Temmuz 15, 2009 için arşiv

Açılın kalp kapıları!

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Temmuz 15, 2009 by islamasevgi

Her şey gönlün derinliklerinden geleni fark etmekle başlar Onu anlamakla kemale erişir Ondan nasiplenebilmekle de zirveye tırmanır herkesin kalbine bir kapı koymuştur, derinliklerde gizli Bu kapıdan girenler hüsrana uğramazlar, o kapıya erişenler nasipsiz kalmazlar Bu kapı Hak kapısıdır…

Vermeyi istemeseydi istemek duygusunu vermezdi Önce istemekle başlar herşey Cüzi irade ile başlangıcı bizim yapmamız gerekir Gerçi sebepler dairesi dışında bazı kullarına özel lütuflar verebilir ve kapılarını kendi açabilir ama bu istisnai durumdur, genele mal edilemez

İradeniz ile almanız gereken yolu aldığınızda inayet-i ilâhi tecelli eder ve kendisinden başka kapılara yönelmenizi, rahmeti ile engeller…

Kul muhabbet kapısından girince o güne kadar hiç görmediği, belki sadece duyduğu bir sevgi çağlayanına ulaşmış olur Sevdiğinden daha fazla seven, onu ondan daha iyi bilen ve her ihtiyacını verebilme kudretinde olan Zata ulaşır…

Bu, dünyadan ve çevremizden yüz çevirmek değildir Sevginin merkezine tüm sevgilere en layık olan oturtulur, tüm sevmeler de O’nun çevresine Yani önce O sevilir, sonra her şey O’nun için sevilirBir kalpte iki sevgi olmaz sözünü de bu doğrultuda anlamak gerekir

Bu kapının anahtarı tefekkürdür ki bilinen ibadetler içerisinde semeresi en çok olanlardan biridir

O’nu bulmak marifet iledir Marifet de tefekkür ile olur Önce kendi içinize dönmeyi öğrenin Kafanızda sizi meşgul eden tüm problemler ve muhakemeleri bir tarafa bırakın Dupduru olun Sonra kalbinizin derinliklerine doğru yola çıkın O bize, bizim tahmin ettiğimizden daha yakındır

Açılın kalp kapıları! Rabbimi bulmaya geldim deyin Rabbinizi orada sizi bekler bulacaksınız

Hiçbir şey söylemeyin isterseniz Kalbinizin tüm burukluğu, içinizin tüm susamışlığı ve günahlar altında iki büklüm olmuşluğunuzla sadece Ya Rabbi!deyin, yetecektir

Kulunun kendisine dönmesi kadar O’nu hoşnut eden başka bir şey olmayan Rabbimizin, Lebbeyk Kulum! Söyle ne istiyorsun? Nedir seni üzen? Beni bulan ve rızamı alan kulumu ne mahsun edebilir ki?

Sen mahsun olma Ben senin vekilinim dediğini duyarsınız belki Rabbim nasip ederse

Bu öyle bir lütuftur ki onu elde edenin kapısını çalacağı başka bir merci, açamayacağı hiçbir kapı kalmamıştır

Öyle bir sevgiliyi sevin ki size her şeyi vermeye gücü yetsin, her ihtiyacınızı görsün, sizi hep gözetsin Öyle bir sevgiliye kendinizi sevdirin ki O sevdi mi kainattaki tüm kullarına da sizi sevdirsin O’nun adıyla çaldığınız tüm kapılar ardına kadar açılsın Muhabbetiniz muhabbetle
mukabele bulsun

İşte insanın yaradılış gayesinin başlangıç noktası budur Diğerleri onun arkasından gelir

Unutulmaması gereken bir fark vardır ’ı bilmek ayrıdır, O’nu idrak etmek ayrıdır Bilmek marifetle, idrak tefekkür ile olur

Her şeyde esma-i ilahiyeyi görmek marifettir ’ı her yerde görmenin, bilmenin belli bir mantığı yoktur Bu his dünyası ile ilgilidir ’ı bilmek ancak onu hissetmekle olur

O tecellileri tefekkür etmek de idrake götürür ’ı idrak ettiğinizde kemalâta ermiş, kalbinizde mutmainliği yakalamışsınız demektir Artık kalp kapılarınız ardına kadar açılmıştır Attığınız her adım sizi ayrı bir muhabbete, gördüğünüz her lütuf ayrı bir hayrete götürecektir

Artık her anınızda O’nun büyüklüğünü ve muhabbetini gözyaşları içerisinde seyre koyulacak, Sübhan ile ayrı bir tefekkür, -u Ekber ile başka bir hayret, Elhamdulillah ile de şükür ufuklarını yakalayacaksınız Rabbimin izniyle

Rabbim bizleri kendini hakkıyla idrak eden kullarından eylesin

Amin

Giremediğin Gönül Senin Değildir…

Posted in EDEBİ YAZILAR on Temmuz 15, 2009 by islamasevgi

Gideceğimiz yerler sadece maddî, şeklî olanlar değildir. Asıl manevî olanlardır. Manen gideceği yere varamayanlar, maddeten hiç varamazlar. Gideceği yeri, iç dünyasına kodlayamamış olan, hedefine asla ulaşamaz.

Hatta manen gideceği yeri olmayanların, maddeten de gidecekleri yeri olmaz; hiç olmaz. En hızlı vasıtalar, en sağlam araçlar onları hiç bir yere götüremez.

Cünkü manevî hedeflerini kaybedenler, maddî hedeflerini de yitirirler. Gidecekleri yer kalmaz. Onlar gitmezler, götürülürler. Hatta sadece sürüklenirler.

Bu sebeple, en acınacak insanlar, araçsızlık yüzünden yolda kalanlar değil, araçları olup da gidecekleri yeri olmayanlardır.

Gitmek, gövdeye değil, gönüledir.
Gittiğiniz yerde gönülsüz bir gövde bulacaksanız, varışınız da boşunadır.
O zaman, gittiğiniz yere ulaşamazsınız, sadece varmış olursunuz.
Varmış olmak, vuslata ermiş olmak değildir.

Vuslat, gönüle varmaktır. Sevgi dolu bir gönüle ulaşmaktır. Vuslat gönül işi olduğu için, varmak da gövdeyle olmaz, gönülle başarılır. Bu sebeple, gönül varışlarının vasıtaya ve maddeye ihtiyacı olmaz. Biri kuzeyde, diğeri güneyde iken de, bir ve beraber olabilirler.

Mesafeler, birliğe, buluşmaya, kavuşmaya asla engel olamaz. Bir olan gönüllerin arasına kilometreler giremez; en uzak gurbet bile ayıramaz onları, unutturamaz. Asıl mesafe, asıl uzaklık, yanı başındakini unutturanıdır.

”Dizimin dibindeki, Yemen’de; Yemen’deki de dizimin dibindedir” der Mevlânâ…

Göremediğin gönülden ırak olursun. Gönül görmek diye bir çaba var mı hayatımızda? Giremediğin gönüle eremezsin. Hiç olmazsa, yanı başınızdakilerin gönüllerinde misiniz? Yanı başınızdakiler gönlünüzde mi? Aynı dili konuşanlar değil, aynı gönlü paylaşanlar anlaşırlar.

Büyük bir üzüntüyle ifade edeyim ki, aynı evde yaşadığı halde, ayrı olanlar vardır. Çünkü yakınlık manevî varlığımızla sağlanır. Gövdelerin yakınlığı ile gerçek yakınlık yakalanamaz. Kafa ve kalp uyuşması, insanı yakından daha yakın eder, hatta tekleştirir. Böylesine bir ve beraber olmuşları, hiçbir şey ayıramaz.

Hiç bir mesafe aralarına giremez.

Gönül ne kahve ister, ne kahvehane
Gönül sohbet ister, kahve bahane…

En uzak mesafe ne Afrika’dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri Işıldayan
En uzak mesafe İki kafa arasındaki Mesafedir,
Birbirini Anlamayan…

Gül, hep bir gönül alma aracıdır amma her şey bir kırmızı gül kadar ucuz ve kolay olmamalı. Her şey, bin bir emekle, sevgisi bereketlendirilmiş bir gönülle halledilmelidir. Yüreğin, sevginin renkleriyle bin bir çeşit yediveren güle döndüyse, varsın elinde bir gül bulunmasın.

Gül müsün kardeşim, elin gülsüz de olur.
Gönlün gülleşmişse, o yeter bana.
Geldiğin yer gülüyorsa
Seni gören gönül eğer
Gülistana dönüyorsa
Ne mutlu sana…
Sen gül olmuşsan, gülden sana ne?
Bırak o kalsın dalında
Üstelik gülleşmiş gönlün dikeni de yoktur.
Ne batar, ne kanatır,
Hep cana can katar
Hep mutluluk ve huzur sunar..

Alıntı