Dost Olmak…

32271230mp9.jpg

Peygamberlerin ve Evliyaların Şefaatı Yoktur…

rose.gif

Şefaat Beş Kısımdır  

Birincisi, insanları Haşir Meydanı’ndan kurtarmak içindir. Bu Hz. Peygamber (S.A.V)’e hastır.   

İkincisi, insanların hesapsız olarak cennete girmesi içindir. Bu da Hz. Peygamber (S.A.V)’e hastır.   

Üçüncüsü, ateş kendilerine vacip olmuş kişilere Hz. Peygamber (S.A.V) ve Allah-u Zülcelal’in istediği evliyalar şefaat yaparak onları ateşten kurtaracaktır.    

Dördüncüsü, cennet ehline derecelerinin daha yükselmesi için şefaat vardır.   

Beşincisi, günahkârlardan ateşe girmiş olanlar için Hz. Peygamber (S.A.V), diğer peygamberler, melaikeler ve onların mü’min kardeşleri onlara şefaat edip, cehennem ateşinden çıkaracaklardır.    Sonra Allah-u Zülcelal tek bir kelime-i tevhid söyleyen kulları şefaatsiz olarak cehennemden çıkaracak yalnız kafirler cehennemde kalacaktır.     

Enes b. Malik (R.A)’den rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:   “Bir cennetlik cehenneme doğru bakar ve orada birisine gözü ilişir. O adam bunu çağırarak:

“Beni tanıdın mı?” diye sorar.

Adam: “Hayır! Tanımadım sen kimsin?” der.

O: “Falan vakitte sen benden su istemiştin, bende sana vermiştim. İşte ben, o adamım.” der.

Bunun üzerine cennetlik: “Evet, hatırladım.” der.

Cehennemlik: “Ne olur, sende benim hakkımda şefaat et.” der.

Cennetlik durumu aynen Allah-u Zülcelal’e arzeder ve: “Beni bu adama şefaatçi kıl.” der. Allah-u Zülcelal’de onun şefaatini kabul eder ve adamın cehennemden çıkmasını emreder. Adam da cehennemden çıkar. (Deylemi)   

Buradan anlaşılıyor ki imandan fazla olan birşey; gizli zikir, kalbin bir ameli, bir miskine şefkat etmek, sadık bir niyet gibi şeyler şefaatin sebebidir. Bunlar yoksa o kişiye şefaat de yoktur. Yani bir tek imanı olan, bu hasletleri yerine getirmeyen kimselerin işi Allah-u Zülcelal’e kalmıştır.Onlara peygamber ve evliyaların şefaatı yoktur. Evliyaların şefaat yapabilmesi için bir delili olması lazımdır. O delil de ibadettir. Peygamber ve evliyalar, “Ya Rabbi! Bu kişi imandan hariç bir hayır yaptı. Bu hayır sebebiyle ona şefaat etmek istiyoruz” diyecekler, Allah-u Zülcelal de onlara şefaat etmeleri için izin verecektir.

Eğer kişinin salih ameli hiç yoksa peygamber ve evliyaların ona şefaat etmek için bir delili olmayacaktır. 

Peygamberlerin, evliyaların ve meleklerin şefaatı vardır. Fakat buna güvenerek günah yapmamalıdır. Çünkü yapılan günahlar insanın imanının gitmesine sebep olabilir. İnsan günah yapa yapa imansız kalabilir. Özellikle ölüm anında, günah işlemekten zayıflayan iman ölümün ağırlığına dayanamayabilir.   

Bu şuna benzer. Bir insan kuyudan çok ağır bir kovayı yukarı çekmek istediğinde ipinin çok sağlam olması lazımdır ki ipi kopmasın. Eğer o kişi ipini bıçakla inceltmişse o ip kovayı taşımaz. Bunun gibi ölüm de çok ağır, çok zor bir olaydır. İnsan günah yapa yapa imanını zayıflatmışsa, imanı ölüm acısının ağırlığına dayanamaması ve şeytanın onu bu sırada imansız göndermek için verdiği vesveselere kanması sonucu gidebilir.

İmansız olan bir kişiye ise peygamberlerin ve evliyaların şefaatı yoktur.

Ölümün Güzelleri…

11.jpgKorktuğundan Emin
Enes Bin Malik (ra)’dan rivayet olunur ki: “Hz. Peygamber (aleyhisselatu vesselam) ölüm döşeğinde olan bir gencin yanına girdi ve ona: ‘Kendini nasıl hissediyorsun? Diye sordu.

Genç cevaben: ‘Ben Allah(ın affın)ı umarım ve günahlarımdan korkarım’ dedi.

Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki: ‘Bu vakitte mü’min bir kulun kalbinde bağışlanma umudu ve günah korkusu birleşince, mutlaka Allah Teala o kuluna dilediğini verir ve onu korktuğundan emin kılar.” (Tirmizi, Cenâiz, 11; İbn Mace, Zühd, 31)

Bilinmelidir ki, evliyanın can çekişme anındaki halleri değişiktir. Bazısının üzerinde heybet hali, bazılarında ise ümid hali galip olur. Bazılarına ise o halde öyle şeyler gösterilir ki, bu hareketsizlik ve güzel bir güven içinde olmalarını gerektirir.

Amel Defterim Dürülmekte…
Ebu Muhammed el-Ceriri’nin şöyle dediği hikaye olunur: “Can çekişme halinde iken Cüneydi Bağdadi’nin (ks) yanındaydım. O gün Nevruz’a rastlayan Cuma günüydü. Cüneyd, Kur’an okumakla ve meşgul idi ve hatmini bitirmeye çalışıyordu. Ben:
- Ey Cüneyd bu halde dahi Kur’an mı okuyorsun? dedim.
- Kur’an okumaya benden daha layık (çok ihtiyacı olan) kim vardır? İşte ömrümün sayfası ve amel defterim dürülmekte, dedi.

Cemalini Ummak…
Ebu Muhammed Herevi’nin şöyle dediği hikaye olunur. Ebu Bekir eş-Şibli vefat ettiği zaman yanındaydım. Sabaha kadar şu iki beyiti okurdu:
Yüzünün nuruyla evimiz aydınlık, orada lamba ihtiyaç değildir.
İnsanlar deliller getirdikleri zaman, bizim delilimiz cemalini ummak olacak.
 

Hesaba Çekilmek
Bişr-i Hafi (ks) can çekişirken dediler ki ona:
- Ey Bişr, sanki hayatı istiyor gibisin. Buyurdu ki:
- Allah’ın huzuruna varmak şiddetli oluyor.
Bişr-i Hafi Hazretlerinin sözünden anlıyoruz ki, o ölüme; kudret ve azametiyle, Ehad ve Melik Olan Allah-u Zülcelal’in huzuruna çıkarak, hesaba çekilmek olarak bakıyordu.

Efendimin Huzuruna Varıyorum
Derler ki, Hz. Hasan (ra), can çekişme anında ağladı. Ağlama sebebini sordular. Buyurdu ki: “Görmediğim efendimin huzuruna varıyorum.

Bir Beyitle Gelen Ölüm
Ebu Hatim Sicistaninin, Ebu Nasır Serrac’tan şunu rivayet ettiğini işitmiştim. Ebu Hüseyin Nuri’nin ölüm sebebi şu beyiti duymasıdır:
Seni seve seve, öyle bir menzile eriştim ki,
Akıllar bu menzile vardıklarında hayrete düşmüşlerdir.
Nuri bu beyiti duyunca, kendinden geçti ve sahrada şaşkın bir halde dolaşmaya başladı. Dolaşırken bir kamışlığa uğradı. Üst tarafı kesildiği için, kamışların keskin yanları ayağını parçaladı. Ve sabaha kadar ayağından kan aktı. Sabah olunca, sarhoş gibi kendinden geçmiş olarak aşkı ilahiden dolayı yere düşerek vefat etti.

Niçin Gülmeyimki?
Derler ki: Abdullah b. Mübarek vefatı sırasında gözlerini açıp güldü ve “Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.” Ayetini okudu. (Saffat, 61)
Derler ki: Mekhul b. Ebu Müslim sabah akşam hüzünlü idi. Ölüm hastalığında ziyaretine gelen ziyaretçiler güldüğünü görünce sebebini sordular. Dedi ki: “Niçin gülmeyim ki, sakındığım şeyin ayrılığı yaklaştı, umduğuma ve arzuladığıma ulaşmam yakın oldu.

Ölmek İçin Yer Var mı?
Sufilerden biri anlatıyor: “Mimşad Dineveri’nin yanındaydım. Fakir bir derviş gelip selam verdi. Selamına karşılık verdiler. Derviş: “Burada insanın ruhunu teslim edebileceği temiz bir yer var mıdır?” diye sordu. Bir yer gösterdiler. Orada çeşme vardı. Derviş o çeşmeden abdestini yenileyip, Allah’ın dilediği kadar namaz kıldı. Sonra Gösterdikleri yere vardı ve edeple uzandı. Baktık ki ruhunu teslim etmişti.

Kelime-i Şehadet
Fakirlerden (sufi) biri anlatıyor: “Yahya İstahri vefat edeceği zaman etrafında oturuyorduk, içimizden biri, “Eşhedu en lâ ilâhe illallah de” dedi. Şeyh yattığı yerden kalkıp oturdu, birimizin elinden tuttu ve ona, “Eşhedu en lâ ilâhe illallah de” diyerek kelime-i şehadet getirtti. Sonra bir başkasının da elinden tutup aynı şeyi söyletti. Bu şekilde orada bulunan herkese önce kendisi tekrar edip sonra onlara tekrar ettirerek ruhunu canana teslim etti…

Şerrinden Emin Olunmayan: Dünya
Salihlerden birine: “Ölümü arzular mısın?” diye soruldu. Buyurdu ki, “Şerrinden emin olunmayan ile kalmaktan, hayır umulanın huzuruna varmak daha hayırlıdır.”

Yarın Öleceğim
Ebu Yakup Nehrecuri anlatıyor: “Mekke’de fakirin biri bir dinar getirip, ‘Ben yarın öleceğim, bu dinarın yarısı ile yıka ve kefenle, yarısı ile de kabrimi hazırla’ dedi.İçimden ‘bu gencin aklından sorunu var galiba, Hicaz fakirliğinin üzüntüsü ile iç sıkıntısından böyle söyler dedim.’ Sonra dinarı alıp sakladım. Ertesi gün, gelip tavaf yapmaya başladı. Ardından bir köşeye çekildi ve yere uzandı. Kendi kendime, “ölmeye gidiyor herhalde” dedim. Yanına vardım, kımıldattım, öldüğünü gördüm. Sonra vasiyeti üzere defnettim.

Ölüm
Ebu’l Hasan Müzeyyin anlatıyor: “Can çekişirken Ebu Yakup Nehrecuri’ye
 “La ilahe illallah de’ dedim.Tebessüm ederek, ‘Beni mi istiyorsun? Ölümün zevkini tatmayan, ölümü ve hayatı yaratan Zat’ın izzetine yemin ederim ki, şimdi benimle O’nun arasında izzet hicabından başka bir şey yoktur.’ Dedi ve o anda öldü.” Müzeyyin bu olayı hatırladığı her defasında ağlar ve sakalını tutup, “Benim gibi faydasız biri nasıl olur da Allah’ın evliyasına kelime-i şehadet telkin eder” derdi.

Beni Uğraştırmayın…
Şeyh Ebu Abdurrahman Sülemi’den duydum. Ebu Bekir Razi’nin şunu anlattığını işitmiş. Zünnun Mısri’ye can çekişirken, “Bize nasihat et” dediler. O da, “Beni uğraştırmayın, ben O’nun lütfunun güzellikleri karşısında şaşkınlık içindeyim” dedi…
Ebu Osman Hiri demiş ki: “Ebu Hafsa ölmek üzere iken, ‘Bize ne öğüt verirsin dediler. Dedi ki; ‘Konuşmaya gücüm yok. Sonra kendisinde bir miktar güç müşehade edip halini görünce ona “Söyle de senden rivayet edeyim” dedim. O da, “İşlenen günahlara bütün kalbinizle kırgın olunuz” dedi…

DERVİŞ ENES AHMEDOĞLU

La-Tahzen / Üzülme

1336100krs2gi3.jpg

Allah bize yeter, O ne güzel bir vekildir”

La- Tahzen / Üzülme
Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. “
Allah  bize yeter, O ne güzel vekildir” ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.
 

La- Tahzen / Üzülme- Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânı yaşa.
 

La- Tahzen / Üzülme
İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir!..
 

La- Tahzen / Üzülme- Arapların bir sözü vardır; Gerilen ip kopar yani sıkıntılar, üzüntüler üst üste geldikçe ferahlama, rahatlama kapı da demektir. Allah(c.c.) buyuruyor ki Kim ki Allahtan gerçek manada ittika ederse Allah’da ona bir çıkış, kurtuluş yolu lütfeder ve ona hiç beklemediği, hesap etmediği yerlerden rızık ihsan eder.
 

Ahiret inancı, insanlığa huzurlu bir dünya hayatını sağlama yolunda büyük bir güç kazandıran muhteşem bir inanç sistemidir. Bu dünyada malı gasp edilen, zulme uğrayan vs bir şekilde haksızlığa maruz kalan kimse ahirette adaletin yerine geleceği inancıyla kalbi bir sükunete kavuşur.

Ünlü bir Alman filozofun şöyle söylediği rivayet edilir. Dünyadaki hayat oyununun bir ikinci perdesi olduğu muhakkak. Çünkü bu ilk sahnede zalim ve mazlumu görüyor insafı göremiyoruz. Galib ve mağlubu görüyor adaleti göremiyoruz. O halde tüm bu adaletsizliği ortadan kaldıracak bir ikinci hayat mutlaka vardır.

Kıyamet ve ahiretin varlığını zımni itiraf niteliğindeki Alman filozofun bu ifadeleri aklın yolunun bir olduğunu gösteriyor aslında…
Bu dünyada zahiren adaletsizlikmiş gibi görünen haller, zenginlik/fakirlik, hastalık/sağlık, güçlülük/zayıflık gibi ölçülerin birer imtihan vesilesi olduğunu unutmayıp ona göre adımlarını atanlar kazançlı çıkacak olanlardır sakın unutma. Dolayısıyla içinde bulunduğun ortamdan dolayı üzülmeyi bir kenara bırak da imtihanı kazanmaya bak.

İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar.

De ki: Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah’a göre kolaydır. (Teğabun, 64/7, Nahl, 16/30-40).

Dr. Aid Kareni’nin La-Tahzen isimli Arapça eserinden derlenmiştir.

Mesut Bey’e Teşekkürlerimi sunuyorum.

Dua ile kalınız…