Gönül Dostları(Sözde değil;Özde Dostluk)

Kalem Suresi

Mekke’de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. “Nûn” sûresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki “kalem” kelimesinden alır.

Turkçe meali Yazının devamını oku »

GARİP

Cumanız Mubarek Olsun…

Dost neylesin senin ile…

İçin dışın mundar iken ; dost neylesin senin ile
gözün gönlün nefsi hava Aşk neylesin senin ile

Zakir ile yoldaş olup ; sadıklara yar olmadın
olmaz yere verdin gönül ; Dost neylesin senin ile

Dünya gözün ruşen edip ;Gönül gözün kör eyledin
Zulmet dolucak gönlüne ;Nur neylesin senin ile

Gerçek ere derviş gerek ;Doldu cihan dava ile
Duydun ise aslın işi ;Kal neylesin senin ile

Dostlugu sanma hemen olur suret dizmek ile
Dilde ise senin işin ;Hal neylesin senin ile

Dostun hoş derdi ile merdana sür devranını
dost değilsen dost yolunda ;Ar neylesin senin ile!

 

Yunus Emre

Sevgi ile kalınız inşaAllah…

 

 

 

Vakar ve Kar…

Ağır ağır yağar kar,
Vakarlı vakarlı..
Yakar bürûdetiyle.
Minnettardır ona bahar,
Yeryüzünü beyaz bir kefen gibi örtmese,
Nasıl dirilir eşcar?
Hiçbiri benzemez birbirine bilirsin,
Her birinde ayrı bir tuğra var.
Yağmur gibi onların da,
Ellerinden melekler tutar.
Yağmur Rahîm isminin tecellisi,
Kar; Gaffâr…
Rahmeti görüp de,
Rahîm’i görmemek,
Neye yarar?
Beyaz beyaz semadan,
Sanki nur yağar…

Âkif Cemil

Yanmamak için,Yanmak!

“Gül ateş, gülbün ateş, gülşen ateş, cuybar ateş
Semender-tıynetan-ı aşka bestir lâlezar ateş”
Şeyh Gâlib


(Gül ateş, gül fidanı ateş, gül bahçesi ateş, ırmak ateş… Aşkın semender yaratılışlılarına lâle bahçesi olarak ateş yeter.)
Şeyh Gâlib

Ateş yakar, ateş temizler, ateş pişirir ve ateş, ısıttığı gibi aydınlatır da. Güneş de böyledir. Ateş ürkütür bizi. Sobayı yakarken, ocaktan yemek alırken, ateşle her temasımızda, analarımızın ‘Yakma Allah’ım!’ içli duasının samimiyetiyle büyüdük. Bugün de ateşten Rabb’ime sığınırken annemin sığınışının arkasına sığınırım.

‘Ateş’ kelimesinden dikkat sinyali almışız kadîm zamandan beri. Birileri makam mansıp teklif edecek olsa, veya talebinde bulunsa, ‘Aman! Ateşten gömlektir!’ alarmını alırız. Sonra girişilen işin ne denli tehlikeli oluşunu, ‘Ateşle oynama!’ uyarısıyla elimizi ateşten çekme çabukluğunda anlarız. Eşyanın, resmî evrakın ehemmiyeti de yıllar yılı, ‘ateş’ merkezli kelime grubuyla vurgulanmış:

 ‘Yangında ilk kurtarılacaklar!’ Ya bizim ilk kurtarılacaklarımız neler? Evlâtlarımız mı? Nefsimiz mi? Neslimiz mi? Topyekûn insanlık mı? Fikirlerimiz mi? Amellerimiz mi? Geleceğimiz mi? Veya daha doğrusu kurtarılma endişemiz olmayan neyimiz var?

Hak dostu; ‘Hamdım, yandım, piştim!’ diyor. Ateş pişmeye vesiledir. Ateş; hamları olgunlaştırma, cevheri saflaştırma, insanı günahlardan arındırma vesilesidir. Yanmak, kirlerden temizlenme vesilesidir.

Bir dostum; ‘Cehennem de cevheri saflaştırmak hedeflidir aslında.’ diyor. İnsan potası yani… Hamlar, çiğler cennete ehil değildirler. Ya burada yanacak, pişeceksin veya… Semender yaratılışlı olmak, ateşte yanmamak demekmiş. Balığın suda boğulmadığı gibi, semender de ateşte yanmazmış. Bugün semender olarak bilinen hayvan gerçekten ateşte yanmaz mı bilinmez; ama böyle bir mantık var.

Yanık bir ses, cami kürsüsünden çığlık olup; ‘Yananlar yanmaz ki, kurban edilmiş kurban, kurban olmaz ki..’ diyordu.

Yanmamak için yanmak, semender kesilip ateşe girmek. Yanmaktan korkulacak mekânın sakini olmamak için yanmak. Özünde cevher olmayanı potaya koymanın esprisi nedir?

Potada posa ayıklanınca, özünde cevher olmayandan elde ne kalır? ‘Ateşten uzak tutun.’ demek kolay. Yanmış yürekler serinlesin diye su takdim edilen testi de, ‘piştim’ dedi. Hani ateşe vurgunsak diyorum.

İlle cevher değilsek bile serinletmeyi vazife bilmiş testi olmak, testiler bulmak için de yanmak! Yanmak!

Yüreğimizden yanmamak için, yanmak!

Yaşar Karayunusoğlu

 

Sevgiyle Kalınız İnşaAllah…

 

Kendine İyi Bak…

Ey Evlâd…!

Ey evlâd! Yalnız kaldığın zaman, seni kötü işten koruyacak duyguya muhtaçsın. Ayak kaymasını önleyecek tedbirin olmalı. Hakkın her an seni kontrol ettiğini içinden sezmelisin. Bu düşünceler varlığını sarmalı.Anlattıklarımıza şiddetle ihtiyacın vardır.Benliğini bu öğütlerle donattıktan sonra nefiste cenge çıkmak kabil olur.

Halk arasında büyük olarak tanınan kimseleri ufak bir hata yıkabilir; zahidleri şehvetten perişan eder. Ebdâlleri, maddi varlığını manevî varlığa katmak isteyenleri, yersiz düşünce süründürür. Bilhassa, yalnızlık hallerinde, kötü fikirlerden kendilerini korumaları gerektir.

Doğruların yıkılışı bir an işidir. Çünkü bunlar şahın kapısında beklerler. Tek tek halkı Hakk’a çağırmaya memur edilmişlerdir. Onlar, mahlûkata şöle hitab ederler:

-Ey kalbler! Ey Ruhlar! Ey İnsanlar ve cinler! Hak yolunu istiyorsanız bana gelin! Gelişiniz kalb adımı ile olsun. Takvâ ve vera “caddesinden aşın, gelin. Dünyayı bırakın. Âhireti bir yana atın Mevlânızdan başkasını düşünmeyin. Bana bu duygularla dolarak gelin!..

İşte, bize uyanlar böyle olur. Gayretleri sayesinde yerle gök arasındaki boşluk dolar.

Ey evlâd! Nefsi bir yana at. Şahsi arzularından geç. Yukarıda, azıcık vasıflarını anlattığımız er kişilerin ayakları altında toz ol, toprak ol!.. Onlar ellerini birbirine vurduğu zaman gözden kaybolacak kadar küçül!

Hak, hem Aziz, hem de Yücedir. Ölüyü diriltir. Dilediği an dirileri de öldürür.

İbrahim(a.s.) peygamberin ana, babası küfürle gitmişti. O, iki ölüden diri çıkardı. Onlardan koca bir İbrahim peygamber doğdu. İman sahibi diridir. Küfür ehli ölü sayılır. Allah’ı tevhid nuru ile bilen diri; müşrik ise ölüdür. Allah-ü Teâlâ, geçmişteki peygamberlerine indirdiği bazı kitaplarda şöyle buyurdu:

-”İlk defa şeytan öldü; çünkü bana karşı geldi. Bu yanlış iş, onun sonsuz yıkılışına sebeb oldu.”

Artık yaşadığımız zaman, son demlerin geçirmektir. Ortalığı yalan, nifak tohumları kapladı. İçi dışına uymayan kimselere yanaşmayın. Yalancı ve insanları doğru yoldan saptıran kişilerden uzak durun. Onların kılığı deccal kılğıdır. Tipleri şeytana benzer. Bu vasfı onların, yalnız dış cephelerinde aramayın. İçlerini biraz sezecek olursanız, onların fenalığını hemen anlarsınız. Kendi iç bünyende de bulabilirsin. Nefsin de şeytan kılığına girip seni azdırabilir. Onun da bir vasfı, deccal’dır. Onları da ıslaha çalış. Kötü arzularını da yenmeye gayret et. Nefsin fenalığını düşünmeden başkasını kötülersen, sana yazıklar olsun, derim. Varlığında her cins kötülük saklı; münafıklık, aldatıcılık, daha bir çok fenalık onda varken başkasına sataşman ne gerek?.. O ayrıca Allah’a şirk de koşuyor; bunu bildiğin halde neden göz yumuyorsun?

Nefsine muhalif ol. Ona uyma. Onu kuvvetle bağla, çözme. Onu hapset. Yalnız hakkı kadar ver. Fazla verme, sonra azar, baş edemezsin. Her zaman onunla mücadele et ve onu yenmeye çabala.

Şahsi arzularına bin. Onlar sana yük olmasınlar; İşte buna meydan verme. Tabiî hevayı yık, yeniden yap. Onun aklı yoktur. Küçücük çocuğa benzer. Gözleride kördür. Gideceği yolu sen göster. Ondan bir şey de öğrenmen mümkün değildir; kendi bildiklerinden ona belki öğretebilirsin. Öğrenmek istemez, ama hissen iyiye yanaşabilir. Aksi halde ondan kabul edeceğin her haraket, senin ebedi yıkılıp gitmene sebeb olur.

Ey evlâd! Başına bir iş gelecek olursa, sabır eli ile karşıla. Şifa buluncaya kadar dur. Bağırma, çağırma. Şifa gelirse, şükür eli ile al. Bu hale geldiğin zaman, en güzel şeyi bulmuş olursun.

Cehennem korkusu, iman sahiplerinin ciğerlerini parçalar. Renklerini değiştirir. Kalbleri mahzun olur. Bu duygu sonunda Allah’ın rahmet suyu üzerlerine saçılır. Lütuf hoşluğuna kavuşurlar. Âhiret kapısı onlar için açık olur; sevdikleri makamı görür ve sonunda oraya yerleşirler. Bir zaman rahat edip huzur bulduktan sonra, bu defa celâl perdesi açılır. İlk korkudan daha büyük bir ürperme hasıl olur. Kalbleri Hakka doğru uçmaya başlar. Bu devir de biterse, Cemâl kapısına yol açılır. Artık bulacaklarını bundan sonra bulurlar. Sakin ve emin olurlar fakat, bu emniyet ilk defadan çok üstün ve hoş olur. Dereceler bir bir artar, perdeler arka arkaya açılmaya başlar. Duyguları yeni yeni şeyler sezmeye koyulur, çünkü Hakkın tam yakını olmuş olurlar.

Ey evlâd! Gayretin yemek, içmek ve evlenmek olmasın. Bunların tümünü gönlünden çıkar. Gayen bunlar olmasın. Çünkü hepsi nefsin arzularıdır. Tabiatın gereği sayılır. İlahi kuvvet, bunlarla seni bulamaz. Bunlara kapılırsan kalbin hakiki isteği narede kalır?.. Onlar, Hakkı aralar. Sana da iç âlemin isteği gerek. Bütün gayretin en çok lâzım olana olmalı. O en lüzumlu olan ise Allah’tır. O’nu ara. Allah ve onun katında olan sana yeter.

Her şeyin bir karşılığı olur. Dünyaya âhiret, yaratılmışlara ise Yaratan bedeldir. Dünyayı kalbinden atarsan yerini âhiret alır; halk bir yana bırakılırsa onun yerini Hak alır.

Şu günün, ömrün için son olduğunu bil. İşlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter. Öbür âleme hazırlık yap. Ölüm meleğini candan bekle. Onun gelişi seni sevindirmeli.

İman sahiplerine dünya, pişme ocağıdır. Âhiret onları hazır bekler. Hakk’ın gayreti onların kapalı perdesini açar. Onlarda Tekvin -istediğini yapabilmek- sıfatı tecelli eder. Bu, öbür âlemde olması gereken bir vasıftır. Ama onların dünyasıda âhiret gibi olur. Dünya ile âhiretin onlara bir değiişik hal getirmediği de ayrıca iddiası gerekmez bir gerçektir.

Yalancı! Allah’ı sevdiğini belirtiyorsun. Nimet halinde “Allah” de; sonra kaç, kaybol; bu yakışır mı?.. Belâ geldi mi, sanki ilahi duyguların sönüyor ve sen çırpınıyorsun. Allah’ı yalnız iyilik içinde mi anacaksın?.. Belâ karşısında dağ gibi olmalısın. Allah sevgisi o zaman belli olur. Bu duygudan mahrumsan hiçsin. Bu yol, içi bozukları hemen açığa çıkarır. En ufak bir değişik hal, iç âlemi perişan etmeye yeter.

Bir adam Peygamber(s.a.v) efendimize geldi:

-”Seni seviyorum, ya Resulullah”, dedi.

Peygamberimiz şöyle buyurdu:

-“O halde fakirlik haline razı ol!”

Bir kişi yine yine geldi:

-“Ben Allah’ı seviyorum,” dedi.

Peygamber(s.a.v) efendimiz buna da şunları söyledi:

-“O halde, belâ gömleğini giy. Allah ve Peygamber sevgisini fakirlik hali ve belâ takip eder.”

Bundandır ki, birçok iyiler, Şöyle derler:

-“Belâ velilere -Allah dostlarına- gelir. Tâ ki, bir iddia peşine koşmayalar. Böyle olmasaydı herkes velilik iddiasında bulunurdu.”

Allah, belâ anında dimdik durmayı iyilere verdi. Fakirlik ve ihtiyaç hali

İse bu sevginin gereğidir.

Ya Rabbi, bizi ateşten koru. Dünyada iyilik âhirette yine iyilik ver.” (2/201)

Sevgiyle kalınız İnşaAllah…

Allah sabırlı kişilerle olur

Kader başa geldiği zaman gönderene kafa tutmak, inancı öldürür; Tevhid -Allah’ı birleme- nurunu söndürür; tevekkül ve ihlası yok eder.

İman sahibinin kalbi, niçin ve neden oldu, gibi sözleri bilmez. Belki “şundan veya bundan oldu”, gibi yersiz lafları da dile getirmez. Bildiği tek şey vardır, o da:

- Bâşüstüne, hoş geldi; sefalar getirdi… diye karşılamaktır.

Nefis, tümüyle muhalefet safında durur. Durmadan niza çıkarır; daima karışıklık ister. Onun ıslahını dileyen, cihad ehli olsun. Ta şerrinden emin oluncaya kadar. O nefis, şer içinde şerdir. Onunla cihad edersen emin olabilirsin. Neticede göreceksin ki, hayır içinde hayır oluyor. Cihad devam ettiği müddetçe onu her iyiliğe uyar bulursun. İbadetleri hoşlukla yapmaya koyulur. Ve bu uyarlık mükafatı olarak şu ilahi hitap ona gelir:

- “Ey mutmeinne -sakin, Hakka uyar- nefis, rabbine dön. O, senden razı; sende hoşnut olarak…” (89/27,28,29)

Bu cihad sonunda, nefse itimat caiz olur. Çünkü, şerli yönü ıslah olmuştur. Nefsi halkın eline bırakma… Ta ki, manevi pederi İbrahim’e(a.s.) nisbeti yerinde olsun…

O ki, nefsi bir yana atmıştı. Ve herkesten ayrı tutmuştu. Şahsi hevesini söndürmüştü. Boşlukta uçuyordu. Bütün varlığı ile sakindi. Her şey onu ateşten korumaya geliyordu. Ama, onun bunlara aldırış ettiği yoktu. Allah’tan başka kimseden talebi yoktu.

-”Onun halimi bilmesi bana yeter” diyordu.

Çünkü tam teslim olmuştu. Hakkıyle tevekkül etmiş, Rabbin zatına sığınmıştı. İşte bu sığınmadır ki.

-”Biz ateşe: ‘İbrahim’e yakıcı olma, serin ve selamet üzere ol’ dedik.” (21/69) mealinde gelen ilahi fermanın inzaline sebeb oldu.

Sabırlı kullara, Allah’ın bu dünyada hesapsız yardımı olur. Ahirette ise sayısız nimetleri… Şu Ayet-i Kerime sözüme şahittir:

-”Sabırlı kulların mükafatı bol ve hesapsız verilir.” (39/10)

Sabırlı kulların bu alemde çektiği cefa, onun gözünden kaçmaz. Siz, bir an olsun onun uğruna sabır yolunu tutun; yıllarca ecrini alırsınız. Zaten ömür boyunca “Kahraman” lakabıyla gezen, onu, bir anlık cesaret sonunda almıştır.

Allah sabırlı kişilerle olur” (2/153). Bu oluş, maddi bir terim değildir, manevidir.

(*) RİBAT’ın birkaç manası vardır. Tekke, hanikah, konak, menzil, kervansaray, han gibi. Buradaki manası tekke olsa gerektir.

Sabırlıyı Allah zafere ulaştırır, yardımın bol eder. Siz sabra devam ettikçe her an yardımcınız O olur. Yeter ki, O’na bağlanmayı ve O’nun varlığına sığınmayı bilesiniz. O’nunla sabredin, O’nunla ayık olun; gaflet uykusundan uyanın.

Uyanmayı, ölüm anına bırakmayın; önceden uyanın. Biliniz ki, o anda uyanmanız sizi felaketin kucağından çeviremez. O’nun huzuruna varmadan uyanın. O’nun şedid emirlerini duymadan gözlerinizi açın. Sonra pişman olusunuz; ama ne çare ki, faydasız olur.

Kalblerinizi ıslah etmeye çalışın. Çünkü onun salah bulması bütün varlığın salaha ermesi sayılır. Bu mevzuda, Peygamber (s.a.v) efendimizin şu Hadis-i Şerifini anlatmak yerinde olur:

-”Ayık olun, insanda bir et parçası vardır. O iyi olunca, bütün duygular güzelleşir. O fesada uğrarsa bütün duygular iyiliğini kaybeder…İşte o et parçası Kalb’dir.”

Kalbin ıslahı, takva, tevekkül ve bütün işlerde ihlas sahibi olmakla mümkündür. Fesadı ise bunların yokluğu ile olur.

Kalb, şu bünye kafesinde bir kuş gibidir. Ve bir şişe içinde saklı inciye benzer; hazinede gizli, muteber bir meta gibidir. Bakılacak şey, kafes değil, içindeki kuştur. İçindeki inciye bakılmalıdır, şişeye değil. Hazinedeki muteber nesne dururken, duvarına, kerpicine bakmak neye yarar.

Allah’ım, duygularımızı taatında kullan. Kalblarimizi mafiret nurunla doldur. Hayatımız boyunca yolunda kalmak için bizlere başarı ihsan eyle… Bizleri geçmişteki iyilere kat. Onlara verdiğini bize de nasip et. Onlara zatını vermiştin; bize de ver. Amin!..

Sevgiyle kalınız İnşaAllah…

« Önceki girişler