Aşk: “SARMAŞIK”

Posted in EDEBİ YAZILAR on Temmuz 5, 2009 by tesbih

Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı, “sarmaşık” demektir.Bahçeye düşen sarmaşık tohumu,nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar,hatta dışarı taşarsa; Gönüle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar.Oradan etrafa yayılır.

Nice fidanlar, serviler,çınarlar bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez ve yok eder.

Sarmaşığın özelliği;

Sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır.

Aşk da insanı sarınca,onu içten içe eritip yok eder. Dıştan görünen yalnızca aşktır ve aşkı da çevresini göremez olur.

Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki; dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür;hatta duymak da görmek de istemez.

Aşka tutulan ağaçta,artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık, “herkesi kör;dört yanı duvar sanır”.

Dıştan bakanlar,onun sarmaşığını görürler;ama ağaç,sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez.

Sarmaşık,nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa, aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık daha sabahtan akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir.

(Kitâb-ı Aşk)İskender PALA

Fatıma Validemizin Çeyizi

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Temmuz 4, 2009 by islamasevgi

Fatıma Validemizin Çeyizini Biliyor musunuz?

Hazreti Ebû Bekir Efendimiz, yanına Bilâl ve Selmân’ı da alarak doğruca Medine çarşısına çıktı. Hazret-i Ali’yle nikahı kıyılmış olan Fâtıma validemizin çeyiz eşyasını alacak, birlikte İmam-ı Ali’nin evine bırakacaklardı.

Cennet hanımlarının baş tacı olan Fâtıma validemizin ömrü boyunca kullanacağı ev eşyası da, bundan ibaret olacaktı. Bu çeyiz eşyasının parasını, müstakbel eşi Hz. Ali vermişti. Bunun İslam’daki adı mehirdi.

Bakalım Hz. Ali’nin verdiği (dört yüz dirhemlik) mehirle, Resûlullah’ın muazzez kerimesi Fâtıma validemize nasıl bir Çeyiz eşyası alınacak; cennet hanımlarının baş tacı, günümüzdeki hanımlara örnek olan saâdethanesini nasıl bir çeyiz eşyasıyla süsleyecektir?

Neden sonra İmam-ı Ali’nin evinin kapısına bir deve yükü olarak getirilen çeyiz (doğru adıyla cihaz) eşyası indirilmeye başlandı.

Ashabın her biri, bir hizmetin içindeydiler. Bu mutlu günün sevinç ve huzuru, her birinin mütebessim yüzlerinden okunuyordu.

Dilerseniz, Hazret-i Ebû Bekir’in seçip, Bilâl-i Habeşî ile Selmân-ı Farisî’nin yardım ederek getirdikleri çeyiz eşyasına bir göz atalım. Bunlar nelerdi?

1- Üzerinde namaz kılınacak güzel bir seccade.

2- Üç adet üzerine oturulacak minder.

3- İçi hurma kabuğu lifleriyle doldurulmuş yastık.

4-Buğday öğütecek el değirmeni ile, su tulumu, su testisi, su bardağı,

5- Değirmende öğütülmüş buğdayın kepeğini ayırmaya yarayacak, yeni geliştirilmiş bir elek…

6- Elle örülmüş bir battaniye, havlu, üzeri yünlü deri, pösteki.

7- Sedir, yani divan.

8- Kadife yorgan…

9- Geliştirilmiş deriden ma’mul, yere serilecek sofra…

Fâtıma validemizin bu cihaz eşyası, Hazret-i Ali’nin evine indirilip içeri alınırken, durumu seyreden Allah’ın Resûlü, bunu onların çok göreceklerini, fazla bulacaklarını düşünmüş, ellerini kaldırıp, pırıl pırıl gözyaşı dökerek şöyle dua etmişti:

“- Yâ Rab! Senin sevmediğin israftan çekinen bu insanlara, bu eşyayı hayırlı eyle!”

İşte cennet hanımlarının seyyidesi olduğu hadislerle sabit olan Fâtıma validemizin cihazı bu idi.

O, bunlarla mutlu oldu. Bu eşyalarla ömrünü tamamladı. Bunlarla huzur bulup rahat etti. Günümüzde nice ana-babalar, nice kız ve gençler vardır ki, çeyiz için karşı tarafı kasıp kavurur, soyup soğana çevirir; huzuru, saadeti birtakım mobilyada, koltukta, ev eşyasında ve sandık içinde ararlar.

Halbuki, bunların hiçbiri huzurun tek şartı, esas unsuru olamazlar. Saadet birtakım odun parçası, çaput yükü ile vücut bulmaz.

Evlilikte, huzurun ilk şartı, ana unsuru, fikirde birlik, değer ölçülerinde ortaklık, hayat anlayışında müşterekliktedir. Dinî ölçülere, İslamî kaidelere olan bağlılıktadır. Çevrenin kötü telkinine boyun eğmeyecek şahsiyete sahip olmaktadır. Bu şuura mâlik olan taraflar, bu iman ve iz’an birliğine sahip bulunan akraba ve karı-kocalar, ayaklarını yorganlarına göre uzatırlar, ne iyiden iyiye temel ihtiyaçlarını iptal ederler, ne de işi çığırından çıkartıp da karşı tarafı yıkmaya yönelir, ihtiyaç dışı isteklerde ısrar ederler.

Belki, zararlı arzularını durdurur, fuzuli isteklerini terk eder, gönüllerdeki birliği, sevgi ve muhabbeti en büyük çeyiz olarak görürler.

Selam ve Dua ile…

Hiç Değişmeyeceksin

Posted in EDEBİ YAZILAR on Temmuz 3, 2009 by islamasevgi

Kırgın durduğuma bakma, aslında bende herşey aynı. Hüzünlere olan bu bağlılığım, eskiden kalma. Hüzünler biraz daha sanki bana benziyor.

“Hiç değişmeyeceksin” diyor bir dostum.

Bu söz , tarifi imkansız bir mutluluk veriyor bana. Aslında yeni bir başlangıç için; yaşım ve rüzgar müsait. Ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum. Yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde. Bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki? Yaşım daha küçük yüreğimden.

Ben aslında rüzgar olsam, hep doğudan eserdim.

Ben aslında, hayatın sayfalarına ölüme dair dipnotlar hiç düşmedim.

Ben aslında, bir gün kapımın umuttan yana çalınacağına emindim.

Ben aslında, hayat ile hayali hep birbirine karıştırırdım.

Ben aslında anladım, yaralarıma uzanacak ellerin çok uzak olduğunu.

Ben aslında anladım, cami avlusuna terkedilen kundaklık bir çocuktan bir farkım olmadığını.

Ben aslında anladım, hayatımın hep yamalardan ibaret olduğunu.

Ben aslında, cürmüm kadar yer yakardım. …..

‘Neyse’ deyip toparlanmalıydım artık. Dökülen cümlelerimi, kırılan gençliğimi, darmadağın olan hayatımı onarmalıydım ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden. Bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık. Küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu. Zira hayatın tutunacak dalları vardı. Asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata; sabrı öğrenmeliydim. Sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri.

Değişmem zor aslında. Acılar hep aynı çünkü. Acılarım hep aynı…

Yine de değişmeliyim, ey rüzgarlı hüznüm. Ne tarafa eseceğin belli değil, biliyorum. Biliyorum, denizi özlemem de kar etmez. Kimbilir belki masal olsaydı yaşadıklarım, bir umut olurdu hep Kafdağı’nın ardında. Ama masal değil yaşadığım, biliyorum. Belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye…

Oturup ağlamalıyım halime.

Belki tebessümlerimin bereketsizliği de terkeder beni böylece, kimbilir..
Alıntı

Seni Düşünüyorum Şimdi…

Posted in DUALAR on Temmuz 3, 2009 by islamasevgi

dua

Seni düşünüyorum şimdi…
Günahımdan çok rahmetini..Ve geldim işte..

Neyim var,neyim yok ise aldım,geldim..
Olanca günahımla,isyanımla…Olmayan şükrüm ve duamla geldim..

Geldim işte..
Geldim Rabbim..

Öyle yorgun düşmüş hâlde geliş ki bu geliş..Öyle yorgunum ki ALLAHım..
Alıversen.. Kurtuluversem bu yükten..

Dinleniversem…
Dileniyorum işte kapında..Rahmetininin dilencilerini eli boş çevirmeyeceğinin bilinciyle dileniyorum..
Geldim işte sonunda..

Alırsın değil mi huzur kapısından..
Kapılar önünde koymasın değil mi ; öyle perişan..?
Çaresizim şimdi… Öylesine çaresiz..Öylesine lâl..
Dışarısı soğuk şimdi…Dışarısı ayaz..…
Huzurunun o sıcak iklimine muhtacım ..
Şimdi yok yeri yurdu bu bedevinin,sokak çocukları kadar..
çöllerde kabul etmez artık ,günahlarımdan..!

Lâ mekânlarda kaldım ALLAH’ım! ..
Zaman tükendi artık…
Tükendim ALLAh’ım..
Tek bir nefes aldırmaz oldu artık gafil yanım..
Muhtacım ALLAH’ım… Öylesine muhtaç..

Ah…
Öyle açım ki hem de,rahmetinin tek bir damlasına..
Ey kalbimin sahibi..
Ey rahmeti ab-ı hayat iksiri..
Rahmetsizlikten kavrulan gönlüme nurlarını yağdırmaz mısın… ?
Ey dertlerin biricik dermanı olan..
Ey ezeli ve ebedi dostu,kullarının…

Geldim işte..Buradayım…
Kabul etmez misin ? ‘’Kulum’’ demez misin?…
Almaz mısın yoksa huzuruna
‘kul’’ olduğunu unutup kulluktan bihaber bu acizi..
Affetmez misin ALLAHım …
Bunca günahıma bakıp da ret mi edersin..?!

Şimdi ne olur Ey Rabbim,izin ver..
İzin ver huzuruna günahsız durayım..

Yetmez değil midir, bunca zamandır omuzlandığım günah yükümü..?!
Günahımı alıp,bu yükten kurtarmaz mısın?
Bunca zamandır işlediğim günahlardandır, sana varamayışım..
Sana gelişimi engelleyen tüm prangaları söküver ALLAh’ım..

‘kULum’’ dediklerin arasına katıver bizleri de..

Sana layık kul olmakla şereflendir ALLAH’ım..
Abd olmakla huzuru bulalım..

Bağışla ALLAh’ım..
Cürmümüz çok…
Ama..
Ama,rahmetin daha çok..
Rahmetinden ümitvarım…
Sen ki rahmetinin %99’unu kıyamette mü’min kullarına saklayansın…
Geri kalan bir rahmetinle ,dünyada kaldır bu yükümüzü de huzurunda boynumuzu bükme ALLAH’ım..

Bilirim …
Bilirim affedersin ALLAhım..
‘Senin rahmetin okyanus, günahım ise okyanustaki adada bulunan ağaçtaki garip kuşun ağzında ;bir nohut tanesi ..’’

Kuraklaşmış tüm yanlarım o ab-ı hayatla yeşersin..
Eksik etme kalbimden rahmetinin damlalarını..
İzin ver nasuh tevbe kapılarından geçeyim de, dilime değen her bir harf gönlümde yeni dua çiçekleri filizlendirsin..

Baharın ölmüş toprağa hayat verdiği gibi ,ben de yeni bir hayat bulayım ..
Ölüleşmiş kalbimdan gelen kötü kokular ruhuma değmeden , rahmetinin hoş kokuları ile dolayım…

HAPPY BIRTHDAY KUTAY

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Temmuz 3, 2009 by tesbih

KUTAY

Hayırlı Cumalarınız Olsun

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Temmuz 3, 2009 by tesbih

SÜBHANALLAHİ VE Bİ HAMDİHİ,SÜBHANALLAHİL AZİYM…

ALLAHIM  seni bütün noksan sıfatlardan uzak tutarak tesbih ederim ..

 VE ADEDE  HALKIHΠ yarattıklarının  adedince ,

 VE RIDA NEFSİHİ  zatının  razı  olduğu  şekilde ,

 VE  MİDADE  KELİMATİHİ, Kelimelerin miktarınca ,

 VE ZİYNETE  ARŞİHİ,arşın ağırlığınca.

Ey merhametlilerin en merhametlisi olan ALLAH’ım!

Herkesin hakir görüp de dalına bindiği, çaresizlerin RABBİ ancak SENSİN. Bizlerin RABBİ de ancak SENSİN. SEN, bizleri kötü huylu, yüzsüz bir düşmanın elinedüşürmeyecek kadar merhamet sahibisin.

ALLAH’ım yeter ki SENİN gazabına uğramayalım. Ne çekersek ona
katlanırız. Fakat SENİN af ve mağfiretin bunları bize yaptırmayacak
kadar geniştir.ALLAH’ım! SENİN gazabına uğramaktan, ilahi rızandan uzak durmaktan,SENİN o zulmetleri aydınlatan ve ahiret işlerini yoluna koyan İlahi nuruna sığınırız

ALLAHIM! SEN razı oluncaya kadar, affını dileriz! ALLAHIM! Her kuvvet, her yardım ancak SENİNLE kaimdir!..

Amin..Amin..Amin.

(Bu dua şefkat ve merhamet sahibi, iki cihanın güneşi sevgili PEYGAMBER EFENDİMİZE aittir)
Allah cümlemizin dualarını kabul etsin inşallah.

Hayırlı cumalarınız olsun inşallah.

Sevgiyle kalınız İnşaAllah…

Farksız

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Temmuz 1, 2009 by tesbih

Fransız gibi giyinen, İngiliz gibi konuşan, Amerikalı gibi yiyen kısacası kendi öz değerlerinden kopmuş Müslümanlar olup çıktık, artık yapılan hayır kermeslerinde bile İkramlar açık büfe sunuş yapılıp ayakta yenir oldu…

Halbuki;

Resulullah (sav) ayakta su içmeyi yasakladı”
Kendisine: “Ya yemek? (Bu husustaki hüküm nedir)” diye soruldu
“Bu daha şiddetle yasaktır!” dedi veya şöyle dedi “Bu daha şerli, daha kötü!”
( Kaynak: Müslim, Eşribe 113, (2024); Tirmizi, Eşribe 11, (1880); Ebu Davud, Eşribe 13, )3717
Ravi (ra): Enes)
Hadisi Şerifine muhalefetten başka bir şey değildi yaptığımız…

En Avrupai özentilerle biz olmaktan çıktık

Hep Modernitenin bizi esir almasından modernitenin tehlikelerinden bahsettik, yinede en modern duruşları tercih ettik…
Batı özentilerimizin esaretinde, çağdaş Mü’min olmanın bahaneri hazırdı… Hiç bir zaman çağlar ötesindeki Mü’min duruşuna bir özenmişliğimiz olamadı, olduysa da en modern egolarımızın altında kaldı, gün yüzüne çıkamadılar…

Başına takke takmak yerine kasketini ters çevirip namaza durmayı tercih etti kuul delikanlılar, ceplerine sığdırdıkları cep telefonları ve mp3 çalarlar yanına bir takkeyi sığdıramadılar, en alımlı görüntüyü vermek için maskara olduk biz hanımlar, örtümüzün örtmekten başka her şeyi yapabildiği veballer yükledik çantalarımızın içinde, makyaj malzemelerimizin yanına…

Durum böyle iken, sıradan Müslüman’ın açısından… Kendini sorgulama olgusuna sahip bir Müslüman Bir İslam hukukçusunun her noktayı kaynağıyla dillendiren bir zaatın duruşuna bakmış olduğunda Kendinden çokta farklı bir duruş göremezse kendindeki hatayı ne kadar irdeleyebilir ki?

Belki biraz karışık bir anlatım oldu ama Kusurumu mazur görün,

Bu gün iki şarkı söylemekle Ülke gündeminde yer alan insanların örnek davranışlar sergilemesi gerektiği söylenirken…

İslam hukukçuları niye Sünnete İttiba eden bir duruş sergilemesin ki, Elbette ben bir Müslümanla bir gayri Müslim arasında baktığım zaman her haliyle bir faklılık görmeyi isterim.
Giyim, üslup, usul, bakış, duruş… Müslüman her hali ile farklı olmalı…

Burada daha net bir örnek verirdim ama edebe aykırı olur.

Âcizane fikirlerimdir, ben bir şey bilemem Allah en iyi bilendir…

Fatma Gümüş

Allah’ı Kim Yarattı (!)

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Haziran 27, 2009 by tesbih

İhlas suresi dört âyettir ve Mekke’de nazil olmuştur.

Übey b. Ka’b diyor ki:

“Müşrikler, Resulullaha: “Rabbinin nesebini bize bildir.” dediler. Bunun üzerine Allah Teala: “Ey Muharnmed de ki: “Allah birdir, Allah sameddir.” suresini indirdi.

Resulullah (s.a.v.) İhîas suresinin âyetlerini izah ederken buyurdu ki: “Samed demek, doğurmamış ve doğurulmamiş olan demektir. Zira doğurulan hiçbir şey yoktur ki ölmüş olmasın. Ölen hiçbir şey yoktur ki ona mirasçı olunmuş olmasın. Aziz ve Celil olan Allah ise ne ölür ne de kendisine mirasçı olunur.”

Resulullah (s.a.v.) “Onun hiçbir dengi yoktur.” âyetini de izah ederken buyurdu ki: “Onun ne bir benzeri vardır ne de bir dengi vardır. Onun hiçbir emsali yoktur.”[1]

Mahlukatı Allah Yarattı, Allah’ı Kim Yarattı (!)

Said b. Cübeyr diyor ki: “Yahudilerden bir topluluk Resulullaha geldiler ve “Ey Muhammed, Allah mahlukati yarattı. Peki onu kim yarattı?” dediler. Bunun üzerine Resulullah çok kızdı. Öyle ki rengi değişti. Sonra Allah için onlara sert bir şekilde çıkıştı. Bunun üzerine Cebrail (a.s.) geldi, Resulullahı teskin etti ve ona: “Ey Muhammed, kanatlarını indir.” dedi. Resulullaha, Yahudilerin sorduğu sorunun cevabı geldi. Cebrail dedi ki: Allah teala buyuruyor ki:

“Ey Muhammed, de ki:”Allah birdir, Allah sameddir. Hiçbir şeye muhtaç değildir. Herşey ona muhtaçtır. O ne doğurmuş ne de doğurulmuştur. Onun hiçbir dengi yoktur.”

Resulullah bu sureyi Yahudilere okuyunca onlar: “Rabbini bize vasıflandır. Onun yapısı, puzuları ve kolları nasıldır?” dediler. Bunun üzerine Resulullah, önceki kızmasından daha şiddetli bir şekilde kızdı ve onlara sert bir şekilde çıkıştı. Bunun üzerine Cebrail tekrar geldi ve Resulullaha, daha önce söylediği gibi sözler söyledi. Resulullaha, Yahudilerin bu sorularının da cevabı geldi. O da şu âyettir: “Onlar Allahı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yeryüzü, kıyamet günü onun kudret ve hakimiyeti altındadır. Gökler onun kudretiyle durulmuş olacaktır. O, müşriklerin koştuğu ortaklardan münezzeh ve yücedir.”[2]

Söyleyin Ona, Allah da Onu Seviyor

Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki:
“Resulullah bir müfrezenin başında (emir olarak) bir adam gönderdi. O kişi, arkadaşlarına kıldırdığı namazlarda her kıraatından sonra rekatları bitiriyordu. Müfrezede bulunanlar geri döndüklerinde bu durumu Resulullaha anlattılar. Resulullah da onlara: “Ona sorun bunu niçin yapıyor?” buyurdu. Onlar sordular o da: “Bu sure, rahman olan Allahın sıfatıdır. Bunun için okumayı seviyorum.” dedi. Resulullah: “Söyleyin ona Allah da onu seviyor.” buyurdu.[3]

Senin Onu(İhlas Suresi’ni) Sevmen, Seni Cennete Koydu

Enesb. Malik diyor ki:
“Ensardan bir kişi, Küba mescidinde onlara imamlık yapıyordu. Namazda okuduğu her sureden önce okuyor onu bitirdikten sonra da başka bir sure okuyordu. Her rekatta böyle yapıyordu. Arkadaşları onunla konuştular ve ona: “Sen bu sureyle başlıyorsun. Sonra bunun yetmediğine kanaat getirerek başka bir sure okuyorsun. Ya sadece bu sureyi oku veya bunu bırak başkasını oku.” dediler. O kişi: “Ben bu sureyi bırakmam. Siz bu şekilde imamlık yapmamı isterseniz yaparım, istemezseniz bırakırım.” dedi. Enes diyor ki: “Ensarlılar bu zatın, en üstünleri olduğu kanaatındaydılar. Onun dışında birisinin kendilerine imam olmasını istemiyorlardı. Resulullah bunlara gelince ona durumu bildirdiler. Resulullah ona: “Ey fılan. Arkadaşlannın istediği bir şeyi yapmana engel nedir? Bu sureyi bırakmamana sebep nedir?” buyurdu. O zat da: “Ben onu seviyorum.” dedi. Resulullah: “Senin onu sevmen seni cennete koydu.” buyurdu.[4]

İhlas Suresi, Kur’an’ın Üçte Birine Denktir
Ebu Said el-Hudri diyor ki:
“Bir kişi, başka birinin tekrar tekrar okuduğunu işitti. Sabah olunca Resulullaha gelip durumu ona anlattı. Sanki bu gelen kişi okumayı az buluyordu. Bunun üzerine Resulullah ona: “Hayatım kudret elinde olan Allaha yemin olsun ki bu sure, Kur’anın üçte birine denktir.” buyurdu.[5]

Ebu Said el-Hudri diyor ki:
“Resulullah, sahabilerine: “Sizden biriniz, Kur’anın üçte birini bir gecede okumaktan âciz olur mu?” buyurdu. Bu onlara zor geldi ve onlar: “Ey Allanın Resulü, hangimiz buna güç yetirir?” dediler. Resulullah: “İhlas, Kur’anın üçte biridir.” buyurdu.[6]

İhlas suresinin, Kur’anın üçte birine denk olduğu, Ebu Said el-Hudri’den başka Eba Eyyub el-Ensani, Ebu Hureyre, Übey b. Ka’b, Ebu Mes’ud, Ebudder-da, Ümmü Gülsüm Bint-i Ukbe ve diğer bir kısım sahabilerden rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Hubeyb diyor ki:
“Biz, yağmurlu ve çok karanlık bir gecede dışarı çıktık. Bize namaz kıldırması için Resulullahı arıyorduk. Onu bulduk. O, “Namaz kıldınız mı?” buyurdu. Ben bir şey söylemedim. Sonra yine “Söyle” dedi. Ben bir şey söylemedim. Sonra yine “Söyle” dedi. Ben de: “Ey Allahın Resulü ne diyeyim?” diye sordum. Resulullah buyurdu ki: “Akşama eriştiğin ve sabahladığın zamanda üç defa İhlas oku. Bunlar sâna, herşeye karşı kâfidir.”[7]

3- O ne doğurmuş ne de doğurulmuştur.
O, doğurmamıştır. Yani yok olmayacaktır. Zira her doğuran fanidir ve sonunda yok olur. O, doğurulmamıştir da. Yani daha önce yok iken sonra icade-dilmiş değildir. Çünkü her doğumlun, önceden yok iken sonradan meydana gelmiştir Evet, Allah teala, kadimdir, başlangıcı yoktur. Bakidir, sonu yoktur.[8]

4- Onun hiçbir dengi yoktur.
“Denk” diye tercüme edilen kelimesi, Ebul Âliye, Ka’bul Ahbar ve Abdullah b. Abbas tarafından “Benzer ve emsal” diye izah edilmiş Mücahid tarafından ise “Eş” manasında izah edilmiştir. Taberi birinci görüşü tercih etmiştir.

Allah: Ademoğlu, Bana Sövdü, Bunu Yapmamalıydı
Ebu Hureyre diyor ki:
“Resulullah (s.a.v.) Allah tealanın şöyle buyurduğunu söyledi. “Âdemoğlu beni yalanladı. O böyle yapmamalıydı. O bana sövdü. O, bunu yapmamalıydı. Onun beni yalanlaması, benim onu ilk yarattığım gibi tekrar diriltemeyeceğimi söylemesidir. Halbuki ilk yaratma, bana göre tekrar diriltmekten daha kolay değildir. Onun bana sövmesi ise “Allah çocuk edindi” demesidır. Halbuki ben, doğurmayan ve doğurulmayan, kendisinin hiçbir dengi bulunmayan Ehad ve Samed’im.”[9]

[1] Tirmizi, K. Tefsir el-Kur’an, Sure: 112, bab: I, Hadis no: 3364
[2] Zümer Suresi, 39/67
[3] Buharı, K.el-Tevhid. bab: 1 / Neseî, K. el-İflilah.bab: 69
[4] Buharı, K. el-Ezan,bab: 106
[5] Buhari, K. Fadail el-Kur’an, bab: 113
[6] Buhari, K. Fadail el-Kur’an, bab: 113
[7] Ebu Davud, K. el-Edeb, bab: 101, Hadis no: 5082
[8] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/274.
[9] Buhari, K. Tefsir el-Kur’an, Sure: 112, bab: 2
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/274-275.

Onlar Cenneti Görmüşler Mi?

Posted in İBRETLİK HİKAYELER on Haziran 27, 2009 by tesbih

Allahın özel olarak görevlendirdiği bir melekler topluluğu, bir grup insanın bir araya gelerek Allah’ı zikrettiğini görürler.

Sonra bütün melekler, hep birlikte kanatlarını açarak, insanları kanatlarıyla örterler. Böylece yer ile gök arası melek ile dolar. Allah’ı anıp öven topluluk dağılıncaya kadar onlarla beraber olurlar.

İnsanlar dağılınca melekler göğre yükselirler.

Allah, her şeyi meleklerden daha iyi bildiği halde meleklerine sorar:

- Nereden geliyorsunuz?
- Dünyada yaşayan bazı kullarının yanından geliyoruz. Onlar bir araya gelmişler ve seni tespih ediyorlardı.
- Kullarım bir araya gelmiş ne diyorlardı?
- Subhanallah diyerek seni övüyorlar. Allahu Ekber diyerek seni en büyük olarak kabul ettiklerini söylüyorlar. La ilahe İlallah diyerek senden başka ilah olmadığına şahitlik ediyorlar. Elhamdulillah diyerek de sana hamd ediyorlar.

- Onlar beni görmüşler mi ki beni bu şekilde övüyorlar?
- Hayır ey Rabbimiz. Seni görmediler.
- Ya beni görselerdi, ne yaparlardı?
- Şayet seni görselerdi, sana daha çok ibadet ederler, seni daha çok överlerdi.

- Benden ne istiyorlar?
- Senden cennetini istiyorlar.
- Cenneti görmüşler mi?
- Hayır ey Rabbimiz. Cenneti görmediler.
- Ya cenneti görselerdi, ne yaparlardı?
- Şayet cenneti görselerdi, onu daha çok isterler ve onun için daha çok çalışırlardı.

- Neden korkuyorlar?
- Cehenneme girmekten korkuyorlar.
- Onlar cehennemi görmüşler mi?
- Hayır ey Rabbimiz. Cehennemi görmediler.
- Ya cehennemi görselerdi ne yaparlardı?
- Şayet cehennemi görselerdi, ondan daha çok korkar ve kaçarlardı.

Sonunda Allah Celle Celaluhu şöyle buyurdu:
- Sizi şahit tutuyorum. Ben bir araya gelip beni öven ve hamdeden o kullarımın hepsini affettim. Onları istedikleri cennete sokacak ve korktukları cehennemden uzak tutacağım.

Bunu üzerine bir melek söz alarak:
- Ey Rabbimiz. Onların hepsi seni övmek için bir araya gelmiş değillerdi. İçlerinde onlardan olmayan günahkâr bir adam da vardı.  O adam bir işi için oraya gelmişti.

Allah(c.c) bunun üzerine şöyle buyurdu:
- Onu da affettim. Onlar öyle bir topluluktur ki, onlarla beraber olanlar da onların sayesinde kurtuldular…

Kütubu Sitte Muhtasarı : 1941

Hz.Ömer’in Ayakkabıları

Posted in İSLAMİ YAZILAR on Haziran 27, 2009 by tesbih

Hz. Ömer Radiyallahu Anh, halife olduğu yılların birinde Ebu Ubeyde bin Cerrah ile birlikte Suriye’ye gidiyorlardı. Önlerine bir dere çıktı.

Hz. Ömer devesinden indi.

Ayakkabılarını çıkarıp omuzuna attı. Devenin yularından tutup suya girdi. Bunu gören Ebu Ubeyde bin Cerrah,

“Ey Mü’minlerin emiri. Bunu nasıl yaparsın? Ayakkabılarını çıkarıp omuzlarına atıyor, devenin yularından tutup suya giriyorsun. Şehir halkının seni bu vaziyette görmesi, doğrusu beni çok üzer…”

Bunu duyan Hazreti Ömer -radiyallahu Anh- şunları söyledi:

Bu ne biçim söz Ebu Ubeyde! Eğer bu sözü sen değil de başkası söyleseydi, onu Muhammed ümmetine ibret olacak şekilde cezalandırırdım. Şunu unutma! Biz çok basit bir kavim idik. Allah Teala bizi İslâm ile şereflendirdi. Şan ve şerefi, dinden başka bir şeyde ararsak, Cenabı Hakk, bizi tekrar eski halimize dönüştürür.

Abdullah b. Mubarek, Kitabu’z Zuhd, Hakim, El Mustedrek