Ocak, 2008 için arşiv

Kûn fe yekûn

Posted in İslami yazılar on Ocak 17, 2008 by islamasevgi

islamasevgikun.jpg

‘Ol der ve olur!’…

Sözün bittiği yerdir ve kalemler durur. Azametinin tescilidir, satırlar kırılır, dökülür… Kûn…

Sözün başladığı yerdir!Kalbimden geçenlerin kağıda vurduğu, kalemimin lafzını haykırışa başladığı yerdir.’Ol der ve olur!’ ya her şey…

Kelamıma ‘ol’ dediği yerdir…Bütün yasakların yasak olduğu,lafzının kelimelere büründüğü, her şeyin O’nun olduğu yerdir Kûn!’Olma’ nın sorumluluğunu taşımaya başladığım an…

Vâr oluşumun sebeb-i ziyaretini tefekkür ettiğim zamandır…

Ve uçsuz bucaksız düşüncelerimi dizginlemeye çalıştığım, gözümün yaşını kelamımla sildiğim, semanın güzelliğinde O’nu fark edip de korkumu dindirdiğim yerdir Kûn!‘Ol der ve olur!’ ya, gem vurulamayan hissiyâtın yaratılışı da vuku bulur!Kûn…

O’nun ‘ol’ busesi…

Hazin namelerini arza indirdiği vakit yaşlarımla yanaklarımdan öptüğü busesi…

Benim yerimdir…

Evvelim, ahirim, ezelim, ebedimdir…

Kûn!…

الله اكبر  

Bizi Bize Bırakma…

Posted in İslami yazılar on Ocak 16, 2008 by islamasevgi

islamasevgi.gif 

Canım yanıyor,

içimde bir sızı nedenini bilmiyorum

Adı sensizlik belki
Yada ulaşamamak ,ağlayamamak derinden,
Kıyamdayken başka yerde, secdedeyken başka yerde olmak
Yönelememek sana içten bir aşkla
Canım yanıyor ya Rabbel alemin
Bir sızı var anlayamadığım,
Canım yanıyor Ya Erhamerrahimin
Adını koyamadığım,
Bugün gitmek istedim buralardan
Sana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için,
Çıktım viran şehrimden;daha fazla gidemedim nedense,
Bir yağmur başladı sessizce,ER-RAHİM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime,
İrkildim Ya Rabbelalemin,rahmetine kavuştur beni,
Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım,
Bir güvercin gördüm sırılsıklam;EL-CELİL dedi içimdeki sese,
Ne büyük.ne yücesin;yüceliğinle derman ol derdime,
Islandım,yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm AllahIM
Bir çocuk tebessümünde,bir yaprağın vedasında mevsime,
MALİKÜ’L-MÜLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşte
Sen her şeyin tek sahibi AllahIM,
İçimde bir uçurumken hayat,üstelik çıkmazdayken dar sokaklarım
EL-MÜHEYMİN sesi kulağımda,
Sen aciz kullarını unutmayan hep gözeten AllahIM,yardım et bu kuluna,
Savruluyorum nereye gitsem bilmiyorum,bir dağa bakıyorum bir mahlukata
Hepsi rükuda hepsi kıyamda
Çiçekler,otlar,toprak secdede
En küçük mahlukat zikirde,insanlık ise gaflette
YA HALIK diyor tabiat;adem ise hüsranda,azapta
Ey incelik,lütuf sahibi EL-LATİF
Ey kusurlardan münezzeh KUDDÜS
EY adalet sahibi EL-ADL
EY büyüklük sahibi EL-AZİM
EY merhamet sahibi ER-RAHMAN
Nereye baksam,nereye dönsem sen tecelli ettin,
Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış,
her şey sende yaşarken;İnsanlık nefsinde ölmüş
Her yer sende iken,insanlık her yerde viran olmuş,
Bu viran şehirde,divane dünyada yalnız bırakma bizi
UTANIYORUZ RAHMETİ GENİŞ AllahIM
Bizi bize bırakma AllahIM
BİZİ BİZE BIRAKMA

islamasevgi.gif

İyi ki Ağladın Gönül Çiçeğim…

Posted in edebi yazılar on Ocak 16, 2008 by islamasevgi

 islamasevgiyoutubegul.jpg

Yine buğulusun gönül çiçeğim, yine damlıyorsun, yine ağlıyorsun.
Yüreklerdeki fırtınalara, dondurucu soğuklara rağmen damlarsın yüreklere sımsıcak. Gül kokmayan bir yürek gördün mü, salıverirsin damlalarını hemencecik.

Hep ağlıyorsun Gönül çiçeğim,
Riyasız, hesapsız, gönülden damlıyorsun. Güle ait gönül damlalarında riya olmazmış zaten. Uzaklardaki gülün kokusunu aldın mı buğulanır çiçeklerin. Gülden haber etmeyiversin bir söz, gülü anımsatmayıversin bir koku hemencecik aşka gelir ıslatıverirsin dikenlerini. Döküverirsin içinde ne varsa aşka dair. Kokuverirsin gül yaprağı yaprağı. Sevdaysa sevda, hasretse hasret, hüzünse hüzün ne varsa buğulu bulutlarında, yağmur eder sunarsın bahara.

İyi ki ağlarsın gönül çiçeğim,
Çiçeklerin umut kokar. Kar yağmış, don vurmuş ne gam. Sen çiçeklerini açtın ya. Bembeyaz ışıttın ya gönül baharlarını. Karakışa meydan okudun ya narin yapraklarınla. Ondandır ki bahara yeltenir oldu tüm ağaçlar. Çiçekler umutlanır oldu tomurcuklar içinde. Karlar altında kalmış olan bahar, meydan okur oldu karakışın dondurucu beyazlığına. Baharı bile umutlandırdın ya gönül çiçeğim, gam sana yakışmaz gayrı. Mahzunluk sana yakışmaz, mahcupluk sana yakışmaz.
Elem ve lezzet bu âlemde iç içe. İkisi de hem cefanın hem de sefanın tohumunu saklar. Elemlere sabır, ihsanlara şükür; ikisi de insanı lütuf beldesine götürür. Gam bizim işimiz, hüzün bizim işimiz gayrı.

İyi ki ağladın gönül çiçeğim,
Sen beyaz çiçeklerinle açmasaydın, sen beyazlığını damla damla düşmeseydin karakışın hüküm sürdüğü buzdan yüreklere, hangi ağaç meyveyi umut ederek çiçeklerini salardı karakışın bağrına? Hangi çiçek güneşli güzel günleri umut ederek tomurcuğunu terk ederdi? Hangi beyaz kelebek, soğuktan kenetlediği titrek kanatlarını semaya açarak kanatlanırdı.

İyi ki ağladın gönül çiçeğim,
Çiçeklerini açarken, özünden döktüğün damlaların sahte olduğundan dem vuranlar olduysa da, zamansız ve hesapsın buğulandığını düşünenler olduysa da… Öze hüzün gerek değil. Sen damlamasaydın karlara, karların eriyişinden kim söz edebilirdi? Kardelenler nazlı çiçeklerini açar mıydı beyaz karlara inat? Kim beyazlığın sadece karda değil, çiçeklerde de olabileceğini düşünebilirdi.

İyi ki ağladın gönül çiçeğim,
İyi ki döktün beyaz yapraklarını. Sen de açmasaydın gönül çiçeğim, kara bulutların arkasındaki mavi gökyüzüne olan özlemler yeşermezdi dallarda. Belki hüzün savrulurdu sadece ağaçların kuru dallarında tipiyle karışık. Belki yağmur nedir bilinmezdi. Oysa sen hep gülü savurdun gökyüzüne, hep gülü koklattın rüzgarlara. Kelimelerin özüne hep gülü fısıldadın. Şimdi karakışın bağrında fırtına, boran da olsa hep senin dallarında açtığın beyazlığı savurur etrafa. Sen bilirsin ki bir çiçek ölmeden, meyve dirilmez.

İyi ki ağladın gönül çiçeğim,
Taze genç kızlar, senin sunduğun beyazlıktan esinlenerek, beyaz gelinlikler düşler oldu. Genç delikanlılar beyaz gelinlikli taze çiçekler düşler oldu. Adın baharla birlikte anılır oldu gönül çiçeğim. Rüzgarlarla karlara savrulan her yaprağın, karlara baharı hatırlattı. Çiçeklerin sıcak gözyaşlarıydı zira. Gözyaşları yağmuru, yağmur baharı hatırlattı sonra.

 İyi ki ağlamışsın gönül çiçeğim,
Şimdi bildim, sürgünlüklerin, hasretliklerin, hüzünlerin neden senin dostun olduğunu. Sen gülü damladın karakışın rüzgarlarına. Gülü saçlarına takıp giden rüzgarlar, gözyaşlarını da taşıdı yedi iklime. Gül senin damlalarının özüydü çünkü. Gül sevginin özüydü. Hasretlikler, hüzünler, ayrılıklar gülün kokusudur çünkü. Sen gül kokuyorsun çünkü.

İyi ki ağladın gönül çiçeğim,
Şimdi senin çiçeklerinle sevgiliyle serenat eden, sevdalıların vardır.
Sonra, takıp rüzgarların terkisine beyaz çiçeklerini, savrulan ve hırpalanan ve dondurucu karlar üzerinde düşüp kalan narin ve fedakar çiçeklerin vardır. Hasretleri, beyaz gözyaşlarında donup kalanların vardır. Gül diye karları avuçlayanların vardır. Biz savrulduk rüzgarlar da, biz donduk senin damlalarınla karlarda. Dedin ya; Çiçekler ölmezse meyveler olmaz. Tomurcuklar da yok olmazsa güller açılmaz. Kar taneleri arasından gül fideleri yeşerdi şimdi.
Ölürsem başucuma bir gül dikilsin,
Ölürsem başucuma bir gülle gelinsin,
Gönül çiçeğim,
Bak yine ağlıyorsun!…

Sevgiyle kalın inşallah.

İsm-i a’zam Duâsı

Posted in Dualar on Ocak 15, 2008 by islamasevgi

islamasevgiismi_azam.jpg

İsm-i a’zâm duâsı, kesin belli değildir. Peygamber efendimiz, ism-i a’zâm duâsı hakkında bazı işaretler bildirmiştir.Hz. Âişe vâlidemiz anlatır:

Resûlullah, duânın kabul olmasına sebep olan ism-i a’zâmı bilip bilmediğimi sordu. Bilmediğimi söyleyince,“Yâ Âişe onu öğretmek, onunla dünya için birşey istemek uygun olmaz” buyurdu.

Kalkıp abdest aldım ve iki rek’at namaz kılıp,

 “Allahümme innî ed’ûkellah ve ed’ûkerrahmân ve ed’ûkelberrerrahîm ve ed’ûke biesmaikelhusnâ külleha mâ alimetü minhâ ve mâ lem a’lem entagfirelî ve terhamenî” (67/1) duâsını okudum.

Gülümsiyerek “İsm-i a’zâm, okuduğun duânın içindedir” buyurdu.
Peygamber efendimiz, “Allahümme innî es-elüke bienne lekelhamde lâ ilâhe illâ ente yâ hannân, yâ mennân, yâ bedîassemâvâti vel erdı, yâ zel-celâli vel-ikrâm” (67/1) okuyan kişiye buyurdu ki:
“İsm-i a’zâmla dilekte bulundun, bununla duâ edilince, o duâ kabûl olur ve bu duâ ile bir dilekte bulununca, dileği yerine gelir.Başka bir zaman da, İsm-i a’zâm, “Ve ilâhüküm ilâhün vahid, lâ ilâhe illâ hüverrahmânürrahîm” âyeti ile “Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm” âyeti içindedir” (67/1) buyurdu.
 

Hazret-i Ali’nin bildirdiği ism-i a’zam duâsı var.“Bu duâya sımsıkı sarılın. Çünkü o Arş-ı a’zamın hazinelerinden bir hazinedir.” buyurduğu duâ şöyle:
“Allahümme innî es’elüke yâ âlimel hafiyye, ve yâ men-is-semâu bikudretihi mebniyye, ve yâ men-il-erdu biizzetihi mudhıyye, ve yâ men-iş-şemsü vel-kameru binûri celâlihi müşrika ve mudıyye ve yâ mukbilen alâ külli nefsin mü’minetin zekiyye ve yâ müsekkine ra’b-el-hâifîne ve ehl-et-takıyye, yâ men havaicul-halki indehü makdıyye, yâ men necâ Yûsüfe min rıkk-il-ubûdiyye, yâ men leyse lehü bevvâbün yûnâdî velâ sâhibun yağşa ve lâ vezîrun yu’tî ve lâ gayruhu rabbün yud’a ve lâ yezdadu alâ kesretil-havaici illâ keremen ve cûden ve sallallahu alâ Muhammedin ve âlihi ve a’tini süâli inneke alâ külli şey’in kadîr.” (67/1)

Duâya, e’ûzü besmele, Allahü teâlâya hamdü senâ ve Resûlüne salâtü selâm ile başlamalıdır!Peygamber efendimiz, duâya başlarken, “Sübhâne Rabbiyel aliyyil a’lel vehhâb” derdi. Allahü teâlâ, salevât-ı şerîfeyi kabûl eder. Duânın başı ve sonu kabûl olunca ortasının kabûl olmaması düşünülmez.Peygamber efendimiz, “Allahü teâlâya günah işlemiyen dil ile duâ edin” buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulunacağı suâl edilince, “Birbirinize duâ edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir” buyurdu. Yine buyurdu ki:” Duânın kabûl olması için iki şey lâzımdır. Duâyı ihlâs ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helâldan olmalıdır. “

Rabbim(c.c.) cümlemizi duası kabul olunan kullarının zümresine dahil eylesin inşallah.

Sevgiyle Kalın

 

Derman Arardım Derdime(ashabilyemin)

Posted in Diğer Videolar on Ocak 15, 2008 by islamasevgi

Namazın Edebi

Posted in NAMAZ on Ocak 15, 2008 by islamasevgi

islamasevginamaz.jpg

Ey imam;

Namaza başlarken Allâhu ekber demenin mânâsı şudur: “Allâh’ım, biz senin huzûrunda kurban olduk.” Kurban keserken Allâhuekber dersin işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir. O esnada beden İsmail, can da Halîl İbrahim gibidir.

Can, bu semiz bedenin hevâ ve hevesini kesmek için tekbîr getirince Beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda “Bismillahirrahmânirrahîm” demekle kurban olur gider. Namaz kılanlar, kıyâmette olduğu gibi, Allâh’ın huzûrunda saflar halinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar. Namazda gözyaşı dökerken ayakta durmak, kıyâmet günü dirilerek, kabirlerden kalkıp mahşer yerinde Allâh’ın huzûrunda ayakta durmağa benzer.

Cenâb-ı Hakk; “Sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın? Ne kazandın, ve bana ne getirdin?” diyecek. Ömrünü ne ile, ne işlerle, ne gibi ibâdetlerle, ne iyilikler yaparak harcadın, bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin? Gözünün nûrunu nerede tükettin? Beş duygunu nerelerde kullandın?

Gözünü, kulağını, aklını, irâdeni, bileğini, arşa ait olan bütün bu kuvvetlerini, neye, nerelere harcadın da onlara karşılık, bu dünyada neyi satın aldın? Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim. Onları sana ben bağışladım; onlar ne oldular?” Allâh’ın huzûrunda bunun gibi derde dert katan yüz binlerce haberler, sualler gelir.Namazda kıyamda iken, kula gelen bu sözlerden kul utanır, utancından iki büklüm olur ruküa varır.

Utancından ayakta durmağa gücü kalmaz, ruküda: “Subhane rabbiye’l-azîm” diyerek Allâh’ın noksan sıfatlardan berî olduğunu söyler.Sonra o kula Hakk’tan ferman gelir; “Başını kaldır da sorulan sorulara cevap ver.” denir. Kul utana utana başını ruküdan kaldırır; fakat, dayanamaz; o günahkar, utancından yine yüz üstü yere kapanır.Ona tekrar; “Secdeden başını kaldır da, yaptıklarından haber ver.” diye ferman gelir. O bir kere daha utanarak başını kaldırır ama, dayanamaz yine yılan gibi yüz üstü düşer.

islamasevgiyıldız.gif

Devamı »

Esmaü’l Hüsna

Posted in Esmaü'l Hüsna on Ocak 15, 2008 by islamasevgi

esmat.jpg

Hadis-i şerifte, Esma-i hüsnayı manası ile birlikte ezberleyenin Cennete gideceği bildirilmiştir. Sadece isimler okunup duâ edilirse duâ kabul olur. Esma-i hüsna şunlardır:

1- Allah: Her ismin vasfını ihtiva eden öz adı.

2- Er-Rahman: Dünyada bütün mahlukata merhamet eden, şefkat gösteren,ihsan eden.

3- Er-Rahim: Ahırette, müminlere acıyan.

4- El-Melik: Yaratıcı, kainatın sahibi.

5- El-Kuddüs: Her noksanlıktan uzak.

6- Es-Selam: Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran.

7- El-Mümin: İman nurunu veren.

8- El-Müheymin: Her şeyi görüp gözeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.

9- El-Aziz: Mutlak galip, karşı gelinemiyen.

10- El-Cebbar: Dilediğini yapan ve yaptıran.

11- El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi yok.

12- El-Halık: Yaratan, yoktan var eden.

13- El-Bari: Herşeyi kusursuz yaratan.

14- El-Musavvir: Varlıklara suret veren, onları birbirinden ayıran özellikte yaratan.

15- El-Gaffar: Günahları mağfiret eden.

16- El-Kahhar: Her istediğini yapacak gücte.

Devamı »

Allah Hu Allah

Posted in Videolarımız on Ocak 14, 2008 by islamasevgi

En güzel yolcu…

Posted in İbretlik Hikayeler on Ocak 14, 2008 by islamasevgi

dinihikaye.jpg     

Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyledi.

       Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu. Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi ayni şikâyette bulundu:

Yolun bir yerinde büyükçe bir tas ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu. Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı:

      -”Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı.” 

 Kral gülümseyerek cevap verdi: 
     -”O altınlar sana ait delikanlı.”
     -”Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.”
      -”Evet” dedi kral.
     -”Bu altınları sen kazandın, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü yoldan geçen en güzel kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir!

alıntıdır:http://nurnihan.spaces.live.com

Sözün Derman Olsun!

Posted in edebi yazılar on Ocak 14, 2008 by islamasevgi

islamasevgipapatya.jpg 

Hayat eleği üzerinde savruluyorsun. Önünü görmeden belirsiz bir yöne doğru hızla ilerliyorsun. Manadan nasipsiz bir program ile sürdürüyorsun hayatını.

Etrafını kuşatan çer çöp sarmalı içinde yol alıyorsun durmadan. Kabarık iştahlarla tûl-i emel içindesin. Yüzünü okşayan rüzgar, ruhunu dindirmiyor. Göğe açılan avuçların kalbine itminan sağlamıyor. Vaizin sesi kubbede yankılanıyor, ancak kulaklarına çarpmıyor bir türlü. Çok konuşuyor, az dinliyorsun. Sözle usandırıyorsun karşındakini. Hayat üzerinde düşünmek yerine, onun tutsağı haline gelmişsin. Varlık aynasında çirkin bir surata sahipsin. Kirlenmiş bir kalp, boş bir heves ve hazla örülü bir dünyanın içindesin. Ruhunu yıkayıp arınacağın günü sürekli erteliyorsun. Gözyaşı pınarın kurumuş, ağlamayı unutmuşsun. Elemin beklentilerin, sevincin ise elde ettiklerinle sınırlı. Çevrene bakmıyorsun. Gözlerin bir adım ilerisini görmüyor. Kendini beğenmiş bir edayla koltukların altında karpuz taşıyorsun.

Sureta haktan görünüp, şeytanla dostluk içindesin. Camide ön safta, anlamadığın Mushaf’ı öpüyorsun. Alkışlar basiretini bağlamış, ne söyleyeceğini bilmiyorsun. Elde edemediğin hiçbir güzelliğin manası yoktur! Elde ettiğin güzelliklerin ise kimseye faydası yoktur. Bir adımın çukurda, asfaltta yürüdüğünü zannediyorsun. Gaflet içerisinde geçirdiğin günlerin sorumluluğunu başkalarına yüklüyorsun. Gözlerine perde çeken haset ile nokta kadar küçüldüğün halde, bir dağ kadar büyüdüğüne inanıyorsun. Adım adım yok oluşun kıyısına yaklaşıyorsun. Seni bekleyen akıbetin vahametinden bihaber yaşıyorsun.

Önünde büyük temennalarla riyakârlık gösterenlerin kulluklarına coşkulu aferinler dağıtırsın. Kulağına hakikati söyleyene ise kıymet vermezsin. Yüzlerine Musa maskesi takmış Firavunların desiselerinden habersiz yaşıyorsun. Akıllılık ile kurnazlığı birbirine karıştırıyorsun. Bir çıkar elde edeceğin zaman kurnazlığı masum akıl diye sunuyorsun. Dudaklarına yansıyan hazcı tebessüm gözlerinin baktığı yeri işaret ediyor. Dokununca iz bırakan maharetli ellerin, sihirli parmaklarınla süs bitkileri yetiştiriyorsun.

Bunca gaflet içerisinde yüzdüğün yeter artık! Kendine gel!
Elde ettiklerin hiç birisi sana ait değil. Gözle görünmeyen bir mikroptan dahi kendini koruyamıyorsun. Büyük bir acziyet içindesin.

Sana seni hatırlatanı dost bil!
Sana hakikati söyleyeni dinle!
İnsanlara tepeden bakma, neden mayalandığını düşün!
Dilinle gözyaşı döktürme!
Elinle kan akıtma!
Ya hayır söyle, ya da sus!
güzel konuş, kalbimize sükûnet dolsun!
Gel artık, gel!..
Sözün derman olsun!

Alıntıdır.