
“Ben” dedi kadınlardan biri diğer kadına, “otuz yıldır bu evde kendi içini doldurmaya terkedilmiş bir günlük gibiyim. Sanki dört duvarla ciltlenmişim de hiç dışına çıkamamışım tutulduğum günlüğün. İlk zamanlarda bomboş sayısız yaprağım vardı, onlara bakıp umutlanırdım. Bütün kayıplarımın, o yapraklardan birinde yer bulacağını düşünürdüm. Yanılmışım. Tozunu sildiğim camlar tekrar tozlandı; pişirdiğim aşı yeniden pişirdim; büyüttüğüm çocuklar bana hep çocuk döndü; boyadığım duvarları bir daha boyadım ve her seferinde solan çiçeğin yerine vazoya, solacak yeni bir çiçek koydum. Hayatın bende dolduracağı yapraklar gittikçe azalıyor. Bundan sonrası, bundan öncekinden başka olmayacak, biliyorum. Ama yine de her akşam şu kapıyı aralarken, içimde bir genç kız, bana ne beklediğimi soruyor. Keşke bir tek bunu çözebilseydim…”
“Ben” dedi, rençperlerden biri diğer rençpere, “ektim ve yeşerttim, suladım ve büyüttüm. Yağmur getirecek bulutu, başak devirecek rüzgarı, avuçlarımın içi gibi biliyorum. Az değil, elli yıldır, burada bu dağın yamacında mevsimleri kondurup kaldırdım. Önce yeşerip sonra saran bir başaktır hayat. Buna alışamazsanız, içinizdeki toprak çabuk kayar. Bu ıssız yamaçlarda hiçbir gölgenin altına konduramazsınız kendinizi. En iyisi, vakitlerin kaderine teslim olmak. Hem ağaçlara nasıl su yürüyorsa, bana da öyle su yürür; onlar nasıl ağırlaşırsa dallardan, zaman beni de öyle ağırlaştırır. Nereye götürürsem götüreyim bu gövdeyi, yaşlanacağım, beni geriye bu gövdeden çağıracaklar. Gençken bu başakları terk etmek benim de içimden geçerdi. Artık “yeni bir ekinin yeşermesini görecek miyim?” diye dertleniyorum.
Kazdığım toprak benim için kazılmayı bekliyor şimdi. Ama yine de geceleri yıldızlara bakarken, içimde hiç kazma vurulmamış, hiç yeşertilmemiş bir yerin varlığını hissediyorum. Keşke bir tek bunu çözebilseydim…”“Ben” dedi şairlerden biri diğer şair, “ben ki insanın yeryüzüne atılmasının, o yalnızlığın, o yabancılığın kederli bekçisiyim. Dünyayı karnımda dinmeyen bir sancı olarak taşıdım bunca zaman. Çoğu vakit insanların keyifle baktığında bakacak bir yan bulamadım, kimsenin bakmadığı şaşkınlıktan çıldırttı beni. Orta yaşlı bir kadının, boş vazoya taze bir çiçek koyarken ne düşündüğünü biliyorum. Gurur kalmamış bir dilencinin evine dönerken içine düşen karanlığın seyredilmesi için, bütün dilendiklerini vermeye razı olduğunu biliyorum. Bir rençperin, ruhundaki bir yeri kürekle kazıp açamadığı için, kendini kaç defa yıldızların ipine doladığını biliyorum.
Biliyorum ki insan, ölünceye kadar kendi cevapsız sorusunun çengeline asılır, ölünceye kadar kendine mağlup olur. Kaç kere insanın içine daldırdım kalemimi., kaç kere çengele ası sorunun damarlarından kan aldım. Ama yine de hakikat, yazılmamış, bomboş yaprakların üzerinde duruyor. Keşke, bir tek o yapraklarda ne yazdığını çözebilseydim…”
Alıntı…
Sevgiyle kalın İnşaAllah…