Ocak 1, 2008 için arşiv

Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey

Posted in İslami yazılar on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

İnsanların büyük çoğunluğu ne yazık ki hayatı maddeden ve sadece dolu dolu yaşamaktan ibaret görmekteler. Yani varlığını ve varlığının sonunda ne olacağını bir kez olsun sorgulamadan bu dünyadan göçüp gitmiş sayısız insan yaşamıştır. Yaşamın amacı ne olabilir ki? Gezmek? Eğlenmek? Bolca tüketim? Alış veriş? Hırslar? Tutkular? Kariyer? Makam? Mevkii? Şan? Şöhret?… Sürekli olarak bunlar pompalanmakta insanımıza. Kitlesel iletişim araçlarıyla hissettirmeden enjekte edilmekte bu maddeci ve tüketim tutkunu zihniyet. Bu aralar oldukça moda oldu ölmeden önce gezilmesi görülmesi yaşanması gereken mekânlar, mutlaka izlenmesi gereken filimler, içine dalınması gereken maceralar. Çok şükür insanlar kaçınılmaz olan bir gerçeğin farkındalar: Ölüm. Ancak “İnsan bu dünyaya bir kere geliyor olabildiğince zevklenip eğlenmeye çalışmalı” şeklindeki söylemlere sıkça rastlanmakta. Çok cenazeye şahit olmuşsunuzdur hiç vefat etti keşke yaşarken ahreti için daha fazla şeyler yapsaydı ya şu günahlardan kaçınsaydı diyeni duydunuz mu? Mutlaka bu yaklaşımda olanlarda vardır ancak büyük bir çoğunluk tarafından seslendirilen şey vefat eden kişi kaç yaşında olursa olsun hatta çok yaşlı dahi olsa genç yaşta gittiği, hayata doyamadığı görmek istediği yerlerin bir kısmını göremediği, kariyerinde yeterince yükselemediği, torununun sünnetini göremediği ve benzeri şekillerden öteye gidememekte. Yani yine bu dünya yine bu dünya. Oysaki dünya hayatında yaptığı hatalar karşısına getirilen ve Allah’ın ayetlerini inkâr eden insan derin bir ah çeker ve ayette geçtiği şekliyle “keşke toprak olsaydım!” der (78 Nebe Suresi Ayet 40).Hayatın içinde belki birer renk olabilecek bir takım iş ve uğraşlar adeta hayatın amacı haline getirilmiş vaziyette. Yani insan oturup az da olsa düşünüp şunu bir sormalı acaba gerçekten ölmeden önce yapmam gereken şeyler neler? Görülmesi gereken 101 yer mi? yoksa izlenmesi gereken 1001 film mi? Yani acaba bu yerler görülmese ya da bu filmler izlenmese insanın kaybı ne olur. Ya da bu dünyadan sonra gittiği yerde gezdiklerinden mi yoksa izlediklerinden mi sorguya çekilecek insan? Ya kendisine gezip görülmesi gerekli yerlerden endişe ederken bunun yanında ahretteki durumun içinde endişe ettin mi hiç diye sorulacak olursa cevabı ne olacak?Helal dairesi içinde insanın dünyevi bir takım güzelliklerden istifade etmesi gezip görmesi inceleme yapması Allah’ın sanatına ve yaratışındaki üstünlüklere şahit olması çok güzel bir eylemdir buna denilebilecek bir söz yok. Ancak bunu asıl amacından saptırarak hayatın merkezine oturtmak insanları gaflete düşürmektedir. Bu tip çalışmalar yapan araştırmacılar son derece iyi niyetli kişiler olabilirler zaten eleştirilmeye çalışılan insanların niyetleri değil bu ve benzeri zihniyetlerin oluşumu ve çeşitli çevrelerce desteklenmesidir. Allah için ya da ahretim için yapmam gereken bir şey var mı diye kendine sormayan yığınlarca insan ölmeden önce yapması gereken yüzlerce binlerce şeyi sorgulamakta ve denize atlarken ayağına bağladığı ağırlıklara ağırlık katmaktadır. Bu da onun daha da dibe daha da aşağılara inmesini beraberinde getirmekte ve hayatın amacını unutturmaktadır. Şu anımıza şu yaşımıza gelene kadar kendimiz için arzuladıklarımızı gerçekleştirdiklerimizi birde Allah için ya da ahretimiz için arzulayıp gerçekleştirdiklerimizi düşünüp bunların küçük bir muhasebe ve mukayesesini yaparsak ortaya içler acısı tablolar çıkacaktır. Alacağı bir sonraki nefesini dahi Yaratıcısına borçlu olan insan Allah’ın huzuruna borç hanesi kabarık bir şekilde geldiğinde hesabını silmeye ne dünyadaki serveti malı nede gezip gördüğü yerler yarayabilir. İnsana fayda sağlayacak tek şey beraberinde yaptığı hayırlar ve yerine getirdiği kulluk vazifeleridir. Geç ve güç olmadan acilen ölmeden önce yapmam gereken gerçek şeyler nedir diye sormamız gerek kendimize. Allah’ın bizlere peşinen vermiş olduğu nimet ve imkânlar karşısında başımızı secdelerden kaldırmasak ellerimizi dualardan indirmesek dahi Allah’a olan minnettarlığımızın ihtiyaç ve borcumuzun bitmeyeceğini bilmeli Rahmet deryasından damla isteyene avuç avuç sunulacağını anlamalı az sonra değil hemen şu anda kararımızı vermeliyiz. Ben kendime nasıl bir hayat hazırlıyorum ve seçimlerin ahretimi nasıl etkiler. Ölmeden önce görmem gereken 101 yeri izlemem gerekli 1001 filmi anladım peki ahretim için yapmam gerekenler nedir? Buyurun soralım kendimize.Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden, bir süsten, aranızda bir övünmeden, mallarda ve evlatlarda çoğalma yarışından başka şey değildir. Bir yağmur misali ki, çıkardığı bitkiler çiftçilerin hoşuna gider. Ama biraz sonra o ot kurur, sapsarı kesildiğini görürsün. Nihayet bir ot ufantısı haline gelir. Âhirette şiddetli bir azap var, Allah’tan bir af ve hoşnutluk da var. Dünya hayatı bir aldanış/gurur aracından başka şey değildir (57 Hadid Suresi Ayet 20).

 

Kuranı Kerimden Dualar

Posted in Kuranı Kerim'den Dualar on Ocak 1, 2008 by islamasevgi
k-kerim.jpg
bismillah.gif
 Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

De ki “Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Furkan Ayet 77

Kullarım, Beni sana soracak olurlarsa, gerçektende Ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm. Öyleyse onlarda bana cevap versinler ve Bana inansınlar ki doğruya erişsinler. Bakara Suresi Ayet 186

Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver. Bizi ateş azabından koru. Bakara Suresi Ayet 201Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı yere sağlam bastır ve inkarcılara karşı bize yardım et. Bakara Suresi Ayet 250

Allah, O’ndan başka tanrı yoktur. O, Canlıdır, Kudretin Kaynağıdır. O kendisinden geçmez ve O’nu uyku tutmaz. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında kim aracılık edebilir? O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. İstediği kadarının dışında O’nun bilgisinden hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun yönetimi gökleri ve yeryüzünü kuşatmıştır. Onların korunması O’na zor gelmez. O pek Yücedir, pek Büyüktür. Bakara Suresi Ayet 255

Elçi, Rabbinden kendisine indirilene inandı, inananlar da… Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine inanmışlardır: “Allah’ın elçilerinin hiçbirisi arasında ayırım yapmayız. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz! Bağışla bizi, dönüş Sana’dır.” dediler. Bakara Suresi Ayet 285

Allah hiçbir benliğe kapasitesinin haricinde bir yük yüklemez. Herkesin kendi yaptığı lehine, kendi yaptıkları aleyhinedir: “Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak, bizi sorumlu tutma. Rabbimiz ! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceklerini bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla, bize şefkat göster. Sen bizim dostumuzsun. İnkarcılar topluluğuna karşı bize yardım et. Bakara Suresi Ayet 286

“Rabbimiz! Bizi doğruya ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme ve katından bize rahmet bağışla. Gerçekten bağışı en çok olan Sensin, Sen. Rabbimiz! Varlığında şüphe bulunmayan bir günde insanları mutlaka Sen toplayacaksın.” Gerçekten de Allah vaadinden dönmez. Ali İmran Suresi Ayet 8-9

Rabbimiz! Şüphesiz biz inandık, günahlarımızı bağışla, ateş azabından koru bizi. Ali İmran Suresi Ayet 16

“Ey yönetimin sahibi Allah’ım, Sen yönetimi istediğine verirsin ve istediğinden yönetimi çekip alırsın. İstediğini üstün kılar, istediğini alçaltırsın. Hayırlar senin elindedir. Gerçekten de Sen her şeye gücü yetensin. Geceyi gündüze bağlarsın, gündüzü de geceye bağlarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın. Sen istediğini hesapsızca rızıklandırırsın. Ali İmran Suresi Ayet 26-27

Rabbimiz! Günahlarımızı ve taşkınlıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sağlam bastır ve inkarcılar topluluğuna karşı bize yardım et. Ali İmran Suresi Ayet 147

Onlar ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı hatırlarlar. Evren’in ve yerin yaratılışı konusunda derin derin düşünürler: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateş azabından koru.” “Rabbimiz! Şüphesiz Sen birini ateşe soktun mu onu tam rezil etmişsindir. Zalimlerin yardımcıları olmayacaktır.” “Rabbimiz! Bir davetçinin Rabbinize inanın diye inanmaya çağırdığını işittik ve inandık. Rabbimiz ! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizim canımızı iyilerle birlikte al. “Rabbimiz! Elçilerine vaat ettiğini bize ver. Diriliş gününde bizi rezil etme. Sen vaadinden dönmezsin. Ali İmran Suresi Ayet 191-194 

Övgü Allah’adır. O ki gökleri ve yeri yaratmıştır, karanlığı ve ışığı var etmiştir.Buna rağmen inkarcılar Rablerini başkaları ile denk tutuyorlar. Enam Suresi Ayet 1De ki : “Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Enam Suresi Ayet 162
Dediler ki : Rabbimiz! Kendimize zulüm ettik. Eğer bizi affetmez, bize şefkat göstermezsen elbette ki kaybedenlerden olacağız. Araf Suresi Ayet 23
Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Canımızı teslim olanlar olarak al. Araf Suresi Ayet 126
Sen bizim dostumuzsun. Öyleyse bizi bağışla, bize şefkat göster, sen bağışlayanların en hayırlısısın.Bize hem bu dünyada, hem de ahirette güzellik yaz. Şüphesiz ki biz sana yöneldik. Araf Suresi Ayet 155-156
Biz yalnız Allah’a dayandık. Rabbimiz! Bizi zulüm eden bir toplum için bir fitne yapma. Yunus Suresi Ayet 85-86
Rabbim! Bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamazsan ve bana şefkat göstermezsen kaybedenlerden olurum. Hud Suresi Ayet 47
Rabbim! Sen bana yöneticilik verdin ve sözlerin yorumunu öğrettin. Göklerin ve yeryüzünün Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim dostum Sen’sin. Benim canımı sana teslim olmuş olarak al ve beni iyilerin arasına kat. Yusuf Suresi Ayet 101
Rabbimiz! Şüphesiz Sen, bizim gizlediğimizi de, açıkladığımızı da bilirsin. Yeryüzünde ve gökyüzünde hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. İbrahim Suresi Ayet 38
Rabbim! Benim namazı özenle yerine getiren biri olmamı sağla. Soyumdan olanların da. Rabbimiz! Duamı kabul et. Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün, beni , anne-babamı ve inananları bağışla. İbrahim Suresi Ayet 40-41
Rabbim ! Beni gireceğim yere dürüstlükle sok, çıkacağım yerden dürüstlükle çıkar. Ve bana katından yardımcı bir güç ver. İsra Suresi Ayet 80
Övgü Allah’adır. O ki çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı yoktur ve acizlikten dolayı dost edinmemiştir. İsra Suresi Ayet 111

Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve bize bir kurtuluş yolu göster. Kehf Suresi Ayet 10

Rabbim! Göğsümü açıp genişlet. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki düğümü çöz. Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Taha Suresi Ayet 25-28
Rabbim! Bilgimi arttır. Taha Suresi Ayet 114
Senden başka tanrı yok, yüceltirim Seni. Ben zalimlerden oldum. Enbiya Suresi Ayet 87
Rabbim! Beni yapayalnız bırakma. Sen mirasçıların en hayırlısısın. Enbiya Suresi Ayet 89
Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım, Rabbim. Muminun Suresi Ayet 97-98
Rabbimiz! İnandık, bizi affet, bize merhamet et, sen şefkat gösterenlerin en hayırlısısın. Muminun Suresi Ayet 109
Rabbimiz! Cehennem cezasını bizden uzak tut. Gerçekten de onun azabı inatçı ve yapışkandır.Şüphesiz o kötü bir durak yeridir ve kötü bir konaklama yeridir. Furkan Suresi Ayet 65-66
Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı mutluluk kaynağı olarak bize armağan et ve bizi, sakınanlara önder kıl. Furkan Suresi Ayet 74
Rabbim! Bana bilgelik ver ve beni iyilerin arasına kat. Sonradan geleceklerin dilinde doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından yap. Şuara Suresi Ayet 83-85
Ve beni diriliş gününde utandırma. O gün, malın da, çocukların da faydası olmaz. Ancak Allah’a düzgün bir kalp ile gelen hariçtir. Şuara Suresi Ayet 87-89
Rabbim! Beni, anne ve babama bağışladığın nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya yönelt. Merhametinle beni iyi kullarının arasına sok. Neml Suresi Ayet 19
Bu Rabbimin bir armağanıdır. O’na şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamaktadır. Şükreden kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki Rabbim Zengindir, Cömerttir. Neml Suresi Ayet 40
Rabbim! Gerçekten de bana vereceğin her hayra muhtacım. Kasas Suresi Ayet 24
Rabbim! Şu bozguncular topluluğuna karşı bana yardım et. Ankebut Suresi Ayet 30
Övgü, göklerde ve yeryüzünde bulunanların hepsi kendisine ait olan Allah’adır. Ahirette de övgü O’nadır. O Bilgedir, Haber Alandır. Yerin içine gireni, oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O Şefkatlidir, Bağışlayandır. Sebe Suresi Ayet 1-2
Bizden üzüntüyü gideren Allah’a övgüler olsun. Rabbimiz, gerçekten de Bağışlayandır, Takdir Edendir. O ki bir armağan olarak bizi kalınacak bir yurda yerleştirdi. Orada ne bir yorulma, ne de bir bıkkınlık duyarız. Fatır Suresi Ayet 34-35
Gökleri ve yeri yaratan, duyu organlarıyla algılanamayanı ve algılanabilenleri bilen Tanrım! Kullarının anlaşmazlığa düştükleri konularda Sen karar vereceksin. Zümer Suresi Ayet 46
Rabbimiz ! Rahmetin ve bilgin her şeyi kuşatmıştır. Tövbe edenleri ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru. Rabbimiz ! Onları kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Atalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da. Şüphesiz Sen Üstünsün, Bilgesin. Ve onları kötülüklerden koru. O gün kimi kötülüklerden korursan gerçekten ona merhamet etmişsindir. İşte büyük kurtuluş budur. Mümin Suresi Ayet 7-9
Rabbim ! Beni, anne ve babama verdiğin nimetlere şükretmeye, hoşnut olacağın iyi işler yapmaya yönelt. Benim soyumu ıslah et. Ben bağışlanma dileyip, Sana teslim olanlardanım. Ahkaf Suresi Ayet 15
Rabbimiz ! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi affet ve kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma. Rabbimiz sen Esirgeyensin, Şefkatlisin. Haşr Suresi Ayet 10
O Allah ki O’ndan başka tanrı yoktur. Duyu organlarıyla algılanamayanı da algılanabileni de bilen O’dur. O Merhametlidir, Şefkatlidir.O Allah ki O’ndan başka tanrı yoktur. O Hükmedendir, Kutsaldır, Güvenilirdir, İnancın Kaynağıdır, Koruyandır, Üstündür, Zorlayandır, Azametlidir. Allah onların ortak koştuklarından çok yücedir. O Allah’tır. Yaratan, Var Eden, Biçim Veren O’dur. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nu yüceltir. O Üstündür, Bilgedir. Haşr Suresi Ayet 22-24
Rabbimiz ! Biz Sana dayanıyoruz ve Sana yöneliyoruz. Dönüş Sana’dır. Rabbimiz ! Bizi inkarcılar için bir fitne aracı yapma, bizi affet. Rabbimiz ! Sen Üstünsün, Bilgesin. Mümtehine Suresi Ayet 4-5
Rabbimiz ! Bizim ışığımızı tamamla ve bizi affet. Sen her şeye gücü yetensin. Tahrim Suresi Ayet 8
Rabbim ! Beni, anne-babamı, inanmış olarak evime gireni, inanan erkekleri ve inanan kadınları affet. Zalimlerin ise ancak yıkımlarını arttır. Nuh Suresi Ayet 28
De ki : Açılışın Rabbine sığınırım. Yarattıklarının kötülüğünden. Çöktüğü zaman karanlığın kötülüğünden. Düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden. Kıskandığı zaman kıskancın kötülüğünden. Felak SuresiDe ki : İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların Hükmedenine. İnsanların Tanrısına. Sinsi fısıldayıcının kötülüğünden. O insanların göğüslerine fısıldar. O cinlerden de, insanlardan da olur. Nas Suresi

 

Kapı Açık Kalsın…

Posted in İbretlik Hikayeler, İslami yazılar on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

Eski zamanlarda bir zat, seyahati sırasında çok ilginç bir olaya şahit olur..
Çölde, eşkiyaların bir kervana saldırdıklarını,
ne var ne yoksa zorbaca gasbettiklerini korkuyla seyreder uzaktan..
Biraz sonra bakar ki, soygun yapan eşkiyaların reisi bir kenarda abdest alıp,
namaza duruyor..
Adam hayretlerdedir..Dayanamaz, namazdan sonra yanına varır ve sorar ona;

- “Merak ve hayretler içindeyim” der..
- “Yaptığın iş zalimce ve haram..Günahlar içindesin..Sonra da kalkıp,
o yaptıklarını men’edenin huzuruna varıyorsun!
Bu nasıl iştir?”
Eşkiyaların reisi olabildiğince hüzünlü,
şu ilginç ve ibretli cevabı verir;
- “Ey yolcu!
Ben yıllardır şeytana ve ayartıcı benliğime uyarak,
Rabbimle aramda faraza 100 kapı varsa,
99 unu kapattım
İstiyorum ki hiç değilse BİR KAPI AÇIK KALSIN!”
Aradan zaman geçer, o zatın yolu, nasip olur Kabe’ye düşer..
Tavaf esnasında bir de bakar ki,
yıllardır hiç unutamadığı o eşkiya reisi de orada!..
Kabe’ye sarılmış, huşu ile dua etmekte,
hıçkırıklarla ağlamaktadır..
Yine hayretlerdedir o zat..
Yanına varır selamlar onu, kendini tanıtır ve sorar;
- “Oradan buraya…Nasıl oldu bu iş? Nedir bunun hikmeti?”
Tebessüm eder tövbekar adam ve ışıl ışıl gözleri,
boynu bükük der ki;
- “Sana demiştim ya hani; Hiç değilse BİR KAPI AÇIK KALSIN
O’nunla aramda..İşte ben, tüm acizliğim ve samimiyetimle o kapıyı hep açık tuttum..
Rabbim de rahmetiyle,
muhabbetiyle lutfetti tüm kapıları açıverdi.

Seviyorum…

Posted in edebi yazılar on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

352671.jpg

Seviyorum.

İki kelimeye sığdırılmaya çalışılan bir okyanus hissederim bu cümlede… `Seni seviyorum…` Söylemesi bir çok kişi için zor ama zor olduğu kadar da anlamlı…Gelin görün ki çoğu zaman ağızdan kolay çıkıveren bu iki kelimenin içini gerektiği gibi dolduramıyoruz galiba… Ülkemizi seviyoruz, başka ülkelere öykünüyoruz; şehrimizi seviyoruz, kirletiyoruz; işimizi seviyoruz, ama geliştirmiyoruz, yaşamaktan vazgeçemiyoruz ama hakkını veremiyoruz ve en kötüsü belki de sevdiğimizi söylediğimiz insanlardan türlü endişeler ve türlü hayat gaileleri sebebiyle birlikte olamıyor, birisine `seni seviyorum` demenin gereğini yerine getiremiyoruz.

`Seviyorum demek çok kolay; hadi öl deyince ölen var mı? ` demiş şair… Elbette kimsenin bir başkasının `yoluna ölmesi` kolay kolay beklenemez. Ama, sevgi, sadece ifadede kalırsa zaman içerisinde orada da fazla kalamaz. Kanatları kopartılmış bir kelebeğe benzer; onu uçurmanın tek yolu onu yaşamaktır.

Herşeyin olduğu gibi sevmenin de bir bedeli vardır ve olmalıdır da… Kolay ifade edilen derinlikler, yaşanılması göze alınmadığı zaman ifade eden kişinin dudaklarında sırıtır ve anlamını yitirir.

İnsanın savunduğu, inandığını söylediği şeyleri yaşayamaması, hakkını verememesi, onda bu değerlerin `yapıştırma bıyık` gibi durduğunu hissettirir. Eğreti ve gayet yapay… Yanısıra bu durum, `lafla peynir gemisini yürütemeyeceğimizi de` gösterir. Ağzımızdan çıkan her cümle, benliğimizden bir parça olduğu zaman anlamlı ve değerlidir.

Bütün bunlarla beraber,İnsanın sevdiğini söylediği şeylerden, kişilerden anlamsız kaçışları olur kimi zaman… Sevgi, korkularla beraber gelir ve korku, içimizde filizlenen şeyin büyüyüp gelişmesini engeller. Tıpkı, ayrık otları gibi… Bunlardan kurtulmazsak, sevgimiz yüreğimizde kök tutamaz, zamanla çürür, gider. Ayrıca bu çürüyüp yok oluş, sevgimizin yetişip kendisine verilmesini bekleyen sevdiğimizin içinde de türlü korkular yaratır. Tıpkı Sheakspeare üstadın dediği gibi:

Yağmuru seviyorum diyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun…
Güneşi seviyorum diyorsun,
Güneş açınca gölgeye kaçıyorsun…
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun…
İşte, bunun için korkuyorum; çünkü,
Beni de sevdiğini söylüyorsun…

Kâh farkında olarak, kâh olmadan verdiğimiz mücadelenin bir karşılığıdır sahip olduğumuz herşey… Hele sevgi… Emek verdikçe büyür, büyütür, insanı kâmil noktaya ulaştırır.

Ne mutlu sevene ve sevgisinin hakkını verebilene…

Alıntıdır.

Sevgi ve Dua ile İnş.

 

Seyreyle Gönül

Posted in Mevlana, Videolarımız on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

Yunus Emre Şiirleri

Posted in Videolarımız, Yunus Emre on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

Yunus Emre Şiirleri(Kutaysevgi)

Posted in Videolarımız, Yunus Emre on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

Posted in Peygamberimize Şiirler,Mektuplar on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

130hyellow-rose-posters.jpg

Esselatü Vesselamü Aleyke ya Resûlullah!
Esselatü Vesselam Aleyke ya Habiballah!

Sevgili Peygamberim!

Sana bu mektubu bir Nisan ayının son gününde, ömrümün yarı yılı geçmiş, belki de tükenmiş bir bahar akşamında yazıyorum. Yine sana özlem doluyum, yine hasret doluyum, sana duygularımı nasıl anlatayım bilemiyorum.

Belki de şöyle başlamalıyım.
Ey güzeller güzeli, Rabbimin sevgilisi! Bu Nisan ayının güzelliği kadar güzel şu parlayan ayın ışığından daha parlak, şu mis gibi kokan hanımellerinden de güzel kokulu. Şu kırmızı güllerin güzelliğinden de güzel ve zarafetinden de zarif, ey tüm insanların sevgilisi! Ey Ebubekir’in dostu, Ömer’in yoldaşı, Ali’nin kılıcı, Osman’ın hayası, selam olsun sana!

Sevgili Peygamberim, gönül yoldaşım, sırdaşım, arkadaşım, sevgilerin en güzeli ile sevdim seni. Seni sevmek ne kadar güzelmiş, yaşımın olgun bir zamanında ancak anlayabildim. Seni tanıdıkça sevdim, sevdim, sevdim.

Sana olan özlemimi anlatmak için Asr-ı Saadette yaşayabilseydim, bu sevdayı seninle paylaşabilseydim, yüreğimizi daraltan sıkıntıları sana anlatabilseydim. Senin tozun toprağın olabilseydim Efendim. Sorma bizleri ne olursun, bizler ne haldeyiz, senin bıraktığın yerlerde ne yazık ki değiliz. Senin ümmetin makam, mevki, mal, itibar peşinde. Hiç kimse sormuyor artık zenginin malı helalden mi haramdan mı? Mevki ve makam sahipleri o yerleri gerçekten hak ediyor mu? İnsanları ağlatanlar, ağlatmaktan zevk duyar oldu. Fakir fukara ne halde, hiç kimse sormaz oldu. Mevki ve makam sahipleri bulundukları yerleri kaybetmemek için, haksızlığa göz yumuyor.

Senin zamanında böyle değildi Efendim.

Ey güzeller güzeli bizleri seyretmektesin. Ümmetinin halini hepsini bilmektesin. Senden dua bekliyoruz Efendim. Medine’nin sıcak meltemleriyle nur ve ışık saracak rahmet bulutlarını gönderiver. Allah’tan gelen her şeye teslimiz, sabır ediyor ve şükrediyoruz, ama artık bu sıkıntılarımız bitsin istiyoruz.

Diyeceksin belki de, sizler bunları hak ediyorsunuz. Benim sünnetime Rabbimin emrine karşı geliyorsunuz. Beni gerçek anlamda sevmiyorsunuz.

Hayır Efendim. Gerçekten seni çok seviyoruz, baktığımız her yerde seni görmeye çalışmaktayız, ama belki de bizler nefislerimizin kurbanıyız.

Bir çiçeğe senin gibi bakmayı bilmediğimiz için, toprağın yeşermesini, ağacın yeşillenmesini, bir ananın çocuğunu sevmesinden ibret almayı bilmediğimiz için böyleyiz.

İşte onun için belki de Asr-ı Saadette yaşamak istiyoruz. Senin teslimiyetini görmek şükrü eda edişini seyretmek, seninle aynı mekanı paylaşmak ve aynı havayı solumak için istiyoruz.

Belki de sana şöyle seslenmek istiyoruz.
Ey Sevgililer Sevgilisi nerdesin?
Gel artık yüzyıllar geçti aradan
Bir dua iklimiyle gel ne olur
Bir rahmet deniziyle gel ne olur
Sil bütün kanayan yaraları
Aydınlat yeniden bütün dünyamızı
Işık saçarak nur saçarak gel
Gel de ey güzeller güzeli
Nasıl gelirsen gel

Efendim, altı sene önce Hacda çok güzel duygular yaşadım. Medine’nin mis kokuyordu havası, meleklerin miski amberdi kokusu. Adım adım yaşadım, ama dayanamadım. Senin soluduğun havayı solumak, senin gezdiğin toprakta gezmek, Uhud Dağını seyretmek, Hamza’nın şehit oluşunu hayal etmek öyle güzeldi ki, Rabbim tekrarını nasip etsin inşaallah.

Ya Nebi! Sana olan özlem hiç bitmiyor, dinmiyor. Rabbimin yarattığı her şeyde, Onun azametini görmeye, senin “Ümmetim, ümmetim” diye seslenişini duymaya çalışıyoruz. Senin yolundan belki de tam olarak gidemiyoruz, ama senden şefaat bekliyoruz. Bir gün gelip bu dünyadaki görevimiz bittiğinde bizi gerçek alemde kucaklamanı bekliyoruz.

Sana selam olsun ey Sevgililer Sevgilisi. Kalbimiz yanarak özlemimiz bir kat daha artarak yalvarıyoruz Rabbimize.
Bizi sana layık ümmet etsin. Layık etsin ki ebedi alemde ebediyen seninle olalım.

Şimdilik hoşçakal Efendim.

 

Sevgiyle dua ile kalın inş.

Posted in Dualar, Sizden Gelenler on Ocak 1, 2008 by islamasevgi

119497a-muslim-at-prayer-posters.jpg

Sevgili Muhâfızım!
Beni, ilgilendirmeyen işe karışmaktan, Değiştirmeye güç yetiremeyeceğim meseleye kafa yormaktan, Kendi kapım pisken, başkalarının kapısının pisliğine takılmaktan, Bünyesi nice mikropla hasta ve dertliyken, doktorluk iddiâsında bulunmaktan, Sadece işittiğiı hususlar için biliyorum demekten, Sağdan soldan duydukları ile fetvâ vermekten, İlmi ve hilmi israf etmekten, Boyumu aşan mevzûlarda, gevezelik yapmaktan beni koru. Edebe yol olmayan yaşmaktan, Nefsim dururken, başka bir düşmanla savaşmaktan, Ve şerlilerin şer tuzağına düşmekten Sana sığınırım. Dışı içine kaçmaktan, içi dışına çıkmaktan, haktan sapıp hataya koşmaktan koru beni.
 Sevgili Yaratıcım!
Beni, var ettiğin o ezel yurduna, tertemiz geri döndür. Bu dünyaya gelişim pek mâceralı, büyümem pek meşakkatli olmuş, Anamı ve babamı cennet bahçende gezdir.  Gidişimi kolay eyle. Akıl yaşta değil, başta diyorlar, başıma akıl nasip eyle. Hakikatte aklın ne yaşta, ne de başta olmadığını, Fakat aklın ille de yanışta olduğunu fark ettir. Aklını yaşında sanan büyüyememiş ihtiyarı olmaktan Sana sığınırım. Aklı, baş olmakta sanan büyükbaşı olmaktan da koru beni… Hakkımda her ne murâd etmişsen, beni ondan râzı kıl da, şikâyet edip duran bedbahtlardan olmayayım

Sevgili Dostum!
Sevdiklerim uyuduğu, en çok sevdiğim de rüyalara daldığı ve beni sevdiğini söyleyenler yorulup, kendilerine bile hayırları kalmadığı zaman, beni yine de gözleyen, koruyan ve kollayan Sen’sin!.. O herkesin bırakıp gittiği ve sadece Sen’inle baş başa kaldığım zamanlarda, “Sen”inle olmak!duygusunu bana öyle derinden hissettir ki! Ömr-ü billah, yalnızlık nedir, unutayım! Dostlarına dost olmayı, dostlarının hizmetinde bulunmayı ve dostlara yaraşır bir sevgiyle sevmeyi nasip et!
Sevgili Lûtfedicim!
Özellikle ağzımın içinde, inci taneleri gibi pırıl pırıl durmakta olan, hani şu yeri; üstte, önde ve ortada olan iki dişim için, Sana şükredemezken, beni , Sana hakkıyla şükrettiğini zannetme! gafletinden uzak tut. O iki diş olmasaydı, ne insanların alaycı bakışlarından kurtulabilir, ne doğru düzgün yemek yiyebilir, ne de böyle düzgün konuşabilirdim. Ama ne olur, iki inci tanesi dişin kulu etme de beni, onlar sebebiyle kibir çamuruna batıp, deryadan ayrı kalmayayım. Karşıma, beni onlar olmadan da sevebilecek, takıntısız, yüce ruhlu insanlar çıkar. Kabuğa değil, öze âşık güzel kullarının arkadaşlığıyla, lutuflarına lutuf ekle!  İkram ettiğin iki dişimle ilgili istediklerimi, yardımınla üstesinden geleceğim, herhangi iki işim için de istiyorum, lutfet!Sevgili Sınayıcım!
Karşıma çıkardığın imtihanlar hakkında, hüsn-i zan beslemeyi ve onların her birini, sadece benim hayrıma yarattığını düşünmeyi!  Çirkin bakarak güzellikleri karalayanlardan değil, güzel bakarak pislikleri paklayanlardan olabilmeyi bana nasip et!  Yoklukla, çoklukla, açlıkla ya da toklukla sınadığında, kanaat lutfet!  Yusuf olmaya güç yetiremem belki ama!  Ben farkında olmadan, ruhumda bir Yusufluk büyütmüşsen, Züleyhâ’lar karşısında serinlik, iffet ve asâlet nasip et!  Kim bilir, belki Yusuf değil de, Züleyhâ olarak sınanmaktır nasibim!  Eğer öyleyse, lütfen, karşıma Yusuf gibi bir Yusuf çıkar! Her ikimizi o sınamadan, alnı ak çıkar!  Ve alnıma, o Yusuf ile, râzı olduğun şekilde visâli yazıver!  Dedikodusunu yapanlardan olmaktansa, Züleyha olmak yeğdir!  Lâkin o vakit, bana öyle bir el ver ki, gömleğe uzanmasın! Öyle bir göz ver ki, fesat bakmasın! Öyle bir dil ver ki, zora sokmasın! Öyle bir kalp ver ki, fitne dolmasın! Öyle bir ayak ver ki, icabında kendine ayak diresin! Öyle bir irade ver ki, Sen’in hükmünde erisin! Öyle bir sabır ver ki, sabrından bir zerre olsun! Öyle bir güç ver ki, içi kaynar, içi yanık, içi bitik ise de. Dışı pek serin, pek sakin ve ille kavî olsun!
Sevgili Vefâkârım!
Sen, ne uğruna çekilen zerrece sıkıntıyı, ne de uğruna yapılmış zerre miktarı fedâkârlığı unutursun! Senin bu ahlâkından nasip almayı bana da bahşet!  Nankör ve hayırsızlardan değil, vefâlı ve şükrân dolu olanlardan et beni!  Verdiklerin içinde “kötü” olmadığını fark ettir… Şer içinde gizlediğin güzellikleri görebilecek göz lutfet… Hayırlar içinde sakladığın şerleri sezebilecek kabiliyet lutfet… Kalemde gizlediğin âlemi… Âlemde gizlediğin kendini… Kendinde gizlediğin huzuru lutfet… O huzur için şükreden, şükrünün her dâim kıt olacağını ve hiç bir zaman Sana lâyık olan şükrü edâ edemeyeceğini fark eden… Akıl sahibi bir akla kavuşmuş, ahmaklıktan kurtulmuş; fakat yine de, akıllılar (!) içinde aptal, aptallar içinde zekî… Uyanıklar (!) arasında enâyi, enâyiler arasında alabildiğine ferâsetli olmayı lutfet…

Sevgili Mahmûdum! Verdiğin nimetleri sahiplenmekten, emânetçi olduğumu unutmaktan, haddimi bilmemekten koru beni… Haddi aşanlardan olacaksam, aşk ile kendimden geçtiğim ve aklım çatladığı için olsun… Haddimi bileceksem…. Bu had bilmenin içi, riyâ ile kirlenmesin… “Bilmesi câhillik” olmaktan… İlmiyle cehâlet batağına saplanmışlar arasında bulunmaktan… İlmi sebebiyle hakka itiraza düşmekten… İlmi, put edinmekten koru! Cehli içinde ilm-i hakikî gizlenen… İcâbında hakikati çekinmeden dile getirebilen… Sen’den uzak kalmaktan başka korku taşımayan… Gerektiğinde gözünü dahî kırpmadan, rızân yolunda canını ortaya koyanlardan eyle beni!

Sevgili Kudretlim!

Sadece , “Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır” diyerek gürleyenlerden değil, lâkin, çektiği bir “of!” ile, kendi içinde, güneşi görmeye maâni dağ ve tepe nâmına her ne varsa yıkılan, samimi ve ihlaslı kullarından olmayı nasip et! “Of!” nidasının içinde, tevbe, inilti, naz, duâ, yakarış ve selâm saklanan içlilerden et beni! Ayın ve güneşin ışığını yansıttığı nûra hayran, o nûra ermek adına, nâra da giryân, her derde de, her çileye de mest kullarından. Cefâ içre bin bir derman gösterdiğin nasiplilerden et beni Sevgili İkram Edicim!
Sonu yok ki,  iyiliğime iyilik kat, Gözlerimi aç da, iyiliği kendi engin deryası içinde görür olayım. Hâdiseleri daracık, küçücük aklımla değil, akıl ötesi hikmetleriyle değerlendirme gücü ver. Sadrımı genişlet! İyiliği, sadece dil ile tavsiye edenlerden değil, fedâkârlık ederek ve çilelere katlanarak, iyiliğe bizzat vesîle olanlardan et beni. Taif’lerde taşlansa da, nefsi için zerrece öfke duymayacak yürek lutfet! Genişlemişlere, darları sarma ve kollama aşkı ver. Dar kalmışlara, o genişlerin eteğine sığınma ve onlara teslim olma nimetini bağışla! Baş gözümü de kalp gözümü de körlükten muhafaza buyur. Sonra da o göz açıklığının, her dâim şükrünü nasip et! Arayıp da bulamayan… Bulduğundan gâfil, aranıp duran… Arayışlarını beyhûde zannedip ümitsizliğe kapılanlardan etme beni! Kalabalıklar içinde bir tenhâ lutfet de, o tenhâda gizli gizli, Sen’inle buluşayım, Biricik sevgili olan “kendinle” oyala ve sevindir beni!
Sevgili Esrârengizim!
 Herkes ağlarken bazen, pek abukça gülebilmeyi, herkes gülerken bazen, pek abukça ağlayabilmeyi… Herkes duyarken sağır, herkes görürken görmez olmayı nasip et! Başkalarının hatalarını ve zaaflarını seçip çıkarmaya ayarlı bir bakıştan Sana sığınırım. Bana, kendi hatalarını görmekten, başkalarınınkini görmeye hâli kalmayacak göz lutfet! Beni, sırdaş olabilen, sırdaş kalabilen, güvenilen ve peygamberinin «emîn»lik sıfatıyla boyanmış olan biri et. Bana nasip ettiklerini hor, hakir ve çirkin görmekten gözlerimi kurtar! Nefis perdesi yüzünden baktıklarını göremeyen, görüşü yanıltıcı ve aldatıcı olan, isabetsiz, sığ ve bön bakan biri olmaktan koru beni, Gözlerimden perdeleri dilediğince kaldır… Esirgeme ne olur, beni huzuruna aldır! Öyle bir aldır ki, her an huzurunda huzur, her dem huzurunda sürûr duyayım! Her ne çıksa karşıma Sen’ den bilip, hürmet ile baş üstüne koyayım.

Sevgili Setredicim!Sen, öylesine şefkatli bir dostsun ki, kusurlarımı örtersin. Eğer böylesine setretmeseydin, hiç bakılacak hâlim kalır mıydı? Bana, o setredişinden nasip ikram et de, ben de insanların hatalarını örtebileyim. Birilerinin yanlışını dilime dolamaktan, birilerinin eksiğiyle mutluluk duymaktan, bencil ve kaba olup, nezâketten mahrum kalmaktan, Sana sığınırım! Hem, sadece beni başkalarına karşı örtmekle kalmaz, kendinle arama da perde çekersin. Bunu yapmakla, yine sadece beni korumayı murad ettiğini biliyorum! Lâkin. Perdeleri kalın etme de, hiç değilse, ardında gizlenen cemâlini seyretmeye yol bulayım! Sevgili Biriciğim!
“De ki, ALLAH birdir!” âyetini, hayatımın her ânında dolu dolu hissettir bana. Samed oluşun karşısında, Sana alabildiğine muhtaç oluşumu hissettir. Kapında bir fakir ve bir dilenci olmaktan ayırma beni! Vesîleye takılıp kalarak Sen’i unutmaktan, vesîleye teşekkürü ihmal sûretiyle, Sana şükürde kusur etmekten koru! Kul hakkıyla ve nicelerinde hakkım olduğu iddiasıyla huzuruna gelmek ihtimalinden azâd et beni!
 

Sevgili Âdilim!
Ben nefsime çok zulmettim! Bunu, Sen’in emirlerini yaşamak hususunda lâkayt kalmakla yaptım. Doğrusu, hâlâ “nefsim nefsim!” demekle bile, kendime zulmetmekteyim! Zira, fasulye gibi nimetten sayıp zikretmekle, nefsimin kendini bir adam sanmasına sebep oluyorum. Hakkımda adaletinle değil, rahmetinle hüküm ver. Yüceler yücesi af ve merhametine öylesine muhtacım, üstelik bunu Sen’den isterken, öyle de yüzsüzüm ki. Bana kızgınlık ve kırgınlıkla âh ettirme! Kimsenin bu şekilde âhına da beni sebep etme. Fakat keşke, ne şeref ki, aşk ile âh edeyim! Ve aşk ile «âh»a vesile edileyim….
 Sevgili Merhametlim!
Bana bir “ben” lutfet ki, kendine hayrı olsun!  Ve o “ben”e lutfet de ömrünce hayra koşsun! Yok, zerrece şüphem yok, Sen bana sevdalısın! Bunca kusuruma karşın, böylesine yüce, böylesine akıl almaz bir cömertlik ve şefkat sergileyişini, başka neyle açıklayabilirim? Kaldı ki, Sen’in tutumunu açıklamaya sanki gücüm mü var!? Nicedir vefâya dönüşemeyen tavrım için!  Nicedir sevdâna karşılık vermeye güç yetirememiş gönlüm için!  Ve nicedir, öyle veya böyle, biricik oluşundan gaflete düşmüş bakışım için, beni affet!  İşlediği sevapları kendinden, günahları ise uydurduğu nice kılıftanmış farz edip, varlık iddia etmekten geçemeyen nefsim için beni affet! 

Şimdi desen ki: A benim sevgili ?Bilir Bilmez?im! Yine ne çok konuştun! Ne çok laf sıraladın! İsteklerinin kimi mâkul, kimi ise pek yersiz ve gereksiz. Bilmez misin ki, senin için en güzelini, zaten her an önüne çıkarmadayım. Bilmez misin ki, sen istemeden de sana nimet yağdırmadayım.
O zaman derim ki: A benim naz çekenim! Sen değil misin bana “Duâ et, duân da olmasa neye yararsın?! ” diyen, Hani, “kul” olmuş değilim, ama hoş görüver işte, bilir bilmez ettim bir duâ, sen tashih ve tanzim ediver! İsteyeceğim diye, açgözlülük ve abes sözler etmişsem, affediver! O ki söylettin, o ki istettin, o ki yordun dilimi, yazdırdın kalemimi. Sanki hazinenden bir şey mi eksilir be canım, dilediğin kadarını lutfediver!
Ve Sen kızar da dersen ki: A benim utanmazım! Bacak kadar boyunla, şu ele avuca gelmez huyunla, iki elini beline koyup da, ukalalık ediyorsun! Neyine güvenip, böyle şımarıyorsun! Ne bu samimiyet?! Hem sadece kendin için duâ ettin, hani başkaları için istemeler?! O da yetmezmiş gibi, ne o öyle iki duâ edip de “Aman yoruldum zaten” demeye getirmeler?! Ben de derim ki: A benim sevmelere eremediğim! Sen’in eşsiz hazinelerin karşısında, ben bir lokmacık çıkınımdakine varlık der, güvenirsem, ayıp olmaz mı? Hem Sana da yapamayacaksam buncacık nazı, başka kime yaparım? Kendim için isteyişimi hoş gör, bilirsin ya bu benlerin şânıdır! Fakat Sen, Senin şânına yaraşırcasına, beni biz et Tanıdık-tanımadık her bir beni, bu duâdan nasipdâr et! Üstelik, niye yorulmayacakmışım sevdiceğim! Bak, ki zaten bir nazarlık canım var! Dağılırım, yorulurum, nahifim! Şimdi!İsteyenin bir yüzü kara, lâkin, Yüzü-özü aklar hürmetine, de hadi, Sen kabul buyur şu duâyı, ben de “Âmin!” diyeyim!Âmin! Âmin! Âmin!
Bi rahmetike yâ erhamerrâhimîn!

Sevgi ve Dua İle İnş.