gelmedi mi?” diye sorduğu ve bizleri kendimize gelmeye çağırdığı ayetler:

“Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?”
(Ğâşiye Sûresi, 1)

“Daha önce inkar edip de, inkarlarının karşılığını tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azap vardır”
(Teğâbün Sûresi, 5)

“İnananların gönüllerinin Allah’ı anması ve O’ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine Kitâb verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir”
(Hadîd Sûresi, 16)

Selam ve Dua ile…

Kurban Bayramınız Mübarek Olsun

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 25, 2009 by islamasevgi

Kurban Bayramı Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 24, 2009 by islamasevgi

a) Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur’an okumak ve Allah Teâlâ’dan af ve Mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Ramazan ve Kurban Bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin olduğu gün ölmez.” (L9)

b) Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.

c) Güzel koku sürünmek.

d) Temiz ve yeni elbise giyinmek.

e) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek.

f) Güler yüzlü ve Sevinçli görünmek.

g) Yoksullara çokça sadaka vermek.

h) Bayram Namazına giderken yolda tekbir getirmek.

i) Kurban kesecekse kurban etinden yiyinceye kadar oruç tutuyormuş gibi bir şey yiyip içmemek.

j) Kurban etinden iftar etmek. Çünkü Peygamberimiz böyle yaparlardı.

k) Çoluk çocuğuna bolluk göstermek. Bütün bunlar bayramda yapılması müstehap olan işlerdir. Bayram günleri sevinç günleridir. Bu günlerde Sevinçli ve güler yüzlü görünmek tavsiye edilmiştir. Bu itibarla Bayramın toplum hayatımızda üstün yeri ve değeri vardır.

Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevinip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır. Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir.

Bayram sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah’a yönelmeleri, O’ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem tasir. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan Toplulukları yüce Allah’ın rahmeti kuşatır ve onları Affeder.

Bu günlerde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah’a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı “öf” demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz.

Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları Görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerle ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız.

Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua etmeli, Ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan DARGIN olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız.

Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de İslam’ın emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, Toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak milli birliğin sağlanmasında ve Toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur.

Bu duygularla Hepinizin kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmemizi Cenab-ı Hak’tan diliyorum. Mübarek Bayramın ülkemize, İslam alemine ve bütün insanlığa iyilik ve Hayırlar getirmesini diliyorum.

Cenab-ı Hak Yaptığımız ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına muvafık eylesin ve bizi kendisine ibadetten ayırmasın. Amin.

Söylesene Gazali!

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 20, 2009 by islamasevgi

Ne yapacağım şimdi? Ne yapacağım ben söylesene Gazali!

O’na teslim olacaksın!

 Nasıl?

İnsan sayısı kadar yol vardır. Önce yola çıkmak gerek.

Gücüm yok!

Sen yola yönel. Adım atacak olan sen değilsin!

Yapamayacağım. Buna cesaretim de gücüm de yok. Hiçbir şey bilmiyorum.

O’ndan iste…

Cumanız Mübarek Olsun

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 19, 2009 by islamasevgi

Zilhicce ayı ve 10 gece nedir!

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 18, 2009 by islamasevgi

Zülhicce’nin ilk yarısındaki günler, yüce Allah katında değerli günler arasındadır Hatta “Cuma haftanın; Zülhicce’nin ilk onu ise yılın mübarek günleridir” denilmiştir. Buna göre Zülhicce’nin ilk onuna tesadüf eden Cuma, her iki fazileti de toplayacağı için yılın en mübarek günlerinden biri sayılmıştır.

Hz. Peygamber ve ashâb-ı kiram pek çok fazîletin bir arada toplandığı Zülhicce’nin ilk yarısını zikr, tesbîhât, ibâdet ve tefekkür ile geçirirler, yoksullara yardım ederlerdi. Dolayısıyle onları örnek alarak müslümanların o günlerde ibadetlerine dikkat etmeleri, dualarını artırmaları, hayır ve hasenâtı daha çok yapmaları, kendilerini nefs muhâsebesine tabi tutarak hatalarına tevbe etmeleri uygun olur.

Geçtiğimiz zaman zarfında Recep, Şaban, Ramazan, Regaib, Miraç, Berat, Kadir fırsatlarını yaşadık. Şayet iyi değerlendiremedik diyorsanız üzülmeyin Rabbimiz yeni bir fırsat daha lutfediyor: Zilhicce ayının ilk 10 günü. Fecr Sûresi’nde, “On geceye yemin olsun ki…” (Fecr, 89/2) diye yemin edilen bu mübarek zaman dilimi hepimiz için yepyeni bir manevi fırsat dönemi.

“Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.” (Tirmizi, Savm, 52; İbn Mace, Sıyam, 39)

“Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.” “Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.” (Tirmizi, Savm, 52)

“Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)

Tesbih, Sübhanallah; Tahmid, Elhamdülillah; Tehlil, Lâ ilâhe illallah; Tekbir ise Allahu ekber demektir Zilhicce ayı

Ayların on ikincisi ve savaşmanın haram kılındığı haram ayların (eşhürü’l-hurum: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Receb) ikincisidir.

İçinde Kurban bayramının da bulunduğu Zülhicce ayı, mübarek ayların en mühimleri arasında yer almaktadır. Ashabtan ibnu Abbas (ra), Peygamber’den (sas) bu ayla ilgili şu hadisi nakletmektedir: Peygamber (sas); “Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah nezdinde daha makbuldür” buyurmuştur.

Zilhicce’nin sekizinci gününe “terviye günü” dokuzuncusuna “Arefe günü”; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) “nahr günü”, ondan sonraki üç güne de “teşrik günleri” denilmiştir. “

Arefe günü” burada, Kurban bayramından bir önceki gün anlamında değil, Arafat’ta vakfe gününü simgeleyen şer’î bir isimdir.

RABBIM hakkı ile geçiren muminlerden eylesin cümlemizi

Selam ve Dua ile…

Ve On geceye Andolsun

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 18, 2009 by islamasevgi
Mevla Celle Celalühu istediği şeye yemin eder. Dağa, aya, Güneşe vb. Lakin bizler böyle yemin edemeyiz. Biz üç türlü yemin edebiliriz; (Vav’ı Kasem ile, bâ’yı Kasem ile ta-ı Kasem ile) vallahi, billahi, tallahi şeklinde. Mevla Celle Celalühu burada önce “Fecr’e” yemin etmiştir. Gece karanlığı çatlayıp sabahın beyazı zahir olmasıdır. Şafak attı deriz ya … Işte o zaman insanları karanlıktan Aydınlığa, KEDERDEN sevince götüren vakte …
 
Cihan karanlıktan Aydınlığa tebessüm ettiği en neşeli ân’a, Mevla Celle Celalühu yemin etmiştir.Denilmiştir ki; “Fecr” den murad, Kurban Bayramı’nın sabahıdır. Bu mana da Imami mucahid: “Fecr” lafzıyla özellikle Kurban Bayramı gününün şafak vakti murad edilmiştir, demiştir.

 

“Ve gece yemin olsun gör.”

Buradaki gecesidir Doğum geceden Zilhicce Ayı’nın ilk Gör murad. Yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir.

Mevla Teâlâ’nın gün değilde gece buyurmasının sebebi, Günlerinin dokuz olmasındandır gör gör. Onuncu gün bayramdır. Gece tamam oluyor Doğum Geceler ise önce geldiğinden.

Tefsir Âlimleri; Araf Süresi 142. Ayette geçen, “Musa ile otuz gece (Bana ibadet etmesi için) gece daha kattık Doğum sözleştik ve buna. Böylece Rabb’inin tayin etitiği vakit kırk geceye tamamlandı.”

İşte bu ayetteki “on gün günüdür demişlerdir Doğum” e Alimler Zilhicce Ayı’nın ilk. Mevla Celle Celalühu bu günlerde Musa Aleyhisselam ile kelam etmiş, O’nu düşmanlarından kurtarıp kendine yakın kılmış ve bu emri bildirmiştir, günde O’na gör Doğum denilmektedir.

Hazreti Cabir Radiyallahü Anh’den rivayette Rasulullah Sallellahü aleyhi ve Sellem buyurdular ki:

Gece Kurban Bayramı’ndan gecedir Doğum (evvelki)-On.

Mevla Teâlâ bu günlerin kıymetine faziletine binaen yemin etmiştir.

Cabir Radiyallahü Anh’den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif’te Resulullah Sallellahü aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

Doğum – “Allah Tealâ’nın yanında Zilhicce’nin ilk günü kadar makbul ve fazîletli başka bir gün yoktur.” Sahabe-i Kiram Radiyallahü Anh sordular:

-Ya Rasûlellah! Onun benzeri bir gün, Allah Tealâ’nın yolunda cihadda da yok mudur? Buyurdular ki:

- “Onda da yoktur. Meğer ki malıyla ve canıyla Allah Tealâ’nın yolunda cihada çıkıyor, vuruyor, vuruşuyor ve onlardan hiçbir şeyle DÖNMÜYOR. Ancak bu hariç.

Hz. Aise anamız şöyle anlatmıştır:

-Resulullah Sallellahü aleyhi ve Sellem zamanında bir adam vardı. Çalgıyı severdi. Ancak Zilhicce Ayı’nın hilali göründüğünde, sabahına oruçlu olurdu. Durum, Rasûlüllah’a Anlatıldı. Adamı getirdiler. Peygamberimiz Sallellahü aleyhi ve Sellem ona sordu:

-Bu günlerde oruç tutmana sebep nedir? “Şöyle dedi:

-Ya Rasûlellah! O günler Hac menasikinin yerine getirildiği ve Haccın yapıldığı Günlerdir. Hûccac orada dualar okurlar, istedim ki: Allah Celle Celalühu onların duasına beni de ortak eylesin.

Bunun üzerine Efendimiz Sallellahü aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:

-Bu günlerde tuttuğun oruçların her bir günü için yüz köle Azadi ve o kadar da deve kurban etmek sevabı alırsın Gör. Ve ayrıca Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaş edilen yüz at Yetiştirmeye denktir. Terviye (Zilhiccenin Sekizinci günü, Arefe gününden bir gün evvel) günü bin köle Azadi sevabı, bin deve sefere de sadaka etmek sevabı ve bin yollamış gibi sevap kazanırsın.

-Arefe günü olunca; senin için iki bin köle Azadi sevabı, iki bin deve sadaka etmiş sevabı, Ikibin de Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaşa gidilen bağışlama de sevabı verilir.

Bütün bunların dışında Arefe gününün Örücü, biri geçmiş biri de gelecek senenin olmak üzere, iki senenin orucuna denktir.

Şimdi bu günlere erişipte bu kazançlardan istifade etmemek akıl karı mıdır?

Bu günlerde yapılan ibadet kadar hiç bir günde yapılan ibadet Allah Celle Celalühu’na daha sevimli gelmez Gör.

Said b. Cübeyr Rahimehüllah şöyle demiştir:

- “Bu gecelerde lambalarınızı söndürmeyin gör.”

Hizmetçisine dahi uyanık kalmasını emrederdi. O gecelerde yapılacak ibadeti de ona hoşça anlatır, sevdirmeye çalışırdı.

Denilmiştir ki:

Bir kimse, günleri değerlendirir ise, ikramda bulunur Doğum Mevla Teâlâ o kişiye tarihinde bu. Şöyle ki:

-Ömrü uğurlu ve bereketli olur.

-Malinda bereket olur, artar.

-Allah Celle Celalühu onun çoluk çocuğunu korur.

-Günahlarına kefaret olur.

-Yaptığı iyiliklere kat kat sevap alır.

-Ölüm halini kolay eder.

-Kabrindeki karanlık günlerine aydınlık verir.

-Mizanında iyilik tarafını ağır bastırır.

-Ahirette düşük hallerden, rezil ve zelil olmaktan kurtarır.

-Cennetteki derecelerini yükseltir.

Ebu Derda Radiyallahü Anh der ki:

“Zilhiccenin ilk günlerinde çok dua ediniz, çok istiğfar ediniz. Çokça sadaka veriniz. Çünkü ben Rasulullah Sallellahü aleyhi ve Sellem’den:” Zilhicce’nin ilk günün sevabından mahrum günün Yazıklar olsun “, dediğini işittim. Özellikle Zilhicce’nin dokuzuncu günü (yani Arefe günü) oruç tutmayı ihmal etmeyiniz. Çükü bu günün orucunda hiç kimsenin sayamayacağı kadar çok hayır vardır.

Gününde Peygamberlere Yüce Allah Celle Celalühu’dan nice ikramlar gelmiştir Doğum Zilhicce Ayı’nın ilk. Bu mânada gelen bir çok haberler vardır.

İbni Abbas Radiyallahü Anh’ın rivayetine göre:

-Zilhicce Ayı’nın on günü içinde, Allah Celle Celalühu Adem Aleyhisselam’a tevbeyi nasib etti. O’na tevbe, Arefe günü nasib oldu.

Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de Arefe demektedir ki, o gün, kastolunan Arefe günü değildir.

Günlerde İbrahim Aleyhisselam Halil olmuştur Doğum Yine bu. Ateş onu yakmamıştır. Kurban ettiği oğlu İsmail Aleyhisselam bu gün, bir kaç Fidye karşılığında kesilmekten kurtulmuştur.

Kabe-i Muazzama’yı İbrahim Aleyhisselam bu günlerde yapmaya başlamıştır.

Mevla Teâlâ Kur’an’ı Kerim’de buyurdu:

“Ağacın altında seninle biat ettikleri zaman …” Burada geçen Rıdvan Biatı’dır ki, bu dahi Zilhicce’nin on günleri içinde olmuştur.

Gelelim diğer ayetlere.

“Hem Teke, hem çifte yemin olsun”.

Tek lafzından Murad Allah Celle Celalühu’dur. Çift lafzından ise Allah Celle Celalühu’nun yarattığı mahlukattır Murad. Adem ile Havva’dır, da demişlerdir.

“Gelip geçen geceye”.

Bundan ise Kurban Bayramı gecesidir Murad. O gece Müzdelife gecesidir de denilmiştir.

Durum böyle olunca Mevla Celle Celalühu Kurban Bayramı gününe, günlere, üzerinde Adem Aleyhisselam ile Havva Validemiz’e de yemin etmiştir.

Bu arada kendi zatına Kurban Bayramı gecesinede yemin etmiştir. Bütün bu yeminlerden sonra da ne buyurmuştur.

“Bütün bu anlatınlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır”. Çünkü bunlar öyle olaylar, öyle şeylerdir ki bir akıl sahibinin; bunlara önem vermemesi, bunların feyiz ve bereketinden, irşat edici özelliklerinden yararlanmaması, kuvvet almak istememesi ihtimali yoktur. Bu olaylardan, onların yaratıcısının; yaratan bir Rabbin var olduğu neticesini çıkarır.

Alıntı