Mevlana ile Varlığı Anlamak
“Suyun rengi kabın rengidir.” Cüneydi Bağdadi varlığı, var olmayı ve var edeni böyle anlatmıştı. Bir şeyi öğrenirsek eğer, bir nesneyi, bir insanı, o şeyin ve o nesnenin dolaylı olarak gösterdiği şeyi de öğreniriz. İnsan kendini, kendi varlığını ve âlemi bilirse “Rabbini de bilir.”
İbnü’l Arabî açıklamalarıyla “Bir çekirdek kendinden çıkacak unsurlarıyla tüm ağacı içerir. Âdem de insanlığı temsil eden bir insanlık ideasıdır.” demişti. “Allah, isimlerinin otoritesi ortaya çıksın diye âlemi yarattı; çünkü güç yetirilen olmaksızın kudret, ihsan edilen olmaksızın cömertlik, rızıklanan olmaksızın rızık vericilik, yardım isteyen olmaksızın yardım etmek, merhamet edilen olmaksızın merhamet edici olmak, etkileri olmayan işlevsiz hakikatlerdir.
Bir, kendinden kaynaklanan bir nedenle kendisini bilmiş, bu bilmenin neticesinde ise kendinden akıl meydana gelmiştir.
Mutlak bir olan Tanrı’dan ancak bir çıkabilir. Bu tek şey varlık tecellisidir ve Tanrı sürekli olarak tecelli edendir. Tecelli, yeteneklerin dışta varlık kazanmasını sağlar. Çokluk içerdiği birlik sayesinde varlığını sürdürebilir. Her şey Tanrı’nın ilminde bir suret ve hakikat olarak bulunur. Varlık yokluğun, birlik çokluğun, ışık karanlığın zıddı değildir.” (1)
Bir anlama çizgisidir Mevlana’ya kadar gelen, onda tüm varlık bilinci ve tüm tasavvuf düşüncesi ilahi aşka dönüştü ve günümüze ulaştı, bizi ve tüm insanlığı aydınlatıyor. Bize kendimizi gösteriyor, âlemi, Tanrıyı, çekimi, aşkı ve birliği, bir oluşu, çoklukta birliği.
Onun gözünde aşk tanrı sırlarının usturlabıdır. Tanrıyı gösterir. “Aşk ister bu yandan olsun, ister o yandan; sonunda o yana kılavuzdur bize.” (2) Dilin anlatışı aydınlatır, öğretir, yazar ama “dile düşmeyen, söze gelmeyen aşk daha da aydındır.”
Kalem bilineni yazar, bilinmek isteyeni, aşkı, varlığı, var edeni gördü mü çaresizlik içinde kalır. Âşıklığı, aşkla anlatabilirsin, çünkü akıl bir çözümsüzlük anına saplanıp kalır.
Güneşe delil yine güneştir; güneşi kendisiyle daha iyi anlatır, daha iyi tanımlarsın. Sana delil gerekse eğer, O’na döneceksin.
“Gölge de onun bir izini verir; verir ama güneş, her solukta can ışığı salar.
Gölge, gece masalı gibi uykunu getirir; fakat güneş doğdu mu ay yarılır gider.
Zaten dünyada güneş gibi eşi bulunmaz varlık yoktur; ölümsüz can güneşininse dünü yoktur.”
Mevlâna anlamaları da anlamlandırmaları da devam ediyor günümüzde:
“Varlık âlemindeki yüz binlerce deniz, yüz binlerce balık, o bağışın, o cömertliğin tapısında secde eder.
Nice bağış yağmuru yağdı da, bu yüzden deniz inciler saçan bir hâle geldi.
Nice kerem güneşi parladı da böylece de bulut da cömertliği öğrendi, deniz de.
Toprağa, suya bilgi ışığı vurdu da yeryüzü tohumu kabul eder bir hâl aldı.
Toprak emindir; ona ne ekersen hainlik etmez, onu biçersin.
Bu eminliği, o emanet yüzünden bulmuştur toprak; çünkü ona adalet güneşi vurmuştur, o güneş ışıtmıştır toprağı.
İlkbahar, Tanrı fermanını getirmedikçe toprak gizli şeyleri meydana çıkarmaz.”
(1) İbn’ül - Arabî, Fusûsul - Hikem, çeviri ve şerh: Ekrem Demirli, Kabalcı Yay. İst. 2006 s. 274
(2) Mesnevî Tercemesi ve Şerhi, Şerh eden Abdülbâki Gölpınarlı, İnkılâp ve Aka, I-II. Cilt, İst. 1981, s. 30 ve s. 76
