Ocak 8, 2008 için arşiv

Anlat Bana Yalnızlığı…

Posted in edebi yazılar on Ocak 8, 2008 by islamasevgi

islamasevgihuzun.jpg

Hadi bana kendini anlat. Zor mu bu kadar kendini anlatmak?

Ben hep kendimi, senin hüzün dolu kollarına bırakırken hiç tereddüt ediyor muydum. Peki ya seni çevreleyemeyen duvarları ben örmeye çalışıyorsam, bana kızıp anlatmayacak mısın bir şeyler.

Mesela geceleri anlat, ölmeyi anlat, susmanın ne büyük nimet olduğunu anlat.

Biliyorum senin de anlatacakların var elbet insanlara. Dünyada seni duymayan, yaşamayan ve hissetmeyen hiç kimse yok! Olamaz da.

Her şeyin bir yalnızlığı var çünkü. Sılanın, annenin, gözlerin, umudun ve daha doğrusu insanların yalnızlığı. Hangisi senden uzak ki?

Ama sen kendini saklamakta pek hünerlisin farkındayım…

Sen anlatmıyorsun diye, başkaları yani yabancılar anlatıyor Aşkı, kavuşmayı. Böyle olmamalı ey yalnızlık… olmamalı…

Hadi anlat bana yalnızlık!

Sen anlat Aşkı, kavuşmayı… sen olmasan, kavuşmanın anlamı olur muydu hiç? Evet soruyorum olur muydu. Sen olmasan kimler sevgililerine hasretle, gözyaşlarıyla mektup yazabilirdi. Sen olmasaydın anlaşılmayacaktı dünyadaki imtihan.

Kelebekler yaşamayacaktı; bir gün de olsa ömürleri. Sıcak meltemlerin estiği diyarlara uçmayacaklardı kırlangıçlar. Göç etmeyeceklerdi hiç bir zaman…

Seni ararken ben benden ayrıymışım.

Seni aramakla kendimi kaybetmişim. Tek bir şey, hüznümüzü sevince döndürmekte; ona dualar ettiğimizde, her an, saniye saniye kavuşuyoruz.

Rabbimizle olamamanın sancısı… yalnızlık!

Meğer yalnızlık yanıbaşımızda bizi beklermiş. Gözlerimiz gerçekte körmüş.

Mevlâna Rumî keşfetmiş muhabbet ülkesini. ‘’Aramadıkça bulamazsın- Aşığın kârıda budur. Sen kör oldukça onu arayamazsın ki bulasın’’ Aradım ve buldum. Ama sen hâlâ bulunmak için kaybolmaktasın…

Kavuşma süregeldikçe yalnızlık da var olacak.

Sevmek var oldukça ayrılıklar hep yaşanacak bir yerlerde.
Gülmek var oldukça ağlamak da olacak.
Sessizlik oldukça; gürültü bir yerlerden kopacak.
Dünya döndükçe kıyamet hep pusuda bekleyecek.
Ölüm ölümü öldürmedikçe, Yaradana yalnızlık hep devam edecek.
Ve…
Ölümün bile güzeli olacak

LOKMAN’IN SINAVI

Posted in Mevlana on Ocak 8, 2008 by islamasevgi

mevlanalo8.jpg

Lokman’ın efendisi, kendisine yemek getirdiler mi, lokman’a adam gönderip çağırtır, Önce o yemeğe lokman el sunar, efendisi de ondan sonra yerdi. Bu suretle onun artığını afiyetle yer, bundan zevk alır, onun yemediğini ise dökerdi. Hatta yese bile gönülsüz, iştahsız yerdi. İşte asıl sonsuz dirlik, birlik budur.

Bir gün lokman’ın efendisine hediye olarak bir karpuz getirdiler. Hizmetçiye “ git, oğlum lokman’ı çağır” dedi Lokman gelince efendisi, karpuzu kesip ona bir dilim verdi. Lokman o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi. Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman’ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle karpuzu tekmil yedi; Yalnız bir dilim kaldı. Efendisi “ Bunu da ben yiyeyim; bir bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir karpuz” dedi

Çünkü lokman, öyle lezzetle,öyle zevkle,öyle iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu. Efendisi o dilimi yer yemez karpuzun acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı. Bir eyyam acılığından adete kendisini kaybetti. Sonra “ A benim canım efendim, Böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı tatlı yedin, böyle bir kahrı nasıl oldu da lütuf saydın? Bu ne sabır? Neden böyle sabrettin? Sanki canına kastın var? Niye bir şey söylemedin, niye biraz sabret şimdi yiyemem demedin?” dedi.

Lokman dedi ki: “ Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki utancımdan adeta iki kat olmuşumdur. Elinle sunduğun bir şeye ; ey marifet sahibi; bu acıdır demeğe utandım. Çünkü vücudumun bütün cüzüleri senin nimetlerinden meydana geldi. Ben senin tanene, tuzağına gark olmuştum;Bu kadarcık bir acıya dayanamaz, feryadedersem vücudumun bütün cüzüleri hak ile yeksan olsun!

Şekerler bağışlayan elinin lezzeti bu karpuzdaki acılığı hiç bırakır mı? Sevgiden bakırlar altın kesilir. Sevgiden tortulu, bulanık sular arı duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta oturur ki? Noksan bilgi nereden aşkı doğuracak? Noksan bilgi de bir aşk doğurur ama o aşk, cansız şeylerdir.

Noksan bilgi sahibi, cansız bir şey de dilediği şeyin rengini görünce adeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur. Noksan bilgi, fark ve temyize malik değildir. Nihayet şimşeği güneş sanır. Bu yüzden peygamber, noksanı olan kişiye melun dedi. Fakat bu noksan, tevil de akıl noksanıdır. Teninde noksan bulunan acınır, acınan kişiye lanet etmek böyle bir adamı yaralamaksa hiç de yaraşır bir şey değil.

Kötü hastalık lanet edilmesi icap eden, uzaklığa layık olan illet, akıl noksanıdır. Zira noksan akılları tamamlamak, yani akıllanmak mümkündür, fakat bedendeki noksanı tamamlamaya imkan yok. Allahdan uzak düşen her kötü kişinin kafirliği, firavunluğu, umumiyetle akıl noksanından ileri gelmiştir. Beden noksanı için Kuran’ da “ köre teklif yok” diye bir genişlik var. Şimşek çabucak sönüp gider, pek vefasızdır. Sen aydın ve parlak olmayan geçici şeyi baki olandan ayırt edemiyorsun. Şimşek güler o kişiye. Kime biliyor musun ? onun nuruna gönül bağlayan…

Mesnevi`den…

Besmeleyle Başlamak (Bed-i Besmele)

Posted in İslami yazılar on Ocak 8, 2008 by islamasevgi

islamasevgi_08.jpg

 Yavrularımız, yüreklerimizde umutla büyüttüğümüz çiçeklerimiz!.. Allah’ın bize sunduğu en büyük nimet ve lütuflardan sadece birisi… Ve ilk hesaba çekileceğimiz âhiret sermayelerimiz…Nasıl ebeveynin çocuk üzerinde hakları varsa, çocukların da anne-babaları üzerinde hakları vardır. Kendilerine güzel isimler konulması, İslâm’ın güzelce öğretilmesi, helâlinden rızıklarla beslenmesi…. gibi.

Birçok hadîs-i şerifte çocuklara dînî eğitim veren anne-babalar müjdelenmiş, hatta bu bir vazîfe kılınmıştır. Her Müslüman’ın ilk vazîfesi çocuğuna dinini öğretmektir. Bu eğitimin en önemli unsurları ise, çocuğa doğru bir yaşantı ile iyi bir âile ortamında örnek olmak ve uygun eğitim metotları kullanarak çocuğu bilinçlendirmektir.

 Çocukların en verimli ve kalıcı bilgiler öğrenecekleri yaşlar, hayata yeni yeni intibak gösterdiği yıllardır. Nitekim yapılan araştırmalar, 3 yaşındaki bir çocuğun, ayrı dili diksiyonlarıyla beraber öğrenip konuşabilecek zekâ ve hâfıza kuvvetine sahip olduğunu göstermektedir. Bu kabiliyet, zamanla azalmakta ve 20 yaşına ulaşan bir genç, kapasitesinin beşte dördünü kaybetmektedir.


Doğumdan itibaren bebekler taklit etme yeteneği ile doğarlar. Namaz kılınan bir ortamda yetişen çocuklar, anne-babalarını namaz kılarken gördüklerinde yanlarına durup secdeye kapanırlar; bu ibâdetin ne anlama geldiğini bilmeden onların davranışlarını taklit ederler. Böylece namazın yemek, içmek, uyumak gibi gerekliliği çocuğun bilinçaltına işlenmiş olur.

Çocuklarımıza Kur’ân okumayı, Allâh’ın 99 isminin mânâlarını, İslâm’ın ve imanın şartlarını, bazı kısa sûreleri öğretmek, Peygamber Efendimizin âilesini tanıtmak gibi ezbere dayalı bilgiler vermenin yanı sıra gerçek bir Müslüman’ın nasıl yaşaması gerektiğini, Müslüman olmanın ne demek olduğunu açıklamalı ve ezberin ötesinde mantık ve yoruma dayalı değerler kazandırılmalıdır. Tek başına verilen ezber bilgileri çocuklarımız için mânâsız olacaktır.
 Fakat bu bilgilere kazandırılacak mânâ, onların olaylar karşısında İslâmî ölçüler içerisinde düşünmelerini sağlayacaktır. Böylece dinî açıdan daha bilinçli bir nesil yetiştirilmiş olacaktır.
Bebeklikten çocukluğa geçişle birlikte soyut zekâ da adım adım gelişme gösterir.
Soyut zekâ geliştikçe çocuklarımızdan âhiret, ölüm ve Allâh’la ilgili beklenmedik sorular duymaya başlarız. “(Hâşâ) Allâh’ın annesi kim? Allâh’ı neden göremiyoruz? Allâh nerde kalıyor? İnsanlar ölünce nereye gidiyorlar?” gibi onların anlayış seviyesine göre, açıklanması zor sorularla karşılaşırız.Bu sorulara verilecek cevaplar, çocuklar için oldukça önemlidir; yapılacak açıklama mutlaka onun zihnî gelişimine uygun, kafasını karıştırmayacak kadar sâde, ama merakını giderecek kadar yeterli olmalıdır. Bu sorulara cevap verirken sahabe-i kiram ve Peygamber Efendimizin hayatından bazı örnekler vermek, dikkatlerini çekecek hikâyeler anlatmak; onların bu bilgileri zihinlerinde netleştirmelerine ve bu mevzûları daha kolay algılamalarına yardımcı olacaktır. Bu da çocuklardaki Allah ve Peygamber sevgisini de destekleyecektir.

Rabb’im! Cümlemizin evlatlarına
Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerden olmalarını nasip et …
Evlatlarımızı doğruların önderleri yap! “AMİN.