Bana Yârimi Sorarlar

Posted in VİDEOLARIMIZ on Kasım 11, 2009 by islamasevgi

Başkadır

Posted in RESİMLİ GÜZEL SÖZLER on Kasım 9, 2009 by islamasevgi

ask

Ve can Cânan’dandır.

Posted in EDEBİ YAZILAR on Kasım 9, 2009 by islamasevgi

Ele avuca gelmiyor olabilir. Dokununca dökülüyor parmak uçlarından elimizde avucumuzda varlıktan yana ne varsa, parmak uçlarımızda yakınlıktan yana ne varsa,
hepsi, hepsi suyundan olabilir dokunuşundan olabilir.
Söze sığmıyor, dile gelmiyor olabilir.
Siire uymuyor, öyküde uyumuyor, film karesinde oynamıyor.
Dilimize damağımıza Degen ne varsa tatmak adına, hepsinin tadı olabilir, hepsinin tuzu olabilir. Söz etmeye değer ne varsa, kayda değer ne yaşarsa, hep, hepsi canın Romanı heyecanı olabilir.

Mezara inmiyor olabilir, toprağa düşmek bilmiyor. Çamura düşen, Toprakta biten ne varsa, hepsinin dürtüsü candan, hepsinin dirilişi candan. Mezarlar boyu GİZLENEN ne varsa, hepsi tarlası olabilir. Ne varsa toprak üstünde kanayan ve sancıyan, hep kavgası olabilir

Kokusu yok canın; sesi yok, nefesi yok. Çağıltısız ve uğultusuz, gürültüsüz, kavgasız kayıp gidiyor alnımızdan ve anımızdan. Bileğimizden akıp, damarımızda kanayan dem, damağımızda tuzlu nem, dudağımızda gamlı ney, hepsi hepsi kaygısı olabilir, hepsi olabilir tortusu bir giden.

Tene değiyor gibi, ete kemiğe bürünüp öylece görünür oluyor. Tenin tenhasında, et kemik arasında gizli ne varsa, hepsinin libası gibi, hepsinin ayinesi olabilir.

Nefese siniyor gibi, bakışta siliniyor, dokunuşta yitiyor, ateşte Eriyor. Renkten yana ne varsa gülde, ateşi yakan ne varsa, kanı Kaynatan her neyse, hep candan, hep ocağından olabilir, hepsi olabilir Alevi.

Dağılıp çözülüyor, kırılıp dökülüyor yüreğin odacıklarında kıvrımlarında zamanın olabilir. Anları birbirine ulayan ne varsa hepsi canın bağından; kırık ayinelerde, soluk sarı Fotoğraflarda unutulmadık, umulmadık ne varsa, hepsi canın yumağından.

Için, bebek yüzlerden, güzel yüzlerden, masum yüzlerden Yüzlere uğruyor, mahzun yüzlerden Geçip gidiyor. Için de içine sızan, sularda sızlayan, kalplere süzülen, şah damarında dolanan ne varsa, hepsi canın kuyusundan, hepsi canın kıyısından.

Yaralarda çoğalıyor için, kanda kıvranıyor, geceyi açılıyor, gündüzü kanatıyor. Karbeyaz soğukların göğsüne akan sıcak Kanda Azalan neyse, bir pıhtının özünde közlenen yangın neyse, gecenin acısını gündüzün yarasına dolayan ne hikmetse, hepsi, hepsi olabilir çaresinden paresinden olabilir.

Dağı yol eyliyor olabilir, denizi Çölde boğuyor, rüzgarı susturup, suları yakabiliyor. Dağdağanın ortasındaki Yunus’dan savrulan rüzgâr nereye estiyse, yangının orta yerindeki İbrahim’den sızan su nereye aktıysa, denizin göğsündeki Musa’dan artan çöl nereye taştıysa, hepsi canı dağladı, hepsi canlar yaktı, hep canlar ağlattı.

Can, Paslı bir bıçak yarasıdır varlığın göğsünde. Tenin beyaz yüzünde bir kardelen hülyasıdır. Göğün en canlı yıldızı, yerin en kanlı çiçeğidir.

Yüreğimizin yayında gerili oktur olabilir, ki buralı değildir, Şimdiye de razı değildir; bizden Önceleri ve bizden sonralarıdır. Gölgemizin kuytusunda saklı bir hayaldir olabilir, ki bizden ama bizden olmayandır, bizimle ama bizimle kalmayandır. Alnımızda doğmuş bir şebnemdir olabilir, ki bizde ama bize ait olmayandır, bizden ötelerde Aşkları vardır.

Ve Cânan’dandır olabilir. Semâda Ahmed muştusu, Hira’da Muhammed korkusu, Hicret’te Sıddık telaşı, Mekke’de mahbubiyet davası, Taif’de Rahmet Duası, Medine Ensar sevdası … Ne varsa, Cânan’dan yana, hepsi candan Ala, hepsine olabilir feda, hepsine canlar kurban olası.

Canan yurdunun yeni canları, kevnin yüreğinde dolanıp temizlenen ümmetin taze kanlari, Hacılar bundan böyle taşraya akmalı, dışarı illere varmalı, herkesi aşk ile boyamalı, herkesi Canan ile oyalamalıdır.

Ne varsa yaşadığımız, tattığımız, Sevdiğimiz ve var Bildiğimiz; ne varsa yaşamaya değer Bildiğimiz, anamız, babamız, yavrumuz, Yurdumuz, vatanımız, dünyamız, göğümüz, gözümüz, elimiz, yüreğimiz …
Hepsi Cânan’ın ayinesinde bir göründü bir kayboldu. Hepsi Canan Hatırına varlığa vardı. Hepsi hepsi Canan uğrunda birer kırığı edebilirsin …

Canan ol ki [asm], canın cânıdır. Canlar cânıdır. Yüreğimiz bir Canan sevdasına kanmalı, Canımız Canan ile kanamalıdır.

Selam ve dua ile …

ÖLüM

Posted in DİĞER VİDEOLAR on Kasım 7, 2009 by islamasevgi

Cumamız Mübarek Olsun

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 5, 2009 by islamasevgi

İsyanım Kendime’dir!

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Kasım 2, 2009 by islamasevgi

Haykırıyorum: O halde susturun (!)

Asra yemin olsun ki,
en çok kendime zulmettim!

“Stratejik bulmadılar Düşüncelerimi.
Çağın tuğrasını çektiler, mil niyetine “

- Hangi pranga öfkemizi içimizden söküp atabilir ki?

Aklım başımdan istifa edeli çok oldu. Kaç zamandır ruhuma kinimi üflüyorum.
Karabasanlar kesiyor soluğumu. Içimin boşluklarından İntihara teşebbüs ediyor travmalı tüm duygular.

Katlime ferman, yine “ben” oluyorum.

Üç kuruşluk susuşlarla mevte kadar bozdum misâkımı. Rant sağlama peşinde değilim. Siyasete kurban edecek bir davanın Mensubu hiç değilim.
Yalnızca düş peşindeyim.
Hadi sen de düş peşime …

Bu ipte kaç cambaz oynama kavgasında böyle?!
Yargısız infazlarda nöbet tutuyorum.
Hangi yaramdan sarılıyorsam tekrar Kanıyorum.

Asra yemin olsun ki,
En çok kendime kinim! ..

Kend (t) ime Kustu / rüldü / m
Hüsranların yamacında gezineli dünyaya sataşır oldum.

Bir çığlığa susuyorum. Avaz avaz ayaz oluyorum. Üçüncü çoğul kişiler ünlemlerimi elimden almış olsalar da: Haykiriyorum.

Şimdiki zamanı yaşayanlar telaşa kapılmasınlar! “DİNİ GEÇMİŞ ZAMAN” bir uyarladılar “uzlaşan” tüm fiilleri.

Asra Kasem olsun ki,
Isyanım kendimedir!

Bütün çilemi alt alta toplasam kaç yürek eder? Kaç kahırlık yanmışımdır geçen bunca yılda ben? Bu hesap, kitaba uymaz. Dağıt ve tekrar topla, sağlamasını yap sonra (!)

Isyanım Kavgamın şanındandır. İsyanım gönlümün susmaya razı olamayışındandır. Sus (ma) ve isyankar olma gönlüm (!)

Asra yemin olsun ki,
Aldanış üstüne aldanışlardayım!

Güneşin avuçlarında yakalıyorum yüreğimi. Kendimi arayışlarım uzun metrajda. Bakiyem dibe vurmada.

Ruhsatım yok vakte şükür biçmeye. Aldanış ki, Yakama yapışan Yazgı. Aldanmışlık ki, Ardışık mahvoluşlar seansı. Tüm aldanışlarımın bileşkesi Yamalı bir mağlubiyet!

Aşınan zamanların vurgunuyum ben. Gazap üstüne azap giydirilmiş hükmüme.

Gittikçe ufalıyorum ..
Hudutları aşan zihnim sınır dışı ediliyor.
Düşlerimden yırtın libasımı.
Düşüncelerimi dar ağacında ağarlayın.
Fikir sancıdır, ağır bedel ister biliyorum ..
Düşünüyorum: hadi öyleyse Vurun.
Çekin ipimi!
Azrail’e Baş eğersem, aklımla Arami bozarım.

Asra yemin olsun ki,
Haddi aşan hatalardayım.

Niyetsiz bir tevbe kaç günahı silebilirse, o kadarım. Sınır tanımaz bir acziyetin sınırındayım. Aldanışlar uçurumundayım, heyhattt! …

Ayari BOZUK BİR ÖMÜR, KAÇ Ölüme DENK GELİR?

Asra yemin olsun ki,
İnsanlık ziyanda. . .

Iki yol arasında gel-gitlerdeyiz. Ne tam iman, ne tam inkar .. Ölüm Değmemiş yaşamımıza, hakikatin gölgesindeyiz. Sabri ve hakkı merkez edinemeyenleriz. Bir tarağın kırılmış ve AYRILMIŞ dişleriyiz ..

-FE Eyne TEZHEBUN? –

Bu gidiş nereye?

İnşallah SELAMETe.
İnşallah HİDAYETe.
Sırat-I MÜSTAKİMe ..

Ya Rab!
SEN bizlere MERHAMETİNDEN LUTFEYLE!

Lal edilmiş çığlıklarımızın arifesinde haykırmalardayım.
Şükür ki kapsama alanını aşacak yankılarım.
Hadi kesin sesimi!
Susturun içimdeki susmayan beni.

Eyvallah özgürlüğün tene değişine!
Eyvallah!

alıntı

Aşk;Dua

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Ekim 24, 2009 by islamasevgi

dua...

Sevmek sevilene yapılan en güzel duadır.
Dua Allah’ın güzel isimlerine aşık olmak demektir.

Dua Kulluk toprağında iman suyuyla,
Sevgi ışığıyla büyüyen hitap çiçeğidir …
Dua, insanın sevgilisi olan Allah’a Sormadan bir şeyi yapmamasının adıdır …
Sevenin sevgilisinin dileğiyle şekillenmek istemesi gibidua da kulun Allah’ın dilediği gibi olmayı Allah’tan istemesidir.

Dua kulun Rabbisini hoşnut etmek, sevindirmek için onun İsteklerini bilme-yapma ve olma gayretidir.Kısacası dua bir aşk ilişkisidir.

Bu yüzden şunu kesinlikle bilmeliyiz ki ancak sevgiyle yapılan dualar kabul edilir.
Aşkla yapılan DUALARDA istekler bir bahanedir.
Sevgiliyle konuşmak onunla dertleşmek, hasret gidermek için bir bahaneden ibarettir.

Şu olay, Bakın bunu ne güzel anlatıyor:

Bir ibadet yerinde toplu olarak ibadetler yapılmış ve topluluk dışarıya çıkmıştı.
Yalnız köşede bir yerde bir kişi hala oturuyordu.
Bu insan ne bir FILOZOF nede bir bilgeydi.
Dıştan hiçbir farklı özelliği olmayan biri.
Bunu gören birisi merak edip sorar.
İbadet ve dua bitti.
Burada hala sen ne yapıyorsun?

Adam sessizce cevap verir.

“Ben O’na bakıyorum O bana bakıyor.”

Evet; Allah’a en çok dua eden insanlar, Allah’a en çok aşık olanlardır.

Böyle bir aşk duasında gördüğümüz hakikatler hayret, özlem, hasret, uzak düşmenin acısı, parça parça olmuş bir yürek ve sessizliktir.

Basit maddi Kalıplar içinde kalan felsefi düşünüş ve anlayışlar karşısında GİZLENEN Allah;
sevgi, aşk, hasret, özlem karşısında kendini en mükemmel ve aydınlık şekilde hissettirir …

Aşk duasında diğer DUALARDA rastlanabilen güvensizlik, ümitsizlik ve yılgınlık yoktur. Aksine sonsuz bir inanmışlık, güven ve ümit vardır. Şevk vardır, ateş vardır, coşkun sular vardır.
Rabbin tecellisi görününce ise huzur vardır, Sükunet vardır.Sessizlik vardır, ama karanlık yoktur. Parıltı vardır …
aslında duadaki Aşkın ilk sahibi Allah’tır.

Allah’ın bize olan aşkı ve özlemidir ki bizi duaya çağırır …

alıntıdır

Selam ve Dua ile…

Sevgi ne mi???

Posted in EDEBİ YAZILAR on Ekim 24, 2009 by islamasevgi

Sevgi, gururu yere serip bir Hasır Edip çiğnemektir,
Sevgi, ugrunda akıttığın göz yaşlarını saklamaktır,
Sevgi, Acıya tatlı gözlerle bakmaktır,
Sevgi, Gül’ü koklamak dikeni tutmaktır,
Sevgi, aglarken tebessum edebilmektir,
Sevgi, kederi, Acıyı, Elemi Yarı Yarıya paylaşabilmektir,
Sevgi, hasrete hasret kalmaktır,
Sevgi, işte o sevgi varya …
Sevgi, seni sevebiliyorum demenin anlamını vermektir …
Sevgi, anne diyen Dudakların titremesidir,
Sevgi, gözlerden yaprak yaprak düşen Düstur,
Sevgi, En sevgiliye edilen bir selam bir salattır,
Sevgi, Mevlaya denilen bir amin, bir zikir, bir şükrdür,
Sevgi, fanilik karþýsýnda fani olmamaktır,
Sevgi, secdede eğilen bir Bastır,
Sevgi, secdede gözlerden akan bir yaştır,
Ve sevgi başı yaran taşa duyulan özlemdir,
Ve sevgi secdede açan gullerde gizemdir

Sevgi, Acıya tatlı gözlerle bakmaktır,
Sevgi, Gül’ü koklamak dikeni tutmaktır,
Sevgi, aglarken tebessum edebilmektir ..

“Kalb, kırda atılmış bir kuş kanadi gibidir.
Rüzgar nasıl bu kanadi alt üst çevirirse kalb de böyledir. “Hadis-i Şerif

alıntıdır

selam ve dua ile …

Cumanız Mübarek Olsun…

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Ekim 22, 2009 by islamasevgi

Güvenin Canına Kıydılar

Posted in EDEBİ YAZILAR on Ekim 21, 2009 by islamasevgi

Kelimelerin duygularını ifade edemeyeceğini gayet iyi bildigi için sustu …

Anlamın muğlâklığı, yorumun sınır tanımayışı ve muhatabın yargıları, konuşmanın safiyetini erittiği / incittiği için sustu …

Halbuki konuşma, kendini ele vermek demekti. Düşündüğünü dillendirmekti. Duygularına harf elbisesi giydirip harfleri, dağarcıktaki kelimelerin emrine vererek cümleleri Aşikar eylemekti, içini Aşikar eylemekti. Ve söz, güven demekti, “içten pazarlıklı değilim” demekti, “Söylediğim gibiyim” demekti. Yalan, söze karışmamalıydı zaten; samimiyete kıyılmamalı, öz hırpalanmamalıydı.

Yalanı, oynamayı, gevelemeyi gönderince uzaklara, sadece yüreğin yansıması kalmıştı sözcüklere. Ve konuşan ne derse, muhatap dinler, kulak verirdi. Gereğini gücü nispetinde yapardı. Çünkü güvenirdi. Insanı hırpaladılar, güvenin canına kıydılar, Güveni öldürünce maskeler çıktı tozlu sandıklardan.

İnsanlar yüzlerine takındılar kendilerinin olmayan şeyleri. Örtmek için içlerini. Yutmak için sözlerini. Gizlemek için yüzlerini. Gözlere siyah gözlükler taktılar, görünmemek için. Çünkü biliyorlardı gözün gücünü, sözü söz yapanın göz olduğunu, ÖZÜN göze yansıdığını.

Evet, insanı hırpaladılar güvenin canına kıydılar, güveni öldürünce çıktı maskeler tozlu sandıklardan. Maskeler takındı saklanmak isteyenler. Ve öyle bir hal aldı ki her şey, maskesizler dışlanır oldu. Kendini Aşikar eylemek, kabalık diye adlandırıldı. Duygularını söylemek ötelendi. Samimiyet aldı başını gitti. Söz gidince ne yapsındı, sustu.

Onu susmak zorunda bıraktılar. Çünkü onun insanlara verecek bir tek yüzü vardı. İkincisini kimsenin görmediğine, herkesi görene saklardı; ıssız anlara saklardı, gecelere saklardı, secdelere saklardı.

Evet, sustu. Çünkü söze önem verilmediğini düşündü. Görselliğin, insanı avucunun içerisine aldığını, insanların artık sadece görülen yanlarıyla değerlendirildiğini gördü. Halbuki onun modern dünyada kendisini pazarlayabilecek herhangi bir şeyi yoktu. O fazlaca Sıradan, fazlaca iddiasızdı kimilerine göre. Yaşam felsefesi “içinde bir insan olarak” hayatını idame ettirme üzerineydi insanlar. Sözü katledince, Elsiz-dilsiz kaldı, Ne yapacağını bilemedi. Uykusuz geceler geçirdi, Yapılacak en iyi şeyin, susmak olduğuna kanaat getirdi. Ve sustu.

Istiyordu ki, / kendi özüne dönsün kendi olsun herkes. Maskelerini çöpe atsın, bir de dünyaya kendi olarak baksın. Olmadı … Bu olmayışlar onu yıprattı, koşmanın verdiği yorgunluğa Dostların çekimserliği de eklenince şaşırıp kaldı, böyle olmamalıydı ona göre.

Yorulmaktan Şaşkın, şaşkınlıktan yorgun idi. “Ne yapabilirim” diye bir kez daha sordu kendisine. Yani kalan iki yarenine. Sus dediler. , Yine dinledi ve sustu her zaman Onları dinlemişti. Çünkü susmak da bir tür konuşmaktı. Ama susmanın dilini sadece susanlar bilirdi. Tüm duyma güdüsünü kulaklarına indirgeyenler, tüm Tıpkı düşünme becerisini Aklına hapsedenler gibiydi onun Gözünde.

Halbuki onu hakikat olanlar bile her zaman konuşmamışlardı tarih içerisinde söylediği. Bu dertliler Zaman, zemin ve yürek bulunca serpmişlerdi incilerini. Ama malumatfuruşluğu alim olmak, birkaç sevi şiiri ezberlemeyi Aşık olmak, biraz felsefe okumayı hakim olmak sananlar onu bıktırdı. “Ah” etti onlara, kendi içleri gibi kendi dışlarında olan her şeyi de kirlettikleri için. Biraz dinginleştiğinde ise duyguları, sustu.

Işte sessizliğe kanat çırpıyordu bir kez daha. Dinlemenin erdem olduğunu kitaplardan okumuştu, soylenen kendisine her bir şeye kulak vermenin ve ama en iyiye tabi olmanın gerekliliğini. Ancak bunun bu kadar insana ait bir şey olduğunu yeni anlamıştı. Evet, insan dinlemeliydi. Kulak kesilmeliydi. O zaman duydukları onu ürpertmişti, bunları yıllardır nasıl olup da duyamadığına hayret ediyordu. Hayreti zaten Nimet biliyordu, şimdi ise her bir nimeti hayret olarak görmeye başlamıştı.

Galiba sessizlik buydu.

Ve sustu … kelimelerini beline doladığı kuşağın içerisine sıkıca yerleştirdi. Orucunu bozacağı zaman için onları gizledi. Ak akçelerin saklandığı Keçe keseye bir kez daha baktı. Susmanın kendisine sağladığı benliği kucakladı. Susmaktan sonra yapılacak en iyi şeyin buralardan gitmek olduğunu gayet iyi biliyordu. Öyle yaptı. Yürüdü, gitti uzaklara …

alıntı.

Selam ve dua ile …