Gerçek Dost…

Çünkü hakkı esas alıp adaletten ayrılmamak, insanı dünyada da, ahirette de kurtarır…

Aksi ise her ikisinde de kaybettirir…

Ne var ki, bu tartışılmaz gerçeğe rağmen insan bazen hissine kapılır, bazen de çevresinin tahrik ve telkinine… Bir de bakarsınız ki, yanlışlara yönelmiş, haksızlığa meyletmiş, zulümler yapmaya başlamış… Yani sadece dünyasını değil, ahiretini de tehlikeye atmış…

İşte böyle yanlışlara düşmemek için bilhassa yöneticilerin doğruyu telkin eden dostlara, çekinmeden hakkı anlatan ikazcılara ihtiyaçları kesindir. Salahiyetlerini zulüm ve haksızlıkta kullandırmasın, dünyasından sonra ahiretini de tehlikeye sokturmasın…

Nitekim tarih boyunca mevki sahiplerinin etrafında iki tip insan görülmüştür. Biri, isabet buyurdunuz efendim, diyerek hep dalkavukluk yapmış, haksızlık ve yanlışlara teşvikte bulunmuş; diğeri ise doğruyu söyleyen dost görevini yapmış, gerektiği yerlerde ikazlarını yapmaktan geri kalmamıştır. Sonunda kazananlar ise acı da olsa doğruyu söyleyen, dostları dinleyen yöneticiler olmuştur…

Söz konusu etmek istediğimiz Abbasi halifelerinden Harun Reşid de işte böyle doğruyu söyleyen dostları dinleyen yöneticilerden biri olarak tarihe geçmiştir. Meşhur dostu Behlül’ü çarpıcı ikazlar yaptığı için yanından ayırmamıştır…

Nitekim bir gün Behlül’ü sarayının bahçesinde gören Halife sormuş:

- Ey Behlül nereden geliyorsun böyle?

Behlül’ün cevabı, doğruyu söyleyen dost cevabından başkası değildir:

- Cehennemden geliyorum efendim!

- Hayrola ne işin var senin cehennemde?

- Ateş lazım olmuştu da onun için gitmiştim…

- Getirebildin mi bari?..

- Hayır getiremedim.

- Neden?

- Orada ateş yokmuş da ondan. Cehennemin kapıcısı Hazin dedi ki, burada ateş olmaz. Herkes kendi ateşini kendisi getirir buraya!..

Düşünmeye başlayan Halife sorar:

- Ey Behlül, ben buradan ateş götürmemek için ne yapayım, ne tavsiye edersin öyle ise?..

Beklediği irşat fırsatının doğduğunu anlayan Behlül, doğruyu söyleyen dost görevini yaparak düşündüğü ikazını şöyle yapar:

- Sen büyük salahiyetlerle donatılmış bir yüce makamdasın. Bulunduğun bu yüce makam zulme, haksızlığa, yanlış uygulamalara en müsait makamdır. Ağzından çıkan bir cümle ile birçok kimsenin canını yakar, zulme maruz bırakabilirsin… Yani buradan ateş götürmeye çok müsait yerdesin… Ancak üç şeye dikkat edersen buradan ateş götürmekten kurtulursun, etmezsen sen de kendi ateşini kendin götürmekten kurtulamazsın.

- Behlül iyice meraklandım, nedir o üç şey?

- Adalet, adalet, adalet!.. Bu makamda senden beklenen bundan başkası değildir.

Düşünceye dalan Harun Reşid, neden sonra başını kaldırarak söylenir:

- Çevremde senin gibi doğruyu söylen dostlarım olmasa buradan benim de ateş götürmem işten bile değil Behlül!.. Sen sıkça görün sarayın bahçesinde. Senin gibi doğruyu söyleyen dosta ihtiyacım herkesten fazla… Herkes senin gibi ikaz etmiyor, aksine ‘isabet buyurdunuz’ diyerek bulunduğum makamdan ateş götürmeme sebep oluyorlar…


Aslında  her birimiz doğru düşünmemizi sağlayan dostlarımıza sahip çıkmalı, onları yanımızdan uzaklaştırmamalı, hoşumuza gitmese de doğru söyleyen dostları dinleme alışkanlığı kazanmalıyız. Şayet hem dünyamızı hem de ahiretimizi kurtarmak istiyor, buradan oraya biz de ateş götürmek istemiyorsak tabii…

Ahmed Şahin

Sevgiyle kalınız inşaAllah…

Yorum Yapın